28.07.2008/Sayı:197
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem

Dünün Vahdettin’leri,
Damat Feritleri, Ali Kemal’leri ve günümüzün İtilafçıları

Vahdettin
Vahdettin

Damat Ferit
Damat Ferit

Ali Kemal
Ali Kemal

Vahdettin, bir İngiliz gemisiyle Avrupa’ya kaçtı. Ali Kemal, linç edildi. Damat Ferit’ler 150’lik oldu. Atatürk yaşadığı sürece Türkiye’ye adımlarını dahi atamadılar. Kuvayı Milliye’ye karşı ayaklananlar İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp idam edildi. Şeyh Sait’ler de, Menderes de...

Fethullahçılardan DTP’ye
Yeni Sevr sürecinin Neo-İtilafçıları

Ergenekon operasyonuyla birlikte AKP’nin kurmaya çalıştığı Kürt-İslam Faşizmi Türk Milletine savaş açtı.

Bu savaş pek çok cephede birden yürüyor. Bu nedenle Ergenekon sürecine yalnızca adli bir vaka olarak bakmak doğru değil. Polisiye haberlerin ortasında yönümüzü yitirmemiz olası. Dikkatli olmalıyız.

Ergenekon süreciyle birlikte Kürt-İslamcı cephenin Atatürkçülere ve Atatürkçülüğe karşı yoğun bir propaganda yürütmeye başladığını vurgulayalım. Hedefte bir takım emekli orgeneraller ya da darbeciler değil, genel olarak Türk Milleti ve Atatürk yer alıyor.

Kürt-İslam Faşizminin Türk Milletine ait olumlu ne varsa ona yönelik bir saldırı bu.

Başyazarımız Gökçe Fırat’ın da vurguladığı gibi bir nevi Sevr’in yeniden hortlaması. Tabii ortada bir Sevr varsa, onu dayatan bir de emperyalizm vardır. Ve unutmamak gerekir ki, ortada bir Sevr varsa, dayatmaya boyun eğmiş bir gericilik de vardır.

Yani Vahdettin’siz bir Sevr olamaz. Her Sevr’in bir Damat Ferit’i vardır. Sevr’ler Ali Kemal’ler olmadan bir millete kabul ettirilemez.

Aksiyon dergisinin son sayısının manşeti şöyle: “İttihatçılıktan Ergenekon’a: Yüz Yıllık Yanlışlık”

Kendilerince güzel de bir mizansen yapmışlar. Önde İttihatçı liderler Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa’nın resimleri. Arkalarına da Şener Eruygur, Hurşit Tolon ve Veli Küçük’ün resimlerini yerleştirmişler.

TÜRKSOLU’nun Atatürkçü çevreler içindeki Neo-İttihatçı sızmalar üzerine pek çok değerlendirmesi oldu. Atatürkçülere Enver Paşa gibi değil, Mustafa Kemal gibi olmayı önerdik yıllardır. Neo-İttihatçılıkla Atatürkçülük arasındaki farkı defalarca yazdık.

Bu yüzden tabii ki Aksiyon’un İttihatçı suçlamasından gocunacak değiliz. Ancak Fethullahçıların İttihatçılara saldırmasını oturup alkışlayacak da değiliz. Çünkü İttihatçılığın karşıtı bugün İtilafçılıktır. Fethullahçıların İttihatçılık karşıtı propagandasına bakınca, aklımıza 1920’lerin İtilafçıları geldi.

Tam bunları düşünürken bu sefer de DTP’liler çıktı meydana. Ahmet Türk DTP kongresinde tam olarak şöyle diyordu: “Demokrasiyi zehirleyen bu İttihatçı uzantılardan arındırmalıyız.” Benzer bir değerlendirmeyi DTP’nin öbür başkanı Emine Ayna yapıyor ve İttihat ve Terakki zihniyetine karşı mücadele çağrısı yapıyordu.

İttihatçılardan sonra gelen İtilafçılar ne yaptı?

Ergenekon soruşturmasında tutuklananların İttihatçı olup olmadığını burada tartışmayacağız. Neo-İttihatçılık üzerine çok yazdık çizdik. Meraklısı arşivimizi karıştırsın. Neo-İttihatçılığı durup dururken eleştirmediğimiz de ortada.

Ancak bugün İttihatçılığa karşı çıkanların kimliğini ortaya koymak zorundayız: İtilafçılık.

Tabii İtilafçılık deyince biraz açmak gerekiyor.

Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinin ardından ülkeyi yöneten İttihatçı liderler Enver-Talat-Cemal Paşa üçlüsü ülkeyi terk eder.

Ve Damat Ferit başkanlığında yeni hükümetler kurulur. Damat Ferit hükümetlerinin tek bir programı vardır. Birinci Dünya Savaşı yenilgisinin ardından Osmanlı’yı adım adım emperyalizme peşkeş çekmek… Bu doğrultuda İtilafçılar şunları yapar:

-Her tür antiemperyalist, bağımsızlıkçı ve milliyetçi örgütlenme yasaklanır.

-İtilafçıların icraatlarına karşı çıkan bütün vatanseverler bir bir tutuklanır. Bir kısmı İngilizlere teslim edilir ve Malta’ya hapse gönderilir.

-Emperyalistlerin dayattığı sözde Ermeni katliamları kabul edilir. Sözde katliamın sözde sorumluları yargılanır, hatta birkaç devlet görevlisi idam edilir.

-Kürtlerle Ermenilerin ortak çalışmaları sonucunda İtilafçılar, Sevr’le sonuçlanacak bir sürece girerler. Kürtlerle Ermenilerin her tür isteği adım adım kabul edilir. Adım başı bölücü ve etnikçi dernek açılır. Hatta Kürt-Ermeni ittifakı devleti bile ele geçirir. O kadar ki İtilafçıların muhaliflerini yargıladığı mahkemelerin başkanlığını yapan Mustafa Paşa, Kürt Mustafa diye bilinir!

-Mondros’u öne süren İtilaf kuvvetlerinin Osmanlı Ordusu’nu tasfiye etmesi ve Anadolu’nun adım adım işgal edilmesi sineye çekilir.

-Osmanlı’nın idam fermanı Sevr Anlaşması inzalanır.

-Mustafa Kemal önderliğinde başlayan Kuvayı Milliye hareketi emperyalist işgalcilerin de desteğiyle bastırılmak istenir.

-İşgal kuvvetlerinin her tür isteği kabul edilirken, her tür milliyetçi hareket bastırılır.

Ne kadar da tanıdık değil mi?

Ay ışığında İttihat gölgesi

İttihatçılıktan Ergenekon'a yüz yıllık yanlışlık

Aksiyon, İttihatçı “geleneğe” aldırarak aslında kendi İtilafçı geleneğini aklamaya çalışıyor.

Bir de İtilafçı geleneğe bakın!

Şimdi Fethullahçılara sormak istiyoruz.

Aksiyon’da Türkiye’de 100 yıllık bir İttihatçı gelenek olduğunu iddia ediyorsunuz.

Peki bunun karşısında Türkiye’de 100 yıllık bir İtilafçı gelenek de yok mu sizce?

Yukarıda saydığımız İtilafçıların programı sizce Atatürk’ün ölümünden sonra, özellikle DP iktidarıyla birlikte uygulanmaya başlanmadı mı?

Şöyle bir hatırlayalım:

Adnan Menderes dönemiyle başlayalım:

NATO’ya girmek için Kore’lere kadar gidilmedi mi?

Vatan Cepheleriyle, Tahkikat Komisyonlarıyla Hitlervari uygulamalara girişilmedi mi?

Gazetecileri içeri atmak için hükümete muhalif olması yeterli değil miydi?

Peki ya ardından Demirel dönemi…

Deniz’lerin idamına kim sıratarak ve el kaldırarak onay verdi?

Başkanı olduğu Milliyetçi Cephe (MC) hükümetleri döneminde her tür sol örgütlenme cinayetlerle katliamlarla durdurulmadı mı?

“Morison” Süleyman olarak tanınmadı mı?

Döneminde Kuran kursları ve İmam Hatip Liseleri mantar gibi bitmedi mi Türkiye çapında?

Peki ya sonra gelen Özal dönemi…

Körfez Savaşı’nda bir koyup 3 alacaktık hani?

Amerikancılıkta sınır tanınmadı. Serbest piyasacılık, köşe dönmecilik, “işini bilen memur”lar onun döneminde hakim oldu.

Kapitalizm alabildiğine serbest bırakılırken özelleştirmelerle Atatürk’ten miras kalan her tür ekonomik değerimiz satılmaya başlandı.

Türk Ceza Kanunu’nda 163. madde kaldırıldı ve Şeriatçılık serbest bırakılmadı mı?

