16.06.2008/Sayı:191
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövŞevket Süreyya ile
Kadro dergisi üzerine

Suyu arayan adam

Soru: 1930-1933 arasında Türkiye’de ve dolayısıyla düşünce tarihimizde etkiler yapmış olan KADRO dergisi ve yayınları söz konusu edilirken sizden sık sık söz edilmektedir. Bu hareketin kapsamı neydi ve siz bu akımın doğuşunu nasıl izah edersiniz?

Yanıt: O halde, önce biraz kendimden bahsedeyim. Bilindiği ve Suyu Arayan Adam isimli eserimde de hayatımın bir safhası olarak anlatıldığı gibi, bir subay olarak karıştığım Birinci Cihan Savaşında ve onu takip eden devrede o zaman Turan anlamı içine giren bazı Türk ülkelerinde çalıştım fakat 1920’de sosyalist ihtilâl Azerbeycan’ı da içine aldıktan sonra bu hareketle ilgilendim. Hem Bakû’daki Şark Milletleri Kurultayına, hem Azerbaycan Şurasına katıldım. Fakat bir müddet sonra hissettim ki, Türkiye’de muallim mektebini bitirmiş olmak ve biraz da subaylık ve hocalık etmiş bulunmakla beraber bilgilerim, dünya görüşüm ve elimdeki kitaplar çağdaş bir hareket olan sosyalizmi ve içine karıştığım inkilâpları anlamama kafi değildir. Nihayet, olaylar öyle gelişti ki, Moskova’da ekonomik, sosyal ve politik ilimler üzerine çalışan bir üniversitede birkaç yıl geçirmem mümkün oldu. Bu arada ve gene Suyu Arayan Adam isimli eserimde bütün safahatı ve problemleriyle yazdığım gibi Komünist Partisine intisap ettim. Hatta ilgi çekici hareketlere katıldım. Türkiye’ye dönüşüm bir taraftan üniversitenin verdiği Marksist telakkilerin, diğer taraftan da ihtilâller ve başka türlü bir toplumun doğusu içindeki müşahede ve gelişmelerimin etkisi altında oldu.

Aydemir’in Marksist dönemi

Soru: Türkiye’ye döndüğünüz zaman Milli Mücadele kazanılmış ve ülke ulusal bir gelişmeye doğru gitmekteydi. Bu gelişme karşısında Rusya’dan işaret ettiğiniz görüşlerle döndüğünüze göre, hedefiniz ve çalışmalarınız neydi?

Yanıt: Türkiye’ye hiç şüphe yok ki, Marksist fikirlerle döndüm. İlk faaliyet sahası olarak da Marksist neşriyat yolunu seçtim. Aynı zamanda hocalık yapıyordum. O sırada İstanbul’da çalışan ve ileri sosyalist fikirleri savunan aydınların çıkardığı Aydınlık dergisinde neşriyat yapmağa başladım. Fakat memleketin şartları içinde yuvarlandıkça Türkiye’nin gelişmesi üstünde ve kendi içimde bazı fikir çatışmaları hissediyordum. Memleketin kendine has bir gelişme yolu takip etmesi gerektiğine fakat bu yolun da klasik bir kapitalizm olamayacağına, yani bir taraftan devletin müdahaleci rehberliğine dayanır, diğer taraftan gizli ve ihtilalci eğilimlerin faydasız olabileceğini sezen bir ruh hali içindeydi.

Nitekim, Lenin’in ölümü üzerine ve 1924’de Profesör Sadrettin Celâl’le beraber yazıp neşrettiğimiz Lenin ve Leninizm isimli broşürde ve bana ait olan kısımda bu görüşümü fiilen belirttim. Aydınlık serisinin onuncu kitabı olan Lenin ve Leninizm’in 42’nci sayfasında şu sözler vardır: “Memleketin zengin, sermayedar ve ileri bir hale gelmesi şimdi günün tarihi vazifesidir. Bu vazife ise disiplinli ve müteşekkil bir Cumhuriyet Partisine düşer. Cumhuriyetin idame ve muhafazası için yapılacak her hareket, hatta ne kadar şiddetli bile olsa, doğru, terakkiperverâne ve ileri bir harekettir.” Ama bu ve buna benzer görüşlerimin Komünist Partisi ve Komintern’in çabalarıyla sonradan aramızda çekişmeli ayrılıklara vardığına işaret etmeliyim.

Aydemir’in TKP davasında mahkum oluşu

Soru: Görünüşe göre, bu telâkkilerinize rağmen takibata maruz kalmışsınız.

Yanıt: Evet, yukarıda yazdığım ve hattâ faydalı telâkki ettiğim şiddetli hareketin ilk muhataplarından biri ben oldum. Zaten, partiden ayrılmamıştım. 1925’te çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile Aydınlık dergisi kapatıldı. Hepsi de aydın ve daha sonra memlekette üstün bilgi, fikir ve ihtisas adamları olarak gelişen arkadaşlarımla birlikte tevkif edildim. İstiklâl Mahkemelerinde fikirlerimi ve görüşlerimi olduğu gibi savundum. Dünya ölçüsünde bir sosyalizmi de müdafaa ettim. On yıla mahkum oldum. Suyu Arayan Adam’da ilgi çeken tablolarla tasvir edilen bu mahkeme, mahkûmiyet ve cezaevi safhalarını daima hayatımın güzel ve yetiştirici bir devresi olarak hatırlarım. Bilhassa Afyon Cezaevinde bir taraftan halkın her tabakasından gelen insanlar ve onların meseleleri, diğer taraftan yeni bir düşünmek ve çalışmak imkânını buldum. Daha sonra ve İstanbul Darülfünunu tarafından dikkate değer bir şekilde kıymetlendirilen Bugünkü Türkiye’nin İktisadi İnkişaf İstikametleri isimli ve maalesef neşrine imkân bulamadığım eserin yapısını orada hazırladım.

Ayrıca, Muasır Türkiye’nin Siyasi İnkişaf İstikametleri isimli diğer bir araştırmayı anahatlarıyla meydana getirmeye çalıştım ki, bu sonucun benim için bilhassa nazari bakımdan büyük değeri vardı. Fakat bu son müsveddeler daha sonraki araştırmalar ve tevkifler arasında maalesef kaybolmuştur.

1927 Cumhuriyet Bayramında cezaevinden çıkarıldım. Daha sonra da bir Vekiller Heyeti kararıyla hakkımızdaki hükümler bütün neticeleriyle kaldırıldı. İstanbul’da yeni bir tevkif ve uzun bir muhakemeden sonra beraat ederek Ankara’ya geldim. Bu sonuncu mahkemede müddeiumumi daha ağır bir ceza mahkemesinin dört ay süren titiz incelemeleri sonunda ve hatta tarafımdan pek fazla bir müdafaa yapılmadan hüküm beraat şeklinde çıktı. Benim Komünist Partisi’nden ve gizli ihtilal hareketlerinden ayrılışım son mahkemeden sonradır.

Ankara’ya geldiğim zaman elimde Türk parasının periyodik dalgalanma hareketleri ve dolayısıyla bir Merkez Bankasının zarureti hakkında bir raporumdan başka bir şey yoktu.

Atatürk Kadro'yu niçin destekledi

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv’ün Şevket Süreyya Aydemir ile yaptığı söyleşi Yön dergisinin 20 Haziran 1962 tarihli 27. sayısında yayınlanmıştı.

“İnkılabımızın izahı ve idrakı inkılabın ilk prensibidir”

Soru: Şu duruma göre, Ankara’ya geldiğiniz zaman Türkiye’nin siyasi ve iktisadi gelişmeleri konusunda kendisinize göre bazı düşünceleriniz belirmiş görünüyor. Örneğin, Kadro hareketiyle bu düşünce arasında bir bağlantı var mıdır?

Yanıt: Evet, Ankara’da kimseyi tanımamama rağmen iyi kabul ve tam bir emniyet içinde çalışma imkanları buldum. Maarif cihazında o zaman ilk teşkilat safhasında bulunan teknik öğretim üzerinde vazife aldım. Bazı tetkikler ve yayınlardan sonra asıl görüşlerimi 15 Kanunusani 1931’de Ankara Türk Ocağında verdiğim bir konferansta özetledim. Konferansın konusu “Türk İnkılâbı ve Onun Prensipleri” idi. Ben bu konferansta Türkiye’nin bir inkılap içinde olduğunu, bu inkılâbın durmadığını, yürüdüğünü ifade ettikten sonra “inkılabımızın izahı ve idrakı inkılabın ilk prensibidir” tezini savundum. Bundan başka, Türk inkılabının ne idari bir değişiklik, ne de bir reform olduğunu, tam, orijinal ve tesirleri itibariyle milletlerarası şumül ve ehemmiyeti olan bir inkılap olduğunu belirttim. Bu inkılabın kendine prensip ve onu yürüteceklere şuur olabilecek bütün nazari ve fikri unsurlara malik olduğunu savundum. Ancak, bu nazıri ve fikri unsurlar inkılabımıza bir ideoloji temeli olacak bir fikir sistemi halinde terkip ve tedvin edilmiş değildiler. Şu halde, inkılapçı aydının, yani inkılaba önder olacak azınlık fakat dinamik bir kadronun inkılabımızı işlemesi, onun ideolojik prensiplerini sistemleştirmesi ve bu sisteme dayanarak inkılabımızın gelişmesine önderlik etmesi ve yön vermesi lazımdır.

Soru: Şu halde, Türk inkılabı Mustafa Kemal’in rehberlik ettiği bir hareket olarak, size göre, başka anlamlar mı taşıyordu?

Yanıt: Hayır, aslolan Mustafa Kemal’in rehberlik ettiği inkılaptı. Onun önderi Mustafa Kemal’in idealist insanlarıydı. Yalnız, aydın vazifesini yapmamıştı. Yani, Milli Kurtuluş Mücadelemizin nazari bakımdan izahı yapılmamış, ideolojik prensipleri sistemleştirilmemişti.

Kadro hareketinin doğuşu

Soru: Bir önder kadrodan söz ettiğinize göre, Kadro akımının doğuşunu bu konferansa mı bağlamamız gerekiyor?

Yanıt: Hem evet, hem hayır. Daha sonra yayınlanmağa başlanan Kadro dergisiyle bu dergi etrafındaki neşriyat ve bilhassa İnkılap ve Kadro kitabına mesnet olan fikirler ilk defa bu konferansta ortaya atılmıştır. Konferansı dinleyen Türk Ocağı uluları ve sonra basın tarafından geniş akisli tartışmalara yol açmıştır.

Ama yalnız değildim. Görüş birliği halinde bulunduğumuz beş arkadaşın (Yakup Kadri, Vedat Nedim Tör, İsmail Hüsrev Tökin, Burhan Asaf ve Şevki Yazman) fikirlerine tercüman olmuş bulunuyordum ki, bunların içinde bizi etrafına toplayan, bize cesaret veren ve fikirlerimizi bilhassa Mustafa Kemal ve çevresindeki akislerinde öngörüşlü bir aydın olarak davamızı savunan değerli edibimiz ve daimi dostum Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bu hareketteki büyük tesirlerine burada işaret etmeliyim. Kaldı ki, Kadro’yu teşkil eden arkadaşlarımızın her biri en geniş yetkilerle bu fikir hareketi içinde başlı başına birer aktif varlık olarak çalışıyorlardı.

Soru: O halde Kadro hareketi deyince sizinle birlikte diğer beş arkadaşınızın Kadro dergisi ile onun çevresindeki yayınlarda ve tartışmalarda yer alan fikir hareketini anlıyoruz.

Yanıt: Evet, mihver budur. Ama bu yayınlar yalnız içerde değil, dışarıda da büyük akisler yapmıştır. Hatta, o zamanki Çin’de Kadro hakkında çok bilgili ve takdir edici bir tahlilin tercümeleri elimize ulaşmıştı. Bu arada, İngiliz basınından Hitler Almanyasına kadar bize mülakat müracaatları olmuş ve bunlar kısmen karşılanmıştır. Arap aleminde, bilhassa Mısır’da ise Kadro neşriyatı günü gününe denilecek kadar bir intizamla verilmiştir.

Kadro hareketinin temel fikirleri

Soru: Sizin Kadro hareketi çıkıncaya kadar izlediğiniz yola ilişkin fikir edindik. Kadro hareketinin biçim yönünden ne olduğu üzerine de bazı şeyler anlaşılıyor. Kadro hareketine temel olan fikirleri kısaca ve birkaç ilke çerçevesinde anlatabilir misiniz?

Yanıt: Buna çalışayım. Benim Moskova’dan başlayan ilk dünya görüşüme göre, çağdaş nizamın büyük ve hakim bir tek çatışması vardı. O da kapitalizmin yarattığı proletarya, yani işçi sınıfıyla burjuvazi yahut sermayedar sınıf arasındaki çatışma, yani sınıf mücadelesiydi.

Bu çatışma bu ihtilalle çözülecek ve dünya komünizme gidecekti. Bu gelişmede müstemlekeler ve yarı-müstemlekeler Moskova ve Komintern nazariyecilerine ve ihtilalcilerine göre ön plânda bir dâva teşkil etmiyordu. Bunlar pasif ve tâbi varlıklardı. Kaderlerini proletarya ihtilâllerine bağlayacaklar ve onun yardımcısı olacaklardı. Bunun böyle olduğunu ve olacağını ben de, herkes gibi, aynen kabul etmiştim.

Sonra, Afyonkarahisar Cezaevindeki düşünce, gelişmeler ve çalışmalar bana ve memlekette kapitalizmin Avrupa’da görülen çatışmalarına yani sınıf mücadelelerine sürüklenmeden cihanda müstakil ve eşit bir devlet olduğu kadar iktisaden de bir bütün olabileceği görüşünü verdi. Yani, müstemleke ve yarı-müstemlekeler çağdaş dünyada proletaryanın sınıf mücadelesi ve sınıf ihtilalleri yanında pasif, tâbi ve yardımcı bir hareketin sahnesi olmayabilirlerdi. O zaman çağdaş nizamın dünya ölçüsünde bir değil, iki bünye çatışmasının mevcudiyetini sezmemek kabil değildi. Bu çatışmaların biri kapitalizmin ilerlemiş olduğu memleketlerde proletarya ile burjuvazi arasındaki çatışmaydı. Diğeri de, müstemleke ve yarı müstemlekelerle metropoller, yani sanayi gelişmiş ileri memleketler arasındaki çatışmaydı. Bu sahnede Türkiye’nin yeri hem de fiilen başlamış ve bitirmiş olduğu İstiklal Savaşıyla zaten belirmişti. Türkiye çağdaş nizamın bu ikinci çatışmasına karışan, onu çözen ve bu çözülüşte bütün bize benzer memleketlere örnek olan önder bir inkılabın içindeydi.

Türk Devrimi’nin ideolojisini oluşturmak

Soru: Türk Devrimi bu zaferle bitmiş oluyor muydu?

Yanıt: Hayır, bilâkis, ancak başlamış oluyordu. Yani, Türkiye’nin tarihi misyonu ve vazifesi yalnız İstiklal Savaşıyla bütün müstemleke ve yarı-müstemlekelere örnek olmak değil, bu savaştan sonra kapitalizmin iç çatışmalarını memlekette önleyerek büyük tezatlardan kurtulmuş, sınıf kavgalarına ve sınıf ihtilâllerine yer vermeyen, imtiyazsız, sınıfsız bir millet yapısını tahakkuk ettirmekti. Yani böyle bir nizamda da bize benzer memleketlere önder olmaktı. Atatürk’ün söylevlerinde, dilek ve davranışlarında ve Türk İnkılabının objektif akışında bu büyük misyonun nazari unsurları iyi dikkat edilince seziliyordu. Bunları görmek, derlemek, izah etmek ve Türkiye’de sistemi yahut ideolojisi haline getirmek lazımdı. Bu da azınlık fakat önder bir kadronun işiydi. Yani çoğunluğun iradesinin disiplin ve teşkilat yoluyla azınlığın iradesine tabi kılarak çağımıza ve dünyaya imtiyazsız, sınıfsız bir cemiyetin kuruluşunu ve misalini vermek lazımdı. Bu planlı tanzim işinde ise iktisadi yapıda kader tayin edici ve istikamet verici olmayan faaliyetleri bir tarafa bırakarak büyük tekniği ve büyük sermaye hareketlerini devletin elinde toplamak lazımdı. Hem yalnız ekonomik büyük faaliyetleri değil, milli hayatın eğitim gibi, sağlık işleri gibi, inşa hareketleri gibi alanlarını da düzenleyecek planlı devletçilik telakkisi Kadro’nun savunduğu mihver fikirlerden biri oldu.

İşte, Kadro ve Kadro hareketi bu görüşleri kendi içinde görüş tezadına meydan vermeden 1932 ile birlikte üç yıllık bir süre içinde tam bir intizam içinde savundu ve yayınlandı.

Milli Kurtuluş hareketinin ana prensipleri

Soru: Kadro’nun savunduğu bu fikirler sınırlı ilkeler içinde ifade edilmiş midir?

Yanıt: Evet, Kadro her yazısına etraflı bir dünya görüşünü ele almak ve ayrıca memleketin yeniden inşası meselelerini daima incelemekle beraber Milli Kurtuluş hareketinin ana prensiplerini de toplu bir sistem halinde sıralamıştır:

1) Milli kurtuluş hareketleri tarihi orijinleri itibariyle milletlerarası bir tezadın, yani müstemlekeci memleketlerle müstemleke ve yarı müstemlekeler arasındaki iktisadi ve siyasi çatışmanın neticesidir. Bu tezat menşeinin bir taraftan makinaların sanayiye tatbiki hareketinin doğurduğu şartlardan, diğer taraftan da bu sanayinin dünyanın sayılı memleketlerinde, yani metropollerde merkezleşmesinden alır.

2) Milli kurtuluş hareketlerinin gayesi bu tezadın, yani bir kısım memleketlerin diğer kısım memleketlere karşı iktisadi ve siyasi tabiiyetinin tasfiyesidir.

3) Bu tasfiyeye tabi memleketin kendi içlerine kapanışlarıyla değil, hakim ülkelere karşı fiili ve silahlı istiklal mücadeleleriyle başarılır.

4) İstihsal vasıtalarıyla bu vasıtalara sayılı ülkelerin ve hakim sınıfın sahipliği çağdaş cemiyette bütün tezatların temelidir. Yüksek tekniği ve büyük iktisadi faaliyetleri cemiyetin kontrolu altına almalıdır ki, milli kurtuluş hareketleri istiklal savaşları sonunda bir tezattan diğer tezada sürüklenmesin. Yani, milli kurtuluş hareketlerinin gayesi dışarıya karşı siyasi ve iktisadi tabiiyeti, içeriye karşı da sınıf hakimiyeti ve sınıf mücadelesini tasfiye etmektir.

5) Milli kurtuluş hareketlerinin bir tarihi misyonu da millet yapısında feodal münasebetleri ve Orta Çağ müesseseleri enkazını yok etmek fakat aynı zamanda yeni sanayi hareketlerinin genişlemesiyle meydana gelecek proletarya ve kapitalist sınıflar mücadelelerinin genişlemesiyle meydana gelecek proletarya ve kapitalist sınıflar mücadelelerinin de doğmasını önlemektir. Milli kurtuluş hareketlerine sahne olan memleketlerde yukardan beri belirtilen tezatları tasfiye edemeyecek bir inkılap, ancak yetersiz ve reaksiyoner bir inkılaptır.

6) Kadro’ya göre, Türk milli kurtuluş hareketinin de objektif konusu bir taraftan millet içinde, diğer taraftan milletlerarası tezatların tasfiyesi suretiyle hür, imtiyazsız ve sınıfsız bir millet varlığına vücut vermektedir.

7) Milli kurtuluş hareketleri müstemleke ve yarı-müstemleke durumunda olan ve bu durumdan kurtulmak davasını güden bütün biribirine benzer memleketlerin lisan ve kan farkı gözetmeksizin müşterek davasıdır.

8) Bir milli kurtuluş hareketi ne yalnız siyasi, ne yalnız iktisadi, ne de yalnız hukuki bir davadır. Bir milli kurtuluş hareketi bu harekete katılan veya katılacak milletlerin bir yeniden doğuş ve kurtuluş hareketidir.

9) Milli kurtuluş hareketleri milletin millet olarak istiklalini hedef tutar. Bu istiklalin yalnız kazanılması için değil, muhafazası ve devam ettirilmesi için de millet birliğini zedeleyen ferdiyetçi, zümreci ve sınıfçı eğilimlere millet yapısında yer verilmemek lazımdır.

10) Milli kurtuluş hareketlerinin tam ve hakiki mümessili Türkiye’dir, Çünkü Türkiye bir taraftan çağdaş nizamın en geniş tezadı olan müstemlekeciliğe karşı silahla mücadeleye girişmiş, diğer taraftan da bu tezadın içerde savunucusu ve temsilcisi olan müesseselere karşı milletin fiili ve silahlı ayaklanması evvela Türkiye kendine benzer bütün ülkelerin katıldıkları ve ilerde katılacakları bütün milli kurtuluş hareketlerinin örneği ve önderidir.

Anahatlarıyla ve çok kısa ifadelerle özetlemeğe çalıştığım bu prensiplerin teferruatı izahı ve müdafaası Kadro neşriyatının esas konusunu teşkil etmiştir. Yani Kadro hareketi milli kurtuluş hareketlerinin tarih ve cihan içinde yerini, özelliklerini, önemini ve sonuçlarını formülleştirmeğe çalışarak Türk inkılabının fikri izahında kendi ölçüsünde bir hizmet başarmağa gayret etmiştir.

Kadro Kemalist miydi?

Soru: Kemalizm karşısında Kadro ideolojisinin durumu nedir?

Yanıt: Kadro hareketi bir Kemalist harekettir. Mustafa Kemal’in Türkiye’de başardığı büyük hareketin hem memleket ölçüsünde, hem dünya çapındaki mana ve önemini belirtmeğe çalışan harekettir. Türk milli kurtuluş hareketinin inkılapçı ve inşacı vasfını savunmağa çalışmıştır. Bu hareketin sadece bir milli iktisadi ve sosyal alanlarda yeni bir inşa davası olduğunu, Kemalizmin yeni bir vatan, millet ve devlet anlamına dayandığını daima ve ön plânda savunmuştur. Bu itibarla, Mustafa Kemal ve Kemalizm Kadro’nun sadece hizmetinde bulunduğu ulu varlıklardı. Bu hizmet biraz çileli, biraz çekişmeli geçmişse, bunun da sebebi Kadro’nun formülleştirmeğe çalıştığı prensiplerin genişliği ve önemidir.

Kadro’nun görüşlerinin uluslararası boyutu

Soru: Kadro’nun savunduğu İstiklal mücadeleleri bütün dünyada gerçekleşmiş midir?

Yanıt: Elbette, sömürgecilik bugün dünyada son nefesini veriyor. Kaldı ki, bu dünya ölçüsündeki tasfiye hareketinde bizim Milli Mücadelemiz ve Mustafa Kemal’in tahakkuk ettirdiği inkılaplar büyük ölçüde bir örnek vazifesi görmüştür. Hatta, bütün bu hareketlerin ruh itibariyle önderinin Atatürk olduğunu söylemek ancak bir gerçeği ifade etmek olur. Mısır’da, Endonezya’da, Cezayir’de, Doğu Asya’da ve başka yerlerde bu hareketlere önder olan şahsiyetlerin Türk inkılabı ve Atatürk hakkındaki beyanlarını ve hayranlıklarını takip etmiş olanlar bunu gayet iyi bilirler.

Soru: O memleketlerde ulusal kurtuluş akımları hem egemenliği kazanmak, hem içerdeki çelişileri önlemek yolunda mı gelişmektedirler?

Yanıt: Bazılarında, evet! Fakat şuna da işaret etmek yerinde olur ki, Türk aydınlarının memleketimizin bu tarihi misyonu yolundaki ihmalleri bilhassa İkinci Cihan Savaşından beri bize benzer memleketlerde Türkiye’ye karşı olan ilgiyi zayıflatmıştır. Şimdi bu ülkelerde sosyal mücadele denince sosyalist ilkelerin ön planda ele alındığını hepimiz biliyoruz.

Kadro’nun demokrasi anlayışı

Soru: Kadro’nun klasik demokrasi hakkındaki görüşü nedir?

Yanıt: Kadro ondokuzuncu asrın getirdiği manada bir demokrasi anlayışına ve demokrasi müesseselerine karşı kesin olarak cephe almıştır. Liberalizm ve klasik mânâda siyasi demokrasi millet yapısında tezatları önleyen değil, geliştiren hareketlerdir. Bu tezatların en başında da sınıflar mücadelesi ve bu mücadele önlenmezse proletarya ihtilalleri gelir. Demokrasi bahsinde mesela benim rahmetli Ağaoğlu Ahmet Bey’le yaptığım uzun münakaşaları o zaman Ahmet Bey kendi cephesinden bir kitap haline getirmişti. Bu kitabın adı Devlet ve Fert’tir. O münakaşalarda savunduğum görüşlerin isabetine bugün de kaniyim. Yani, sınıf mücadelesine ve sınıf ihtilallerine götüren bir milli gelişmenin bugün de aleyhindeyim.

Soru: Türk toplumundaki bugünkü çelişkilere ne dersiniz?

Yanıt: Bugünden bahsediyorsunuz. Bana kalırsa, memleketimizde sosyal çatışmaların belirmesini ve gelişmesini önlemek ihtiyacı bugün dünden fazladır. Bu önleyişse anayasamızda ancak terim olarak yer alan “sosyal devlet” anlamını bütün organları ve dayanaklarıyla hayata tatbik etmekle kısmen halledilebilir. Milli hayatın ve ekonominin kader tayin edici ve yön verici fonksiyonları tamamen devlet elinde olmalıdır. Yani, yeni ve sosyal manasıyla şumullü bir devletçilik. Bütün aksi görüşlere rağmen bugün de üstünde duracağımız bir problemdir. Kaldı ki, bunun tahakkuk ettirilebilmesi için şartlar bugün dünden daha elverişlidir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe