| Cem Yağcıoğlu |
İşbirlikçi sol kime hizmet ediyor? Korku sanıldığı kadar etkili bir yöntem olsaydı, orta-çağ karanlığı hiç bitmezdi. Ancak devrim karşıtı harekatın başvurduğu kont-gerilla teoriği, beslendiği mera açısından evrenseldir. Ve sırf bu yüzden tüm sosyalist düşünce sistemlerinin bir araya gelme zorunluluğu kaçınılmaz hal almıştır. (Ancak!) Devrim karşıtlarının evrensel boyutta ki çıkar birlikteliği sınır tanımaz şekilde öyle aşamalar kaydetmiştir ki, sırf bu yüzden gelişmiş ülkelerde ki sosyalist beklentilerle gelişmekte olan ülkelerde ki beklentiler çok ayrı noktalara taşınmıştır. Yani İngiliz işçi sınıfının sosyalizmden beklentisi ile, Meksika işçi sınıfının beklentisi evrensel sosyalizmin tarifi içersinde yer almaz. Dolayısıyla evrensel solu, ulusal soldan ayrıştırarak ortaya konmak istenen evrensel bakış, ancak ve ancak bizim deyimimizle komprador sol olmaktan öteye geçemez. İşte bu komprador sol felsefe, bugün itibarıyla emperyalist uygulamalar içersinde taşaron rolünü üstlenmiştir. Bu düşünsel sistem içersinde, kendisini inandığı davaya adayan fertler açısından sıkıntı yokmuş gibi görünse de yada kişinin samimiyeti sorgulanmasa da, özünde hizmet ettiği global plan hedefine ulaşmaktadır. Buradan hareketle çok rahatlıkla şu tespiti yapabiliriz: Gelişmiş ve dolayısıyla emperyalist oluşum içersinde yer alan bir devlet veya devletler, yeni gelişmekte olan devletlerin belli kilit noktalarına yerleştirdikleri işbirlikçilerle planlarını uygulamaya sokarken, saf solcuları da ‘evrensel sol’ efsanesiyle oyalama yoluna giderler. Bu oyalama çeşitli sivil toplum örgütleri kullanılarak pek çok ülkede sergilenmektedir… Kapitalizmin egemen olduğu günümüzde sanayi devrimini tamamlamış devletlerin imza attığı pek çok çevreci anlaşma, bir bakıma gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmesinde ki en büyük engeldir. Elbette doğaya saygı esas olmalıdır. Ve fakat her türlü gelişmişliklerini tamamlamış devletler, ileride kendilerine rakip gördükleri ekonomileri baltalamak için ajan çevreciler vasıtasıyla pek çok iyi niyetli insanı da kullanmaktadırlar. Hedef ülke de ki işbirlikçi iktidarları kullanarak, akla zarar ve sözde doğayı koruma süsü vererek pek çok kanun çıkartmaktadırlar. Sonuç olarak; seçilen hedef ülke, pek çok yer-altı zenginliklerini kullanamaz duruma geldiği gibi, pek çoğunun varlığından bile bi-haber şekilde yoluna devam etmek zorunda kalır. İşte burada ulusal sol devreye girmektedir. Bu karşı duruşu çok iyi hesaplayan emperyalistler öncelikle sağ ve sığ güçleri ulusal solun karşısına diker. Buradan bir sonuç alamadığı tarih ile menkul olduğundan, zaman içersinde en etkili yolun, evrensel solu yani işbirlikçi solu ulusal solun önüne set çekmekte bulur. İşte sömürgeci zihniyetin son keşfi ve en başarılı tezgahı bugünler itibarı ile budur. Bugün itibariyle şöyle bir gözlerinizi kapatıp bir-iki dakika düşünün… Irak’ı düşünün mesela… Yugoslavya’yı hatırlayan var mı aranızda? Kırmızı olduğu söylenen çizgiler. Vesaireler… Dünya ne çabuk değişiyor. Küresel ısınma, Kırım-Kongo virüsü, deli dana, kuş gribi, aids. Vesaireler… Binlerce yıllık döngülerle olması gereken pek çok olay, ard-arda oluyor. Kuş gribi ve deli dana sonrasında hayvancılık tröstlere mi geçti acaba… Kırım-Kongo, köy toplumunun şehirleştirilerek, tüketici pozisyona çekilmesi operasyonu mudur? AİDS, Afrika’nın talan edilmesinin kod adı olmasın? Ulusal solun önemi burada ortaya çıkıyor. Ulusal sol; solun evrensel değerlerini temsil ettiği gibi, mensubu olduğu halkın çıkarlarını