| Prof. Dr. Şener Üşümezsoy |
Devrimci olmak Devrimci olmak sübjektif bir istek olmanın ötesinde objektif bir olgudur. Bir sürece damgasını vurur. Bu anlamda devrimci olmanın temel karakteri, var olan toplumsal ve politik düzeni günümüzdeki anlamıyla küresel düzeni yıkmak ve yerine eski ilişkileri ifade eden toplumsal yapıları devletin baskı güçlerini tasfiye etmek ve yerine devrimci devlet yapısını kurmak toplumsal ilişkileri bu devlet erkiyle yeniden biçimlendirmektir. Bu boyutuyla devrimci olmak eski düzene karşı başkaldıran bir halkı gerektirir. Bu halkın eski düzene karşı isyanını örgütleyecek devrimci partinin liderliğinde halk parti ilişkisini kurmayı zorunlu kılar. Bunun yanında isyanın başarıya ulaştırılarak iktidarın alınması eski egemen blok sınıf ve katmanlarının tasfiyesi ve iktidara yeni biçim veren halkın geniş katılımını ifade eden gerçek demokratik devlet biçiminin oluşturulmasıdır. Bu yeni devrimci iktidarın küresel anlamda varlığını sürdürebilmesi için uluslararası desteklerinin oluşturması da vazgeçilmez bir zorunluluktur. Kısaca özetlediğimiz devrimci teoriyi günümüz küresel strateji içine yerleştirdiğimizde başlığımızın ayaklar üstünde durması mümkün olacaktır. 70’li yıllarda iki çizgi mücadelesi yani emperyalist kamp ile sosyalist kamp arasındaki çelişkiyi devrimciler, Türkiye devrimcileri, iktidarı almak ve iktidarın devamını sağlamak için sosyalist kamp ile bütünleşmek yanlısı bir strateji öne sürülmüştür. Bu strateji sosyalist kamp yani Rusya’yla işbirliğine dayanan bir strateji olduğu için devrimci isyanda halkın katılımı temel olmaktan çıkarak sosyalist bloğun desteği temel olmuştur. Ve hatta halka rağmen devrim gibi özde devrimci olmayan bir anlayış Rusya kuyrukçuluğuna dönüşmüştür.
Devrimci kalkışmanın tarihsel biçimleri Devrimci kalkışmanın tarihsel biçimlerini esas aldığımızda Sovyet Devrimi örneğinde halkın ayaklanması Sovyetik ayaklanma bir strateji olarak 1917’de hayata geçmiştir. İç savaş döneminde Sultan Galiyev ve Troçki’nin köylülüğü örgütleyerek kırlardan şehirlere doğru bir mücadele yöntemiyle beyaz işgalcilere ve emperyalist işgalcilere karşı yeni bir devrimci strateji ortaya çıkmıştır. Bu devrimci strateji köylü, kır ve halk savaşı mücadelesidir. İsyanın biçimi uzun süreli halk savaşı olmuştur. Bunun daha başarılı bir örneği ise Türk Devriminin halk savaşı stratejisidir. Bugün Mustafa Kemal’in halk savaşı stratejisi çeşitli kesimler tarafından inkar edilmek istenmekte ve Mustafa Kemal’in devrimciliği yok sayılarak Atatürkçülüğü batıcı medeniyete ulaşma çabasında olan bir burjuva reformculuğuna indirgeme gayretleri esas olarak maskesi düşürülmesi gereken Atatürkçülük karşıtı saldırıdır. Devrimci atılımda şiddetin diğer bir biçimi toplumun en örgütlü kesimi olan askerlerin ayaklanmasıdır. Tarihte Yeni çerilerin kazan kaldırmaları devrimci bir parti ile birleşemeyen isyan biçimleridir. Keza Avrupa’da köylü ayaklanmaları da bir partiyle birleşemeyen ve devrime gidemeyen halk ayaklanmalarıdır. Ordunun başarılı olduğu devrimci hareket olarak İngiltere’de Cromwell hareketini görebiliriz. Daha sonra Osmanlı asker geleneğinden gelen Nasırcı Arap Sosyalizmi