28.07.2008/Sayı:197
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Kıbrıs değil Tayyip sorun!

Kıbrıs değil Tayyip sorun!

Tayyip Kıbrıs’ta

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı çerçevesinde Kıbrıs Barış Harekatı’nın 34’üncü yıldönümü kutlamalarına Tayyip’de katıldı.

Tayyip’in katılımıyla başlayan kutlamalara damgasını vuran ise, “AB yolunda KKTC adağınız mı?” yazılı pankarta tahammül edemeyip korumaları aracılığıyla ortadan kaldırtması oldu.

Kutlamalardaki konuşmasında bol bol hamaset yapan Tayyip, “Şunu bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum kimse ama hiç kimse Kıbrıs Türk halkının kendi yönetiminden, eşit statü ve eşit ortaklıktan vazgeçmesini ve azınlık olarak yaşamasını kabul etmesini beklemesin” demiş.

Devamında: “Kıbrıs davasında da bizim niyetimiz, bizim amacımız, hedefimiz bellidir, benimsediğimiz diplomasi gerçek bir siyasi kararlılığın sonucudur. Bu kararlılık sayesinde Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC hükümetlerinin Kıbrıs meselesinde dünyanın ezberini bozduğunu, adada kimin gerçekten çözüm istediğini kimin uzlaşmaz taraf olduğunu ayan beyan ortaya koyduğunu dile getirdi” demiş.

Laf olsun torba dolsun hesabına Tayyip, boş konuşmaya devam ediyor.

Özellikle konuşması içinde: “…Kıbrıs meselesinde dünyanın ezberini bozduğunu, adada kimin gerçekten çözüm istediğini kimin uzlaşmaz taraf olduğunu ayan beyan ortaya koyduğunu dile getirdi” sözü tam bir boş konuşmadır.

Kusura bakmasın ama, kimsenin ezberinin bozulduğu ve bir şey gördüğü yoktur.

Çözüm isteyen tarafın, Türk tarafı olduğunu gösterdikte ne oldu? Sözde Kıbrıs sorunu çözüldü mü? Yok. Eee, daha ne o zaman? Demek ki bunun pratikte hiçbir olumlu gelişmesi olmamış.

Kaldı ki, “Çözümsüzlük çözüm değildir” anlayışıyla bozguncu, Kıbrıs meselesini engelleyen adam olarak nitelediği Rauf Denktaş’ın, siyaseti bırakmasına neden olan Tayyip’in ta kendisidir. Madem, Kıbrıs’ta çözümü engelleyen adam Rauf Denktaş’tı, yaklaşık olarak 2-3 yıldır siyasetten uzak olmasına karşın, bir çözüm neden getirilememiştir?

Demek ki, sözde sorunun çözümsüzlüğünün nedeni Rauf Denktaş değilmiş.

Daha doğrusu ortada bir sorun yoktur. Var olan sorun bundan tam 34 yıl önce çözülmüştür. Rumlar tarafından saldırılar sonucunda öldürülen ve ezilen Türk tarafı olmuş, yapılan Barış Harekatı ile iki halk ayrılarak, Rumların Türkler üzerinde soykırım yapması engellenmiştir.

Bu da şunu gösteriyor; sorunu ilk çıkaran Türk tarafı değil, Rum tarafıdır. Tüm bu gerçeklere karşın AB, Türk tarafını değil, Rum tarafını tutmaktadır. Baştan beri AB art niyetlidir ve taraflıdır. Onun için Rauf Denktaş siyasetten çekilip yerine başkası getirilse de, Türkler azınlık olarak kabul edilmediği sürece; bunu ne Rum tarafının, ne de AB’nin kabul etmesi söz konusu değildir. Yani Tayyip’ in konuşmasında bahsettiği eşit statü ve eşit ortaklık konusu, boş sözlerden başka bir şey değildir.

Burada ezberi bozulan ABD ve AB olmamıştır. Ezberi bozulan, Rauf Denktaş’ı saf dışı bırakmakla sözde Kıbrıs sorununun çözüleceğini zanneden ve iddia eden Tayyip olmuştur.

Tayyip’in katılımıyla başlayan kutlamalara damgasını vuran ise, “AB yolunda KKTC adağınız mı?” yazılı pankarta tahammül edemeyip korumaları aracılığıyla ortadan kaldırtması oldu.

