01.09.2008/Sayı:202
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Hortumları kesip
kendilerine bağladılar

Bursalı emlakçı İsmail Dengiz, oğlunun sünnet düğününü kiraladığı stadyumda gerçekleştirdi.Şaban Dişli skandalı

Geçtiğimiz iki hafta boyunca gündemi en çok meşgul eden konulanı başında hiç kuşkusuz AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli ile ilgili ortaya atılan rüşvet iddialarıydı. CHP Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun iddiasına göre, Silivri’deki bir arsanın imar planının değiştirilerek bir alışveriş merkezine satılması karşılığında Şaban Dişli 1 milyon dolar kadar bir parayı cukkaya indirmişti. Kılıçdaroğlu’nun iddiası, öyle yabana atılacak cinsten değildi. Üstelik iddiaları ile ilgili belgeleri de ortaya koyan Kılıçdaroğlu, belgenin altındaki Şaban Dişli imzasını göstererek AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı sıfatındaki adamın siyasi makam ve nüfuzunu kullanarak ne dolaplar çevirdiğini de afişe etti. Herhalde söyleyecek pek fazla sözü olmadığından olacak birkaç gün sonra lütfedip açıklama yapan Dişli de klasik iftira atıldığı, o paranın aslında teminat parası olduğu gibi kaçamak yanıtlarla geçiştirmeye çalıştı. Buna karşılık iddianın çok güçlü olması ve CHP’nin ilk defa AKP’nin üzerine bu kadar gitmesinin de etkisi sonucu Dişli’nin verdiği yanıtlar havada kaldı ve kamuoyunu pek fazla inandıramadı. Bunun üzerine Dişli de klasik Şeriatçı taktiğine başvurarak Allah’a sığındı ve iddiayı ortaya atanları Allah’a havale etti. Tayyip’in ise olaydan birkaç gün sonra haberi oldu ve hemen “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen bizden değildir” cümlesiyle bir çıkış yolu bulmaya çalıştı. Tayyip’in bu çıkışı geç bulunmakla birlikte özellikle bazı çevreler tarafından sevinçle karşılandı. Özellikle iktidarının son bir yılını “çetelerle” mücadeleye adayan Tayyip hükümeti, artık yolsuzlukların da üzerine gidecek diye umutlananlar ve bunun propagandasını yapan çevreler türedi. Hatta bu çevreler AKP’nin son MKYK toplantısında konunun ele alınacağını ve hatta Dişli’ye ciddi yaptırımlar yapılacağını yazıp çizmeye bile başlamışlardı. Fakat biz bu yazıyı hazırladığımızda henüz AKP’den bu yönde hiçbir adım atılmamıştı. Bu iddia, AKP’lilerle ilgili ortaya atılmış ilk iddia olmadığı gibi son iddia da olmayacak. Sonucu ne olacak derseniz, bundan önce ne olduysa bunda da aynısı olacak. Yani hiç. Hani Tayyip’in çok sevdiği ve hemen her gün nutuk atarken söylediği bir sure var ya “kulakları vardır duymazlar, gözleri vardır görmezler, dilleri vardır gerçekleri konuşamazlar” diye, AKP’lilerin tavrı da o hesap. İşlerine gelince ortalığı ayağa kaldırırlar ama işlerine gelmeyince üç maymunu oynarlar.

Dişli’yi kendi yandaşları bile savunamıyor

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından beri o kadar çok yolsuzluk ve adam kayırma olayına tanık olduk ki, burada alt alta yazmaya kalksak şarkıda dediği gibi buradan köye yol olur. Son Şaban Dişli vakasındaki rüşvet o kadar ayan beyan ortada ki, kendi yandaşları bile Dişli’yi savunamıyor. Bugüne kadar her noktada AKP’yi cansiperane savunan yandaş medyanın tetikçi kalemleri bile bu olayda Dişli’yi savunamıyor. Bunun en güzel örneğini ise Yenişafak’tan Star’a transfer olan ve özellikle Ergenekon Operasyonu sürecinde faşist cephenin en önünde yer alan gazeteci kılığındaki silahşörlerden Şamil Tayyar veriyor. Tayyar, Star gazetesindeki köşesinden Şaban Dişli’ye şu tavsiyede bulunuyor: “Tüm açıklamaları yakından takip ettim. Samimi davranmak gerekirse, Dişli’nin açıklamaları beni ikna etmedi. Kendisine de haksızlık etmek istemem. Doğrusu, konuyu yargıya intikal ettirip mahkeme kararıyla medyanın karşısına çıkmasıydı. Dişli’ye de tavsiyem şudur: Polemiği artık bırakın, gidin mahkemeye, aklanın ve mahkeme kararını CHP’li Kılıçdaroğlu’nun suratına fırlatın. Bu cesaretiniz yoksa Türkiye’den özür dileyin ve bir daha dönmemek üzere siyaseti bırakın.” Şamil Tayyar gibi bir tetikçi bile Şaban Dişli’yi savunamıyorsa bu durum rüşvet olayının tamamen gerçek olmasından kaynaklanıyor. Hal böyle iken Dişli için ihraç çanlarının çalmaya başlayabileceği ihtimali de kuvvet kazanıyor. Bugüne kadar kendi yakın çevresini kollayan Tayyip’in, Şaban Dişli hadisesinde nasıl bir tasarrufa gideceği kamuoyu tarafından da merakla bekleniyor.

Tayyip’in “3 Y” fiyaskosu

Hatırlarsanız 3 Kasım seçimlerinden önce Tayyip, “3 Y ile mücadele edeceğiz” diye nutuklar atıyordu. Tayyip’in sözünü ettiği “3Y”, “yolsuzluk”, “yoksulluk” ve “yasaklar”dı. Şimdi bu üç alanda AKP’nin verdiği mücadelenin bir bilançosu yapıldığında ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor. Yolsuzluk konusunda AKP’nin verdiği başarılı(!) mücadele sonunda yolsuzluk yapmayan AKP’li neredeyse kalmamış durumdadır. Geçtiğimiz yıllarda Hatay’da kamu ihaleleri AKP’lilere verildiği için ortaya çıkan yolsuzluk olayları dizisi meydana gelmişti. Hatay’da “eş, dost” anlamına gelen Ali Dibo, AKP’nin yolsuzlukları için kullanılan genel bir tabire dönüştü. Türkiye’nin pek çok yerindeki AKP’li belediyelerin ve AKP teşkilatlarının adının karıştığı yolsuzluk olayları ile ilgili haber çıkmaya gün neredeyse yok. Bütün bunların yanı sıra AKP’li 52 milletvekili hakkında Meclis’te 79 dosya var. Bu dosyaların pek çoğu, ihaleye fesat karıştırmak, zimmet, kalpazanlık, sahtecilik gibi suç dosyalarından oluşuyor. Söz konusu suç dosyalarında adı geçen belli başlı isimler arasında Dengir Mir Mehmet Fırat, Kemal Unakıtan, Mehdi Eker, Abdülkadir Aksu gibi eski ve yeni bakanlar da yer alıyor. Tabi bu isimlerin yargılanabilmesi için Tayyip’in seçim meydanlarında söz verdiği gibi dokunulmazlıkları kaldırması gerekiyor. Ancak Tayyip’in kendisinin bile mecliste hâlihazırda 4 dosyası varken Tayyip dokunulmazlığını kaldırabilir mi sizce? Aslında Tayyip’in dosyası bu kadar ince değil. Son sekiz yılda 84 ayrı suçlamayla karşı karşıya kaldığını da belirtelim. Bütün bu suçlardan Rahşan affı sayesinde kurtulan Tayyip’le ilgili Meclis’te bulunan dosyalarda “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, sahtecilik ve resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak.”iddialardan birkaçı görüldüğü gibi AKP yolsuzluklarla amansız bir savaşa girmiş ama bir arpa boyu yol gidememişiz. Her iki konuşmasından birinde hortumları kestiğinden bahseden Tayyip Efendi, bir yerlere giden hortumları kesmiş ama o hortumları kendisine ve yakın çevresine bağlamış bunuyor. Yoksulluk meselesine gelince, “3 Y”den ikincisi olan yoksullukla mücadele konusunda da AKP’nin karnesinde “Pekiyi” yerine “Zayıf” yazıyor. E tabi yoksullukla mücadeleden sadece seçim zamanlarında vatandaşa pirinç-bulgur dağıtmak anlaşılınca başka bir sonuç da beklenmemeli. Burada da aslında bir Ali Dibo oyununun farklı bir versiyonu ile karşı karşıyayız. Uyguladıkları politikalarla halkı bir koli erzaka mahkûm eden AKP zihniyeti, seçim zamanı dağıttığı yardım kolileriyle halkın yoksulluğunu oya çeviriyor. AKP döneminin bir özelliği de özellikle yandaşlarının muazzam bir zenginliğe kavuşması oldu. Başta Tayyip’in kendisi olmak üzere oğulları, damatları, yakın çevresinden başlayarak muazzam zengin bir sınıf yaratıldı. Buna karşılık geniş halk kesimlerine bu zenginleşme hiçbir şekilde yansımadı. Özellikle ekonomi konusunda çizilen pembe tabloların tamamen yalan olduğunu da hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Yasaklarla mücadele konusuna gelince burada da tam tersi bir durumun ortaya çıktığı görülür. Tabi burada AKP’lilerin bahsettiği “yasaklar”dan kasıt türben yasağı. Gerçekten de AKP’nin bu konuda önemli bir mücadele verdiği söylenebilir. Ama bunun dışında AKP’nin özellikle son iki yıllık dönemi Türkiye’nin yasaklar ülkesi olarak anılmasına neden oldu. Altı yıl önce AKP’nin yasaklar ile ilgili olarak verdiği sözler özetle şöyleydi:

