| Serap Yeşiltuna |
ABD Karadeniz’den defol!
“Montrö krizi” Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi dört günlük gelip geçici bir saldırı değildi ve yavaş yavaş Kafkaslar’da, Karadeniz’de ve Ortadoğu’da hissedilen tehlike su yüzüne çıkmaya başladı. Geçtiğimiz haftaki sayımızda da belirtmiştik; bu müdahaleden güçlü çıkacak ve bunun önünü açmış olan taraf ABD’dir. ABD, tüm coğrafyaya hakim olmaya çalışacak, daha da saldırganlaşacak ve bu saldırılarını meşru bir zemine dayandırmaya çalışacaktır. Bunu yaparken de bölgede hakimiyeti altına aldığı ülkeleri bir piyon olarak kullanacaktır. Türkiye bu planın önemli parçalarından biri. AKP iktidarıyla birlikte Amerika’nın en önemli arabulucularından biri haline gelen Türkiye, aynı zamanda ABD’nin yerleşmeye çalıştığı ülkelerin başında geliyor. Geçtiğimiz hafta çıkan “Montrö Krizi” Türkiye açısından durumun vehametini net bir şekilde ortaya koymuştur. ABD, Gürcistan’a “insani yardım malzemesi” götürme bahanesiyle devasa boyuttaki Amerikan donanmasına ait hastane gemilerini Boğazlardan geçirmek istedi . 1936 Montrö Sözleşmesi’ne göre, bu Türkiye’nin izni olmadan yapılamayacak bir geçişti. İlk gün yapılan haberlere göre, Türk Dışişleri böyle bir geçişe izin vermeyecekti ve geçiş Montrö’ye uygn hale gelene kadar müzakereler devam edecekti. Montrö Sözleşmesi’ne göre, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin Boğazlardan geçirebilecekleri gemi sayısı ve tonalitosu kısıtlanmıştır ve bir donanmaya ait gemilerin geçişi tamamen Türkiye’nin iznine bağlıdır ABD Savaş Gemileri Boğazlardan Geçiyor! Amerika’nın Karadenize göndermek istediği Comfort ve Mercy adlı gemilerin tonajı, sınır olan 15 bin tonun çok çok üzerindeydi ve yardım gemisi olmasına rağmen Amerikan Donanmasına ait gemilerdi: Yani savaş gemileri. Bu şartlarda Türkiye’nin bunu tartıştırması bile söz konusu olamazdı. Türkiye’nin boğazlardaki egemenliğini ve ulusal çıkarlarını zedeleyecek böyle bir izin Amerika açısından da Karadenize yerleşmek adına yapılan önemli bir girişimdi. Ancak bu izin gerginliğinin hemen ertesi günü AKP iktidarının Dışişleri yetkilileri ve ABD uzlaşıverdi. Tonaj sınırına uymadığı için, Mercy ve Comfort adlı gemilerin yerine daha ufak boyutlu üç yardım gemisinin Boğazlardan geçmesine karar verildi. Aynı gün Amerikan gemileri Karadeniz’e doğru yol almaya başlamıştı bile. Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından önemli bir yol ayrımına da girmiş bulunuyoruz. Tonaj tartışmasıyla olay önemsiz görünen bir düzeye çekilirken aslında çok daha önemli bir kararın altına imza atıldı. Montrö çerçevesinde verilen izinle, geçecek gemilere tatbikat ya da insani yardım ayrımı yapılmayacaktı! Yani Türkiye kendi eliyle ABD’nin savaş gemilerini Türk karasularından içeri geçirerek Karadeniz’de yeni bir krizi de başlatmış oldu. Karadeniz’de donanma bulundurmak ABD açısından stratejik ve bölge ülkelerini egemenlik altına alma anlamında önemli bir adım. Gürcistan’ın ve Ukrayna’nın NATO’yu kendi topraklarına davet etmesiyle birlikte Amerika bölgenin tek hakim gücü haline geldi ve Karadeniz’i de tam anlamıyla avucunun içine almaya çalışıyor. Bu girişimin Gürcistan’a yapılacak insani bir yardımla ilgisinin olmadığı ortada. Afganistan’ı, Irak’ı yerle bir eden, tüm dünyayı barbarca talan eden emperyalist bir gücün insani yardım kampanyaları ancak Tayyip gibileri ikna edebilir ve bu insani yardımları da ancak Saakaşvili gibi korkaklar kabul eder. ABD, insani yardım adı altında sinsice bölgeye yerleşiyor ve Türkiye tam yetkili olmasına rağmen buna engel olamıyor. İşin en acı tarafı bu. Türkiye, bu yardım gemilerine izin vermezse Gürcistan’a yardım edilmesine engel olan ve “müttefiki” Amerikayla da arayı bozmayı göze alan bir ülke oluyor. Yapılan propaganda bu. Hatta Amerika, Montrö krizini 1 Mart tezkeresine benzeterek Türkiye’yi açıktan tehdit etmeye ilk günden başladı. Rusya ve Avrasya çalışmaları uzmanı Cohen, “Türkiye bizim NATO müttefikimiz ve Gürcistan’ın bir dostu olarak komşusu Gürcistan ve Amerikalı müttefikine karşı daha destekleyici bir tutum almalıydı” diyerek ekledi: “Son olay Türkiye ile yaşanan tatsız bir anıyı hatırlatıyor!” Evet 1 Mart tezkeresi ABD için tatsız bir anıydı. 