28.07.2008/Sayı:197
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya Yavuz Selim

Avustralya’dan Papa geçti

Vatikan’ın düzenlediği ve Avustralya’nın başkenti Sydney’de yapılan Dünya Gençlik Günü kutlamaları oldukça renkli görüntülere sahne oldu.Geçtiğimiz hafta Vatikan’ın düzenlediği ve Avustralya’nın başkenti Sydney’de yapılan Dünya Gençlik Günü kutlamaları oldukça renkli görüntülere sahne oldu. İnsanların Kilise’ye bağlılığının giderek azaldığından şikayet edip imanlarını kuvvetlendirmek isteyen Papa 16. Benedict kutlamalara başkanlık etmek için ta Vatikan’dan kalkıp Avustralya’ya kadar geldi.

Sydney Limanı’nda bekleyen 150.000 kişilik çılgın bir kalabalık Benedikt’i, “Viva Papa!” (Yaşa Papa) tezahüratıyla adeta bir pop yıldızı gibi karşıladı. Papa Avustralya’daki bu ilk konuşmasında popüler kültürü, tüketim çılgınlığını ve sahte putları hedef aldı, “Dünyamız açgözlülükten, sömürüden, bölünmüşlükten, sahte putların usandırıcılığından, buna verilen yetersiz tepkilerden ve tutulmayan sözlerin acısından bitap düştü” dedi. Fakat her nedense Papa’yı dinlemeye gelenler hâlâ bir pop yıldızını dinliyorlarmış havasındaydılar. Ellerinde fotoğraf makineleri ile çığlık çığlığa Papa’nın fotoğrafını çekenler, sevgilisinin omzuna başına koyup içeceğini yudumlayanlar, ortada dönüp dolaşan bir plaj topu... Kürsüde konuşanın Papa olduğunu bilmeyen bir insan, bunun bir Woodstock festivali olduğuna rahatlıkla yemin edebilirdi.

Açıkça söylemek gerekirse böyle bir durumda haksız da sayılmaz. Papa tüketim çılgınlığını ve pop kültürünü eleştiriyordu eleştirmesine de, Avustralya’ya kendisini getiren transatlantik yavrusu süper lüks yat ve yatta verdiği pozlar kimsenin gözünden kaçmış değil. Aralarında jet-skilerin de bulunduğu 13 deniz aracı süper lüks yata eskortluk ederken Papa’nın az sonra yapacağı konuşma ile tam bir tezat oluşturuyordu. Papa, konuşmasını yapacağı kürsüye bile ayaklarının altına serilen kırmızı halıda yürüyerek çıktı. Papa’nın o sırada Michael Jackson’la arasındaki tek fark belki de gerçekten beyaz olmasıydı.

Michael Jackson demişken, Papa, Avustralyalı piskoposlar ve papaz okulu öğrencileri önünde yaptığı konuşmada son zamanlarda oldukça sık gündeme gelen Katolik Kilisesi’nde çocukların cinsel istismara uğraması konusuna da değindi. Papa 16. Benedict bu durumdan büyük üzüntü duyduğunu ve bu kötülüğü yapanların kesinlikle cezalandırılması gerektiğine inandığını belirtti.

Bu konuda Papa II. John Paul’u kutlamak gerek doğrusu! Öyle akıllı bir manevra yaptı ki Papa II. John Paul, şimdi her türlü kötülüğü yapıyorlar yapıyorlar, ardından da özür dileyip vicdanlarını rahatlatıyorlar: “Sizi soykırıma uğrattığımız için özür dileriz”, “Bize emanet ettiğiniz çocuklara cinsel istismarda bulunduğumuz için özür dileriz”, “Haçlı Seferleri ile topraklarınızın altını üstüne getirdiğimiz için özür dileriz…” Buna da şükretmek lazım aslında. Ne de olsa kolayına kaçıp endüljansla da bu işi halledebilirlerdi… Hiç değilse artık daha uygar biçimde özür dilemeyi bile öğrenmişler.


San Franciscolular George W. Bush’u unutmadı!

Bush'un adının verilmesinin istendiği arıtma tesisi için pençelerinde iki tuvalet pompası tutan Amerikan kartallı bir amblem de hazırlandıABD tarihine yön veren başkanların adlarını binalarda ya da yapılarda görmek şaşırtıcı değildir. Örneğin Ronald Reagan adına yapılan yollar, Abraham Lincoln adına yapılan anıtlar ABD insanı için gayet sıradan bir şükran ifadesidir. Bazen de bu sevgiyi ifade etmek için Rushmore Dağı örneğinde olduğu gibi koca bir dağ yontularak dev bir anıt haline dönüştürülür.

