| Hüseyin Adıgüzel |
Türklük, örgüt ve devrim
Türk’üm deme ne dersen de Sevdamız Türkiye: Umudumuz tam bağımsız Türkiye’de, mutluluk ve refah içinde yaşayan bireyler olmak… Daha doğrusu kendi ülkemizde kendimiz gibi, insan gibi, insan olarak yaşamak… Mücadelemizin esası, temeli budur. Biz Türk’üz, yaşadığımız ülkenin adı Türkiye, uğruna ne canlar feda ettiğimiz Türkiye… Biz, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarıyız, ki o devlet için neler feda edilmedi… Ama gelin görün ki, bugün, biz yine Türk’üz de, bu ülke sanki Türklerin ülkesi değil, bu devlet sanki Türkiye Cumhuriyeti devleti değil! Sanki, birileri bir düğmeye bastı, devletin yöneticileri en tepeden en aşağıya kadar, biz Türk’üz diyemez oldu, aksine “Gürcü asıllı, Kürt asıllı, Çerkez asıllı, Rum asıllı, Ermeni asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım” söylemleri moda oldu. Aslında bu sözlerin, “ben Türk değilim, Gürcü, Kürt, Ermeni’yim” demekten hiçbir farkı yok… Yani şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yöneticileri, maalesef Türk değiller ve bunu açıklamakta da hiçbir sakınca görmüyorlar. Bu sözlerle, kendi etnik yapılarına da bir mesaj veriyorlar; “kimliğinizi koruyun!” diye… Peki, azınlık olduklarını iddia edenler kimliklerinin korunmasını açık açık isterlerken TÜRKSOLU gazetesinde “Türk oğlu! Türk kızı! Kimliğini koru” diye yazan Gökçe Fırat neden ırkçılıkla suçlanıyor? Neden Gökçe Fırat’ı ırkçılıkla suçlayanlar, “ben Gürcü asıllıyım, ya da ben Kürt asıllıyım” diyenleri ırkçılıkla, milliyetçilik yapmakla suçlamıyorlar? Buradan şöyle bir anlam çıkarmak mümkün; Türk’üm deme de, ne dersen de, Gürcüyüm de, Kürt’üm de, Ermeniyim de, ama sakın Türk’üm deme! Türk olanla olmayanların mücadelesi Hatırlıyorsunuz, bir Hırant vakası yaşadık; binlerce insan ellerinde “hepimiz Ermeniyiz” pankartları ile İstanbul’u baştan aşağı dolaştılar, kimse onları “ırkçı, faşist, milliyetçi” olarak suçlamadı. Biz, Milli Mücadele Derneği olarak sadece Taksim’de “Hepimiz Türk’üz, Hepimiz Mustafa Kemal’iz” diyerek yürüdük, ne ırkçılığımız kaldı, ne faşistliğimiz. Bütün bu olanlar karşısında insan ister istemez, bu günkü mücadelenin Türk olanlarla olmayanların mücadelesi olduğunu düşünüyor hatta görüyor. Bu o kadar açık ki, bunu görmemek için ya kör ya da satılmış olmak gerekiyor. Biliyorum, bu yazıyı okuduktan sonra, aynı Gökçe Fırat’a yaptıkları gibi, bana da saldıracaklar. Ben ne dedim? Bu mücadele Türklerle Türk olmayanların mücadelesidir, dedim. Doğru değil mi? Ama neden bir Ahmet Türk’e, Emine Ayna’ya, Ahmet Altan’a, Oral Çalışlara, hatta başbakana saldırmazlar? Nedeni çok basit: Çünkü, ben ve Gökçe Fırat, Türk’üz, Türk Milletinin ve devletinin yaşaması mücadelesi veriyoruz, onlar Türk değiller, hepsi bu! Öyle ise, bugün verilen mücadelenin öncelikle adını doğru koymamız gerekiyor: “Bu mücadele Türk’ün yaşam mücadelesidir.” “Anadolu denilen bu topraklarda var olma mücadelesidir.” Kimseyi, ama hiç kimseyi, Türk devletine bağlı olduktan, yasalarına ve kimliğine saygı duyduktan sonra, kimliğine bakarak dışlamak, hor görmek, kimsenin haddine değildir; ama hiç kimsenin de,Türk Milletine, Türk devletine karşı mücadele etmek, Türklüğü aşağılamak, hor görmek haddine olmamalıdır. Bugün bizler, bazı şeyler söylüyorsak bunun nedenleri olduğunu gördüğümüz için söylüyoruz, kimliğimizi ve milletimizi tehlikelerden korumak adına söylüyoruz. Türk milleti ve Türk devleti tehlike içinde olduğu, yok edilmek istendiği için söylüyoruz. Ve bu toprakların en az altı bin yıllık sahibi olduğumuz için söylüyoruz. Ve bu topraklarda yaşayan büyük çoğunluk biz olduğumuz için söylüyoruz… Evet, bu topraklar Türk’ün ana yurdudur, en az altı bin yıllık Türk yurdudur ve bu topraklarda Türk milleti çoğunluktur. Ama tüm bunlara rağmen, Türk devletinin yönetimi kendilerini Türk kabul etmeyenlerin elindedir. Bu nasıl olmaktadır? Bunu ve verilen Türklük mücadelesini iyi anlayabilmek için, Osmanlı’nın dönme paşaları olan Kuyucu Muratların, Cağaloğlu Sinanların ve bunlar gibilerinin Celali isyanları denilen, gerçekte Türklük mücadelesi olan olaylar sırasındaki tutum ve davranışlarını iyi bilmek gerekiyor. Bunlar bilinmeden bugünün pek sağlıklı anlaşılabileceğine ihtimal olmadığını düşünüyorum. İsyan bastırıyorum diyerek suçlu suçsuz yüz binlerce Anadolu Türk’ünü, Türkmeni’ni, acımasızca katlettiren, kestirdikleri kellerle kuyular doldurtan bu insanları, düşündüklerini ve bugün içimizde yaşayan torunlarını iyi anlamak zorundayız. Irklarının intikamını alan o insanlarla, bugün o düşünceden hiç sapmadan hareket eden torunlarının yaptıkları mahiyetçe farklı gibi görünse de, gerçekte bire bir aynıdır: Türk’e ölüm! Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yeni bir Türk devletinin kurulmasındaki ana düşüncelerden birisi budur. Yani, dönmelere, azınlıklara karşı Türklüğü korumak! Çelişki gibi görünüyor, ama maalesef gerçek bu!.. Hakim millet içinde barındırdığı azınlık ırkçılarına karşı korunma isteme durumunda bırakılıyor. Durum bugün farklı mı? Osmanlı’nın son dönemine bir bakın, azınlık hakkı savunucularının Türk milletini yok etmek için ne katliamlar yaptıklarını, ne isyanlar çıkardıklarını ve isyanlar sırasında masum, sivil halkı nasıl acımasızca katlettiklerini, nasıl göçe zorladıklarını göreceksiniz. Bu söylediklerimi belki, bizim tarihlerimizde bulamazsınız, ama bunları yazan insaflı tarihçiler de var. Balkan isyanları sırasında ne kadar Türk’ün, azınlık ırkçıları tarafından katliama tabi tutulduğunu bilen var mı? Ya Balkan Savaşı sırasında öldürülenlerin, zoraki göç ettirilenlerin sayısını bilen var mı? Ege adalarında yapılan katliamlardan, camilere doldurularak diri, diri yakılan insanlarımızdan hiç birimizin haberi dahi var mı? Anadolu’nun içerisinde, hatta İstanbul’un göbeğinde Ermeni çetelerinin katlettikleri Türkler hakkında bildiğimiz bir şey var mı? Yok değil mi? Evet, yok, maalesef yok! Peki bu yoklar size bir şeyler ifade etmiyor mu? Hâlâ bir şeyler ifade etmiyorsa, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun neden görevinden alındığını düşünün… Ermeni sorununda şahinlik yaptığı için gibi sığ bir düşünceye saplanıp kalmayın. Türkiye de, böyle bir iktidar döneminde, sen kim oluyorsun, velev ki bir Türk tarihçisi olsan da, Kürtlerin, Türkleri asimile ettiğini, Ermenilerin yüz binlerce Türk’ü katlettiğini, Balkan Türklerinin katliama tabi tutulduğunu, Türk Tarih Kurumu’nun başında otururken nasıl söyleyebilirsin? Emirlere rağmen söylersen, bedelini de bu şekilde ödersin. Anlatmak istediğimin özeti; Anadolu toprakları üzerindeki mücadelenin “Türklerin Yaşam Mücadelesi” olduğudur. Uzun lafın kısası budur… Mücadele etmek için ilk şart: Örgüt Yukarıda, sözünü ettiğimiz katliamların, zoraki göçlerin bize bildirilmeyişi ile tarihin sahteleştirilmesi, Türk Milletinin sahte mücadele alanlarına çekilmek suretiyle uyutulmak istenmesi ve Milli Mücadeleyi unutması amaçlanmıştır. Maalesef, bugün acılarımızı, düşmanlarımızı unutmuş durumda, yeni acıları bekliyor gibiyiz. Tarihten ders almayanlar için tarihin tekerrür etmesi kaçınılmazdır. Bugün bu mücadele gerçek anlamıyla yürütülmekte midir? Bu soruya evet yanıtı verecek her halde hiç kimse yoktur.
|