Kuzey Kıbrıs’ta yapılan 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı çerçevesinde Kıbrıs Barış Harekatı’nın 34’üncü yıldönümü kutlamalarına Tayyip’de katıldı. Tayyip’in katılımıyla başlayan kutlamalara damgasını vuran ise, “AB yolunda KKTC adağınız mı?” yazılı pankarta tahammül edemeyip korumaları aracılığıyla ortadan kaldırtması oldu.

Tayyip, işbirlikçi olmasından dolayı dış politikada ve Kıbrıs’ta çuvallamıştır

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 34 yaşında olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı konusunda, 3 Kasım 2002 yılında yapılan seçimle iş başına gelen AKP hükümeti tarafından, dış politikada ve Kıbrıs konusunda teslimiyetçi bir politika izlemiştir ve izlenmeye devam etmektedir.

Amerikalılar, İngilizler ve Rumlar gibi çözümsüzlüğe neden olarak gösterdiği Rauf Denktaş’a rağmen sözde Kıbrıs sorununu halledemeyen Tayyip, AB’ye giriş konusunda en büyük engelin Kıbrıs konusu olduğunu bildiği için, tören sırasında açılan “AB yolunda KKTC adağınız mı?” pankartı açanlara kızmıştır. Tüm öfkesi aslında bu gerçeğin ifade edilmesidir.

“Çözümsüzlük çözüm değildir” saçmalığıyla hareket edenler, ecnebilerle ağızbirliği yaparak, yılların eskitemediği Rauf Denktaş’ı çözümsüzlüğün nedeni olarak gösterdiler, ama Tayyip’ in de itiraf ettiği gibi çözümsüzlüğün nedeni ne Rauf Denktaş’tır, ne de Türk tarafı; sözde çözümsüzlüğün nedeni Rum tarafıdır.

Bu gerçeği aslında Tayyip bizden çok iyi biliyor ama, insan bir kere işbirlikçi olmaya görsün. İnsan işbirlikçi olunca tüm gerçeğe rağmen yanındaki şarlatanların ve çok bilmişlerin, sözde uyduruk tezleri ile hareket etmeyi doğru buluyor. Eğer Tayyip, doğru olanı yapıyorsa, yaklaşık olarak 30 yıldır gelen siyasetçiler mi yanlış yapıyordu?

Tabii ki hayır, sözde Türkiye’nin kangren olmuş tüm sorunlarını bir çırpıda çözüyorlar ya ben yaptım oldu hesabına, tüm sorunları çözdükleri için dış politikada işte böyle çuvallıyorlar.

Olaya birde şu gözle bakalım, Türkiye’yi yıllardır köşeye sıkıştırmaya çalışan bir AB var iken, nasıl olurda bir parti, AB’nin söylemleri ile hareket edip, çözümlüğün Türk tarafından kaynaklandığını iddia edebilir. İnsanın gavur, ecnebi olması gerekir ki onlar gibi düşünsün!

Allah mı söyletiyor yoksa ne?!..

Kıbrıs sorunu değil, Tayyip ve Kürt-İslamcılık sorunu var

Tüm bilgiler ışığı altında şu sonuca varıyoruz. Sözde Kıbrıs sorunu var diyenler aslında sorunun ta kendisidir. Daha doğrusu bunu sürekli dillendiren Tayyip ve partisi, sorunun ta kendisidir.

Yani ortada Kıbrıs sorunu değil, Tayyip ve AKP sorunu vardır, Kürt-İslamcılık sorunu vardır, işbirlikçilik sorunu vardır.

Nasıl olmasın ki, “Dünya kamuoyunda da bu işi çözümsüzlüğe iten taraf Türk tarafı oldu denmesin” diyen Tayyip, “Anlaşmalar eninde sonunda iki tarafa bir bedel ödetiyor. Ege adalarını da anlaşmalarla verdik” diyordu.

Tayyip bu sözleriyle bile bize, ver-kurtulcu bir zihniyete sahip olduğunu göstermektedir.

Ne tesadüf ki 58. AKP Hükümetinin Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış’ da Tayyip gibi konuşuyor: “Kıbrıs ve AGSP konusunda bazı tavizler verilebilir. Bunda art niyet aramayın. Biz her taşın altını kaldırıp bakmak zorundayız. Müzakere tarihi almak için bazı konularda taviz vermek normal” diyordu.

Görüldüğü gibi AKP, en baştan beri vericidir. Ve de satıcıdır.

Ne diyordu Tayyip?

“Tüccar siyaset dönemini başlattık. Böyle bakmak zorundayız. Yoksa Türkiye’yi müflis devletler arasına sokarız”

Tayyip başka ne diyordu?

“Siyasette bir marketing var, bunu bilmiyorlar. Ben ülkemi pazarlıyorum. Aynı şeyi KKTC için de söylüyorum”

Biz iddia etmiyoruz, bakın Tayyip, kendi ağzıyla söylüyor: “KKTC’ yi de satarım”, diye!

Onun için boşuna demiyoruz; Kıbrıs sorunu yok, AKP sorunu var, birde verici Tayyip sorunu var, diye.

Abartıyor muyuz yoksa? Yok yok abartmıyoruz. Gerçeğin ta kendisini söylüyoruz.

Gerçek Kıbrıs meselesi

Kıbrıs’ta Türkler yıllar yılı Rum’un baskı ve zulmü altında yaşamıştır. Özellikle 1963 ve 1967 yıllarında adadaki Türkler soykırıma tabi tutulmuştur. Soykırımın altında yatan sebepte Enosis’i gerçekleştirme hayelleridir. Yani Rumlar Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması istemektedirler.

O yıllarda Cumhurbaşkanı olan Makarios, Adada çıkan karışıklıklar nedeniyle Hem Türkiye’nin hem de Yunanistan’ın baskısı altında kalmıştır! Oysa, Makarios’un adı Enosis ile özdeşleşmiş bir isimdir. Böyle olmasına karşın Yunanistan Cephesini bile tatmin edemiyordu. Kıbrıs Barış Harekatına yakın bir zamanda’ da Makarios, Yunan Cuntası tarafından devrilmiştir. Makarios’un devrildiği günler, Türkler için tekrar zulmün başladığı günler olmuştur.

Kıbrıs’ta bu gelişmeler olur iken de, Yunanistan da Türkiye ile aynı benzerlikte gelişmeler oluyordu. Nasıl Türkiye’de o yıllarda solcular ve devrimciler üzerinde “Komünizmle mücadele” adı altında, Amerika tarafından destekli Faşizm uygulanıyor idi ise, aynısı Yunanistan’daki Devrimci ve solculara da yapılmaktaydı.

1955 ve 1963 yıllarında Yunanistan’da Başbakanlık yapan Karamanlis; sağcı, Amerikancı, Yunan soluna baskılar uygulayan bir siyasetçiydi. Sola karşı uygulamış olduğu baskıda idea adlı Amerikan destekli bir cunta yardımcı oluyordu, yani Yunanistan Kontrgerillası. Bu Kontrgerilla oluşumu, Karamanlis’in partisine rakip sol bir partinin liderine, o yıllarda suikast bile düzenlenmişti. Yunanistan’daki bu gelişmeler artık Karamanlis’ ide aşıyordu. Ve sonunda çıkışı Paris’e kaçmakta buldu.

Sonraki yıllarda ise Başbakanlığa Yorgo Papandreu gelmişti, ancak o da 1965 yılında CIA destekli bir tertibat ile görevinden alınmıştır. 1967 yılına gelindiğinde ise CIA işbirlikçisi Albay Papadopulos tarafından Yunanistan’da darbe girişimi planlanmıştır. Bu darbe girişiminin yapılma sebebi de O zaman iktidara gelmesi en güçlü olan Yorgo Papandreu’nun oğlu Andreas Papandreu’yu engellemekti. Ve başarılı olundu da.Yorgo ve Andreas baba oğul aynı parti siyaset yapıyorlardı. Sağcı bir parti olmasına karşın, oğul Andreas Papandreu solcu takılıyor ve EDA adlı sol bir parti ile iktidara gelmeyi planlıyordu. İşte CIA buna izin vermedi. 1967 yılından sonra Yunanistan’da Enosis’i gerçekleştirmek isteyen birden fazla cunta ortaya çıktı. Albay Papadopulos’un çuntası ile General Gizikis’in Cuntası birbirlerine karşı üstünlük kurma mücadelesi vermeye başladılar. 1973 yılına gelindiğinde ise Gizikis Cuntası, Papadopulos’u devirir ve yönetim Gizikis Cuntasının eline geçer. İşte Kıbrıs’ta Makarias’u deviren Cuntada, Gizikis Cuntasıdır. Yine, Kıbrıs Barış harekatının yapılmasına neden olan Cuntada, Gizikis cuntasıdır.

