Denizleri eleştirmenin karşılığı köşe yazarlığı
Başlıktaki Denizleri eleştirip kendisine köşe kapan zat-ı muhterem, CIA bülteni Taraf’ın çiçeği burnunda köşe yazarı Rasim Ozan Kütahyalı. TÜRKSOLU okurları Kütahyalı’yı hatırlayacaklardır. Tam da Deniz Gezmiş’lerin idamlarının yıldönümüne denk gelen günlerde Taraf sayfalarında arz-ı endam eden Rasim, birkaç gün üst üste Denizler ve 68 Kuşağı üzerine yazdığı yazılarla gündeme gelmişti. Denizleri sözde Ergenekon terör örgütünün uzantıları Kemalist faşistler olarak gören Rasim, bu yazılarından sonra TÜRKSOLU sayfalarına da konuk olmuştu.
Taraf’ta meşhur olmadan önce sol çevrelerin adını duyduğu Teori ve Politika dergisinde çalışan Rasim, Denizleri ve 68 Kuşağını karalayan yazılarından sonra Taraf’ın açık görüş sayfası olan “her taraf”ın müdavimlerinden biri olmuştu. Hemen her hafta bir yazısı yayınlanan Rasim, biz tam “bu adam ne zaman köşe kapar?” dediğimiz anda karşımıza köşe yazarı olarak çıktı. Şimdilerde Taraf gazetesindeki köşesinden “özgürlükçü sol” sıkışlara başlayan Rasim’e Allah yürü ya kulum dedi ve Rasim başka bir yerde ve hiç ummadığımız biriyle birlikte karşımıza çıktı.
Aktüel dergisinin geçen haftaki sayısını elimize alıp karıştırdığımızda bir de ne görelim? Bizim Rasim’in Aktüel’de röportajı var. Bunda ne var diyebilirsiniz. Çünkü Rasim’in Denizleri karalayan yazılarından sonra Tempo dergisi kendisiyle röportaj yaparak Rasim’in ipe sapa gelmez “fikir”lerine sayfalarında yer vermişti. Aktüel’de ise Rasim röportaj veren değil röportaj yapan olarak karşımıza çıkıyordu. Hem de kiminle dersiniz? Muhafazakâr eşcinselimiz Cemil İpekçi! Yer sıkıntımızdan dolayı ayrıntılı değinemeyeceğiz ama şu kadarını söyleyelim; röportajı okusanız, o yapmacıklı, senli-benli hitap tarzlarını görseniz zannedersiniz kırk yıllık kankalar. Sadece şu cümleler bile ikilinin -arasından sigara kâğıdı geçmez- dostluğunun(?) kanıtıdır herhalde: “Eğer tartışma programlarının olduğu bir gün geceyarısı telefonum çalıyorsa arayan kesin Cemil İpekçi’dir… Programı izlemiş, bir şekilde dolmuştur ve benim de o saatte yatmayıp izlediğimi düşünerek arar, içinde tutamadığı ne varsa söyler.”
Rasim’le Cemil İpekçi arasındaki arkadaşlığın düzeyini tam olarak bilemeyiz ama Rasim, Cemil İpekçi’ye siyasi danışmanlık yapıyorsa gerçekten ortada vahim bir durum var demektir.
Bildiğiniz gibi Aktüel, Sabah grubu ile birlikte Ahmet Çalık’a satıldı ve Çalık Taraf gazetesinin arkasındaki destekçilerden biri olarak biliniyor. Taraf’ın basımının ve dağıtımının Çalık’a ait Turkuvaz Medya Grubu tarafından karşılıksız yapıldığına dair yalanlanmayan iddialar da dikkate alınırsa Rasim’in kendini sağlam kazığa bağlattığı söylenebilir. Şimdi Rasim’i bu sağlam kazığa kim bağladı diyeceksiniz. Kim olacak tabiî ki hem Taraf’ta hem Aktüel’de çalışan Alper Görmüş abisi!
|
Ergenekon iddianamesinden:
Mümtaz’er ve turşu!