-Düşünce ve ifadenin önündeki bütün yasakları kaldıracağız. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağı kabul edilemez. Başörtüsü bizim namusumuzdur.

-Basına sansürün karşısındayız. AKP iktidarında basın, özgürlüğün en görkemli sürecini yaşayacaktır.

-Düşüncenin suç sayılmasını kabul edemeyiz. AKP iktidarında herkes düşündüğünü istediği gibi ifade edebilecektir.

Yukarıda sayılan maddelerden sadece ve sadece türban ile ilgili olanıyla ilgilenen AKP, her ne kadar bunda başarılı olamasa da en azından bu konuda sınırı olmadığını göstermişti.

Diğer iki madde ise bizi sadece gülümsetti. Herhalde Türkiye Cumhuriyeti tarihinde basınla bu kadar kavgalı olan bir Başbakan yoktur. Aynı zamanda köşe yazarları ve karikatüristlere bu kadar çok dava açan bir Başbakan da görülmemiştir. Programında “AKP iktidarında basın, özgürlüğün en görkemli sürecini yaşayacaktır” diyor. Doğru, AKP döneminde basın sektörünün yarıya yakınını ele geçiren Şeriatçılara muazzam bir özgürlük tanınırken muhalif medya grupları da teker teker susturuluyor, el konulduktan sonra da el değiştirerek Şeriatçılaştırılıyor. Atatürk’e ve Cumhuriyet ile değerlerine küfretmede basın özgürlüğü geçerli iken aynı şey ne yazık ki Tayyip Efendi’yi eleştirme konusunda geçerli olmuyor.

AKP’nin yarattığı görmemiş zengin sınıf

AKP’nin yarattığı bu düzenin toplumsal yapımıza yansımasının en güzel örneğini de yine geçtiğimiz hafta yaşadık. Yine geçen haftanın en çok konuşulan olaylarından biri olan Bursa’daki helikopterli sünnet düğününden söz ediyoruz. Biliyorsunuz Bursalı emlakçı İsmail Dengiz, oğlunun sünnet düğününü kiraladığı stadyumda gerçekleştirdi. Oğlunu stadyuma kiraladığı helikopterle getirten Dengiz’in bu şaşaalı düğünü genel olarak görgüsüzlük olarak yorumlandı. Biz “Görmemişin oğlu olmuş…” atasözü ile yetinelim.

İşte bahsettiğimiz bu adam tipik bir AKP zenginidir. Yaptığı hareketin ne Müslümanlıkta, ne Türklükte ne de başka bir şeyde yeri vardır. Ama bütün bunlar onun için hiçbir şey ifade etmez. Çünkü o bir kere zengin olmuştur. Daha doğrusu AKP bazı hortumları bu arkadaşa bağlamak suretiyle kendisini kalkındırmıştır. Zaten kendisi de “eşle dostla oldu” diyor bu kadar zenginlik. Bu vatandaş aynı zamanda geçtiğimiz yerel seçimlerde AKP’den Kayapa Belediye Başkanı olması için teklif almış ancak kabul etmemiş. Çünkü “saygıdeğer” zenginimizi belediye başkanlığı kesmiyor. O illaki milletvekili olmak istiyor. Teklifleri de bir şartla değerlendirirmiş o da 1. sıra adaylık olursa. Muhterem bulunmaz Hint kumaşı ya. İsterse arkadaşı bir de çoğaltıp saklayalım. Bakarsınız 100-200 yıl sonra lazım olur.

Türkiye AKP iktidarı altında geçirdiği 6 yıllık süreç zarfında çok büyük değişimler geçirdi. Bunun çoğu zaman farkında olunmadı, bazen da yukarıdaki örnekte olduğu gibi gözümüzün içine içine sokuldu. Bu sistem ve bu toplumsal yapının artık reformlarla falan düzeltileceği yok. Ancak köklü bir toplumsal dönüşümle, bu yapının tamamen yıkılması ve yerine yeniden bize ait değerleri temel alan bir toplumsal yapının inşa edilmesi gerekiyor. O nedenle devrim şart!



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe