15.05.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Özgün
Tarih
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Tarih

Mustafa İzberk

Kurtuluş VapuruTürkler, Yunanlılar, bir de Kurtuluş Vapuru

Yunanistan önce İtalya’nın, ardından Almanya’nın saldırısına uğradığı; üstün kuvvetler karşısında ordusunun direnci kırıldığı, Kral’ının hükümetiyle birlikte, önce Girit’e, oradan Kahire’ye ve nihayet Londra’ya çekilmesi üzerine düşman istilası altında yoksulluklar ve sıkıntılar içinde kaldığı zaman, komşusu Türkiye ona yiyecek ve giyecek yollayarak sıkıntılarını ve darlıklarını biraz olsun hafifletmeye çalışıyordu.”

“Kurtuluş Vapuru, bundan haftalarca evvel, Sirkeci’den buğday, nohut, fasulye ve küçük çocuklar için süttozu, nişasta vs. yükleyerek gece karanlığında Yunanistan halkına sunacaktı.”

“Harp, ateş, torpil, denizaltı ve nihayet fırtına Ege Denizi’ni alt üst ederken, bu küçük tekne, Türk Milleti’nin dişinden tırnağından arttırdıklarını kardeş bir memlekete yardım, muhabbet ve şefkatini taşıyordu.” (s. 530)

“Mürettebattan biri, bu izahatı kâfi bulmayarak atıldı: Pire’ye vardığımız gün halk büyük bir ekmek sıkıntısı içinde imiş. Gemiyi heyecanla karşıladılar. Polis etrafı kordonla çevirmese idi gemiye hücum edip bütün yiyecekleri yağma edeceklerdi.”

“Götürdüğümüz eşyayı sırtlarında taşıyan hamallar sevinçten hüngür hüngür ağlıyorlardı.”

“Pire’nin ileri gelenlerinden birkaç zat, geminin resmini aldıktan sonra bize dönerek: ‘Bu geminin büyük bir resmini yaptıracak ve Pire’nin büyük meydanlarından birine koyacağız’ dedi.” (s. 531)

“Alman istilası Yunanistan halkı için bir felâket olmuştu. Nazi baskısından başka, bir de kıtlıklara göğüs germek korkunçtu. Britanya, düşman işgali altındaki bu ülkeye ambargo koyduğu için halk âdeta çaresizdi.” (s. 534)

“Düzenli aralıklarla gelip, Pire’nin kuş uçmaz kervan geçmez rıhtımlarına yanaşan bu gemi, savaşan devletlerin hücumlarından korunmak için (…) bordasında bir de Kızılay’ın sembolünü taşır.” (Mümtaz Soysal’dan aktarım, s. 532)

“Yunan-İtalyan Savaşı başladığı günlerde de Alman saldırısı üzerine Kıbrıs Rumları ve Rum basını, Türkiye’nin Yunanistan yanında savaşa girmemesine içerliyordu (…) Rumlar, hususiyle köylerde, kadınlara ve çocuklara hakaret ederek öfkelerini açığa vuruyor, Rumca gazeteler sistemli yazılar yayımlıyordu. Burada papazların telkinlerinin büyük etkisi vardı.”

(Beria Remzi Onaran, Yunanistan’ın Felaketli Günlerinde Türkiye’nin Şefkatli Tutumu, Ulus Günlüğü’nden aktarı, ‘Söz Gazetesi’, Kıbrıs, 18 Kânunuevvel [Kasım ayı, M.İ.] 1941 günlü yazısı- ‘Türk Kültürü’, s. 268, 1985, Ankara)

“Cenevre 6 (AA). Kızılay beynelmilel komitesi aşağıdaki tebliği neşretmiştir: Beynelmilel Kızılhaç’ın alâkalı hükûmetlerden lüzumlu müsaadeleri alması üzerine, Türkiye’nin Yunanistan’a tahsis ettiği yiyecekleri hâmil Kurtuluş Vapuru 12 İlkteşrin’de [Ekim ayı, M.İ.I İstanbul’dan hareket edebilmiştir.” (Akşam, 7 Teşrinisanî 1941)

“Kurtuluş, 2000 tonluk küçük bir vapurdur. Bu vapurun 50.000 ton yiyeceği nakletmesi için en iyi şartlar dahilinde, altı aylık zamana ihtiyaç vardır (…) Heyet azasından emekli hava generali Reppas, dün gazetemize şu beyanatta bulunmuştur:

“Yunanistan’da açlık tüyler ürperticidir. Büyük şehirlerde nüfus başına 60 gram ekmek veriliyorsa da köylerde tevziat yapılamamaktadır. Açlık yüzünden ölenler çoktur. Binlerce insan sararmış, solmuş çehreleriyle sokaklarda dolaşır. Fakat bir müddet sonra tanıdığınız bu şahısların açlık neticesinde can verdiklerini duyarsınız.” (Akşam, 4 Teşrinievvel 1941)

Yıl 1941, 2. Paylaşım Savaşı üçüncü yılında; Moskova önlerinde, İtalyan çizmesinde, Afrika’da savaş var. Beyaz, Batılı, anavarcı (Fr. kapitalist), sömürgeci Avrupa uygarlığının (!) son, bir de en büyük becerisi.

Ölü sayısı 50 milyon, bu ikinci adımdır. Birincisinde yalnızca 10 milyon kişiyi öldürebilmişlerdi…

O yıl ilkokul ikinci sınıftayım. Akşamları babamın kapının kilidini açış sesi üzerine, - Akaretler’de Atatürk’ün bir süreler yaşamış olduğu evin tam karşısındaki - evimizin büyük taşlığını bir solukta aşıp O’nu karşılıyorum. Ellerindekini alırken ceketinin cebinde katlı duran “Akşam” günlüğünü de kapıveriyorum. Akşam”, o dönemde pek çok günlük gibi akşamları satışa çıkıyordu. Ona baktığımda ilk göz attığım yer, alt köşede Cemâl Nadir Güler’in “karikatür”ü, yaşamımda ilk sanat ışıltılarını bana bağışlayan kişi… Bir gün bir çizimine rastladım, hiç usumdan çıkmadı: Bu bir yük gemisinin iki çizimiydi, ilkinde giderken içi çuvallar, sandıklar yüklü çizilmişti, ikincisinde dönerken yürekler, sevgiler doluydu. Bu gövdesine Kızılay bayrakları çizilmiş bir vapurdu, bir de savaş içindeki aç Yunanistan’a gidiyordu. Unutmak olası değil.

Aradan bir yaşam geçti, geçenlerde her süre olduğu gibi sahaflarda tozlu kitaplar, dergilerle boğuşurken, elime bir dizi dergi geçti: “Türk Kültürü...” İçinden birinde bir yazı, bu yazıda “Kurtuluş Vapuru”nun bir Kıbrıs günlüğünden aktarılmış öyküsü vardı, bir de kahraman geminin o dönemde battığı ya da batırıldığı haberi… Bu beni çok etkiledi. “Kurtuluş”u yazmaya, onu yeni kuşaklara sunmaya karar verdim... İlk olanakta… İşte o yazı bu yazıdır.

Şimdi düşünüyorum: Bizim Yunanlılara karşı tutumumuz... Polatlı’ya dek Anadolu’nun büyük bir bölümünü yakıp yıkan, köylülere yabanıllık (Ar. vahşet) uygulayan Yunan’a yalnızca 20 yıl sonra gösterdiğimiz kişilik beni düşündürüyor. Hele de, günümüzde her Tanrı’nın gününe Türkiye’nin yarınını karartma yolunda, Avrupa Birliği’nde, Kıbrıs’ta, Ege’de nasıl bir saldırıya girişeceğinin hesabıyla başlayan Yunan’ın bitmez tükenmez oyunlarını düşünüyorum: İşte -Avrupa’nın kökeninde varmış(!)- Yunan uygarlığı, işte “Türk Uygarlığı” diyorum…

“Kurtuluş, bir kış günü batarak ya da batırılarak Ege sularında kayboldu gitti.” (Mümtaz Soysal’dan aktarım, s. 532)