Ergenekon iddianamesi ile ilgili basında yer alan haberler ilginç ve komik boyutlarda devam ediyor. Geçtiğimiz hafta da Gürcistan-Rusya savaşıyla atbaşı giden Ergenekon iddianamesinden dikkat çekici iki habere yer vereceğiz. Birisi entel ülkücü eskisi Mümtaz’er Türköne ile ilgili. Biliyorsunuz Mümtaz’er, 80 öncesinin hızlı ülkücülerindendi ve MHP-Ülkücü Kuruluşlar davasından yargılanmıştı. Ergenekon iddianamesinde yer alan Mümtaz’er ile ilgili ilginç iddialara geçtiğimiz hafta Hürriyet gazetesi yer verdi. Bu habere göre Mümtaz’er Türköne, 80 öncesinde Abdullah Çatlı’nın ekibinde yer alıyormuş. İddianamenin eklerinde yer alan gazeteci Güler Kömürcü ile Tuğrul Türkeş arasındaki telefon görüşmelerinin kayıtlarında Tuğrul Türkeş, Mümtaz’er için “Abdullah Çatlı’nın yönetimindeydi” demiş.
Hürriyet gazetesindeki haberde, iddianamede bulunduğu belirtilen 25.12.2007 tarihli Güler Kömürcü-Tuğrul Türkeş görüşmesinin kayıtlarına göre ikilinin arasında şöyle bir diyalog geçiyor:
Türkeş: - “(Kömürcü’nün Prof. Türköne ile ilgili yazdığı yazıyı kastederek) Eline sağlık, güzel olmuş. Şimdi sana tepki gelecek; şöyle ‘Hayır bu eskiden Ülkü Ocağı’nda yöneticiydi, Abdullah Çatlı’nın yönetimindeydi’ diye”
Kömürcü: - “Peki onlar bu hakikaten Abdullah Çatlı’nın yönetiminde miydi?”
Türkeş: - “Tabii tabii; Abdullah Çatlı’nın yönetiminde… Mümtezel entelektüel ülkücü değil, o artist o, çok güzel olmuş eline sağlık”
Bunlar tabi Ergenekon iddianamesinde geçen şeyler. Aynı iddianamede Mümtaz’er hakkında bir de 12 Eylül dönemindeki yargılamasında kendisine isnat edilen suçlama yer alıyor. MHP-Ülkücü Kuruluşlar davasında savcı, Mümtaz’er ile ilgili olarak; “Anayasal nizamı cebren değiştirmeye teşebbüs suçuna feran iştirak ettiği anlaşılmıştır.” demiş (Ergenekon iddianamesi, klasör 437). Biz de bunları okuyunca “sen neymişsin be abi” dedik.
İddianame ile ilgili ikinci dikkat çekici haber tutuklu olarak cezaevinde bulunan Veli Küçük’ün ajandasında yer alan notlarla ilgili. Küçük, 2006 yılının 7, 11, 18, 20 ve 28 Ekim tarihlerinde aldığı notlarda “Turşular ışığa çıkacak”, “Turşular soğuk havaya çıkacak”, “Turşuların asidi alınacak ve depoya girecek” yazmış. Bu notları gören savcı da acaba bu şifre ne anlama geliyor kabilinden kafa patlatmış. Öyle ya koskoca Veli Küçük durup dururken niye turşu da turşu diye not alsın ki? Sonunda şifrenin ne olabileceği sorusunun cevap şıkkını ikiye indirmişler. “Turşu” ya eroin ya da bomba anlamına gelebilirmiş. Ama söz konusu bomba olunca gerisi teferruattır. Bu haber gazetelerde yer alınca her gazete de konunun uzmanlarına başvurup yorumda bulunmalarını istemiş. Bir gazeteye yorumda bulunan bir bomba uzmanı bu “şifreleri” şöyle yorumlamış. “Turşuların asiti azaltılacak” demek, bombalar bir yerden bir yere taşınırken patlamaması için içindeki patlayıcı maddenin ya da fünyelerin azaltılması demekmiş. Bunun yanı sıra “Turşuları soğuğa çıkarmak”, barutların rutubetten etkilenmemesi için güneş görmeyen bir yere götürülmesi anlamına gelirken; “Turşuları ışığa çıkarmak” da, bombaları patlatmak ya da eyleme geçmek olarak yorumlanmış.
Biz turşu üzerine bu geyikleri okurken gözlerimize inanamadık. Bir turşu üzerine koparılan bunca kıyamete pes doğrusu dedik.
|
Diktatörün propaganda bakanı
Tayyip’in basın sözcüsü Akif Beki’yi tanımayanınız yoktur herhalde. Yüzünü görmemiş olsanız bile en azından haftada bir kere Başbakanlık adına yaptığı açıklamaları gazetelerde okuyorsunuzdur. Hani şu içinde sıklıkla “ahlaksızlık, hayseyitsizlik, hezeyan” gibi kelimelerin sıklıkla geçtiği açıklamaları kaleme alan ve Başbakan adına kamuoyunun bilgisine sunan kişiden bahsediyoruz. Yaptığı bu düzeysiz açıklamalarla kamuoyunun tepkisini çeken Beki, zaman zaman da gazetecilerle girdiği sert polemiklerle gündeme geliyor.
Bu polemiklerin sonuncusu ise geçtiğimiz haftalarda yine Başbakanlık adına yaptığı bir açıklamasından sonra Akif Beki’yle Vatan gazetesi yayın yönetmeni Tayfun Devecioğlu arasında yaşandı.
Biliyorsunuz AKP hakkında açılan kapatma davası neticelendikten sonra konu ile ilgili pek çok iddia ve komplo teorisi ortaya atıldı. Öyle ki bazı iddialara göre Tayyip’le Gül’ün Ankara Çukurambar’da Gül’ün eniştesinin evinde yapılan toplantıya Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın da katıldığı belirtiliyordu. Doğal olarak medyada da bu konu ile ilgili haberler yayınlandı. Bu haberlerden birini de Vatan gazetesi yaptı ve “Çukurambar’da üçüncü kişi” diye manşete çekti.
Bunun üzerine Başbakan’ın kadrolu yalanlayıcısı olan Akif Beki de bir açıklama yaparak iddiaların gerçekdışı olduğunu, şu sözlerle ortaya koymaya çalıştı: “… bu tür gerçekdışı haber ve yorumların Basın Meslek İlkeleri açısından izahı ve hiçbir şekilde doğrulanması mümkün değildir. Ne yazık ki bu haber ve yorumların sahiplerinin esasen ne Basın Meslek İlkelerine riayet etmek gibi bir kaygı ne de doğruları araştırmak gibi bir çaba içinde olmadıkları kamuoyumuzca gayet iyi bilinmektedir.”
Akif Beki’nin Vatan gazetesinin açıktan hedef gösteren bu açıklamasına cevap gecikmedi. 6 Ağustos tarihinde Beki’ye cevap veren Tayfun Devecioğlu, Akif Beki’yi yerden yere vurdu:
“Ertuğrul Özkök’ün yazdığına göre Dilbilim uzmanıymış. Bana hiç öyle gelmiyor. Çünkü bu arkadaşın kelime dağarcığı hakaretamiz sözlerle sınırlı. Kaleme aldığı açıklamaları bu arkadaşın ‘faaliyet raporu’ kabul edersek ortaya şu bilanço çıkıyor: ‘Hayasız, mesnetsiz, ahlaksız, ahlak dışı, alçakça, yakışıksız, hezeyan dolu, maksadı belli, dezenformasyon çabası, dürüstlükle bağdaşmayan…’ Dilbilimci basın danışmanının kaleme aldığı her cümlede bunlardan birer ikişer tane var… Üsluba dikkatinizi çekerim. Dilbilimciden çok, bir diktatörün propaganda bakanı havası kokuyor.”
Beki’nin açıklamasında Tayyip-Gül buluşmasının “sosyal” bir buluşma olduğunun vurgulandığını belirten Devecioğlu, “Bu arkadaş işini doğru dürüst yapsaydı, Çukurambar buluşmasına daha zeki bir kılıf uydururdu. Sosyalleşmeymiş… Devletin 1 ve 2 numarası programlarını iptal ederek, gecenin bir vakti, tenha bir semtte, plakaları değiştirilen araçlarla buluşup 5 saat geçiriyor, bizim dilbilimci danışmanın bulduğu kılıf ‘sosyalleşme’. Asıl bu arkadaşın ciddi biçimde ‘sosyalleşmeye’ ihtiyacı var”.
Bu cevaptan sonra Akif Beki ne yapar bilemiyoruz. Belki Tayfun Devecioğlu’nu da “kamuoylarına” şikayet eder.
|
Ahmedinejad Türkiye’de Tayyip Rusya’da
Ve sonunda beklenen ziyaret gerçekleşti. İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, bir günlük çalışma ziyareti için İstanbul’a geldi. Ziyaret öncesi en çok merak edilen konuların başında Ahmedinejad’ın Anıtkabir’i ziyaret edip etmeyeceği ydi. Gerek Babacan’ın “teferruat” açıklamaları, gerekse ziyaret amacının çalışma ziyareti olarak açıklanması ile bu sıkıntı bertaraf edildi ve konuk İstanbul’da ağırlandı. Bir de İran tarafından yapılan açıklamalara göre Ahmedinejad programını Gül’e göre yapmış ve o gün Gül İstanbul’da olacağı için İstanbul seçilmiş. Bizim bildiğimiz ev sahibi misafirin programına uyar. Demek ki Acemlerde adet farklıymış. Duyan da Ankara’ya gelip Anıtkabir’i ziyaret etmekten çekinen Şeriatçı devlet başkanı Gül zanneder.