2003 yılında, nasıl olmuşsa olmuş, Türkiye, Amerikan askerlerinin Türk limanlarını ve Türk topraklarını kullanarak Irak’a girmesine izin vermemiş ve ABD’yi hayal kırıklığına uğratmıştı. Son 5 yıl içinde AKP’nin kendini affettirebilmek için yaptığı tüm yalakalıkların ardından ABD donanmasını Boğazlardan geçirmemesi büyük bir aptallık olurdu. Zaten füze kalkanı projesini de hemen kabul etmişti. O nedenle Tayyip bir gün bile beklemeden ABD’nin isteğini Montrö’nün kılıfına uydurarak yerine getirdi.. ABD Montrö’yü tartıştırmak istiyor Burada Montrö Anlaşması üzerinde de durmak gerekiyor. 1936 yılında, Lozan Anlaşması’ndaki Boğazlar Sözleşmesi, Türkiyenin egemenlik haklarıyla bağdaşmadığı ve yetkiyi milletlerarası bir komisyona bıraktığı için Türkiye, Boğazlar için yeni bir sözleşme ister. 1936 yılının Atatürk Türkiyesi her anlamda dik durabilen ve bağımsızlığını tartıştırmayan bir ülkedir ve o nedenle Montrö, Türkiye’ye ve Karadenize kıyısı olan ülkelere Boğazlar’da geniş yetkiler tanır. Türkiye, dünyanın en önemli stratejik su yollarından birinde egemen olarak sadece kendi bağımsızlığını korumuyor, bölgedeki tüm ulusların kaderini değiştirebilecek bir yetkiye sahip olmuştur. İşte Amerika’nın tartıştıracağı şey bu olacaktır. Bu kadar önemli bir yetki bundan sonrası için Türkiye gibi bir ülkeye teslim edilemez! ABD’nin Montrö’ye karşı olduğu bilinen bir gerçek. Hatta ABD bunu değiştirmek amacıyla Karadeniz’e kıyısı olan imzacı devletlerden birini büyük olasılıkla da Bulgaristan ve Romanya’yı harekete geçirerek sözleşmenin sona erdirilmesini sağlayabilir. Çünkü Montrö Anlaşması’nın, geçerlilik süresi 20 yıldı ve 1956 yılında taraflardan hiç biri yenilenmesini talep etmediği için anlaşma o günden beri geçerliliğini sürdürmüştür. Ama bu, bundan sonra tartışılmayacağı anlamına gelmiyor. Taraf devletlerden birinin itirazı ile anlaşma yeniden gözden geçirilebilir. Bugün montrö’yü tartıştıran, yarın da Lozan’ı tartıştırır tüm egemenlik haklarımızı tartıştırır. Gerçi yeni anlaşmalara da gerek kalmayabilir. AKP iktidarı zaten artık ABD’nin bölgedeki arabulucusu gibi davrandığı için bir kılıfına uydurarak isteklerini birer birer yerine getirmeye çalışıyor. Yakında 1 Mart Tezkeresinde talep ettiği Samsun ve Trabzon limanlarını da kontrölü altına alabilir. Ve Türkiye, bu şekilde Amerika’nın Ortadoğu ve Kafkaslara çevirdiği bir savaş gemisi haline de gelebilir. 1962 Küba Füze krizini hatırlayalım ve topraklarımıza yerleştirilmiş olan Jüpiter füzelerini...NATO müttefikliğini ve Kıbrıs krizi çıktığında başımıza ne büyük belalar açıldığını... Johnson mektubunu ve 6. filo’nun İstanbul’a demirleyişini hatırlayalım. 6. Filo Defol demiştik, ABD Karadeniz’den defol diyoruz! Emperyalist güçlere dayanarak hareket etmek, emperyalistlerarası çelişkilerden yararlanmaya çalışmak Türkiye’nin başına hep çok büyük belalar açmıştır bunu unutmayalım. ABD, Türkiye’nin her zaman stratejik düşmanı oldu ve hiç bir ulusal çıkarını desteklemedi. Tersine yakın tarihimiz, Amerika’nın attığı kazıklarla doludur. En son atılan kazık ise Amerikayı Karadeniz’e demirleyecek bir kazıktır! Bir zamanlar bu ülkenin devrimci güçleri, ABD’nin Akdeniz’deki 6. filosuna defol derken, dönemin islamcıları vatandaşı cuma namazından sonra toplayıp İstanbul’da demirleyen Amerikan gemilerine secdeye çağırıyordu. Bugün biz ABD Karadeniz’den defol, Türk topraklarından defol derken, bugünün Kürt-İslamcıları da ABD donanmasını Boğazlarımızdan içeri sokup tüm ezilen ulusları Amerikanın önünde secdeye davet ediyor. O nedenle, ABD’den önce onu topraklarımıza sokan işbirlikçilerine defolun diyoruz!
|