İhsan Dağı’nın zoru
Geçtiğimiz hafta Şeriatçı basın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya yönelik saldırılarını artırdı. Bu kez ellerine önemli bir koz geçmişti ve Yalçınkaya’ya vurmak için adeta birbirleriyle yarıştılar.
Zaman, Vakit, Yeni Şafak peşpeşe Yalçınkaya’ya karşı yaylım ateşe başladılar. Genelde işkembeden atan Şeriatçılar, bu kez iddialarına kanıt(?) bile bulmuşlardı. Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’nin kapatılması için yazdığı iddianamede yaptığı bir hata, daha doğrusu onlara göre bir tarihi yanlışlık, Şeriatçılara koz verdi. İddianame’de, Osmanlı Devleti’nin son döneminde ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Şeriat yanlılarının ihanetlerinin anlatan Yalçınkaya, örnek olarak Şeyh Sait isyanını ve Derviş Vahdeti’yi örnek gösteriyor. Şeriatçılar da bu örneklemenin üzerine mal bulmuş Mağribi gibi atladılar. İddianamede yer alan bölüm kısaca şöyle:
“Kurtuluş Savaşı yıllarında ulusun kurtuluş mücadelesini sekteye uğratan isyanların elebaşları, kışkırtıcıları, tertipçileri, bu din taciri molla, şıh, şeyh ve derviş takımıdır. Bin yıllık Türk yurdu Anadolu’yu işgale kalkışan Yunan ordularını, İslamın ve Halifenin koruyucusu olarak gösteren ve öven de bu işbirlikçi mürteci zihniyettir. İrticanın kendi ulusuna ihanetleri, Kurtuluş Savaşı dönemi ile de sınırlı değildir. Cumhuriyet kurulduktan sonra da Şeyh Sait’ler, Derviş Vahdeti’ler İngiliz altınlarının parıltısıyla ve Şeriat devleti-hilafet çığlıklarıyla ayaklanmışlar, binlerce şehit kanı dökmüşlerdir.”
Kapatma davası açılmasına karar verildikten sonra Yalçınkaya’yı ölümle tehdit etmelere kadar varan saldırılar bu kez yerini cahillik suçlamalarına bıraktı. 1908’deki 31 Mart Vakasının elebaşı olan Derviş Vahdeti’nin Cumhuriyet’le ne alakası var diye Yalçınkaya’ya yüklenen Şeriatçılar, iddianamenin ne kadar temelsiz olduğunu ispatlama yarışına girdiler.
Doğrudur, Derviş Vahdeti’nin Cumhuriyet dönemi ile bir alakası yoktur. Derviş Vahdeti, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra çıkan 31 Mart Vakası’nın elebaşıdır. Meşrutiyete karşı çıkan Şeriatçılar, Derviş Vahdeti’nin sahibi olduğu Volkan gazetesi ve İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin kışkırtmaları sonucu 12 Nisan’ı 13 Nisan’a bağlayan gece isyan ederler. Olay Rumi takvime göre 31 Mart tarihinde gerçekleştiği için 31 Mart Vakası diye bilinir. Birkaç gün süren isyan Selanik’ten gelen Hareket Ordusu’nun müdahalesi ile sona erer. Bilindiği gibi Hareket Ordusu’nun Kurmay Başkanı, o zamanlar Kolağası rütbesinde olan Mustafa Kemal’dir ve orduya Hareket Ordusu adını veren de O’dur.
Her ne kadar tarihler birbirini tutmasa da olay öz itibariyle aynıdır. Yani tipik “din elden gidiyor” safsatalarına dayalı Şeriatçı bir kalkışmadır. Varabileceğimiz ikinci sonuç da Atatürk’ün daha genç yaşlarda Şeriatla mücadeleye başladığıdır.
Şimdi gelelim başlığımızdaki meseleye. 3 Haziran tarihli Zaman gazetesinde bu konuyu ele alan ve Abdurrahman Yalçınkaya’yı eleştiren İhsan Dağı, yazısının sonunda TÜRKSOLU ve Yekta Güngör Özden’den bahsediyor. Bilenler bilir, İhsan Dağı, 22 Temmuz seçimlerinden hemen önce Zaman’da haftalık yazılar yazmaya başladı. Sonradan ortaya çıktı ki, İhsan Bey’in eşi olan Zeynep Dağı, AKP’den milletvekili adayıymış. Kendisi de milletvekili seçilmeden önce Fethullahçı Bugün gazetesinde köşe yazarlığı yapan Zeynep Hanım, seçimi garantiye almak için kocasını da devreye sokmuştu.
Her neyse, 3 Haziran tarihli “Derviş Vahdeti’yi Kim Tanımıyor?” başlıklı yazısında aklınca tarih dersi veren İhsan Bey, yazısının sonunu şöyle bağlıyor: “Bu ülkede savcılar böyle iddianameler ve mütalaalar hazırlayacaklarsa iyi bir tarih, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler eğitimi almaları şart. Yoksa hazırladıkları metinler ne hukuki ne entelektüel bir değer taşır. ‘Emperyalizm’, ‘Büyük Ortadoğu Projesi’, ‘yerli işbirlikçiler’ vs... Bu kavramlara dayanarak ancak Aydınlık ve Türk Solu gibi dergilere makale yazılabilir. Zaten, Yekta Güngör Özden ve Vural Savaş gibi ‘önder hukukçular’ da bu çevrelere çoktan demir atmadı mı?”
Şimdi biz burada İhsan Bey’in zoruna giden şeyi anlamadık. Yekta Güngör Özden’in hâlâ makale yazması mı? Kendisinin Fethullah’ın günlük gazetesinde köşe yazarlığı yaptığı bir Türkiye’de Yekta Güngör Özden elbette ki makaleler yazacaktır. Yekta Güngör Özden’in bilgisi de, tecrübesi de, Atatürkçü mücadelesi de Dağı’yı katlar. O nedenle müsterih olsun.
Eğer Dağı’nın zoruna giden şey, Yekta Güngör Özden’in yazılarında geçen “emperyalizm”, “yerli işbirlikçiler” gibi kelimelerse bunun için yapacak bir şey yok. İşbirlikçinin olduğu yerde ona “işbirlikçisin” diyen de olacaktır. Emperyalistlerin olduğu yerde antiemperyalistlerin, Şeriatçının olduğu yerde Atatürkçünün olması gibi.
Belki de İhsan Dağı’nın zoruna giden şey Yekta Güngör Özden’in TÜRKSOLU’nda yazmasıdır. Ancak bundan doğal bir şey de olamaz. Çünkü TÜRKSOLU, Türkiye’de emperyalizmin ve işbirlikçiliğin (yani AKP ve PKK’nın) karşıtıdır ve Yekta Güngör Özden de her vatansever Atatürkçü gibi saflaşmada yerini almıştır. Zaten sizler de bu durumu çok iyi kavradığınız için illaki Yekta Güngör Özden’den ya da TÜRKSOLU’ndan bahsetmeden edemiyorsunuz dimi!
|