Şimdi San Franciscolular Kasım ayında yapılacak seçimlerden önce Başkan Bush’a bir veda hediyesi vermek, daha doğrusu adını kentteki bir tesise vererek diğer başkanlar gibi ölümsüzleştirmek istiyorlar. ABD’lilerin bir şükran ifadesi olarak başkanlarının ismini bir tesise vermek istemeleri gayet doğal; garip olansa San Francisco’nun koyu Demokrat Partili olması. Fakat Bush’un adının verilmek istendiği tesisin kent kanalizasyonuna bağlı en büyük arıtma tesisi olduğu söylersek durum herhalde anlaşılmış olur.

Kendilerini San Francisco Başkanlık Anıtı Komisyonu diye adlandıran grup bu amaçla topladıkları 12.000 imzayı da seçim kuruluna sundu. Açtıkları internet sitesinde; “Eylemlerinin sonuçları milyonlarca cana mal olmasına rağmen buna kayıtsız kalan bir başkanımız olduğu düşünüldüğünde, bizce bunu hak etti” ifadesini kullanan grup, tesis için pençelerinde iki tuvalet pompası tutan Amerikan kartalının yer aldığı bir de amblem hazırladı.

Şimdiki adı Oceanside Water Pollution Control Plant olan tesisin adı değişirse George W. Bush’un adı böylece sonsuza kadar yaşama şansına kavuşmuş olacak. Başkan Bush’un artık kendi pisliğini temizleyecek kadar zamanı yok. Ama hiç değilse başkalarının pisliğini temizleyerek bir nebze de olsa kendini affettirme fırsatı bulmuş olacak.


Obama intikam aldı

Barack Obama’yı köktendinci, eşi Michel’i de Kara Panter üyesi gösteren bir kapakla çıkan ülkenin en köklü dergilerinden The New Yorker’ın deneyimli muhabiri Ryan Lizza'nın başvurusu tabul edilmedi Bazıları için değişimin simgesi olarak gösterilen ve ABD’nin özgürlükçü yüzü olacağı söylenen Demokrat Parti Başkan adayı Barack Obama daha Başkan bile olmadan bu düşünceleri boşa çıkarıyor. İlk yurtdışı gezisini Afganistan’a yapan Obama bu gezi için yeni uçağına gazetecileri de davet etti. Toplam 200 başvuru arasından 40’ı kabul edilirken başvurusu kabul edilmeyen bir isim herkesin dikkatini çekti. Bu isim, geçtiğimiz hafta Barack Obama’yı köktendinci, eşi Michel’i de Kara Panter üyesi gösteren bir kapakla çıkan ülkenin en köklü dergilerinden The New Yorker’ın deneyimli muhabiri Ryan Lizza oldu. Obama kampanya dolayısıyla koltuk sayısının sınırlı olmasını Ryan Lizza’nın elenmesine gerekçe olarak gösterse de ülkenin en deneyimli muhabirlerinden birinin elenmesi akıllara “Obama intikam mı alıyor?” sorusunu getirdi. Oysa The New Yorker bu karikatürü Obama’yı değil Obama’ya karşı önyargılarla yaklaşanları eleştirmek için basmış, fakat Demokrat Partililer kapağın kendilerine karşı çizildiğini düşündüklerinden çok sert tepki göstermişti.

The New Yorker’ın tek bir karikatürü bile Obama’nın gerçekte ne kadar özgürlük yanlısı olduğunu göstermeye yetti: Başkalarını eleştirmeye özgürlük, Obama’yı eleştirmeye hayır. Huffington Post’un internet sitesindeki, “Beğenilmeyen haberlere misilleme geleceğini düşünmek korkutucu bir olay. Basın bundan sonra dışlanmaktan mı korkacak?” sorusu yaşanılan şaşkınlığı gözler önüne seriyor. Oysa olaya devrimci gözle bakan herkes değişiklik olmayacağının bilincindeydi. Örneğin Hugo Chavez, “Barack Obama seçilse de Washington ile sorunlu ilişkilerin iyileşme olasılığı yok. Hem Obama hem de John Mccain Amerikan imparatorluğunun çıkarlarını temsil ediyor” derken aslında bu gerçeğin altını çiziyordu.

Şimdi hakkını vermek gerekiyor. Topal ördek George W. Bush hiç değilse yapılan karikatürleri anlamadığından bir tepki göstermiyordu. Bu son olay gösteriyor ki Obama’nın tahammül sınırları ise bir hayli düşük. Üstelik, “Bu yalnızca bir karikatür” dedikten sonra böyle bir tutum sergilemesi, duygularını içine atıp zamanı geldiğinde nasıl öç aldığını gösteriyor. Yani bırakın Obama’nın yeni bir umut olmasını, bu gidişle gelen gideni aratacak gibi görünüyor.


Karadziç de yakalandı

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından 13 yıldır aranan eski Bosna Sırp Cumhuriyeti Başkanı Radovan Kadadziç Sırbistan’da düzenlenen bir operasyonla ele geçirildi.Bosna Savaşı sırasında Müslüman ve Hırvatlara yönelik katliamların baş sorumlusu olan, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından 13 yıldır aranan eski Bosna Sırp Cumhuriyeti Başkanı Radovan Kadadziç Sırbistan’da düzenlenen bir operasyonla ele geçirildi.

Belgrat’ta bir belediye otobüsünde yakalanan Karadziç İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’daki en büyük soykırıma imza attı. Srebrenitza’da 8.000 ve Saraybosna’da 12.000 kişi olmak üzere toplam 20.000 kişinin katliamından sorumlu tutulan 63 yaşındaki Karadziç, saklandığı süre boyunca alternatif tıp hizmetleri veren bir klinikte Dragan Dabiç takma adıyla çalışmış. Tanınmamak için sakal bırakan ve gözlük takan Karadziç hatta yeni kimliği ile ülkede yayınlanan bir tıp dergisine yazı bile yazmış.

Savaş suçlularını adalete teslim etmediği gerekçesiyle yıllardır AB’nin yoğun baskısı altında olan Sırbistan hükümeti de böylece derin bir oh çekmiş oldu. Çünkü Avrupa Birliği, Sırbistan’ın Birliğe üyeliği için Karadziç’in yakalanmasını şart koşuyordu. Geçtiğimiz ay Batı yanlısı Boris Tadiç hükümetinin işbaşına gelmesi ve savaş suçlularını tutuklamakla görevli gizli polis şefini görevden uzaklaştırmasının hemen ardından Karadziç’in yakalanmış olması, “Karadziç milliyetçi Sırp güvenlik güçleri tarafından korunuyor” iddialarını da güçlendirmiş oldu. Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Jeremiç da artık AB’nin tam üyesi olacaklarını söyleyerek Karadziç’i teslim edecek olmaktan duydukları memnuniyeti dile getiriyor. Kısaca al Karadziç’i ver AB üyeliğini durumu anlayacağınız. Avrupa Birliği Sırbistan’ın günün birinde Birliğe tam üye olacağını söylüyor ama soykırımının askeri sorumlusu General Ratko Mladiç’in de teslim edilmesi kaydıyla.

Karadziç’in yakalanması Saraybosna sokaklarında binlerce kişi tarafından kutlanırken, Karadziç’in tutuklu bulunduğu mahkeme binası önünde toplanan binlerce kişi “Kahraman Karadziç, vatan haini Tadiç” sloganları attı. Gerekli işlemlerin tamamlanmasının ardından Karadziç, Srebrenitza katliamına göz yumduğu için aleyhinde binlerce kişinin dava açtığı Hollanda’daki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanacak.


Rusya’da portre sorunu

Dmitri Medvedev ve Vladimir PutinRusya’da Vladimir Putin’in görev süresinin dolmasının ardından Devlet Başkanlığı koltuğuna Dmitri Medvedev geçti geçmesine de, ülkede yaşanan son karışıklık gerçekte Rusya’yı halen daha kimin yönettiğini göstermesi açısından çok güzel bir örnek.

Rusya’da devlet dairelerinde ve ofislerinde dönemin devlet başkanının portresini asmak adettendir. Fakat Medvedev’in devlet başkanı olmasının ardından Rus memurlar Putin’in mi yoksa Medvedev’in mi portresini asacakları sorununu bir türlü çözebilmiş değiller. Normal olarak Medvedev’in portesinin asılması gerekiyor ama dediğimiz gibi ülkeyi gerçekte Putin yönetmeye devam ettiğinden insanlarda bir kafa karışıklığı var.

Sorun aslında sanıldığından çok daha karmaşık. Rus Vedmosti gazetesinin, “1.5 milyondan fazla Rus yetkilisi ve patronların kafası karışık. Eğer iki portre olacaksa bunlar nasıl düzenlenecek? Hangisi sola, hangisi sağa asılacak. Eğer dikey asılacaklarsa, hangisi üstte hangisi altta olacak” şeklinde belirttiği gibi işin içinden çıkmak bir hayli zor. Putin emanetini geri alana kadar da bu karışıklık sona ermeyecek gibi görünüyor.


İsrail’e buldozer saldırısı-2

Adının Ghassen Abu Tir olduğu açıklanan 22 yaşındaki bir Filistinli, Obama’nın kalacağı King David otelinin bulunduğu sokağa bir inşaat alanından aldığı buldozer ile daldı. Ghassen Abu Tir’e ilk olarak bir sivil ateş ederken, daha sonra olay yerine gelen bir sınır muhafızı Tir’i vurarak öldürdü. İsrailliler daha ilk buldozer saldırısının şokunu üzerlerinden atamadan, ilk saldırının açtığı yoldan ilerleyen bir başka Filistinli bir kez daha İsrail’de büyük bir kargaşa yaşanmasına neden oldu.

