| Hüseyin Adıgüzel |
AKP kitleleri nasıl aldattı? Yedi yılı bulan AKP iktidarı, benim gibi düşünenlere ve tarafsız olduklarını iddia edenlere, şunu bir kere daha gösterdi; “Kitlelerin zaaflarını iyi tespit ederseniz, kitleyi aldatmak çok kolaydır!” Nasıl mı? Bakın nasıl aldatıyorlar? Aldatma hareketi, AKP kurulur kurulmaz başladı. Hatırlayınız, o günün en önemli söylemi “değiştik” söylemi idi. Yer aldıkları televizyon programlarında, verdikleri demeçlerde, yaptıkları mitinglerde, üzerinde en fazla durdukları konu ve söylemleri “değiştik” üzerine kuruluydu. Güya değişmişlerdi, güya demokrat olmuşlardı, güya şeriatçılıktan vazgeçmişlerdi. Demokrasi ve insan hakları söylemleri, değişim rüzgârının itici gücü olarak kullanılıyordu. Bu suretle, kendilerini iyi tanıdığını zanneden bir takım güya liberal, demokrat, ilerici aydını ve medya kalemşörlerini yanlarına çekmeyi başardılar. Onların büyük çoğunluğu, zaten aldatılmayı bekleyen ve her dönemde esen rüzgâra göre yön değiştirmesini iyi bilen profesyoneller oldukları için atılan oltaya ilk takılanlar oldular. Onlar için onur, gurur, dürüstlük, vatan, millet, devlet gibi kavramlar, küçük burjuva adetiydi ve kolaylıkla daha sonra kullanılmak üzere bir kenara konulabilirdi. Esas şaşırtıcı olan, halk kitlelerinden önce, onların aldanmasıydı. Halbuki onlar, genellikle yabancı mektepleri bitirmişler, Avrupa’da, ABD’de üniversite tahsili yapmışlar, eğitimi toplumun çok üzerinde, güya seçkinler kitlesiydiler. Seçkin olmak, iyi eğitim almak göründüğü gibi aldatılmamak için yeterli donanımlar değilmiş. İnanılması güç ama, aldatanlardan daha çok, aldatılan bu kitle, aldatanların aldatma kampanyasını sahiplendiler. Her zemin ve koşulda, aldatanları savundular, aldatanların haklılığını ortaya koyabilmek için kendilerini inkâr yoluna bile gittiler. Acaba bu kitle, inandıkları için, aldatanları savunuyor, diyebilir miyiz? Yaşamlarının bir kesitini dahi olsa bildiğimiz için, bu kitle mensuplarının inanç gibi bir sorunlarının olmadığını rahatça ifade edebiliriz. Çünkü, çok değil daha birkaç yıl önce, inandıkları değerler için insan bile öldürebilecek kadar değerlerine bağlı olduklarını söyleyenler, bu gün inandıkları değerlerin tümünü bir kenara koyarak yeni bir inanç temelinde, yeni oluşumlar içinde boy gösteriyorlarsa, onların aslında inandıkları bir değer olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Onların değişimi, sadece, elde ettikleri konum ve ceplerine giren parada olmuştur. Daha önce yazarken şimdi baş yazar oldu, ya da baş yazarken genel yayın yönetmeni oldu. Daha önce iki-üç bin dolar maaş alırken şimdi elli- altmış bin dolar maaş almaya başladı. Bunların iş adamı kılıklıları da, küçük bir tüccar iken devlet ihaleleri ve özelleştirmelerle büyüdüler, daha da zengin oldular. Değişme, sadece güç ve parada oldu. Genelde, güya demokrat ve insan hakları savunucusu ve özgürlük şampiyonudurlar. Gerçekte ise, kendi özgürlüklerini bile satacak kadar gücün ve paranın esiridirler. Kendi özgürlüklerini bile paranın ve gücün emrine veren bu zavallı yaratıklar, güya, kitlelerin hak ve özgürlüklerini savunmaya soyunurlar, ama sadece patronlarının parasını ve gücünü savunurlar. Çünkü, aldatanların antidemokratik, hak ve özgürlükleri kısıtlayan, insan haklarını hiçe sayan hiçbir davranış ve uygulamasının karşısına dikilip “yanlış yapıyorsunuz beyler!” diyemezler. Bunlar genelde aldatılanların değil, aldatanların safında, kitleyi aldatmak için yer alırlar. Aldatılmış gibi görünerek aldatmaya çalışırlar. Gördükleri bu hizmetin de karşılığını alırlar. Bunlar gazetecidirler, televizyoncudurlar, iş adamıdırlar, üniversite mensubudurlar, ama hepsi bu işin profesyonelidirler. Aracılık yaparlar para kazanırlar, yazı yazarlar para kazanırlar, ihale alırlar para kazanırlar, özelleştirmelere katılırlar para kazanırlar, mevki sahibi olurlar güç kazanırlar ve sonra da millete yukarıdan bakarak ahkâm keserler. Her şeyi bunlar bilirler, her şey bunlardan sorulur, bir elleri yağda, bir elleri baldadır. Dünya yansa umurlarında bile değildir. Varsa yoksa paracıkları… Üzerine ölü toprağı serpilmiş halk bunların eseridir. Kendisine yapılan haksızlığa bile isyan etmeyen insan, bunların eseridir. Bakar körleri, duyan sağırları yaratanlar bunlardır. Aldatma AKP kurulur kurulmaz başladı, dedik. Bugün, kendini gerçekten demokrat zanneden bazı zavallılar, aldatıldıklarının ancak farkına varabildiler. Kimsenin ve hiçbir şeyin değişmediğini aradan altı-yedi sene geçtikten sonra fark edebildiler. Ama, atı alan Üsküdar’ı geçti, sonuca bir adım kaldı. Hala, inanmaya devam edenler daha büyük bir kitleyi oluşturuyorlar ve yanıldıklarını kabul etmeyerek aldatmaya ortak olmaya devam ediyorlar. Haklar, özgürlükler dediler, en büyük haksızlıkları yaptılar, eşini, dostunu, hatta çocuklarını devlet olanaklarından yararlandırdılar, bir gecede dolar milyarderi yaptılar. Vatan, millet dediler kanla, ateşle alınan Kıbrıs’ı Yunan adası haline getiriverdiler, milletin üzerindeki büyük bir yükü(!) kaldırdıklarını söylediler. AB’ye almayacaklarını adları gibi bildikleri halde, AB’ye giriyoruz yalanı ile milleti paramparça ettiler, azınlıkları ülke yönetimine ortak ettiler, Türk Milletini defterlerinden sildiler, arada bir yanılıp hak aramaya kalkanlara “Ananı da al git!!” dediler, kendilerini ülkenin asli sahibi olarak görmeye başladılar. Ülkenin tüm zenginliklerini, kurumlarını “babalar gibi” sattılar, millete ait hiçbir şey bırakmadılar, gelen paraları da yandaşlarına ulufe gibi dağıttılar. Toprağın üstünde bir şey bırakmadıkları gibi, altında da bir şey bırakmadılar. Dış borçları dörde katladılar, ama bir çivi bile çakmadılar. Memuru, işçiyi, esnafı, köylüyü perişan ettiler. Dünyanın en pahalı elektriğini, benzinini, gazını bize kullandırttılar, kendimize yetmediği için zam yaptıklarını söyledikleri elektriği bedava denilecek bir fiyatla Yunanistan’a sattılar. Dış politikayı AB komiserlerine, Lagendijk’lere, Oli Rehn’lere, ekonomiyi IMF ve Dünya Bankası’na, devlet yönetimini de yandaş polislere bıraktılar, millet kan ağlarken onlar keyiflerine baktılar. Bir türban için Türkiye’yi, Türk Milleti’ni yabancılara şikayet ettiler. AKP kapatılmasın diye, AB’den, ABD’den yardım dilediler. İnandıkları hiçbir inanç sistemi olmadığı halde, en büyük Müslüman, inanmadıkları halde en büyük demokrat, yok ettikleri halde en büyük insan hakları savunucusu olabiliyorlar. Tarihin kaydettiği en büyük sahteciliği, Allah’la aldatarak bunlar yapıyorlar. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi, çıkıp ortalıkta dolaşıyorlar, ahkam kesiyorlar. Kapatma davasını açan yargıya demediklerini bırakmayanlar, bir gün sonra “yargıya güvenin” diyebiliyorlar. Medyayı ele geçirmede, yandaş medya yaratmada ve Göbelsvari propaganda esaslarında ne kadar üst düzey bir çalışma sergiledikleri açık olarak önümüzde duruyor… Yüzde kırk yedinin başka türlü bir izahı olamaz. Öyle ise yapılacak tek şey; aldatılanları bilgilendirmek, nasıl aldatıldıklarını göstermek! Kolay değil doğal olarak ama kolay olan bir şey de yok! Tek iş, çalışmak, yılmamak, sabretmek ve çalışmaya devam etmek! Elimizi taşın altına koymak, faal olarak çalışmalara iştirak etmek, fedakarlıktan kaçınmamak! Siz varsanız, biz varız! Atatürkçü, tam bağımsızlıkçı, anti emperyalist, ilerici, milliyetçi, devrimci bir siyasi oluşum geliyor. Katılmaya hazır mısınız? Sizi aldatmayacak, demokrat, insan haklarına saygılı; tam bağımsız Türkiye, AB’ye, ABD’ye hayır diyebilen bir oluşuma destek vermeye, ama tüm varlığınızla destek vermeye hazırsanız, sizleri de bekliyoruz.
|