15.05.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Özgün
Tarih
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Söyleşi

Fethi Dördüncü

Fethi DördüncüHakaret etmedim,
Atatürk'e şikayet ettim

Hakaret etmedim, Atatürk’e şikayet ettim

TÜRKSOLU: Atatürk’ün Selanik’teki evini ziyaret ettiniz ve oradaki anı defterine hükümete yönelik eleştiriler içeren bir yazı yazdınız. Türkiye’den kalkıp Selanik’e gitmek, orada hükümeti Atatürk’e şikayet etmek ihtiyacını niçin hissetiniz?

Fethi Dördüncü: Ben yazılarımda söylenildiği gibi hükümete hakarette bulunmadım. Ancak Atatürk’e şikayetlerimi dile getirdim.

Ben her sene Selanik’e, Atatürk’ün doğduğu eve giderim; Atatürk’e hazırlanmış o deftere hatıralarımı yazarım. Düşüncelerimi yazarım. Aynı şekilde Anıtkabir defterine de yazmıştım. Dokuz defa gittim Anıtkabir’e, sekiz defa yazı yazdım. Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu eve beş defa gittim. Her gidişte başka türlü yazdım.

Yalnız bugünkü AKP hükümeti değil, geçmiş hükümetler de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk Milletine nasıl bir hizmet götürüyorsa, götürmüş olduğu hizmetin de şekli şemalı ne ise ben onları yazdım. Herhangi bir hakaret şeklinde yazılar yazmadım. Ama yalnız şu vardır: Türkçede bazı kelimeler vardır, o kelimeleri hakaret şeklinde tefsir ediliyorlardır. Ben onları hakaret olarak kabul etmiyorum ve normal bir insana söyleyeceğim şeylerdir.

Dikkat ederseniz bütün gazeteler, hatta televizyonlar dahil bunu bir hakaret olarak kabul ediyorlar. Ben ise onların hakaret olmadığını, nihayetinde bunun bir tefsir meselesi olduğunu düşünüyorum.

Ben Atatürk’ten konuşuyorum onu çok seviyorum onu çok sayıyorum. Çünkü ben Atatürk’ün ilk kuşaklarındanım. 82 yaşındayım ve Atatürk’ü de gördüm. Türkiye’ye İran Şahı Rıza Pehlevi geldiği zaman. O mübarek yüzü, o güneş ışını gibi ışıkları ben onun yüzünde, gözlerinde gördüğüm için bugün üzülüyorum.

Atatürk’e karşı, Atatürk’ün eserlerine karşı yapılmış olan bu tecavüzkâr hareketler yüzünden her sene gidiyorum. Gerek Anıtkabir’e gittiğimde, gerekse Selanik’e gittiğimde yazılarımı yazıyorum. Bu da benim özel hayatımdır, namahrem hayatımdır.

Fethi DördüncüTekrar gideceğim tekrar yazacağım

Maalesef bu son gidişinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk’ün doğduğu eve gidiyor ve kendi yazısını arıyor. 2003 yılında gittiğinde yazdığı yazıyı arıyor, bulamayınca benim Atatürk’e hitaben yazmış olduğum yazıyı görüyor. Çok uzun olduğu için, altlı üstlü yapıştırmıştım onu. Yapıştırılmış bir sayfa olduğundan hemen eline o çarpmış. Çarpmış, ona bakmış ve o anda öyle bir asabiyet göstermiş ki, sinirlilik hali ile yırtmış onu. Yarıya kadar yırtarken foto muhabirleri onu çekmişler. Sonra da gazetecilerin hepsini dışarıya çıkarmış, en sonunda da yazıyı yırtmış.

Azerbaycan’a, Bakü’ye telefon ediyor. Onun meşhur bir tane sözcüsü var: Akif Beki. O diyor ki: “Biz onu yırtmadık, şöyle yaptık, böyle yaptık…” Ne lüzum var yalan söylemeye! Yırttınız!

Bu bana karşı yapılan büyük bir hakarettir ama evvela 72 milyonluk Türk Milletine hakaret ve Atatürk’ün hatıralarına saygısızlıktır. O bakımdan ben yazarım. Yazacağım da. Tekrar gideceğim, kimse beni engelleyemez.

TÜRKSOLU: Başbakan’ın size yönelik tepkisi aslında ilk değil. Bundan evvel Mersinli köylüyü de “Artistlik yapma ulan”, “Ananı da al git” diyerek azarlamıştı Başbakan. Yalnız vatandaşla da değil Hükümet ve Tayyip Erdoğan iktidara geldiği günden beri devletin tüm kurumları ile çatışıyor. Hükümet Ordu’yla, Cumhurbaşkanlığı’yla, Yargı’yla…

Fethi Dördüncü: Herkesle uğraşıyor.

TÜRKSOLU: Şimdi ise sıradan bir vatandaşla, köylüyle bile ciddi bir çatışma içindeler. Niçin böyle bir sinirlilik var, tahammülsüzlük var?

Fethi DördüncüHilafet devleti kurma arzusundalar

Fethi Dördüncü: Efendim tahammülsüzlüğün sebebi şu: Hükümet olarak aktivitelerini tam manasıyla yerine getiremiyorlar. Bu Meclis 22. dönem, 59. hükümet, bu Başbakan da 28. Başbakandır. Bir defa Başbakanın olsun, hükümetin olsun, belli bir altyapısı yok. Bir devlet adamlığı inisiyatifi yok ellerinde. Bugün ne söyledilerse, ancak günlük işleri görebilmek için.

Zaten dikkat ederseniz Başbakan herkesle kavgalıdır, mesela üniversiteyle, bütün profesörlerle kavgalıdır. En son konuşmasını biliyorsunuz. Ne kadar ağır bir konuşma!

Şöyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin adalet terazisini elinde tutan en yüksek makamın vermiş olduğu karara karşı diyor ki: “Sen karışma bu işlere, o senin işin değil. Diyanet’in işidir, ulemanın işidir.”

Bir Başbakana yakışacak bir durum değil bu.

Atatürk İlke ve Devrimleri doğrultusundaki laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni elden çıkarmak, yerine şeyhlikle idare edilmek istenen hilafet devleti kurma arzusundalar.

Bunun da temeli 1970 yılında atıldı. Ve bir ekol yerleşti Türkiye’ye. Bu ekol 36 seneden beri Necmettin Erbakan tarafından yerleştirilmek isteniyor Türkiye’ye. Ekolün amacı şu: Hak geldi, batıl zail oldu. Bir de adil düzen. Allah’ın Kuran-ı Kerim’de 99 tane adı vardır. Bunlardan bir tanesi de “Adl”, yani adil düzendir, Allah düzeni demektir. İkincisi, “Hak” da Allah’ın isimidir. Allah geldi hurafe ortadan kalktı. Hak geldi batıl zail oldu.

Bu safsatalarla kurulmuş olan felsefede, Necmettin Erbakan 28 Mayıs 1977 tarihinde aynen şu ifadeyi kullanmıştır: “Allah’ın izniyle 5 Haziran’dan sonra Türkiye İmam-Hatipli olacaktır.” Ne demek İmam-Hatipli olacak? Demek ki bir maksat ifade ediyor bu sözler.

Bunların yetiştirmiş olduğu ekol sonucunda işte bugünlere geldik. Ancak Türkiye’de Türk Milletinin genlerine Atatürk’ün ruhu yerleşmiş olduğu için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sonsuza kadar bu şekilde payidar olacaktır.

TÜRKSOLU: Başbakan’ın bu tepkisinden sonra Adalet Bakanı da Başbakanın izinde benzer bir açıklama yaptı. Hatta sizin yazdığınız o metnin illegal örgüt bildirisi olduğunu söyledi. Ama dışarıdan gelen tepkilere bakıyoruz, halk tümüyle sizin yanınızda. Bugüne kadar hükümet “Halkın sesiyiz, tek başımıza iktidara geldik” diyordu. Ama sizin hükümete yönelik eleştirilerinize gelen halk desteği farklı bir duruma işaret ediyor. Bu desteği neye yorumluyorsunuz?

Her türlü yalanı söyledikleri için bana da illegal örgüt üyesi diyorlar

Fethi Dördüncü: Tabii şimdi her türlü yalanı söyledikleri için, bunu da bir tarafa çekmek için illegal bir örgüt diyorlar. Gelsinler görsünler. 82 yaşında bir insanım. Örgüt üyesi miyim değil miyim! Bugün beni bütün Türkiye tanıyor. Herhangi bir örgütle, partiyle, hiçbir şeyle alakam olmadığını beni tanıyanların hepsi biliyor ve bugün bana yardım etmek için herkes “Yanındayız, arkandayız” diyor.

Bunun manası şudur: Türk Milleti ne kadar ıstırap ve acı içerisindedir ki, bu şekilde benim yanımda olduklarını benim arkamda olduklarını söylüyorlar. Bu çok mühim bir şeydir.

Atatürk’ün dediği gibi, ben de yazımın sonuna yazmışım: “Türk milleti zekidir, çalışkandır” Bizden şefaatini esirgeme, şahadetini esirgeme Atam diye yazımı bitirmişim. Bunda ne kötülük var? Burada hükümete hakaret etmek demek, devlete hakaret etmek demektir. Bu da kendime hakaret ediyorum demektir. Çünkü ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk Milleti’nin hizmetinde bir devlet memur olarak müdür sınıfından, yönetici sınıfından en üst düzeyden emekli olmuş Türk’üm, Türk vatandaşıyım. Atatürk İlke ve Devrimlerine sonsuza kadar, canımın yettiği yere kadar bağlı olan bir insanım. Çocuklarım da öyle.

TÜRKSOLU: Sizin bu hükümete yönelik eleştirilerinizin toplumda geniş bir destek bulmasıyla, AKP’den gelen cumhuriyete yönelik tehdidin büyümesi arasında bir bağlantı var mı? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz.

Hükümetin bu işi yürüteceğini düşünmüyorum

Fethi Dördüncü: Şüphesiz var. Olması lazım. Çünkü ben de nihayetinde bir Türk vatandaşı olduğuma göre, bu benim üzüntüm olduğuna göre, benim gibi milyonlarca insanın da üzüntüsü olur. Niçin olmasın?

Bugün 30 milyon insan açlık sınırının ya altında ya da fakirlik sınırında. Hâlâ da şöyle böyle yaptık, bir takım şeyler yapıyorlar. Yani bu zaten basının, televizyonların, insanların duyumları. Bunun için benim fazla bir şey yapmama lüzum yok. Herkes biliyor her şeyi.

Ben bu hükümetin bu işi yürüteceğini, yönetebileceğini bir vatandaş olarak tahmin etmediğim için, ya Anıtkabir’e gidiyorum ya da Selanik’e. Dertlerimi Ata’ya söylemekle kendi kendimi tatmin ediyorum. Hakaret de etmiyorum. Bu kendime aittir.

Fakat Cemil Çiçek’in bu açıklamaları esas bana hakarettir.. Sen benim özel hayatıma niçin karışıyorsun? Benim mahremiyetime girmiştir.

TÜRKSOLU: Bakanlar Kurulu toplandı ve size hükümete hakaret ettiğiniz için dava açma kararı alındığı söyleniyor. Siz ne yapacaksınız?

Fethı Dördüncü: Efendim, o bakanların kendi tasarrufudur. O beni ilgilendirmez. Ben davamı açacağım. Çünkü yapılan bana hakarettir.

TÜRKSOLU: Size yönelik çok olumlu tepkiler var. Ama mesela Mersin’deki çiftçi Başbakanla tartışmasının ardından bir şekilde tepkisini geri aldı ve özür diledi. Size yönelik bu tür ikna çabaları ya da tehditler var mı?

Fethi Dördüncü: Var ama kabul etmiyoruz. Onun bir tanesini de hanım reddetti. Zaten bana pek kimse yanaşamıyor. Kimse de yanaşamaz. Ben bir davanın peşindeyim: Atatürk ilke ve devrimleri davasının.

Ben Mersinli çiftçi değilim, özür dilemem

Perşembe günü kızım bana telefon etti. Ben burada çalışırken. “Baba, televizyonda ismin konuşuluyor” dedi. “Atatürk’ün Selanik’teki defterini Başbakan yırtmış,” deyince ben olayı gece haberlerinde öğrendim.

Biliyordum ki ertesi gün gazeteler hemen hücum edecekti. Öyle oldu. Ben işte onun için söyledim. Ben Mersinli Çiftçi Mehmet değilim dedim. Çünkü Mersinli çiftçi hakikaten çok güzel bir giriş yapmıştı. Ama ertesi gün onun eline bir kağıt verdiler: “Allah razı olsun! Ellerinden öperim Başbakanım! Şudur budur. Ben hata işledim…”

Şimdi bunu yaptın mı olmadı. Beni ona benzetmek istediler, ama tabii ben o değilim.

Bütün Türkiye’den destek var

TÜRKSOLU: Sıradan vatandaşın duygularına tercümanı oldunuz. Türk Milleti’nin sesi oldunuz. Size gelen tepkiler neler? Arayanlar var mı? Destek verenler ya da eleştirenler neler söylüyorlar?

Fethi Dördüncü: Çok büyük destek var. Bütün Türk halkı söylüyor. Ankara’dan gelen var, bütün Türkiye’den, İstanbul’dan… Arkadaşlarım, meslektaşlarım, eşim, dostum, herkes. Gazetelerde okuyorum. Bana İstanbul avukatları savunma avukatı olarak yardım edecekmiş. Herkes bir yardım çabasında.

Demek ki, benim bu yazıda haklı olduğum meydana çıkıyor. Ama bu haklılık hakaret babında değil. Ben ne devlete ne de hükümete hakaret ederim. Benim ne aile terbiyem, ne mevkiim, ne de tahsilim buna uyar. Çünkü ben devletime, milletime veya hükümete hakaret etsem kime hakaret etmiş olurum? Kendime. Ben bu basitliği yapacak karakterde bir insan değilim.

Bana ikinci Hasan Tahsin diyorlar

Bana yüzlerce telefon ve faks geliyor. Bunlardan bir tanesi de bugün geldi. Ankara’dan bir tarih öğretmeni tarafından geldi. Konuştuk, dertleştik. Ve en sonunda dedi ki, “Bu lazımdı zaten Türkiye’ye. Siz ikinci Hasan Tahsin oldunuz.” dedi. O bakımdan memnunum tabii. Herkesin kendi düşüncesi.

Ama bunun yanında bazıları da aksini düşünüyor. Mesela ters düşüncede olanlar var. O ters düşüncede olanlara benim bir tavsiyem var. Ben kötü kalp ile yazmadım. Atatürk sevgisiyle yazdım. Hiç kimseye de hakaret etmedim. Böyle bilinmesini arzu ediyorum.

TÜRKSOLU: Hasan Tahsin’e benzetildiğinizi örneğini verdiniz. Hasan Tahsin’i ilk kurşuna atmaya götüren koşullarla bugün arasında bir benzerlik var mı?

Fethi Dördüncü: Yunanlıların İzmir’e 9 Eylül’de çıktıkları o meşhur günler. Halk, işte benim bugünkü mektubum da olduğu gibi olanlara dayanamamış.

Hasan Tahsin biliyorsunuz gazetecidir. Yapacağı hiçbir şey yok. Tek başına bir adam çekmiş silahını, orada Yunan bayrağını taşıyan en öndeki askeri öldürmüş.

Tabii o anda Hasan Tahsin’i de öldürmüşler. Ben şimdi Hasan Tahsin yerine geldim. Ama daha ölmedim. Sadece hakkımda dava açıyorlar.

O zaman memlekete dıştan düşmanlar geliyordu. Şimdi içten düşmanlık yapmak isteyenler var. Ama bu Türk Milleti bunun cevabını verir, her zaman olduğu gibi. Türk Milleti fedakârdır ve sağduyuludur, sabırlıdır. Fakat o sabrı bir gün taşarsa bu millet her şeyi yapabilir.

Dikkat edin! 620 seneden sonra bir enkaz haline gelen Osmanlı İmparatorluğu’nun üstüne Atatürk yepyeni bir Cumhuriyet kurmuştur. Bu kurmuş olduğu Cumhuriyet’in temelleri o kadar sağlamdır ki, bu temelleri yıkacak olan kuvvet sonsuza kadar gelmeyecektir. Hiçbir kuvvet gelip de bu temellerin üstüne başka bir bina inşa edemeyecektir.

TÜRKSOLU: Fethi Bey, TÜRKSOLU gazetesini çıkaran Atatürkçü gençlerle eskiye dayanan bir tanışıklığınız var. Siz de bu gazetenin başından beri hem okuyucusu, hem destekçisi olarak çalışmalara çok büyük destekte bulundunuz Bütün toplantılarımıza ve etkinliklerimize geliyorsunuz. Sizi tanıyan pek çok TÜRKSOLU okuru da var. Onlardan da çok büyük destek geldi. Herkes arıyor. Sizi toplantılardan, etkinliklerden tanıyanlar gelişmeleri soruyorlar. Hatta pek çok avukat okurumuz savunmanızı üstlenmek istediklerini söylediler.

Buradan TÜRKSOLU okurlarına, bütün dostlarınıza bir çağrınız olacak mı? Neler söylemek istersiniz?

Fethı Dördüncü: Ben katıldığım bu etkinliklerinizde bazı konuşmalar da yapıyorum. En son Jandarma Eski Genel Komutanı Emekli Orgeneral Necati Özgen Bey ile konuşmuştuk. Onun konuşmasını takviye edecek bir konuşma yapmıştım. Mükemmel bir insan.

Efendim, TÜRKSOLU’na ve TÜRKSOLU ailesine saygı ve hürmetlerimi yollarken, başarılarının devamını Tanrı’dan diliyorum. Şahsen elimden geldiği kadar maddi ve manevi yardım da yapıyorum.

Sizleri takdir ediyorum. Bunlar insanın gözlerini yaşartıyor.

Öbür taraf, çalışırken muazzam paralarla çalışıyor. Siz ise kendi özverilerinizle, gayretlerinizle çalışıyorsunuz.

TÜRKSOLU: Teşekkür ederiz Fethi Bey.

Fethi Dördüncü: TÜRKSOLU’ndaki tüm dostlara ve genç arkadaşlara selamlar, başarılar.