| Kaya Ataberk |
Ergenekon:
Kürt devletini
Taraf, Neşe Düzel ve
Hepimizin bildiği gibi Taraf gazetesi son dönem yaşanan siyasi tartışmaların önemli aktörlerinden (piyonlarından!) biri oldu. Taraf’ın hangi tarafta yer aldığı, gazeteyi çıkaran Ahmet Altan, Yasemin Çongar gibi açık Amerikancılar dolayısıyla baştan beri ortadaydı aslında. Ancak, Taraf Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren gazetedir. İlk defa bir basın kuruluşu bir misyonla görevlendirildiğini bu kadar açık bir şekilde belli ederek, özellikle Ordu aleyhindeki kampanyanın sözcülüğüne soyundu, bu kadar militanca çalıştı. Taraf’la beraber ortaya çıkan yeni durum, eski Doğan Medya kuruluşlarının yaptığının fersah fersah ilerisinde bir işbirlikçiliğin son haddine vardırılmasıdır. Taraf; ortaya çıkana kadar patronlarının emriyle hareket eden kalemler artık gerçekten de açıktan ABD’nin psikolojik harp birliği rolüne soyundular. Kısacası Taraf’ın kimliği bir psikolojik harp unsuru olmaktan ibarettir. Bu kimliği açıkça ifade etmekten kaçınan Fatih Altaylı gibileri bile bazı şeyleri ima ederek, Taraf’ın finans kaynaklarının şaibelerini gündeme getirerek duruma değinmek zorunda kalmaktalar. Yani Taraf’ın yüklendiği misyon, Altaylı’yı bile isyana götürmektedir. Yıllardır Radikal gazetesindeki görevini, yaptığı “bomba röportajlarla” yerine getiren Neşe Düzel de artık Taraf’ta. Taraf’ın Ergenekon operasyonu çerçevesinde üstlendiği polis bülteni rolünün de ötesinde bir görevi geçtiğimiz günlerde Neşe Düzel gerçekleştirdi. Diyarbakır Barosu’nun Kürtçü Başkanı Sezgin Tanrıkulu’nu söyleşi konuğu olarak sayfasına taşıyan Düzel, Tanrıkulu’yla paslaşarak ağızlarındaki baklayı çıkardılar. Öyle ki burada açıklanan görüşlerin birebir ABD’nin programının beyanı olduğu ortadadır. “Amerika’nın sesi” Taraf’ın, söyleşiyi “Ergenekon bitmeden Kürt sorunu çözülemez” manşetiyle yayınlaması da bu açıdan önemlidir. Taraf ve Tanrıkulu, TÜRKSOLU’nu doğruluyor TÜRKSOLU’nu takip eden okurlarımız, bizim Ergenekon operasyonunu birkaç cepheden yorumladığımızı bilirler. Olayın sadece AKP’nin muhalifleri susturmak için başlattığı bir “ulusalcılar”a karşı savaş olmadığını, bunun ötesinde esas meselenin Türkiye’de Kürt devletine giden yolun açılmasını sağlayacak, Yeni Sevr planının bir parçası olduğunu belirtmiştik. Bu yolda ABD’nin ve işbirlikçilerinin atması gereken en önemli adımın da Türk Ordusu’nun direncini kırmak olduğu ortadaydı. Kısacası esas mesele Türkiye’ye Kürt devletini kabul ettirmek ve bu yolda Ordu’yu tasfiye etmek ve lejyonerleştirmekti. Peki, Taraf neden bu açıklamaları Sezgin Tanrıkulu’na yaptırmaktadır? Bu sorunun cevabı da aslında onu kimin konuşturduğunu bilmekten geçiyor. Sezgin Tanrıkulu, söyleşinin spotlarında da daha ilk baştan belirtildiği gibi, kısa bir süre önce ABD’ye giderek Washington’da “yetkililerle” görüşmüştür ve aslında buradan aldığı talimatlar doğrultusunda konuşmaktadır. Bu nedenle Tanrıkulu gibi bir “Amerikan Kürdü”nün, “Amerika’nın Sesi” Taraf’ta yaptığı açıklamalar önemlidir. Umarız aşağıda aktaracaklarımız, meseleyi hâlâ algılamamakta direnen Atatürkçülerimize, solcularımıza yardım eder… ABD’nin mantığı: ”Ergenekon=JİTEM= Jandarma=Ordu” ABD, Ergenekon üzerinden Türk Ordusu’nun tasfiyesini hedefliyor demiştik. ABD, Ergenekon’u JİTEM’le eşitleyerek, “çete”nin Jandarma tarafından kurulduğunu iddia edecektir önümüzdeki süreçte. Buradan Jandarma’nın tasfiyesi gündeme getirilecek, ardından da Ordu’ya karşı topyekun bir operasyona girişilecektir. Bakın, bu tasfiye mantığı nasıl kuruluyor? Tanrıkulu’nun, Levent Ersöz üzerinden kurduğu zinciri takip edelim: “Türkiye’de faili meçhul pek çok olayın odaklandığı yer olan Jandarma İstihbarat’ta başkanlık yapmış biri o. Daha önce de Şırnak’ta, Diyarbakır’da ve Bursa’da alay ve bölge komutanlıkları yaptı. Pek çok olay şimdi onunla aydınlatılabilir. Mesela 2001’de Şırnak’ta Jandarma Alay komutanıydı. Şırnak’ın tümüyle yakıldığı, tarandığı 1990’ların başında gene Şırnak’ta kurmay başkanıymış. Bu kişi Silopi, Diyarbakır ve Bursa’da da çalıştı. Sonra Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı oldu. Yani JİTEM’in başkanı oldu. Bu kişi Ergenekon gözaltılarından bir gün önce yurtdışına gitmiş. Demek ki hala istihbarat ağı çok güçlü. Bölgedeki binlerce faili meçhul cinayetin JİTEM tarafından işlendiği bütün Kürtler tarafından biliniyor.” Burada yapılan çok açıktır. İlk olarak JİTEM’in, Jandarma İstihbaratı ile aynı şey olduğu belirtilerek Jandarma Genel Komutanlığı, Şırnak’ı tarayan, yakan, soykırım yapan, Kürtleri katleden bir çetenin ta kendisi olarak gösterilmektedir. Tanrıkulu buradan; “Artık Türkiye, ‘jandarma sistemini’ sorgulamalı” sonucuna varmakta da gecikmiyor. Amaç Türk Ordusu’nu soykırımcı bir çete olarak göstermektir. Ordu’nun tasfiyesi de buradan başlatılacaktır. Tanrıkulu, daha tam söyleyememiş ama Jandarma’nın ardından tüm Ordu’nun tasfiye ve terhisinin geleceği ortadadır. Bu bağlantıyı da Şemdinli’yle kuracakları açıktır. “Ergenekon’nun somut örneği: Şemdinli” ABD’nin Ergenekon senaryosunun uzayıp varacağı nokta Şemdinli olacaktır. Çünkü Şemdinli olayları üzerinden ulaşılacak hedefler daha da büyüktür. Ergenekon operasyonu ve Kürt-İslam çetesinin tertipleri ilk gündeme geldiğinde TÜKRSOLU “Bu iş Şemdinli’de biter” yazısıyla gidişatı çok önceden tespit etmişti. Tanrıkulu, TÜRKSOLU’nun bu tespitlerini de teyit eder tarzda mantığını örmeye devam etmektedir. Neşe Düzel, “Ergenekon çetesi birer birer toplanıyor. Eğer bu çete yakalanmasaydı Türkiye ve Kürtler neler yaşayacaktı sizce?” diye soruyor. El cevap: “Bunlar ülkede kaos ortamı yaratacaklardı. Siyasilere, aydınlara karşı eylemler yapacaklardı. Kaos ortamını da en kolay Kürtler üzerinden gerçekleştireceklerdi. Şemdinli bunun somut örneğiydi”. Ergenekon savcısı halen Şemdinli’yle Ergenekon’un bağlantısını kuramadı ama anlaşılan Tanrıkulu bu konuda daha da aceleci. O, ABD’li yetkililerden aldığı feyizle çoktan Şemdinli’yi Ergenekon’un somut örneği olarak nitelendirmiş durumda. Taraf sayfalarında bu şekilde dile getirildiğine göre demek ki operasyonun bir sonraki adımı yani işin Şemdinli’ye kadar uzaması yakındır. Ama ne kadar yakın dersek, Tanrıkulu neredeyse bunun tarihini verecek kadar da kendinden emin… 30 Ağustos vurgusu ve Yaşar Büyükanıt Burada yapılmak istenen bir kez daha netleşmektedir. Şemdinli’nin uzanacağı yer bellidir: Yaşar Büyükanıt. Ancak tabi ki bunun için de uygun zamanı Kürt-İslam çetesinin kolladığı açıktır. Gelin yine olacakları Tanrıkulu’ndan dinleyelim: “30 Ağustos çok önemli. Ergenekon çetesi sadece emeklilerden oluşmuyor. Devletin içinde asker, sivil her düzeyde örgütlenmiş bir yapı bu. Darbe yaparak Türkiye’ye otoriter sistem getirmeyi hedefliyorlar. Belki 30 Ağustos’ta Ergenekon’un uzantıları emekli edilir. Zira tutuklanan Şener Eruygur’un 2004’te Jandarma Genel Komutanlığı’ndan emekli olmasından sonra Ergenekon soruşturması nedeniyle Interpol tarafından aranan Jandarma İstihbarat Başkanı Levent Ersöz ve gözaltına alınan yardımcısı Atilla Uğur da emekli edildiler. Belki 2008 Ağustos’unda da başkaları emekli edilir”. Emekli edilecekler kısmı bilerek biraz muğlak bırakılmış ama herkes açıkça bilmektedir ki bu kadar Şemdinli vurgusunun ve 30 Ağustos tarihine gelip dayanan beklentinin tek anlamı Şemdinli olaylarıyla Ergenekon’u bağlayıp, sıranın Yaşar Paşa’ya gelmesini sağlamaktır. Amaç Büyükanıt’ın da Eruygur ve Tolon’un yanına gönderilmesi ve en tepesindekilere kadar çete durumuna getirilen Ordu’nun tasfiye edilmesi sürecinin artık başlatılmasıdır. Bunu yapacak siyasi cephe de bir taraftan sağlamlaştırılmaya çalışılmaktadır. “Demokrasi bloğu”, ABD’nin Kürt-İslamcı darbe bloğudur Bugün Türkiye’de gerçekten bir darbe süreci yaşamaktayız. ABD kendisine bağlı tüm kesimleri örgütleyerek Türk Ordusu’na ve Türk Milletine karşı bu darbeyi başlattı ve her geçen gün çerçeveyi daha da büyüterek, adımlarını planlı bir şekilde atarak ilerletiyor. Operasyonunun polisiye cephesi başarıyla yürütülüyor ama bir de bunun ABD açısından siyasi ayağını oluşturmak gerekiyor. Burada da danışıklı sorusuyla Neşe Düzel bir orta daha açıyor Tanrıkulu’na: “Darbelere, çetelere, karşı muhafazakarların, Kürtlerin, solcuların, kısacası demokrasi isteyen herkesin bir araya gelebileceğini düşünüyor musunuz?” Tabi Tanrıkulu da fırsatı kaçırmayarak bir “turuncu devrim” portresi çiziveriyor hemen: “2005 yılında Şemdinli davasının savcısı görevden alındığında Adalet Bakanlığı’nın önünde 50 bin, 100 bin kişi toplansaydı, belki Ergenekon soruşturması o zaman başlardı. Zira Şemdinli iddianamesi tam da bugün ortaya çıkarılan çeteye işaret eden bir üslupla yazılmıştı. Devletin içinde örgütlenmiş bir çetenin darbe için kaos ortamı yaratmaya çalıştığına dikkat çekmişti. Şemdinli’de yapamadığımızı bugün yapabiliriz”. Sanırız ki herkes önümüzdeki aylarda Türkiye’de yaşanması planlanan senaryonun ne olduğunu satır aralarından okuyabilir artık. Türkiye, genişletilen Ergenekon soruşturmasıyla beraber aynı zamanda ABD’nin sokağa dökeceği bir güruhla da karşı karşıya bırakılmak istenmektedir. Tanrıkulu, bu güruhu “demokrasi bloğu” olarak tanımlamaktadır. Şeriatçılar ve Kürtler bu işin ana gövdesini oluştururken, Sorosçu komprador sol da ortama çeşni olacaktır. Ufuk Uras ve benzerleri şimdiden bunun sinyallerini vermektedirler. Her şey açık… ABD, son aşamaya gelen planı için bu sefer işini şansa bırakmak istemeyecektir. ABD, “darbe bloğunu” örgütlüyor ve hazırlıyor. Bu gerçek darbe de yapıldıktan sonra artık sırada Kürt devleti, Sevr ve İran’da ABD’nin yanında savaşacak bir Türkiye var. Tek seçenek ABD darbesine karşı devrimci, antiemperyalist örgütlenmeyi kurmaktan geçiyor. TÜRKSOLU, devrimci bakış açısına sahip olduğu için süreci doğru okudu ve yanılmadı. Yine çıkış yolunda zafere kadar mücadele etmekten geri durmayacak olanlar da bu devrimci anlayışa sahip olanlardır. Artık, tüm Atatürkçüler ve solcular gerçekleri görmeli, tavrını ve konumunu ona göre belirlemeli. Bakın onlar ne kadar gerçekçi ilerliyor. Siz o kadar gerçekçi olabilecek misiniz?
|