ABD’nin Demokrat başkan adayı Barack Obama’nın ziyaretine saatler kala adının Ghassen Abu Tir olduğu açıklanan 22 yaşındaki bir Filistinli, Obama’nın kalacağı King David otelinin bulunduğu sokağa bir inşaat alanından aldığı buldozer ile daldı. Ghassen Abu Tir’e ilk olarak bir sivil ateş ederken, daha sonra olay yerine gelen bir sınır muhafızı Tir’i vurarak öldürdü.

Olayın ardından açıklama yapan Kudüs Emniyet Müdürü Aharon Franco saldırganın ilk olarak bir otobüsü devirmeye çalıştığını, daha sonra ise beş aracı ezdiğini söyledi. Ayrıca, saldırı sonucu ölen olmadığı, yalnızca 24 kişinin yaralandığı açıklandı. İlk buldozer saldırısında 3 ölü olduğu düşünülürse İsraillilerin bu saldırıyı ucuz atlattığı söylenebilir. Fakat artık yol açıldığı için bundan sonrası için de yeni saldırılar beklenebilir.


İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına

İspanya Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim tarihinde BASK bölgesinde yapılması öngörülen özerklikle ilgili halkoylamasını ihtiyati tedbir yolu ile askıya aldı. Alınan karar uyarınca en geç 5 ay içinde Anayasa Mahkemesi nihai kararını verecek ve bu süre içinde BASK bölgesinde herhangi bir halkoylaması yapılmayacak. BASK Özerk Bölgesi Parlamentosu’ndaki üç partinin desteğiyle kabul edilen halkoylaması ile BASK halkına, “BASK siyasi partilerinin, bölge halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanabilmesine ilişkin bir anlaşmaya varmalarını ve bu anlaşmanın 2010 yılının sonundan önce bir halkoylamasına sunulmasını destekler misiniz?” ve “ETA açık ve net bir biçimde şiddeti daimi olarak sona erdirme isteğini ortaya koyarsa, bu süreci destekleme amacını taşıyan diyalog sürecini destekler misiniz?” soruları yöneltilecekti. Bu adım BASK bölgesinin İspanya’dan ayrılarak bağımsızlık kazanması yolundaki ilk adım olarak görüldüğünden hem hükümet hem de muhalefet Anayasa Mahkemesi’ne itiraz başvurusunda bulunmuştu.

Anlaşılan Avrupa Birliği üyesi İspanya iş kendisinin bölünmesine geldiği zaman kendi kaderini tayin hakkı ilkesini göz ardı edebiliyor. Üstelik böyle bir konuda hem hükümet hem de muhalefet hiç düşünmeden işbirliği içine giriyor ve bağımsız bir parlamentoda alınan karar yasadışı ilan edilebiliyor. İş Türkiye gibi Üçüncü Dünya ülkelerine geldiği zamansa kural bir daha tersine dönerek demokrasinin gereği olarak sunuluyor. Demek ki gerçekte ne düşündüklerinin ortaya çıkması için iğnenin kendilerine batması gerekiyormuş.


Rice’ın başına ödül kondu

Auckland Üniversitesi Öğrenci Derneği, Irak’ın işgali dolayısıyla protesto etmek istedikleri Rice’ı ziyareti sırasında “tutuklayana” 5 bin Yeni Zelanda doları ödül vereceklerini açıkladı. Avustralya ziyaretinden sonra Yeni Zelanda’ya geçecek olan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’a bu ülkeden tatsız bir sürpriz geldi. Auckland Üniversitesi Öğrenci Derneği, Irak’ın işgali dolayısıyla protesto etmek istedikleri Rice’ı ziyareti sırasında “tutuklayana” 5 bin Yeni Zelanda doları ödül vereceklerini açıkladı.

Dernek Başkanı David Do, “Bu aslında sembolik bir protesto, kendisinin dışişleri bakanı olarak Irak’la ilgili tutumu ve terör şüphelilerine işkence edilmesine izin vermesinden dolayı yapılan bir protesto” derken, Rice’ın Cenevre Sözleşmelerini ihlal ettiğini düşündüklerinden dolayı tutuklanması için polise resmi başvuruda bulunacaklarını da açıkladı. Rice’ın bu noktadan sonra artık daha dikkatli olması gerekiyor. Birisi de kalkıp ölü ya da diri aramaya kalkarsa canı bir hayli sıkılabilir.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe