15.05.2006
Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Özgün
Tarih
Ekonomi

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Dünya

Nur Arslan

Arjantin, Bolivya, Brezilya ve Venezüella liderleri ABD karşıtı iyiler eksenindeLatin Amerika Bolivar'ın, Che'nin yolunda, ya Atatürk'ün Türkiyesi!

Amerikan serbest Pazarı’na karşı Bolivar Alternatifi

Üçüncü Dünya ülkelerinde halkın her talebi karşısında, Batının ekonomik ve siyasi programlarından bağımsız politikalar izlenemeyeceğini savunanlar, Latin Amerika ülkelerindeki gelişmeler karşısında hesaplarını yeniden gözden geçirmek zorundalar. İşbirlikçi siyasetlerini neo-liberal ideolojiye dayandıranlar, körü körüne IMF reçeteleri uygulayanlar, tüm bunları çağdaş dünyanın gerekleri olarak göstere dursunlar, Latin Amerika ülkeleri teker teker sömürgeci sistemin karşısına dikilmekteler.

Tüm hesaplarını Batının kesin zaferi ve yenilmezliği üzerine yapanlar, piyasa sistemine tapınanlar, milliyetçi ve halkçı rejimleri “içe kapanmak”la suçlayadursunlar, Latin Amerika ülkeleri geçtiğimiz günlerde ABD’ye korku salan “içe kapanma” örnekleri sergilediler. Yabancı sermayeyi ülkesinden kovan Morales, Batıya kapılarını kapatarak diğer Latin ülkeleriyle siyasi, ekonomik ilişkiler gerçekleştirme yoluna girdi. Böylelikle Küba ve Venezuella’dan sonra Bolivya da emperyalizmden her alanda bağımsızlaşma yoluna girdi.

30 Nisan 2006’da Küba’nın başkenti olan Havana önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Latin Amerika’nın solcu liderleri, ABD’nin ticari egemenliğine karşı yeni bir antlaşma imzaladılar. Küba lideri Fidel Castro, Venezüella lideri Hugo Chavez ve Bolivya lideri Evo Morales’in imzaladığı antlaşma çerçevesinde, ABD çıkarına olan tüm paktlara karşı ticari ilişkilerin geliştirilmesi kararı alındı.

Böylece mücadele ettikleri Amerikan hegemonyasına karşı, Latin Amerika’da sosyalist birlik oluşturulması hareketinin öncülüğünü yapan Castro ve Chavez cephelerini genişletmiş oldular. İki liderin Amerikan Serbest Ticaret Bölgesi planına karşı 2001’den beri geliştirdikleri plan, “Amerika için Bolivar Alternatifi (ALBA)”adı ile “Amerikan Serbest Pazarı (ALCA)” nın karşısına dikilmiş oldu.

Amerika Kıtası’nın doğalgaz ve petrol kaynaklarından yana en zengin ikinci ülkesi olmasına rağmen Batıyla girdiği ilişkiler sonucu bölgenin en yoksul ülkesi olmaktan kurtulamayan Bolivya ise bu birliğe katılarak, “içe kapanmış” bir ülke oldu. İçe kapanmış Bolivya artık Venezüella ve Küba’ya Koko satabilecek. Küba’dan çok sayıda doktor, sağlık elemanı, öğretmen desteği sağlayabilecek. Venezüella’dan ucuz benzin ve 130 milyon dolarlık fon sağlayabilecek, ABD-Kolombiya antlaşması sonucunda çiftçisinin elinde kalan soya fasulyesini Küba ve Venezüella’ya satabilecek. En önemlisi de bu üç ülke arasındaki gümrükler en aza indirilecek.

Antlaşmanın ardından Küba’daki Devrim meydanında yapılan kutlamaya 25 bin kişi katıldı. Eva Morales Castro’ya Che Guevera portresi hediye ettikten sonra üç devrimin ve üç kuşağın bir araya geldiğine dikkat çekti. Castro ise, “bu iki genç beni dünyanın en mutlu adamı yapıyor, gün gelecek tüm Latin Amerika ülkeleri burada olacak” diyerek çoşkusunu 25 bin kişilik bir kitleyle paylaştı.

Nitekim Nikaragua’nın solcu lideri Daniel Ortega’nın da toplantıda hazır bulunması Castro’nun temennilerinin hiçte uzakta olmadığını gösterdi. Bilindiği gibi Ortega ülkesinde Kasım ayında yapılacak seçimleri kazanarak, ABD karşıtı bloğa yeni bir ülke kazandırma mücadelesi içinde.

Petrol ve doğalgaz Bolivyalıların malı

Anti Amerikan ve anti kapitalist programıyla Bolivya’da geçen yıl yapılan devlet başkanlığı seçimlerini kazanıp ülkenin ilk yerli başbakanı sıfatını kazanan Morales, seçimlerden önce ulusal kaynaklar üzerinde devlet kontrolü geliştireceği vaadinde bulunmuştu.

Evo Morales, tüm emekçi uluslar için anlamlı bir gün olan 1 Mayıs 2006'da, Yabancı Petrobas ve Repsol şirketlerince işletilen tesislerde yaptığı konuşmada “Bolivya’nın doğal kaynaklarının tüm kontrolünü eline aldığını ve o beklenen günün, o tarihsel anın sonunda geldiğini” açıkladı. Ardından Bolivya birlikleri tesislere girerek, Bolivya Bayrağı diktiler. Tesislerin kontrolü ele alındıktan sonra tesislerin üzerine “ulusallaştırıldı”, “Bolivyalıların malı” yazılı pankartlar asıldı.

Morales, kararnameye tüm yabancı şirketlerin uymasını, aksi taktirde 6 ay içinde Bolivya’yı terk etmelerini bildirerek bu konudaki kararlılığını belirtti. Ardından sıranın madenlere, ormanlara ve tarım alanlarına geleceğini belirterek, bu müdahalenin yalnızca bir başlangıç olduğunu söyledi.

Molaras’in kararına ABD, AB ve petrol tekelleri tepki gösterdi. ABD dışişleri Bakanlığı sözcüsü Eric Wetnik, kararın bölge ekonomisi, özel sermaye yatırımları ve yürürlükteki sözleşmeler üzerindeki etkisinden kaygılı olduklarını belirtirken, Avrupa Konseyi endişeli olduğunu açıkladı. Tekeller ise karara öfke duydular. İngiliz tekeli BP’nin hisseleri düştü. İspanyol tekeli Repsol ise piyasa değerinin %3’ünü 1 günde kaybetti.

Bolivya’nın girdiği süreci kaygıyla izleyen azınlığın dışında, Latin Amerika’nın diğer devletleri kararı coşkuyla karşıladı. Küba ve Venezüella olayı tüm Latin Amerika ülkeleri için cesaret verici bir işaret olarak değerlendirdi. Küba, tüm ilerici hükümetleri Bolivya’yı desteklemeye çağırdı. Bolivya doğalgazının en büyük üreticisi ve tüketicisi Brezilya ve ikinci tüketicisi olan Arjantin ise Bolivya’nın bu ülkelerin doğalgazdan yararlanabileceği sözünden sonra kararı olumlu karşıladılar. Kararın ardından Arjantin’de bir araya gelen Küba, Bolivya, Venezüella ve Arjantin liderleri aralarındaki devrimci dayanışmayı dosta düşmana göstermiş oldular.

Chavez Batının yenilgiye uğratılabileceği gerçeğini yeniden hatırlatıyor

Bilindiği gibi tüm bu gelişmelerin öncesinde, geçtiğimiz yıl ABD’nin terör raporunda Küba’dan sonra Venezüella da yer almıştı. Venezüella lideri Chavez, ABD’nin terör listesinde Küba, Libya, İran, Suriye, Sudan ve Kuzey Kore liderleriyle birlikte yer almıştı. Chavez’in bu duruma tepkisi ise merak ediliyordu. Latin Amerika ülkelerinin ticari antlaşmasının ardından ABD ikinci şoku Chavez’in geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklama ile yaşadı. Hugo Chavez, Amerikan politikasına ters düşen ülkelerle “iyiler ekseni” adı altında bir birlik oluşturma çağrısı yaptı.

Chavez’in Havana’da ABD’ye karşı ticari birlik antlaşması imzalanan toplantıda “emperyalizmin saldırılarına karşı yapabileceğimiz en iyi şey saldırmaktır” çıkışını Castro, “en iyi savunma saldırıdır” diyerek desteklemişti. Chavez, ABD’ye meydan okuyan tavırlarıyla ezilenlere ABD ile savaşılabileceği gerçeğini tekrar hatırlatmakta, adeta Che’nin savaş sloganlarını yüksek sesle yaymaktadır. Halkçı, devletçi uygulamalarla kendi ulusal kalkınmasını yaratan Küba Devrimi’nin ardından gelen Venezüella ve Bolivya’daki aya kalkış Latin Amerika’nın kıtasal birliğe doğru gitmesinin çokta uzak olmadığının sinyallerini veriyor. Batının şer ekseni diye tanımladığı tüm ulusların ABD’ye karşı yan yana gelmesi ise mücadelenin bir zorunluluğu olarak karşımızda duruyor.

Görüldüğü gibi Latin Amerika ülkeleri emperyalizme karşı birleşerek, kendi ekonomik, siyasi modellerini yaratarak tüm ezilen uluslara mücadele azmi vermektedir. Evo Morales seçilmeden önce verdiği beyanlarda kendisine örnek olarak Tupac Amaru’yu, Che’yi aldığını, Amerikan emperyalizmine karşı direnen Fidel ve Chavez’i izleyeceğini söylüyordu.

Peki, emperyalizme karşı ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülke olan Türkiye neden Atatürk’ün yolunu izlemiyor? Bir zamanlar, tüm mazlum milletler için umut kaynağı olmuş bir kurtuluş savaşı vermiş, emperyalist kapitalist sisteme karşı kendi özgün modelini yaratmış bir Türkiye’nin yeri neresi olmalı?

ABD’nin yanında şer cephesinde mi? Yoksa ezilenlerin yanında iyiler ekseninde mi?

Fidel Castro ülkesine Atatürk heykelleri dikmekte, Atatürk’ten ilham almakta; böylece Atatürk emperyalizme karşı direnenlerin yanında yer almaktadır.

Ya biz...