Ahmedinejad Ankara’ya uğramayarak Anıtkabir ziyaretinden yırttığını sandı ama Atatürk’ten kaçamadı. Gelişinde Atatürk Havaalanındaki dinlenme salonunda dinlenen Ahmedinejad’ın oturduğu koltuk, büyük bir Atatürk tablosunun hemen altındaydı. Bu durum kameralara Ahmedinejad’ın Atatürk’ün dizinin dibinde oturmuş gibi yansımasına neden oldu.
Her neyse, biz asıl konumuza dönelim. Çırağan Sarayında Abdullah Gül tarafından can ciğer kuzu sarması gibi sarmaş dolaş karşılanan Ahmedinejad, Gül ile 6 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Günlerdir yapılan propagandaya göre Türkiye, İran’ı ikna etmek için çok önemli adımlar atıyordu ve bu görüşme ile bu çabalarının meyvelerini toplayacaktı. Görüşmeden sonra Gül ile Ahmedinejad gayet samimi bir ortamda basın toplantısı da düzenleyince hemen herkes “Bu iş tamam. Türkiye, İran’ı ikna etti. Dünya barışı kurtuldu” diye düşünebilir. Onlara biraz daha sakin olmalarını öneririz. Çünkü Gül’ün hiçbir konuda Ahmedinejad’ı ikna ettiği falan yok. Basın toplantısında söylenen şeyler de klasik diplomatik konuşmalar. Adamlar elbette ki terörle birlikte mücadele edeceğiz, uygun enerji anlaşmaları imzalayacağız gibilerinden şeyler söyleyecekler. Ancak nükleer enerji konusunda Ahmedinejad’ın söylediği “İran halkının iradesi değişmez” cümlesi, Gül’ün Ahmedinejad’ı ikna edemediğinin kanıtı. Ayrıca ABD’nin karşı çıktığı doğalgaz anlaşmasının imzalanmaması da özellikle Türkiye’nin ABD’den bağımsız bir dış politikası olmadığını gösterdi.
AKP’liler bir taraftan İran’ı yatıştırma yolunda bir adım atarken bir taraftan da Rusya’yı sakinleştirmeye çalışıyor. Gürcistan-Rusya savaşının ilk günlerinde defalarca telefonla aramasına rağmen Putin’e ulaşamayan Tayyip, savaş sona erdikten sonra muradına ererek Putin’le görüştü. Ama bu görüşme savaş bittikten sonra yapıldığı için propaganda malzemesi olarak kullanılamadı.
|
Hacı Ertuğrul Özkök
Medya dünyasının en iyi manevra yapan yazarı kimdir diye sorsak herhalde yüzde 90’la falan Ertuğrul Özkök birinci çıkar. Zaten “Amiral” gemisinin kaptanı, her devrin adamı olmayı büyük bir marifetmiş gibi anlatır zaman zaman. Geçtiğimiz Cuma günü Akşam gazetesinde yer alan bir haber, Ertuğrul’un dönmekte sınır tanımaz biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Akşam gazetesinin haberine göre bir hafta önce sakal bırakmaya başlayan Ertuğrul, Ramazan ayında Umre’ye gidecekmiş. Hem de kiminle biliyor musunuz? Hürriyet’in imam hatip kökenli fırlama polemik canavarı Ahmet Hakan’la. Hatta Umre yolculuğunda kalacakları yer için rezervasyon bile yaptırmış.
Akşam gazetesindeki habere göre Zemzem Tower’da rezervasyon yaptıran Ertuğrul, Ahmet Hakan’ın “Orası görgüsüz Arapların kaldığı bir yer” demesi üzerine buradan vazgeçerek Mekke Hilton’da kalmaya karar vermiş.
Böylece Ertuğrul’u da hidayete erenler listesine kaydetmiş olduk. Biz ta en baştan Ertuğrul’un teslim olacağını söylüyorduk ama bu kadar ani bir dönüş beklemiyorduk. Demek ki Serdar Turgut’tan sonra Ertuğrul’u da kaybetmenin acısını(?) yaşayacağız.
Bu işler böyledir. Kimileri “Hocaefendimiz Türkiye’ye dönse de diyalog kursak” der, kimileri de soluğu Mekke’de alıp Kelime-i Şahadet getirir.
Bu haberi okurken Kürt-İslam Faşizmi sen nelere kadirsin diye düşünmeden edemedik açıkçası. Ama bu durumda Ertuğrul’a Allah Kabul etsin demekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.
|
|