Peki sonraki Çiller ve Mesut Yılmaz dönemleri?

Türkiye’de Amerikancılık, Şeriatçılık, Kürtçülük el ele Türk Milletinin üzerine bir kabus gibi çökmedi mi?

Ve son olarak Tayyip dönemi…

Kürtçülük ve İslamcılık artık el ele olmanın ötesinde iç içe geçerek bir Kürt-İslam Faşizmine dönüşmedi mi?

İsrail’den AB’ye, Rusya’dan ABD’ye her tür emperyalistle can ciğer kuzu sarması olunmadı mı?

Fethullahçılar şöyle bir İttihatçı gelenek koyuyorlar önümüze:

İnönü - 27 Mayıs - Ecevit - 28 Şubat- Baykal - Ulusalcılık ve Ergenekon.

Bu zincirin ve geleneğin ne kadar doğru olduğunu tartışmayacağız ama şu zincirin olmadığını da kimse iddia edemez:

Menderes - Demirel - 12 Mart - 12 Eylül - Özal - Çiller - Tayyip...

Neo-İtilafçıların Türk Milletine hediyesi: Yeni Sevr

1910’ların İtilafçıları Sevr’i imzalayarak tarihsel misyonlarını tamamlamışlardı. Neo-İtilafçı zincirin kaçınılmaz sonucu da ortada: Yeni Sevr.

Yani:

- Emperyalizme teslim edilmiş bir Kıbrıs.

- Yabancı sermaye tarafından yutulmuş bir ekonomi.

- Güneyimizde kurulmuş ve her an Türkiye’den de toprak almak için sabırsızlıkla bekleyer bir “Kürt devleti.”

- Sözde soykırımı tanıtıp toprak tazminatı hayalleri kuran bir Ermenistan.

- II. Abdülhamit dönemini aratan bir rejim: Kürt-İslam Faşizmi.

Kültürde, siyasette, ekonomide egemen olan yabancı hayranlığı ve işbirlikçilik.

Ve tabii Amerikancılık.

Bu Yeni Sevr sürecini anlamadan bugünkü Neo-İtilafçı hezeyanları anlamak imkansızdır. Ergenekon operasyonunun Yeni Sevr sürecinin önemli bir aşaması olduğunu gözden kaçırnmamak gerekiyor.

Hem iktidarlar hem de muhalifleri “elit”likle suçluyorlar

Tabii İttihatçılığın da sicili temiz değil. Sonuçta Enver Paşa’lar imparatorluğu Alman emperyalizminin yanında Dünya Savaşı’na sokarak bir felakete neden oldular.

Ancak Fethullahçıların bunun karşısına Atatürkçü tam bağımsızlıkçılıkla çıkmadığı ortada.

“Ulusal tavır” alıyor diye İttihatçılık eleştirilirken hoca efendilerinin ABD’de oturma izin için mahkeme mahkeme gezmesi bir tesadüf değil.

Onlar İtilafçı geleneği devam ettiriyorlar.

İttihatçılık ne kadar yanlış olursa olsun, İtilafçılık da işbirlikçilikte onlardan aşağı kalmıyor.

Ve Fethullahçılar bugün İttihatçılığa saldırı üzerinden aslında milliyetçiliğe hücum ediyor. Ve ümmetçi, kozmopolit, Amerikancı Kürt-İslam Faşizminin propagandasını yapıyorlar.

Fethullahçı kafaya göre kendilerinden olmayan herkes aslında vatan haini. Ve adeta bir hayal aleminde yaşıyorlar.

Neo-İtilafçılara göre 1908’den beri Türkiye’de gizli bir İttihatçı iktidarı sürüyor.

Hatta Mümtaz’er Türköne son 100 yılımızı “İttihat ve Terakki elitleriyle sanayileşme ve sanayileşmeyle ortaya çıkan yeni orta sınıfların rekabetinin ve mücadelesinin” tarihi olarak tanımlıyor.

Valla, pes dedik.

Şu İttihatçı elit iktidarı da pek gizliymiş doğrusu... Henüz gören olmadı!

Şimdi kimmiş elit bir bakalım.

Zenginlik deseniz sizde.

Son yıllarda en büyük özelleştirmeleri hep Şeriatçı sermaye ele geçirdi.

Bankalar sizin elinizde. Son olarak Birinci Futbol Ligi’nin ismini bile Asya Finans Ligi haline getirdiniz.

Basın deseniz sizde. Yarısından fazlası sizin elinizde. Her kapanan gazeteyi satın alıyorsunuz.

İktidar deseniz o da sizde. Çankaya’dan YÖK’e, Hükümet’ten Emniyet’e bütün devlet kurumlarını adım adım ele geçirmediniz mi?

Futbol Federasyonu’nu bile faşist iktidarınızın propagnada aracına dönüştürdünüz.

Ordu deseniz, size karşı olan Paşaları tek tek tasfiye ediyorsunuz. Her gün başka bir subay ya hakim karşısında ya da gözaltında. Genel Kurmay Başkanı ise çoktan “dükkanı kapamış.”

Yargı deseniz, emrinizdeki savcıların neler yaptığını tüm Türkiye izliyor.

Öyleyse, kim elit Allah aşkına?

Bu Fethullahçı yalan kampanyasına göre, gizli bir İttihatçı iktidar vardır. Ve Kürt-İslam Faşistleri bu sözde gizli iktidarı devirmek için kendi iktidarlarını sağlamlaştırıp duruyorlar yıllardır.

Ve utanmadan tüm muhaliflerine de “elitsiniz”, “gizli iktidar sizsiniz”, “asıl zenginlik sizde” diye saldırıyor...

Dünya Faşizm Tarihi’ne Fethullahçılardan hediye...

Fethullahçılar İtilafçı günahlarını aklama derdinde

Fethullahçıların bu İttihatçı karşıtı kampanyalarını aslında kendi İtilafçı geleneklerini vatan satıcısı tarihini aklama çabası olarak görmek gerekir.

Bunlara göre, Menderes mazlumdur, Özal en büyük demokrattır…

12 Eylül’e dokunmazlar ama mitinglere katılan milyonlarca Atatürkçüyü darbecilikle suçlarlar.

12 Mart cuntasına laf etmezler ama 12 Mart Faşist cuntasının idam ettiği Deniz’leri cuntacılıkla suçlarlar.

Utanmadan!

Aynı şekilde Ali Kemal’ler de Mustafa Kemal’i eşkıyalık ve hayalperestlikle suçluyordu.

Utanmadan!

Aslında gizlemek istedikleri kendi darbecilikleri ve eşkıyalıklarıdır.

Muhalifleri “demokrat” olmamakla suçlarlar ama en baskıcı rejimi yine kendileri kurar.

1918’de Mondros’tan sonra iktidara gelen İtilafçılar, bütün yurtta bir İttihatçı avına başlamıştı. Şimdi benzer bir av başlamış görünüyor.

Halbuki o dönem İttihatçı avını asıl başlatan işgalci emperyalistlerdi. Zaten, Türklerin hapishanelerine bile güvenmediler, Malta’ya kendi hapishanelerine götürdüler tutukladıklarını...

Bakarsınız, “9.-10. dalgada” tutuklananlar Guantanamo’ya götürülür!

Neo-İtilafçılara atalarının sonunu hatırlatırız

Bugün kaleminden kanlar damlayarak başımıza hem savcı hem de yargıç kesilen gazeteci bozuntularına bakınca aklımıza Ali Kemal geliyor.

Bush’un ayağına kadar gidip “İran işgalinde bizi değerlendirin” diye yalvaranlara baktıkça aklımıza Damat Ferit’ler geliyor.

Sonra, İtilafçı geleneğin simge ismi Vahdettin geliyor aklımıza... Tahtını kaybetmemek için tüm vatanı emperyalistlere satmaktan çekinmeyen Vahdettin... Kaçınılmaz olarak “son” padişah Vahdettin...

Öyleyse, kendi kirli geçmişini gözden saklamaya çalışanlara atalarının sonunu hatırlatmak isteriz.

- Vahdettin, bir İngiliz gemisiyle Avrupa’ya kaçtı.

- Ali Kemal, linç edildi.

- Damat Ferit’ler 150’lik oldu. Atatürk yaşadığı sürece Türkiye’ye adımlarını dahi atamadılar.

- Kuvayı Milliye’ye karşı ayaklananlar İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp idam edildi. Şeyh Sait’ler de, Menderes de...

Öyleyse İttihatçı geleneğe saldıranlara sesleniyoruz: Aslında İttihatçılardan korkmadığınızın farkındayız. İşbirlikçilikte sizinle yarışanlardan size zarar gelmez.

Biliyoruz, sizin asıl korkunuz Mustafa Kemal’lerden...


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe