| İnan Kahramanoglu |
Zübükzâde Tuncay’ın maceraları devam ediyor
Tuncay haklı, herkes haksız! Siyaset yapmak ciddi bir iştir. Bununla birlikte siyaseti ciddiye almamak gerekir. Tuncay Özkan olayı bize bu gerçeği bir kez daha hatırlatmış oldu. Aziz Nesin’in Zübük hikayesini daha önce yazdık. Türk siyasetinin en ciddi ve tutarlı eleştirilerinden biridir. Sinemaya aktarıldığında ise başından sonuna kadar gülerek izlenilen bir komedi filmi ortaya çıkmıştır. Peki Tuncay Özkan? Tuncay’ı ne kadar ciddiye almak gerekir? Ciddiye almadık ve almıyoruz. Ama Türkiye’nin en Atatürkçü ve en okur yazar insanlarının hâlâ Tuncay’ı ciddiye aldıklarını görüyoruz ve yazma ihtiyacı hissediyoruz. Tuncay Özkan’la ilgili daha önce TÜRKSOLU sayfalarında şöyle yazmıştık: Tuncay gibi uyanık bir kasaba politikacısının Türkiye’nin en okur yazar Atatürkçü kesimleri tarafından nasıl olup da bir lider ve kurtarıcı olarak görülebildiği acı ama bir o kadar da cevaplanmaya muhtaç bir sorudur. Hala burada olduğumuzu üzülerek görüyoruz. Bundan cesaret alan Tuncay da sanki hiçbir şey olmamış gibi yeni kanalı ve yeni bir parti ile kaldığı yerden devam etmeye çalışıyor. İyi ama ne demişti Tuncay: “Kanalı 25 milyon dolara sattım. Bunun 24 milyon dolarıyla borçlarımı ödedim”. Tuncay’a inanacak olursak elinde kala kala 1 milyon dolar kalmış ama Tuncay bu 1 milyon dolarla bir hafta içinde yeni bir televizyon kanalı kurabiliyor. O zaman Tuncay’a şunu soralım 1 milyon dolara nasıl kanal kurdun, bize de anlat biz de kuralım. Yok eğer daha fazla para harcadıysan bu parayı nereden buldun, kimden aldın? Tuncay kendisine yönelik suçlamalara da Bizkaçkisiyiz sitesinde bir yazı ile cevap vermiş. Tuncay’a göre kendisini “gizli Fethullahçı” “AKP destekçisi” ve “bölücü” olarak gösteren “korkak solcular” varmış. Tuncay’ın TÜRKSOLU’ndan bahsettiğini herhalde anlamışsınızdır. Ama ismimizi bile yazacak kadar cesareti olmadığını göre kimin korkak olduğu ortaya çıkıyor. Biz adamın ipliğini pazara çıkarıyoruz ama o kalkıp bu suçlamalara cevap vereceğine bizi korkaklıkla itham ediyor. O halde hodri meydan diyoruz ve Tuncay’ın numaralarını yazmaya devam ediyoruz. Tuncay da çok yürekliyse buyursun karşımıza çıksın! Tuncay, “yaptım ama hele bi sor niye” demeye devam ediyor Tuncay’ın kendisini savunmaya çalıştığı yazısının başlığı: “Tuncay Özkan ne yaptı, nasıl yaptı, niçin yaptı?” Yani tam da daha önce TÜRKSOLU’nda yazdığımız gibi “sattım ama hele bi sor niye?” durumu! İnsan bazen, adam acaba ciddi mi yoksa bizimle dalga mı geçiyor, anlamakta gerçekten güçlük çekiyor. Yüzsüzlüğün, arsızlığın, üçkağıtçılığın bu kadarı ancak filmlerde olur ama bu yaşadıklarımız film değil gerçek ne yazık ki. Evet, Tuncay “hele bir sor niye” diyor ve başlıyor döktürmeye. Aklınca suçlamalara cevap veriyor Tuncay, ama içi boş demagojiden başka hiçbir şey yazamıyor. Apo’yu destekleyen yazılarını, Tayyip’i savunan makalelerini, Fethullah’ın karşısındaki el pençe divan duruşunu açıklayamıyor. Açıklayamadığı yerde de başlıyor kendisini acındırmaya ve serzenişte bulunmaya. Alacaklılar, Maliye, kanal çalışanları herkes haklıymış da bir tek Tuncay haksızmış! İyi de adama sormazlar mı, kanalda aylarca maaş almadan bedava çalışanlar mı haklı, yoksa 25 milyon doları cebe atan Tuncay mı? İnternet ve telefon yoluyla kandırılan, parası çalınan milyonlar mı haklı yoksa 25 milyon doları cebe atan Tuncay mı haklı? Kim haklı? Tuncay’da yalanın sonu yok, tabii yerseniz. Tuncay yazısında diyor ki “Adam geldi 22 Temmuz öncesi al sana 125 milyon dolar, sat dedi. Ama şartım 6 ay miting yapma ve televizyona çıkma... Git dedik”. Nasıl, inandınız mı? Dedik ya, Tuncay’da yalanın sonu yok. Ama biz biliyoruz ki Tuncay 125 milyon dolara, değil kanalı... Neyse, Tuncay’da bu numaralar varken bu olay daha çok su kaldırır ve Tuncay Özkan, pardon Tuncay Haklı, insanlarımızın yüzüne baka baka ve utanmadan iş tutmaya devam eder. Ediyor da. Tuncay’ın maceralarındaki yeni durağı Mümtaz Soysal’ın Bağımsız Cumhuriyet Partisi olacak gibi görünüyor. Basında Tuncay’ın BCP’nin başına geçeceği konuşulmaya başlandı bile. Demek ki Tuncay gerçekten iyi bir satış yapmış ve aldığı para ile yeni bir kanal kurup üstüne bir de parti satın almış. Satın almış diyoruz zira Tuncay’ın BCP’nin borçlarını üstlendiği söyleniyor. Burada bir parantez açmak ve bir soruyu cevaplamak gerekiyor. Tuncay Özkan ve arkadaşları ulusalcı bir kanal kuruyorlar ve dediklerine göre bu kanal kısa bir süre sonra borç batağı içinde yüzmeye başlıyor. Mümtaz Soysal’ın partisi için de benzer bir durum söz konusu. BCP kurulmasının üzerinden beş yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen şubeleşme çalışmalarını tamamlayamadığı için seçimlere girme hakkı kazanamamış bir parti. Ama şubeleşememiş, seçimlere girememiş ve bir tabela partisi görünümündeki BCP, borç yükü altında eziliyor ve söylenildiğine göre Tuncay’ın partiye katılmasıyla birlikte bu borçlar da kendisi tarafından üstleniliyor. Böylece BCP de rahat bir nefes alıyor. İyi ama Türkiye’yi yönetme iddiasıyla ortaya çıkıp daha kurduğu televizyonun, kurduğu partinin bile devamlılığını sağlayamayan insanlara halk nasıl inanıp güvensin, ülkeyi nasıl teslim etsin. Bir parti teşkilatının kirasını bile çıkaramayan, bir televizyon kanalının çalışanlarının maaşını bile ödeyemeyen insanlar koskoca bir ülkeyi nasıl yönetecekler, halkı buna nasıl inandıracaklar. Körle yatan, şaşı kalkar! Burada birkaç söz de BCP’lilere söylemek gerekiyor. Anlaşılıyor ki; bırakın iktidar olma ihtimalini, kuruluşunun üzerinden geçen beş yıla rağmen ancak 20 şubeli ve açıkça söylemek gerekirse tabela asmak dışında pek bir işlevi de bulunmayan bir parti teşkilatı ile yola çıkan ve gelinen noktada seçimlere girme hakkı bile elde edemeyen bir partiyi daha fazla devam ettirmenin elbette ne BCP’lilere ne de ülkeye bir faydası yoktur. Ama bütün bu uğraşların sonunda kalkıp partiyi Tuncay’a devretmenin de akıl kârı olmadığını bilmek gerekiyor. Ünlü bir atasözümüz vardır; Körle yatan şaşı kalkar! Tuncay gibi ne olduğu ve ne için çalıştığı artık ortaya çıkmış birisini sanki hiçbir şey olmamış gibi partiye kabul etmek ve partiyi ona devretmek, Tuncay’ın bütün yaptıklarına ortak olmak ve bunun vebalini de üstlenmek demektir ki burada bir kez daha düşünmekte yarar var. Gerçi Mümtaz Soysal partinin Tuncay’a devredilmeyeceğini, olayın “BizKacKisiyiz platformunun BCP’nin bir süre önce yaptığı ‘cumhuriyetçi seferberlik’ çağrısına destek vermesi”nden ibaret olduğunu söyledi. Ancak BCP gibi üye sayısı ve örgütsel gücü son derece küçük bir partinin Tuncay ve ekibi ile parti içi bir mücadele yürütmesinin mümkün olmadığını ve Tuncay ve ekibinin partiye katıldığı andan itibaren partiyi kısa sürede ele geçireceğini söylemeye bile gerek yok. Kaldı ki Mümtaz Soysal gibi yıllardır siyasetin merkezinde yer alan bir siyasetçinin bu gerçeği bilmemesinin de imkanı yok. Dolayısıyla Mümtaz Soysal, Tuncay’ın partiye katılacağını reddetmemekle aslında bu devir-teslim işleminin gerçekleşeceğini kabul etmiş oluyor. O halde Mümtaz Soysal’a da şunu sormak gerek: Tuncay Özkan gibi geçmişte Aydın Doğan’ın kanatları altında Karamehmet’e saldıran, sonra rota değiştirip Karamehmet’in kanatları altına girip aydın Doğan’a saldıran, Mesut Yılmaz’ın medyadaki “yılmaz” savunucusu, AKP ile bir dönem sıkı fıkı olup Tayyip’in halk tarafından desteklenmesi gerektiğini yazan, Apo’yu destekleyen yazıları bulunan, Fethullah’ı aklamak için karşısında el pençe divan oturup çanak sorularla dolu röportajlara imza atan, sonra birden ulusalcılığa çark edip ateşli bir AKP ve Fethullah düşmanı olan ve en sonunda da kanalını para etmeye başladığını gördüğü anda Fethullah’ın ikinci adamına teslim eden Tuncay Özkan sizce Atatürkçü müdür, cumhuriyetçi midir? Böyle birini partinize kabul ettiğinize ve hatta partiyi ona devretmeye karar verdiğinize göre Tuncay’ın bugüne kadar ki çizgisine ve yaptıklarına kefil misiniz? Zira Tuncay’ın partiye üye olduktan hemen sonra partiyi rahatlıkla kontrol altına alacağını ve dahası ‘bize katılıp destek olacaklar’ demenin aslında gelecek olası tepkileri hafifletmeye yönelik bir numara olduğunu siz de bal gibi biliyorsunuz. O halde hiç kıvırtmaya gerek. Açıkça çıkıp söyleyin; Partiyi Tuncay’a verecek misiniz, vermeyecek misiniz?. Bunda saklayacak ne var. Madem işbirliği yapacak, hatta partiyi böyle birkaç günde devredecek kadar güvenilir bir adam buldunuz, bunu göğsünüzü gere gere söyleyin, herkes duysun. Yok eğer, acaba tepki olur mu gibi bir çekinceniz varsa-ki bunun için sayısız gerekçe var- o halde ne diye böylesine karanlık bir kişiye partiyi emanet ediyorsunuz? Gördünüz mü bakın, Zübük daha partiye girmeden bile sizi kendi çizgisine çekiyor. Üç kağıtçılık, her türden numara, ayak oyunu, dümen çevirme Zübük için sıradan şeylerdir, ama Zübükle temasa geçen herkes bir süre sonra ona benzer. Bunu bir kez daha hatırlatmayı görev biliyoruz. Bugüne kadar size inanan, güvenen sizinle birlikte yola çıkan az sayıda da olsa partilinize ve yıllardır ulaşmaya çalıştığınız Atatürkçü insanlara Tuncay Özkan’ın gerçekten de inanılır, dürüst ve Atatürkçü kimliğinden kuşku duyulmayacak biri olduğu garantisini verebiliyor musunuz? Eğer bütün bu sorulara evet diyorsanız siz ne biçim Atatürkçüsünüz? Eğer bu sorulara hayır diyorsanız, böyle bir zübüğün Atatürkçü insanları bir kere daha kandırmasına, Atatürkçülerin bu sahtekarlarla zaman kaybedip AKP’nin önünü kesecek gerçek bir Atatürkçü ve sol örgütlenme ile buluşmasını engelleme operasyonuna neden koltuk değnekliği yapıyorsunuz? CHP, DSP ve CDP ile birleşmeyen BCP, Tuncay’la neden birleşiyor? Mümtaz Soysal, Deniz Baykal ile anlaşamayarak CHP ile yollarını ayırmış ve Ecevit’in DSP’sine katılmıştı. Ancak DSP ile de anlaşamadı. Daha sonra DSP’den ayrılıp BCP’yi kurdu ama bundan sonra ne CHP ile ne de DSP ile birlik ya da ittifak gibi bir arayışı hiç olmadı. Hadi diyelim ki CHP ve DSP’nin yaptıkları ve Atatürkçülüğe verdikleri zarar ortada ve bu nedenle onlarla yan yana gelmekten kaçındınız. Buna diyecek bir şey yok. Ama Yekta Güngör Özden gibi Atatürkçü kimliği tartışma götürmeyecek, dürüstlüğüne dost düşman herkesin kefil olacağı bir saygın ismin kurduğu Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi ile zamanında neden ittifak yapmadınız? Üstelik Yekta Güngör Özden hiçbir karşılık beklemeden ve pazarlıksız olarak, üstelik genel başkanlık koltuğunu da size bırakmayı kabul ettiği halde bu ittifak gerçekleşmedi. Ama aynı BCP şimdi kalkıp Tuncay gibi bir ismi genel başkan olarak kabul edecek derecede ileri gidiyor. İyi ama Tuncay Özkan nasıl bir değerdir ki Deniz Baykal’dan Bülent Ecevit’ten ve geçtik bunları Yekta Güngör Özden’den daha önemli biri isim oluyor. Üstelik bu isimlerle birleşmek için pazarlık yapan, şartlar öne süren bir hareket Tuncay gibi bir zübük söz konusu oluğunda nasıl kayıtsız şartsız ve damdan düşer gibi partiyi onun kucağını bırakabiliyor. Bunun mantıkla açıklanacak bir tarafı var mı? Tuncay’lı BCP ne yapar? Ağzıyla kuş tutsa bile bir şey yapamaz. BCP’li arkadaşlar! Hadi bir deneme yaptınız ve sonu gelmeyecek bir parti macerasına giriştiniz, başaramadınız. Bu bir yanlıştır fakat zararın neresinden dönseniz kârdır. O nedenle iyisi mi yol yakınken bu işten vazgeçin. Tuncay partinizin başına geçtiğinde ne olacak zannediyorsunuz? BCP şaha mı kalkacak, barajı yıkıp %50 oyla iktidara mı geçecek? Biraz gerçekçi olun ve rüya görmeyi bırakın. Seksen yıllık CHP’nin bile ancak %20 oy alabildiği bir siyasal mekanizma içinde, hele hele Tuncay gibi kendi kendini yıpratmış ve en yakınındaki insanların bile desteğini yitirmiş bir adam mı sizi kurtaracak? Bu haliyle Tuncay 1 milyon 300 bin kişilik internet ve telefon destekçisi tüm kitlenin desteğini alsa bile bunun olası bir seçime yansıması ancak %2-3’lük bir parti olur. Kaldı ki bu kitlenin neredeyse tamamı yıllardır CHP’ye oy vermiş insanlar. Şimdi bu insanların barajı aşma ihtimali bile bulunmayan bir partiye oy vereceklerini düşünüyor musunuz? Üstelik bu milyonluk destekçi kitlesi Tuncay’ın büyük kurtarıcı olarak görüldüğü dönemde kendisini destekleyen insan sayısıdır. Ancak Kanaltürk’ün Fethullahçılara satışı, bu kitlenin büyük kısmına Tuncay’ın gerçek yüzünü göstermiştir. Tuncay şimdi kalkıp yeniden bir “Bizkaçkişiyiz” anketi yapsa acaba kaç kişi hiçbir şey olmamış gibi yine Tuncay’ın peşinden gider ve bunların da kaçta kaçı internet ve telefon destekçiliği konumundan partili konumuna geçer. O halde biraz gerçekçi olmak ve sağduyulu bir analiz yapmak gerekmektedir. Tuncay Özkan’ın CHP tabanı dışında herhangi bir başka siyasi parti tabanından oy almasına ihtimal bile yok. Bu haliyle Tuncay ister BCP’nin başına geçsin, ister başka bir parti kursun, yapacağı tek şey CHP’nin 35 milyonluk seçmen içinde ancak 7 milyon olan oyunun bir kısmını kendi tarafına çekmek olur. Dolayısıyla Tuncay ancak bir bölen olacaktır. Bu tür bir tablo ise sadece AKP’nin muhtemel bir erken seçimde ya da yaklaşan yerel seçimlerde daha da güçlenmesine hizmet edecektir. Kaldı ki Tuncay AB ve ABD karşıtı, antiemperyalist, antikapitalist ve devrimci bir parti filan da kurmamaktadır. Kuracağı ya da başına geçeceği parti CHP-ANAP karması AB taraftarı, ABD yanlısı, piyasacı bir düzen partisi olacaktır. Türkiye’nin gerçekten de devrimci bir partiyle ihtiyacı vardır ve başta CHP olmak üzere düzen partilerinin tümünün dışında böyle bir parti arayışı zaman geçirmeksizin başlatılmalıdır. Ama Tuncay gibi numaracıların böyle bir parti kurmaları mümkün değildir ve hizmet edecekleri tek şey, yine söylüyoruz, Türkiye’nin bu sahte alternatiflerle biraz daha zaman kaybetmesi ve bu süre içinde de AKP’nin yeniden toparlanıp güçlenmesi olacaktır. O nedenle artık uyanık olma zamanıdır. Tuncay, AKP kapatılırsa BCP’yi Tayyip’e satacak mısın? TÜRKSOLU olarak bir yandan devrimci bir partinin örgütlenme çalışmalarını hızla devam ettirirken bir yandan da Tuncay gibi zübüklerin ve sahtekârların gerçek yüzünü göstermeyi ve Atatürkçü insanları uyarmayı her zaman görev bildik ve bu yoldaki çabamızı da arttırarak sürdüreceğiz. O nedenle hâlâ ve herşeye rağmen Tuncay’ı destekleyenlere ve daha da ileri gidip onunla yeni bir yola girmeye çalışanlara bir uyarı daha yapmayı görev biliyoruz. Birinci uyarımız Tuncay’la siyaset yapma yoluna girmek üzere olan BCP’lilere. Tuncay’ın size kazandıracağı hiçbir şey yok, bunu bilin. Adam ikinci el ve kelepir bir parti bulmuş, fırsatı kaçırmıyor. Üstelik böylesi bir hazır partinin nimetlerinden yararlanıp ilk seçimde iktidarı zorlamak isteyecek ama bunu yapma ihtimali de milyonda bir bile olmadığı için bir süre sonra partiyi bırakıp gidecek ve ortada yine aldatılmış insanlar kalacak. Tuncay’ın terkettiği partinin yeri ise sadece tarihin çöplüğü olacak. Ama Tuncay uyanık çocuktur ve para kazanamayacağı işe girmez. Hiç şüpheniz olmasın kısa sürede BCP’nin de değerini arttırmanın bir yolunu bulur. Hem nasılsa yakında AKP de kapanacak ve Tayyip’e yeni bir parti lazım olacak. Tuncay o zamana kadar BCP’nin şube eksiklerini tamamlayıp partiyi seçime hazır hale getirirse, bakarsınız partiyi iyi bir fiyata Tayyip’e satar. Böylece Atatürkçü bir parti ilk seçimde hemen iktidar olur! Olmaz demeyin, söz konusu Zübükse, gerisi teferruattır! İkinci uyarımızsa bütün bu olan bitene rağmen hâlâ “aslan Tuncay, kaplan Tuncay” türküsü çığıran Atatürkçülere. Atatürkçülük herşeyden öce akıl yolunu takip etmektir. Bütün bu numaralarına karşılık hala Tuncay’ı destekleyenler! Kusura bakmayın ama bu yaptığınız siyaset değil tarikatçılıktır. Tarikat mensubu düşünmez, sorgulamaz ve karar verme yetisini yitirmiştir. Şeyh ne derse tarikat mensubu bir tek ona inanır. Ne yazık ki ısrarla ve tüm uyarılara rağmen hâlâ Tuncay’ın peşinden giderler artık bir nevi tarikat mensubu haline gelmişlerdir. “Gözleri yoktur görmezler, dilleri yoktur konuşmazlar, kulakları yoktur duymazlar!” Zübük tarikatından çıkın! Ve açıkça söylemek gerek Tuncay’ın örneğin bir Cübbeli Ahmet Hoca’dan hiçbir farkı yoktur. Üstelik vatandaşı kandırma konusunda Tuncay’ın Cübbeli’den daha marifetli olduğunu da görüyoruz. Aradaki tek fark Zübük tarikatı lâik, Cübbeli tarikatı ise Şeriatçıdır. Ama sonuçta ikisi de tarikattır. Cemaatten topladığı paralarla büyük bir servet yapan, cemaate denize girmeyi yasaklayıp kendisi yurtdışında jet-ski ile deniz sefası yapan Cübbeli Ahmet’i artık tüm Türkiye tanıyor. Cemaatin parasıyla bir de Acarkent’te tripleks ve havuzlu bir villa alan Cübbeli, kendisine bu çelişkiyi hatırlatan gazetecilere bütün pişkinliğiyle “Doktor yüzme sporu önerdi” diyor. Elbette bu cevap karşısında tüm Türkiye gülmekten kırılıyor. Ama cemaat mensuplarına bakarsanız durum hiç de öyle değil. Onlara göre “Kâfirler Hoca Efendi’ye iftira atıyorlar”. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, Tuncay’ın müritleri de benzer bir savunma yapmıyorlar mı? Peki ama Cübbeli Ahmet’in müritleri ile Zübük tarikatının müritleri arasında ne fark var? Yok kanalı satmak zorundaymış da, mecbur kalmış da... insanda bahane bitmez. Ve yalanın sonu yok elbette. Ama akıllı insan sadece yanlış yapmayan değil, aynı zamanda yaptığı yanlışın farkına varan ve onu düzeltendir. O halde yol yakınken bu yanlıştan dönün. Tarikatlarla mücadele edelim derken kendi kurduğunuz tarikatın içinde kaybolup gitmeyin. Gerçeğe gözlerinizi açın. Zübük tarikatından çıkın!
|