| Yekta Güngör Özden |
Barışa en fazla gereksinim duyduğumuz günlerde iktidar kaynaklı gereksiz kavgalara sürüklenmekteyiz. İktidar, karşı olduğu lâik cumhuriyetin kazanımlarını elden çıkararak seçimler için kullanmakta, giderek yoğunlaşan kadrolaşma ve partizanlıkla hedefine doğru yürüdüğünü, engel tanımadığını yinelemektedir. Önce, karşı oldukları cumhuriyetin kendilerini iktidara getirdiğini unutmaktadırlar. Cumhuriyete kızmak gerekirse günümüz iktidarını yönetim katına çıkardığı için karşıtlarının kızması gerekir. Yağma, peşkeş, kayırma biçiminde elden çıkarılan, gerekmemesine karşın satılıp savılan edinimlerden sonra para için nelere başvuracaklarını kestirmek güçtür. Türkiye yitirmekte, karşıtları kazanmaktadır. Anayasa paketleri, yasalar, işlemler, ilişkiler giderek artan baskılar ve dayatmalar, Türkiye’yi sömürge durumuna düşürmeye bağlanmalıdır. Ama asla başarılı olamayacaklardır. Anayasa Mahkemesi’nin çok olağan, beklenen iptal kararı Anayasa ile, hukukla, yasalarla oynamayı mârifet sayanları kızdırdı. Amaçları, mağdura oynayarak, yandaşlarının desteğiyle kafalarındaki dinci düzeni gerçekleştirecek yeni bir Anayasa idi. Bunun için oyunlarına uygun tepkilerle elverişli ortamı hazırlamaya çalışmaktadırlar. “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yaptığı hukuk darbesidir. Yargıçlar demokrasisi oluşturulmak istenmektedir.” diye yazan anlayışsızlar, bilgisizler, yetersizler var. “Anayasa’da lâikliğin tanımının bulunmamasına karşı lâiklik karşıtlığın odağı durumuna geldiği savıyla iktidara karşı dâva açılıyor” diyerek yabancılardan medet uman Bakan var. Usdışı, ahlâkdışı, gerçekdışı sözlerle ilkelliğin ve bağnazlığının en çirkin örneklerini sergileyen Şeriatçı, çıkarcı dönek ve sapkın medya ilgilileri var. Ulusal onurun simgesi ve temsilcisi yargının demokrasilerdeki konumunu, işlevini bilmeyen yöneticiler, aydın geçinenler var. Gerçek demokrasilerde yargı denetimi koşuldur, son ve kesin söz yargınındır. İktidarın ve yandaşlarıyla şakşakçılarının Anayasa Mahkemesinin son iptal kararı hakkında yöntemden açıklanmasına değin söyleyip yazdıklarının hiçbiri hukuksal değildir. Yanlıştır, yanıltıcıdır. Anayasa Mahkemesi olağan görevini yapmış, devleti ve demokrasiyi koruma, Anayasa’yı egemen kılma işlevini yerine getirmiştir. Ne yetkisini aşmış, ne Anayasa dışına çıkmış, ne öze girmiş, ne de yeni bir kural oluşturarak yargıçlar devletini amaçlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olduğunu, niteliklerini, yargının, ulusa ilişkin egemenlik hakkını, yargılama alanında ulus adına kullanmaya yetkili olduğunu, Anayasa’nın değiştirilmesi önerilemez niteliklerini Anayasa değişiklikleriyle sözde bırakmaya kimsenin olur vermeyeceğini unutanlar, unutturmak isteyenler, çoğunluk diktasıyla, din devletine yelken açanlar kendilerine gelmeli, Anayasa Mahkemesi’nin bu yeni dersini iyi algılamalıdır. Bu tür karar ilk kez de alınmıyor. Lâiklik ve sıkmabaş konusunda AİHM’nin kararlarını da gözününde bulundurmayanlar gereksiz ve çok sakıncalı davranışlarla yarattıkları kavganın neler getireceğini ve götüreceğini çok iyi düşünmelidir. Yangına körükle giden iktidar, toplumsal huzuru sağlamakla görevli olduğunu, başlıca sorumluluğun kendisinde bulunduğunu unutmamalıdır. Olaylara, tepkilere bakıp olacakları düşünmek bile üzücü. İnanç sömürücüleri, başörtüsü yalancıları, eğitimi ve aileyi sarsan olumsuzlukların, inatların yaratıcı ve kışkırtıcıları, hangi koşullarda nerden nereye geldiğimizi unutanlar, sıkmabaşın Kur’an-ı Kerim’de değil İncil’de olduğunu bilmeyenler, kadın-erkek din bilginlerini dinlemeyenler, hukuka inanmayanlar, yargıya saygı duymayanlar Türkiye’ye düşmanlık etmektedir. Bağımsızlığı, özgürlüğü, egemenliği, Türkiye aydınlanmasını, Atatürk ve arkadaşlarının çabalarını, kazandırdıklarını yadsıyanlar insan