korumasını da çok iyi bilir. Yani gerçekten evrensel boyutta bir sol ideoloji, ulusal süreçten geçmeden sağlıklı bir sistematiğe oturamaz, dolayısıyla Türkiye için olmazsa-olmaz tek düşünsel sistem, ulusal sol ve tabi ki TÜRKSOLU’dur. Bunun içindir ki; Amerikan emperyalizminin en büyük düşmanı, ulusal sol ideoloji ve onun savunucularıdır. Emperyalistlerin en büyük taktiği halk tabanında kafa karışıklığı yaratmaktır. Bunun pek çok metodu olduğu gibi, en geçerli ve en gözde olanı zıt fikirlerde olan değerleri birbirleriyle aynıymış imajı vererek; düşünen ama, sorgulama yetisinden yoksun kitleleri etkisizleştirmektir. Apo ile Deniz misali… Aslında çok basit. Apo denen zat-ı muhterem her ne kadar Marksizm den yola çıktığı fikrinde olsa da, hiçbir zaman ağalık sistemi ile çatışma içine girmemiştir. Siz hiç öldürülen ya da kaçırılan bir ağa gördünüz mü? Ya Deniz?.. Deniz’in birinci önceliği köylünün ağalık sisteminden kurtarılıp, toprak sahibi kılınması idi. Sadece bu örnek bile düşünen beyinler için yeterli olacaktır, ki zaten PKK denen taşeron da din eksenli faliyetler içersine girmiştir. BOP öyle uygun görmüştür çünkü… Ya da BİP mi desek… İşte emperyalizm aynen böyle yaparak, toplumda çelişkilerden çatışma tasarlıyor ve dolayısıyla da amacına ulaşıyor. Peki bu nokta da devreye kim giriyor? Tabi ki yerli işbirlikçiler. Ne sıfatla? Sol!.. Acaba!.. Abdullah Öcalan’ı devrimci kisvesiyle millete yutturmak isteyen akl-ı evveller ortaklığı, Öcalan yakalandığında sergilediği zavallı tavrı açıklayamamaktadır. Oysa Deniz’in başı dik duruşu gün gibi ortadadır. Apo, askeri bir kenara bırakın, kendi halkım dediği ve uğruna mücadele ettiği (yalan!) insanları uykularında uyurken acımasızca katletti, yetmedi kundakda ki bebekleri bile… (… ki Ermeni çetecilerin taktiğidir.) Anlayana! Oysa Deniz; kendisine ateş eden askere bile kurşun sıkmamıştır… Bugün bu ülke de Kürt ırkçılığı yapılırken, TÜRKSOLU’na ırkçı diyebilen kendinden contalı zat-ı muhteremler varken, bu halkın kafa karışıklığını normal karşılamak lazım. Apo denen soysuzla, Deniz’i aynı postere sığdır, yetmedi, ‘ben Kemal’in askeriyim’ diyen Uğur Mumcu, Hrant Dink’i aynı dava uğruna vurulmuşlar gibi göster… Bir taşla iki kuş vurmak bu olsa gerek. Eeee, benim ülkemde halk zaten a-politize edilmiş durumda, kafasını kaldırıp; Deniz’le o soysuzu aynı kare içinde görünce ne düşünür? Ya Apo devrimci! Ya da Deniz’ onlar gibi… Apo’yu devrimci zanneden, kendinden contalı tiplerdir, onları geçelim. Asıl acı olan, Deniz’i, o soysuz gibi görenler… İşte bu tamamen bilinçli bir -ters gard propagandadır. Her iki şekilde de istedikleri sonuca ulaşılar. Nasıl ki dağdaki çakalları gerilla diye yutturmaya çalışıyorlar, onun gibi bir şey… Peki yeni bir soru: Sol ne zamandan beri emperyalist güçlerle aynı kulvarda hareket ediyor? Ya da emperyalistlerle aynı düzlemde hareket eden şey; gerçekten sol mudur? Elbette hayır. İşbirlikçilerin; sıradan, hümanist ve aynı zamanda idealist insanları kendi saflarına çekmek için kullandığı isimdir sol. Bu sol; tam da bahsettiğimiz komprador solun ta kendisidir… İşbirlikçi sol; sol’un tüm insani ve onur değerlerini ayaklar altına alarak ırkçı sağa hizmet ederken, bir yandan da şeriatçı güçlere arka çıkmaktadır. TÜRKSOLU bu aymazlığa, Kürt-İslam faşizmi adını vererek, aslında ülkenin gerçek gündemini de çok önceden belirlemiştir. Kürt-İslam faşizmine arka çıkan komprador solun karşısındaki tek ve ayakları yere basan düşünce sistematiği Ulusal sol ideoloji ve elbette ki onun mimarı TÜRKSOLU’dur…
|