Dokundurma
Bir gün başlıyor ama neler görüp duyacak
Neler yaşayacağız yürekleri vuracak?
Sorunlar sorularla büyüyüp çoğalıyor
Tüm çabalar boşuna elde sıfır kalıyor.
Bildiğini okuyor kötü yöneticiler
Yalan, dolan, sömürü ve de cicibiciler.
Ne özlem, ne istek var dudaklar da kilitli,
İlgisiz ve tepkisiz, toplum böyle sürgitli.
Ne huzur kaldı artık ne yaşama sevinci
Dertleri kaldıramaz parkının büyük vinci.
Söylenip yazılacak öyle konular var ki
Ne zaman, ne yer yeter o kadar çok tutar ki.
Yüreğim kan ağlıyor çok olumsuz koşullar
Cumhuriyete düşman dinci köleler, kullar.
Darbe, dâva ve terör söylentileri yaygın
Böyle giderse eğer bir kurum kalmaz saygın.
Ne dolaplar dönüyor anlamak kolay değil
Çamurlanan sulara bak eğildikçe eğil.
Kimler neler oynuyor Türkiye üzerinden
Rakamlar çok küçüldü sayı başlıyor binden.
Gemisini karada yüzdürenler çoğaldı
İktidar yandaşları gemi azıya aldı.
Kimi beklentilerle kimi bağımlılıkla
Hepsi de iktidarın elinde birer kukla.
Dincilerle Kürtçüler devleti yıkmak için
Sürekli saldırırlar bilinmez ne bitmez kin?
Medyadaki aymazlar safsatayla saçmayla
Kazma kürek sağlıyor sayfa sütun açmayla.
Patronu yanaşıyor, yazarı yılışıyor
Toplum bu manzaraya giderek alışıyor.
İktidarın rehberi liboşlar ve dönekler
Ders ve buyruk veriyor, muhalefet ne bekler?
Yalnız içerde değil yalaka ve yılışık
Avrupa Birliği’nde var bir-iki karışık.
Vicdan, insaf çürüdü ne din kaldı, ne iman
Pisliklere boğuldu siyasette her liman.
Terörü tırmandıran takiyyeci iktidar
Gittikçe yitiriyor Türkiyemiz itibar.
Bölünme hızlanıyor koptuk birbirimizden
Çatışma isteniyor, bu kanı sezgimizden.
İktidar karşıtları sindirilip baskıyla
Her etkin yol izlendi palaskayla, askıyla.
Karşıtlık kemikleşti amaç açık: Bölünme,
Kötülüğe öncülük yapıyor birkaç dönme.
Giderek bastırıyor koyulaşan karanlık
Ne yazık yanılmışız kimleri “adam” sandık.
Dincilikle hızlandı tarikat yayılması
Tellâllar değişse de aynı hamamı, tası.
Toplumun dokusunda genişlerken bozukluk
Gün günden daha kötü derinleşiyor oyuk.
Döner feleğin çarkı dişlerinin pasıyla
Dümenini tutturan uçar fiyakasıyla.
Medyanın mikropları tırtıllar, solucanlar
Muhbirler, müfteriler, kışkırtıcı ajanlar,
Soybağı, ıraları yayınlarla ortada
Dilleri iktidarın uzattığı oltada.
Çıkar tezgâhlarında dokunuz kirli kumaş
Erdem yoksunlarına ne yedirsen olur aş.
Yaşamları ayarlı patrondan gelen tada
Kimse kulak vermiyor halktan gelen imdada.
Köpeklerin allahı değişir, sahibidir,
İnsanların Allah’ı değişmez, o her bir’dir.
Savaş, yalan, sapkınlık, bozukluk ve kötülük
Yüzünden geriledik, içimizden çürüdük.
Bir çıkar şebekesi inanç sömürüsüyle
Ufkumuzu kararttı iğrenç görüntüsüyle.
Siyaset soytarısı iç içe binbir şerle
Kin ve nefret kusuyor en çirkin sözcüklerle.
Terbiyesi olmayan insan ve dindar olmaz
Benzetmesi kendini tanımlar, torba dolmaz.
Molla-softa sürüsü aydınlıktan korkuyor
Yazılıp söylenenler yürükleri burkuyor.
Siyaset maskarası, bağnaz-yobaz elele,
Oyunları şirretlik, şamata ve velvele.
Aşiret ve tarikat kan emen birer sülük
Ticaretle oynayan siyasetçiler hödük.
Konuştukça batıyor türbancı manken kadı
Şirretliğin simgesi bir-iki şıllık cadı
Komplo, darbe savıyla terör yaratılıyor
Korku, dehşet salınıp topluma satılıyor,
Sızmış fethullahçılar Devlet organlarına
Nasıl çıkacak toplum esenlikle yarına?
Gammazlayıp suçlama dönemini açtılar
Çevreye güvensizlik, kuşku, pislik saçtılar
Medyanın bir kesimi terör aygıtı gibi
İktidar musluğunda doymak bilmez sahibi.
Kalemin kustuğu kin kalpten kaynaklanıyor
Bilinçli, beller yozlaşmış sahibiyle kanıyor.
Yurttaşlar olaylarla endişeler yaşıyor,
İktidar tutumuyla çizmeyi çok aşıyor.
“Al takke, ver külâh”la yürümez yurdun işi,
Türkiye düşmanları körüklüyor gidişi.
Öcünü almak için 27 Mayıs’ın
Kolları sıvadılar, kılıçsız kaldı her kın.
Demokrasi, özgürlük aldatması apaçık
Şeriat pençesinde akıllı olur kaçık.
Çoraplar örülüyor başına Türkiye’nin
Ahlâksızlık boyboyu her şey para, pul için.
İktidar sofrasında kemik yalarken dönek
Tartışılan ne yazık bir örtülü ödenek.
Kelepçeler giderek tüm bedeni sarıyor
Birileri delice belâsını arıyor.
Prangalar ayaktan boyuna uzanıyor,
Gözü kara iktidar kendini ne sanıyor?
Üniversite suskun, muhalefet de uysal,
Silâhlı Kuvvetler’le yargıya uzandı dal.
Borç yüküyle kamburu kubbeleşti ülkenin
Acısını çekecek rahimlerdeki cenin.
Ödünlerle özgürlük, bağımsızlık karardı
Yurttaşların yüzleri kansızlıktan sarardı.
Satılmadık ne kaldı ad’dan, namustan başka?
İktidar iliğinden tutuldu yalan aşka.
“Lozan gitsin, Sevr gelsin!” kavgasında Avrupa
Baskılar, dayatmalar, Yunanistan’dan kupa.
Örtüyor ayıpları mevki, makam ve para
İtibara ilgi yok, rağbet hep iktidara.
“Atla katır tepişir arada eşek ölür”
Olaylar ürkütüyor, çok doğru halk sözüdür.
Ağzı bozuk bozguncu kin ve nefret kusuyor
Salya sümük içinde okşanınca susuyor.
Soyu incelenince kök ortaya çıkıyor
Kimin nesi olduğu hemen anlaşılıyor.
Sözlerinin hiçbiri tutmuyor öbürünü
Bellekler tozlu, paslı unutuyoruz dünü.
Sapkınlar içlerini döküyorlar küfürle
Siyaset pazarından aldıkları mühürle.
“Tezekten terazinin boktan olur dirhemi”
Uşaklarla maşalar azıya aldı gemi
Kasap, et ve soğanla örnek anlatım türü
Askersel siyasette şahane bir güldürü.
Atlatmak, geçiştirmek için kurnazca formül
Ufuk turu yapmaya çağırmış beyleri Gül.
Turlarını atmışlar sayın baylar Gül, Özkök
Şehir turu yapsalar inlerdi yer ile gök.
Bir şeyler söylemek mi “Ne var, ne de yok” demek?
Gerçekte yaptığını, dediğini bilmemek.
Yitirdiği zamanı aramak hem düş, hem boş,
Tutamazsın kaçanı ne hızla koşarsan koş.
Kimsenin yaptıkları kalmaz asla yanına
Zaman gelir bakılmaz, adına ve sanına.
Ne zaman çözülecek acaba bu kördüğüm?
Karanlık.. hep karanlık nerden baksam gördüğüm.
Doğru bildiklerimi yazmaktan hiç kaçınmam
Sığmıyor satırlara dizelere yakınmam.
Önemi yok ne olsa konumumuz, yaşımız
Ölürüz de eğilmez, dimdik durur başımız.
Atatürk’ün yolundan hiçbir güç döndüremez
Özgürlük ateşini hiç kimse söndüremez.
Şehitlerin kanıyla kurtarılan yurdunu,
Tarihini, şânını, namus ve onurunu,
Arap milliyetçisi ümmetçiye, softaya
Bırakmak alçaklıktır düşmeden bu toprağa.
Türk isen bağımsızlık senin yaşamsal ilken,
Birbir tehlike ile kuşatılıyor ülken.
Nerede ayyıldızın kıvanç veren gölgesi,
Atatürk’ün yüreği ateşleyen gür sesi?
Nerde soylu kanında seni sen yapan kudret?
Yoksa tutsak mı oldu ihanet denen illet?
Nerde Büyük Söylev’le yüklenen emaneti
Can adayıp korumak ve savunma istenci?
Damarların kurudu, kudretten yoksun isen
Karartır, kirletirsin toprak olsa elbisen.
Andını unutursan yüzüne tükürsünler,
İbret-i âlem için sürüyüp süpürsünler.
Gençler!. Gençler!. Ey Gençler!. Atatürk çocukları
Göğüsler hep kabarık, başlar dimdik, yukarı..
Size güveniyoruz, geleceğimizsiniz
Sonsuzluğun güneşi yolundan gittiğiniz.
Bu uğurda ölümler yaşamaktan güzeldir
Atatürk ve Türkiye birbiriyle yücelir...
12/7/2008-Ankara
|