ve yurttaş olamazlar ki inançlı ve dindar olabilsinler. Bu çağda bu sorunlarla mı zaman, emek ve insan yitireceğiz? Olanlar bize yakışıyor mu? Siyasal, ekonomik, hukuksal, bilimsel nice sorunlar çözüm beklerken kavganın anlamı ve yararı var mı? Kimler mutlu oluyor, biliyor musunuz? Sevr yanlıları ile Lozan karşıtları. Ellerini ovuşturarak sevinç çığlıkları atıyor. Ümmetçiler, arap emperyalizminin ve batı kapitalizminin kuklalarının ağzı kulaklarında. Kürtçüler ve şeriatçılar iktidar hoşgörüsü, hattâ kayırmasıyla gemi azıya aldı. İyi düşünmeliyiz. Liderlerine yaranmak için akıldışı, hukukdışı, demokrasiyle ve hukuk devletiyle bağdaşması olanaksız önerilerle ortaya çıkanlar var. Oysa liderlerini ve çevresini uyarıp sakıncalara engel olmaları beklenir. Kişilik ve karakter çok önemli öğelerdir. Siyasal beklentiler için bu değerleri gölgelemek, ödünler vermek, kötülüklere araç olmak ne kadar üzücü. Bozulan ve bozulması süren eğitim, imam-hatip ağırlıklı yöneliş, kötülüklerin nedenidir. İkili eğitime dönüşen öğrenim birliği yıkımı, sorunları getirmiştir. Aklın yerine inanç gelirse, bilimin yerini din alırsa, gerçeği varsayım ötelerse kurtuluş olanaksızdır. OKS ve ÖSS nedeniyle türbelerin dolup boşalması çağdaşlık savımızı gölgeliyor. Sınavlardan dua ile sonuç almayı düşünüp beklemek ne ölçüde doğru? Çocuklarımızı bunaltan düzenlemeler, yöntemler, ailelerin katlandığı özveriler dua ile karşılanamaz. Akılcı, bilimsel önlemler gerekir. Adana Fatih Terim Lisesi damında toplu namaz olayı geçiştirilecek bir aykırılık değildir. Avustralya’da 2001’de geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitiren Nakşibendi tarikatı İskenderpaşa cemaatinin lideri Mahmut Esat Coşan’ın babası Halil Necati Coşan da Süleymaniye Camii’nde toprağa verildi. Gömüldüğü yerde Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinin yakınında Nakşibendi şeyhi M. Zahit Kotku’nun mezarı bulunmaktadır. Aynı yere Turgut Özal’ın annesi Hafize Özal ile kardeşi Yusuf Bozkurt Özal da gömülmüştü. Tarikat ayrıcalığı Bakanlar Kurulu kararlarıyla sürdürülmektedir. Demokratik, lâik, sosyal hukuk devleti öngörüsü korunmaktadır. Gazeteler suç olaylarıyla dolu. Toplumun giderek bozulan huzuru ilgilileri düşündürmelidir. Kötü örneklerin artması iyileşmenin güçlüğüne neden olmaktadır. Gazete köşelerine yerleşmiş kimi düzelmesi olanaksız kişiler açık-kapalı saldırarak düzeysizliklerini sergiliyorlar. Birisi bulunduğu çukuru gizlemek için soyadına sığınıyor. Önceleri aşağılık saldırısı nedeniyle mahkûm ettirdiğim yalancı ve iftiracı ise ipe sapa gelmez yazılarında yine sataşıyor. Ben 1998’in birinci günü emekli oldum. Üç yıl bir devlet üniversitesinde öğretim görevlisi olarak yüksek lisans-doktora derslerine girdim. Daha sonra yine bir devlet üniversitesinin ilköğretim okulu ile lisesinin yönetim kurulu üyeliğini yaptım. Son beş yıldır da bir vakıf üniversitesinde iki derse giriyorum. Bunların hepsini karşılıksız yapıyorum. Anlayışı, düzeyi, ahlâkı bunlara elverişli olmayan beni de kendisi gibi patron aylığına bağlı sanarak TÜRKSOLU’nda son üç yıldır yine karşılıksız biçimde yazmamı eleştiriyor. İstediğim gibi yazıyorum, özgür ve bağımsızım. Patronum yok. Yazarlığa özenmiyorum. Doğru bildiklerimi yazıyorum. Gazetecilik kartımı 1946’da aldım. 1979’a kadar sekreterlik, yazı kurulu üyeliği, yazıişleri müdürlüğü, sahiplik, köşe yazarlığı, hukuk danışmanlığı yaptım. Yayımlanan makalelerim 500’e yaklaştı. İktidar yalakalığına soyunan şımarık ve şirretler, kalemi ve diliyle pislik saçanlar okula gitmezken, emeklerken basının içindeydim. Kitap Prof. Dr. Cemalettin Topuzlu, büyükbabası Prof. Dr. Cemil Topuzlu’nun “80 y ıllık Hâtıralarım” adlı kitabının 4. baskısını gerçekleştirdi. Tarihe ışık tutan anıların okunmasını öneriyorum. Özgün Sözler’den: Köpekle konuşulmaz, oynanır.
|