hareketlerinde ordunun iktidarı almasıyla gerçekleşmiş hareketlerdir. Bu hareketler de esas olarak sosyalist kamp Rusya’yla işbirliğini esas almışlar, kendi halkına dayanmak yerine dış destek olarak Rusya’ya dayanmayı öne çıkarmışlardır. Bu anlamda kendi halkına dayanmadan dış desteğe dayanan hareketler devrimci olmaktan çok kuyrukçu hareketler olmuştur. Bunun en tipik örneğini de Enver Paşa yani Enverizm temsil etmiştir. İngiliz ve Fransız emperyalistlerine karşı Alman emperyalizmiyle işbirliği yapma kuyrukçuluğunun tipik bir örneğini Enver Paşacılık göstermiştir. 1970’li yıllarda Sovyetler birliğine dayanarak bir darbeyle iktidarı almak da esas olarak kuyrukçu bir çizgiyi temsil etmektedir. 12 Mart’tan sonra bu darbeci kuyrukçu çizgi yerini gerçekte objektif durumda devrimci olamayan devrimciliğin karikatürünü oluşturan halk savaşı savunucuları Maocu olarak ortaya çıkmıştır. Bu çizgide Rusya ile Çin arasındaki çatışmada Rusya’ya karşı Çin’in kuyruğuna takılma çizgisi olarak 70’li 80’li yıllardan buyana sürdürülegelmiştir. Rusya’ya karşı antiemperyalist tavır Günümüzde Rusya’nın Putinizm ve Avrasyacılık söylemiyle bir bölgesel emperyalist güç olarak yeniden ortaya çıkması Türk dünyası üzerinde hegemonyasını mutlaklaştırması açık görülen bir olgudur. Yani Rusya Gumilev’in tezleriyle Türkler, Tatarlar, Ruslar yeni bir etnos oluşturarak Avrasya süper etnosu oluşturduğunu ileri sürmektedirler. Avrasya süperetnosu, Dugin’in teziyle, Avrasyacılık şeklini alarak Rusya’nın Tataristan-Sibirya’daki petrol yataklarına el koyması, Kazakistan-Türkmenistan petrol ve doğal gazına el koyması ve giderek Gürcistan sonrası Azerbaycan’da hegemonyasını oluşturması için Avrasyacılık bir araçsal ideoloji olmuştur. Bu araçsal Avrasyacılık bölgesel bir emperyalizmin askercil ve ekonomik politikasıdır. O halde emperyalizme karşı olmak Rusya çevresi Türk Tatar halkları için Moskova’ya karşı bağımsızlığı savunan ve dünyaya karşı bağımsızlığını sürdüren Sultan Galiyevci bir politika olmalıdır. Bu bölgede antiemperyalizmin ismi Rusya’ya karşı Tatar ve Türklerin bağımsızlığını simgeleyen Sultan Galiyevizmdir. ABD’nin Şii Hilali projesi Diğer taraftan ise Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi olarak yeni Osmanlıcılığı öne çıkaran proje ile Şii Hilalini öne çıkaran proje, küresel emperyalist politikanın projeleridir. Bu bölgede devrimci olmak ise Amerika’nın bu bölgelerdeki projelerini uygulayan iktidarlara karşı mücadeleyi esas almaktır. Bu mücadelenin stratejik hedefi ise Amerikancı iktidar bloklarının yıkılarak bunların yerine Amerika’ya ve emperyalist politikalarına karşı bağımsızlığı savunan iktidarların oluşturulmasıdır. Bunun tarihsel süreçteki pratiği Mustafa Kemal’in İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı verilen Türk bağımsızlık savaşı devrimidir. Amerikanın şu anda hayata geçmemiş ama hayata geçirmeyi planladığı Şii Hilali projesi ise İran molla devrimini yıkarak yerine yeni şah rejimi olarak Şii Hilali projesini geçirme mücadelesidir. Türkiye’de Yeni Osmanlıcılık İran’da ise yeni Şiicilik olarak tanımlanan bu stratejiler Amerikanın bu bölgede hayata geçirmek istediği emperyalist stratejilerdir. Özellikle bu stratejiler geçmişte Rusya’nın yayılmacılığına karşı yeşil kuşak stratejisi olarak ortaya atılan stratejilerden çok farklı bir nitelik göstermemektedir. Günümüzdeki Amerikancı Şii Hilali Türkiye’deki Alevileri de içine alan Doğu Anadolu’daki Caferi ve Azerbaycan’daki Şiiliği, Lübnan’daki Şiiliği, Amerikancı tarzda yeniden örgütlemeyi planlayan bir strateji olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu stratejinin uygulanabilirliği Rusya’nın yayılmacılığına karşı İran’ın geçmişte 1920’lerde İngiltere’yle işbirliği yapması gibi günümüze de Amerika’yla işbirliği yapmasını determine eden bir zorunluluk olarak ortaya konmaktadır. Türkiye’de ise Kürt İslamcı proje Türk İslamcılık ile birleştirilerek Nakşiler ile Nurcuların sentezlendiği, bunların yanında da Batıcı Atatürkçülükle İslamcılığın uzlaştırılması hedeflenen bir çizgi olarak karşımıza çıkmaktadır. İran ve Türkiye’deki bu Amerika’nın yeniden egemenliğini pekiştirmeye dayanan bu çizgilere karşı devrimci olan tavır İran ve Türkiye’nin iki emperyalist bloğa karşı Rusya ve Amerika’ya karşı bir mücadele ekseni oluşturmasıdır. Bunun tarihsel ekseni Türklerin İran ve Anadolu’daki tarihsel devrimi ile ortaya çıkan İran ve Anadolu’nun Türkleşmesi, bu eksenin günümüzde Amerikan emperyalizmine karşı mücadelesini verirken Rus emperyalizmine karşı da mücadelesini göz ardı etmemesine dayanır. Avrasyacılık olarak ileri sürülen Rus emperyalizminin ideolojisine göre düşünen Türkiye’deki kimi çevreler Amerikan emperyalizmine karşı Rusya’yla işbirliğini savunmakta ve Rus kuyrukçuluğunu devrimcilik olarak ileri sürmektedir. Kuzey ve Güney Devrimci Türk Eksenleri Oysa Rus emperyalizmine karşı Tatarların, Kazakların, Kırgızların, Başkırtların bağımsızlık mücadelesi kanla ve zulümle bastırılmasına karşılık Sultan Galiyevizm olarak bu bölgedeki antiemperyalist tarihsel süreç günümüzde de sürdürülmelidir. “Kuzey Türk Devrimci Ekseni” diyeceğimiz bu eksen Amerikan emperyalizmin işbirliğine girmeksizin Rusya’ya karşı yerel emperyalizme karşı mücadeleyi savunmalıdır. Aynı şekilde “Güney Türk Ekseni” diyeceğimiz Türkiye-İran ekseni bin yıldan beri var olan bir eksendir. Selçuklu devletinden beri etnik olarak gelişmeyi sürdüren yani Türkleşen bu bölge Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki iktidar mücadelesinin Şiilik ve Sünnilik olarak ayrışması ile Güney Türk Eksenini iki bölüme, İran ve Türkiye Türklüğü eksenine, ayırmıştır. İran Türklüğü Şiilik ideolojisiyle İranlaştırılırken Türkiye Türklüğü ise Sünnilik ideolojisiyle İran Türklüğünden koparılmıştır. Bugün Amerika’nın yeni politikası da bu tarihsel bölünmeden yararlanmaktadır. İran’da ılımlı Şiilik Türkiye’de ılımlı Sünnilik esas alınan bu bölünme güncel Amerikan taleplerine göre Türkiye’de Batıcı Atatürkçülük ile Ilımlı Sünniliği birleştirme noktasında bir çizgi izlemektedir. İran’da ise Ilımlı Şiilik ile Şah rejimi arasında bir ideolojik uzlaşmayı örgütleyen Amerikan emperyalizmi yeni bir eksen oluşturmaktadır. Daha önceki kesimde de vurguladığım gibi Amerikan emperyalizmi bu eksende Türkiye’yi Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi bölmeyi hedeflerken İran’ı da Fars, Azeri, Kürt, Beluci gibi bölümlere parçalama ve bu bölgede var olan kendisine karşı direnen Ulusal devletleri tasfiye ederek yerine küçük devletçikleri inşa etme projesi olarak Büyük Ortadoğu Projesi’ni ileri sürmüştür. Bu dönemde Rusya’yı da parçalayarak Rusya’nın yalnızca Moskova çevresinde kalan bir devlete indirgeme projesi Büyük Ortadoğu Projesi’ne eşlik etmiştir. Rusya’nın Avrasyacı ideolojisiyle Cengiz Han’ın egemen olduğu tüm coğrafyaya egemen olma ideolojisi Putinizm olarak gerçekleşmiş görülmektedir. Buna karşılık Amerikan emperyalizmi de Rusya’ya karşı İran ve Türkiye’yi kendine bağımlı devletler olarak yeniden yapılandırmayı yeşil kuşak projesi ekseninde Türkiye ve İran devletlerine Amerikan işbirlikçiliğini dayatmaktadır. Amerikanın emperyal stratejisi olarak Türkiye’yi ve İran’ı bölme ve parçalama stratejisine karşı çıktığımız gibi Amerikanın bu yeni yeşil kuşak projesine de karşı çıkmak devrimci stratejinin temel zorunluluğudur. Bu temel zorunluluk Rusya kuyrukçuluğuna düşmeksizin Rusya’ya da karşı çıkmayı zorunlu kılar. Avrasya coğrafyasındaki Türk ve Tatar devletlerinin Rus emperyalizminden koparak bağımsızlaşma stratejisinde Amerikan işbirliğine düşmemelerindeki zorunluluk aynı şekilde Türkiye, İran ve Afganistan’da da Amerikan emperyalizminden kopmayı savunan devrimci strateji, Rusya’yla işbirliğini de reddetmelidir. Bu anlamda güney Türk ekseniyle kuzey Türk ekseni Türk jeostratejisi doğrultusunda emperyalizme karşı devrimin merkezi olmalıdır. Bu Sultan Galiyev’in savunduğu devrimci atılım günümüzde de anlamını yitirmemiş tam tersi daha zorunlu bir mücadele haline dönmüştür. Devrimci strateji ne olmalıdır? Devrimci strateji bu anlamda emperyalistler arası, günümüzde Rusya ve Amerika arasındaki, mücadelede saflardan birinde yer almak değil bu emperyalistlere karşı ortak bir mücadelenin merkezini oluşturmaktır. Bu ütopik bir olgu olmayıp, girişte belirttiğim devrimci olmanın zorunlu koşuludur. Bu zorunlu koşul Türkiye ve İran’da Amerikancı yeniden yapılanmaya karşı çıkmanın yanında bu Amerikancı iktidar bloklarının parçalanarak yerine bağımsızlıkçı bir iktidar bloğunun oluşturulması mücadelesidir. Rusya’da ise Rus sömürgeciliğinin esasını oluşturan Rus ırkçılığına karşı Türklerin ve Tatarların bağımsız bir yapılanmasını ortaya çıkarmak, Türk ve Tatarların kendi bölgelerindeki petrol kaynaklarına Rusya’nın el koymasını ekonomik olarak engellemek devrimci stratejinin temelidir. Yani oluşturulacak kuzey Türk bölgesindeki devrimci iktidarlar sözde bağımsız devletçikler olmak yerine kendi petrol kaynaklarına egemen olabilen ve onları dünya ile ilişkilerinde ekonomik güç olarak kullanan Türk devleti bünyesinde yeniden yapılanmalıdır. Bu yapılanma Sultan Galiyev’in suçlandığı Turan Sosyalist Cumhuriyeti olmalıdır. Aynı şekilde Türkiye, İran ve Afganistan’daki Güney Türk Ekseni de Amerika’nın yeni Yeşil Kuşak Projesine göre yeniden yapılandırmak değil Mustafa Kemal’in bağımsızlıkçı devrimci devlet yapısıyla yeniden biçimlendirilmek şeklinde olmalıdır. Bunun tersi liberal sol olarak ortaya çıkan batıyla entegre olmuş, batılı değerlere, insan haklarına, cemaatlerin haklarına saygılı, sözde liberal sol politikalar ile imparatorluğun kuyruğuna düşmüş çizgiyi savunan sözde solculuğa dönüşür. Diğer taraftan ise sözde ulusalcı söylem ise, Rusya’nın kuyruğuna takılmış Avrasyacılık söylemi, aslında Amerikancı liberal sol söylemin aynadaki yansıyan ikizinden farklı değildir. İkisi de bir emperyalist çizginin Türkiye’deki uzanımları, emperyalist söylemin ideolojik aygıtlarıdır. O halde gerçek devrimci strateji Güney Türk Ekseni veKuzey Türk Eksenindeki emperyalist işbirlikçisi iktidarların yıkılması ve bu iktidarların örgütlediği devlet mekanizmasının parçalanması halkçı ve devrimci bir devlet yapısının ve toplum yapısının en geniş kitle katılımıyla yeniden demokratik olarak kurulması devrimci stratejinin temelidir. Bu katılımda temel gücün halk oluşu ve halkın bu anlamda devrimci partiler tarafından örgütlenerek halkın birlikte hareket edebilmesi ve eşgüdüm sağlanması devrimci partinin temel görevidir. Devrim koşulları halkın devrimi istemesi ve egemen iktidar bloğunun halk ile yaptığı konsensüse uymayarak halkın bu konsensüse karşı başkaldırmasını zorunlu kılar. Bu başkaldırma düşüncesinin gelişebilmesi için egemen iktidar bloğunun ideolojik aygıtlarının halk tarafından reddedilmesi de diğer bir zorunluluktur. Bu iki zorunluluk sanıldığı gibi kendinden ortaya çıkan olgular olmayıp devrimci partilerin önderliğinde halkın yeniden bilinçlendirilmesini zorunlu kılar. Bu bilinç ve bu perspektif olmaksızın halk ne egemen iktidar bloğunun ideolojik aygıtlarıyla olan konsensüsünü parçalar ne de iktidar bloğunun baskı aygıtlarına karşı baş kaldırır. Bu iki olgu gerçekleşmedikçe de devrimci koşullar sözkonusu olamaz. Devrimci ile reformcu arasındaki fark devrimci stratejinin başkaldırıyı isyanla geliştirmesi ve şiddetin dönüşümde rol almasını zorunlu kılan tarihsel bir gerçektir. Bu anlamda devrimci olmak kendini devrimci hissetmekten öte objektif bir şekilde toplumsal dönüşüm içinde yer almak ve bu içinde yer aldığı dönüşümün halkla birlikte hem objesi hem subjesi olmaktır. Bunun uluslar arası koşulları ise başkaldırının yalnız yerel iktidar bloğuna karşı olmakla kalmayıp küresel egemenliğe ve hegemonyaya karşı durabilecek bloksal büyüklükte bir coğrafi alanı kapsaması da zorunluluktur. Bu anlamda Türkiye, İran, Afganistan Güney Türk Ekseni olarak ortak bir devrimci stratejiyi benimsemelidir. Keza aynı şekilde Kırım’dan başlayarak Çin Türkistan’ına kadar uzanan Türk ve Tatar Turan uluslarının ortak bir devrimci stratejisi de zorunludur. Bunun tersi coğrafi bir büyüklüğe ve yaygınlığa ulaşamayan devrimci hareketler yarın emperyalist güçler tarafından yutulacaktır. Rusya’nın Tataristan’ı ve Türkistan’ı yutması Çin’in Türkistan’ı yutması gibi Amerika’nın da Türkiye ve İran’ı yutması bir kader değildir. Tam tersi bir karşı devrim stratejisinin gerçekleşmesidir. Buna karşı Kuzey ve Güney Türk Eksenli devrimci çizginin Amerika ve Rus emperyalizmini yenerek bağımsız bir Türkiye-İran-Turan coğrafyası oluşturması tarihsel ilerlemenin zorunluluğudur. Bu zorunluluk emperyalizme karşı diğer coğrafi bölgelerdeki bağımsızlıkçı devrimci hareketlerin de yolunu aydınlatacaktır.
|