Özetle, Yunanistan o yıllarda daha demokrasi ile tanışamamış cuntalarla yönetilen bir ülke konumundadır. Yunanistan Kontrgerillası tıpkı Türkiye’de olduğu gibi CIA’dan para alıyordu. Yunanistan’daki bu cuntalar, Kıbrıs adasında Londra ve Zürich anlaşmalarına ters olarak da adayı silahlandırıyordu.

Yunanistan’daki bu sağcı partilerin ve cuntaların, Kıbrıs ile birleşmek her zaman en büyük hayelleri olmuştur. Tabi bunu isteyenlerden biride Amerika’dır. Yunanistan’daki sol partilerde Kıbrıs ile birleşmek istemektedir ama Amerikanın direktifleri doğrultusunda birleşmeye karşı olacaklarını da, Amerika bildiği için Yunanistan da solculara baskı uygulanmakta ve sol bir partinin iktidara gelmesi engellenmekteydi!

Amerika en başından beri Kıbrıs adasını Ortadoğu’daki çıkarları için askeri bir üs, uçak gemisi haline getirmek istemiştir. Ancak, Türkiye 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirince Amerikanın bu hayelleri suyu düşmüştür. Amerika bile böyle bir harekatı beklemiyordu. Sonrasında Türkiye’ye uygulanan ambargonun sebebi de budur!

Kıbrıs Barış Harekatının diğer bir önemli sonucu da, Yunanistan’daki halkın, gerçekleştirilmesi imkansız hayelleri gerçekleştirmeye çalışan sağ partilere ve cunta yönetimlerine, tepki göstermesine vesile olmuştur. Yani bu harekat Yunanistan’a da Demokrasi götürmüştür. Ve Amerika’nın buradaki Planları da suya düşmüştür!

Evet, sözde dünyayı yöneten Amerika, Hem Kıbrıs’ta hem de Yunanistan’da yenilgiye uğramış ve çuvallamıştır!

Yani Türkiye Milli Kurtuluş savaşında olduğu gibi Amerikan ve Batı emperyalizmine bir gol daha atmıştır. İşte Amerikan emperyalizmine karşı kazanılan bu zaferi Tayyip, Kıbrıs’ı geri vererek Amerika’ya itibarını teslim etmeye çalışmaktadır.

Onun için Tayyip’in Kıbrıs’taki son konuşmasındaki birleşik Kıbrıs temennisi, bir Amerikan Planıdır, Yunanistan’ın Enosis’i tekrar gerçekleştirme planıdır. Yani Tayyip, birleşik Kıbrıs temennisiyle

Ne diyordu Rauf Denktaş?

“Annan Planı kabul edildiği taktirde Kıbrıs 10 Yılda tamamen Yunanlaşır, Rumlaşır” (Annan Planı’na Hayır, İleri yayınları, s:25)

İşte bu nedenle Annan planı çerçevesinde birleşik bir Kıbrıs, Enosis’ li bir Kıbrıs demektir!

İşbirlikçi Tayyip, bile bile Yunanistan’daki cuntacıların bile gerçekleştiremediği bir hayeli gerçekleştirme yolunda emin adımlarla yürümektedir. Bu haliyle Tayyip; Türk’ü üzmekte Rum’u sevindirmektedir. Zaten Tayyip ne zaman Türk’ün yanında oldu ki.

Tüm bilgiler ışığı altında şu sonuca varıyoruz. Sözde Kıbrıs sorunu var diyenler aslında sorunun ta kendisidir. Daha doğrusu bunu sürekli dillendiren Tayyip ve partisi, sorunun ta kendisidir.

Yani ortada Kıbrıs sorunu değil, Tayyip ve AKP sorunu vardır, Kürt-İslamcılık sorunu vardır, işbirlikçilik sorunu vardır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe