18.08.2008/Sayı:200
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Prof. Dr. Şener ÜşümezsoyKosova'dan Kırım'a ve afkasya'ya (2)
Türkiye-İran İttifakı

Rusya Amerika’yı nasıl alt etti?    

Amerika Batıcı Atatürkçülük’le uzlaşacak

İran ve Amerika anlaşacak             

Amerikancılık küresel güç olmaktan çıkacak

Küresel Amerikancılığa karşı yerel Avrasyacılık

Bundan birkaç ay önce Kırım dönüşünde Kosova karşısında Rusya’nın stratejik tavrı, Kırım ve Kafkasya’da Kosova’daki durum karşısında bir taktik savaşına gireceğini vurgulamıştım. O yazıda Kırım ağırlıklı ele aldığımız stratejik açılımın Kafkasya bölümünü ikinci yazıya bırakmıştık. Ama açıklıkla vurguladığımız nokta, Avrasya politikasıyla Rusya’nın Türk dünyası ile Rusların oluşturduğu Avrasyacı bir dünyayı, yerel bir güç olarak, küreselci Amerika karşısında ana eksen oluşturan bir stratejiyi öne çıkarttığıydı. Bu çıkarsamayı temel aldığımızda, yani Amerika’nın küreselcilik ideolojsine karşı Rusya merkezli Avrasyacılık arasındaki savaş, Balkanlar’dan başlayıp Çin’e kadar uzanan, Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ dediği, Brezezinski’nin ‘Avrasya’nın Balkanları’ dediği ana fay hattının üzerindeki çelişki olarak karşımıza çıkmıştır. Burada bir fay hattında depremin yıkıcı noktaları kitlenme noktalarıdır. Ve enerji birikimiyle bu fay boyunca yırtılma olmasına karşılık en büyük zararı kitlenmelerin yani deprem odaklarının merkezinde görülür. Bu anlamda bu noktalardan biri Balkanlar’da Kosova iken diğeri Kırım ve Kafkasya olarak karşımıza çıkmaktadır . Ama bunlardan potansiyel olarak daha büyük risk taşıyan ise Azerbaycan’dır, yani Güney Kafkasya’dır. Bu analizde n yola çıktığımızda, karşımıza petrol temelli olarak başlayan ama küresel bir güce karşı mücadele ekseni olarak Avrasyacılığın yükseldiği bir süreç ortaya çıkmaktadır. Bu aşırı yalınlaştırılmış noktada, olgulara detaylarıyla yönelmeden odaklandığımızda, karşımıza küreselci güçler ve kafa tutan bir Avrasyacı yerel bir mücadele alanı çıkar. Oysa Avrasyacılığı analiz ettiğimizde, Avrasyacılığın teorisyeni olan Bugilev’in, Türk dünyasının, Türklerin üst etnosunun bir parçası olarak Rusya’yı asimile etmek için onlarca cilt kitap yazdığını ve bu kitaplarda bütün ideolojik bir tarih olarak Velikarus teorisini öne çıkaran bir yaklaşımı olduğunu görürüz. Bugilev’in yaklaşımın esas aldığımızda Avrasyacı olarak Rusya ve arka bahçesi dediği Kafkasya ve Orta Asya’yı kendine kabul ettirdikten sonra, stratejik ittifak kurarak Türkiye İran Afganistan’ı da kendisini çevreleyen bir bölge olarak tasarlamıştır.

Yanlış stratejilerin kaynağı

İşte mücadelenin ana ekseni, küreselci Amerikan İmparatorluğu ile bölgesel Avrasyacı Rus İmparatorluğudur. Bu mücadeleyi biz geçen yıl “Enerji İmparatorluğu, İmparatorluğa karşı” isimli yazımızda bütün temelleriyle ortaya koymuştuk. Ve bu noktada herkes Amerika’nın İran’a saldıracağını beklerken benim açıklıkla vurguladığım şey, Amerika’nın İran’la Şii Hilali stratejisinde bir ittifak kurmayı planladığıydı. Bu ittifakı kurmak için geçmişte Rus İran’ını parçalayarak kendine entegre etme anlayışında olan ABD, günümüzde İran’daki Şii ideolojisiyle birleşerek, İran’la bütünleşmeyi ve hatta Şii Hilali teorisi içinde bu hilale stratejik ve taktiksel bir planla Azerbaycan’ı da entegre etmek amacında olduğunu belirtmiştik. Bu tezi ileri sürdüğümüzde en Amerikan taraftarları dahi böyle bir tezi ileri süremiyorlardı. Çünkü Amerikan taraftarları veya Amerika’ya karşıt olanların tezi Amerika’nın İran’a saldıracağıydı. Bu da olayları görmemek veya beş on yıl öncesine ait olgulardan hareket eden bir anlayışla strateji kurma iddiasından kaynaklanmaktadır. Oysa burada temel olan Rusya’nın Gürcistan’ı Avrasyacı bloğa entegre etmesidir. Bunu altını defalarca açıklayarak vurgulamıştık. Vurguladığım nokta şuydu: Türkiye’yi çevreleyen İsrail, Yahudiler, Kürtler ve Irakla, Türkiye kesiminde Ermeniler ve Gürcülerden oluşmuş bir hilalin, bir kamanın, Türkiye ile İran arasına girmesiyle ve Türkiye ile Azerbaycan arasına, Türkiye ile Orta Asya arasına girmesiyle, Türkiye doğudan Amerika’yı, güneyden ise Rusya’yı çevreleyen bir ittifak ekseni oluşturduğu tezi genel kabul görmektedir.

Bölgesel olarak Rusya öne çıktı

Oysa bu teze karşı geçen yıldan bu yana vurguladığım şey şuydu: Amerika’nın müttefik olarak aldığı bu etnikler ve onların alt etnilere dayalı politikası, askercil olarak bir politikaya dönüşemez. Bu anlamda Amerika’nın Rusya’ya karşı ne Gürcistan’a, ne Ermenistan’a, ne Kürdistan’a, ne de Yahudilere dayanarak bir strateji geliştiremeyeceği ortaya çıkmıştır. İşte herkesin çok belirgin şekilde Amerika’nın İran’a saldıracağını beklediği noktada Rusya’nın Gürcistan’a saldırması ve bunun karşısında Amerika’nın pasif kalması da göstermiştir ki, enerji imparatorluğu Rusya’yla ve onun Avrasyacı ideolojisiyle dünya imparatorluğuna soyunan Amerika ve onun küreselci politikası arasındaki çelişkide bölgesel olarak Rusya öne çıkmaktadır.

Rusya Amerika’yı nasıl alt etti

Bunu 90’lı yıllara indirgediğimizde Amerikan politikası, Brezezinski’nin de vurguladığı gibi, Batı Rusya, Tataristan ve Sibirya’nın petrol bölgesi olan Orta Rusya ve Asya Rusya’sı olarak Rusya’yı üçe bölmekti. Bununla birlikte Amerika’nın Türkiye’yi bölmek ve İran’ı bölmek politikaları da söz konusuydu. Fakat daha sonraki süreçte bırakın Amerika’nın Rusya’yı parçalamasını, Rusya’nın petrol bölgelerine el koyması ve çevre bölgelerindeki Kazakistan, Azerbaycan, Özbekistan’da turuncu iktidarları ve yine Gürcistan’da turuncu iktidarları etkisizleştirerek kendi çevresinde bir blok oluşturmuştur. Bu bloklaştırma sonucunda bu ülkeleri kendisine Avrasyacı ideoloji de entegre etmiştir. Ve askeri olarak bu bölgedeki egemenliğini ekonomik olarak da petrol üzerindeki petrol yolları üzerindeki egemenliğine dönüştürmüştür. Bu noktada Gürcistan’a yapılan askeri operasyon aslında ekonomik bir operasyon olarak Bakü-Ceyhan boru hattının kontrolünü Rusya’nın ele geçirmesi amacıyla yapılmıştır. Ama bu arada Rusya’nın Bakü-Ceyhan boru hattının kontrolünü ele geçirmekten öte asıl önemli hedefi, Azerbaycan’ı bir şekilde, Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi, Rusya’ya entegre etmek; daha politik anlamda ise Azerbaycan petrollerinin ve tüm petrol yollarının Rusya üzerinden geçirileceği bir projeyi netleştirmek. Keza Kazakistan’da Amerikan şirketlerinin yaptığı yatırımlara rağmen o bölgedeki tüm petrol yataklarının akış yönü boru hatlarıyla Rusya’ya çevrilmiştir. Bu nedenle Azerbaycan’da birçok yabancı küresel gücün yatırımları olduğu ve Rusya’nın bunlara karşı çıkamayacağı, o yüzden boru hattına el koyamayacağı gibi bir tez bütünüyle temelsiz olmaktadır. Çünkü Rusya, Kazakistan’daki Amerikan yatırımlarıyla ortaya çıkarılan büyük petrol sahalarından yapılan bütün petrol aktarımını, petrol yollarıyla kendine bağlamıştır. Ve bu bağlamda Avrasyacılık tezinin kendisine önemli bir yardımı olmuştur. Diğer taraftan şimdi Azerbaycan’daki duruma bakacak olursak, Azerbaycan’daki ana mücadele bir taraftan Amerika’nın Şii Hilali teziyle İran’la ittifak yaparak Azerbaycan’ı Rusya etkisinden kurtarmaya çalışması diğer taraftan ise Rusya’nın Azerbaycan’ı Gürcistan’a benzeyen bir operasyon veya seçim yoluyla kendine bağlama çabaları olarak ortaya çıkıyor. Neticede Azerbaycan’dan çıkan boru hatlarının tümünü kontrol altına alan Rusya, Azerbaycan’da Gürcistan’a benzer bir operasyona neden olmaksızın da Azerbaycan’daki petrol yollarını kontrol altına alma noktasına gelmiş durumdadır.

Amerika “Batıcı Atatürkçülük”le uzlaşacak

İşte bu noktada ana eksen olarak Amerika’nın Türkiye’de de Rusya’ya karşı mücadele edecek askeri ve politik bir yapılanma oluşturması Amerika için hayati önemlidir. Ve bu noktada Amerika İran’da Şii ideolojisiyle uzlaşırken Türkiye’deki resmi ideoloji olarak “Batı yanlısı Atatürkçülük”le de uzlaşabilir. Eğer bu “Batı yanlısı Atatürkçülük”, Kemalizm karşısına konularak yani Atatürkçülüğün devrimci yanından soyutlanarak 1980 darbesindeki Atatürkçülüğe dönüşürse Türkiye içinde Amerikan çıkarları için uygun bir ideoloji olarak karşımıza çıkar. Yani Türkiye’de olan olayları bu bağlamda anlamamız mümkündür. Daha radikal olanı ise İran’la olan ilişkilerde Türkiye’ye İran devlet başkanının çağrılması veya ilişkilerin geliştirilmesidir. Türkiye’nin arabuluculuk görevi aslında İran’la Amerika arasını bulmaktır. Yani İran’daki Şii rejimle Amerika’nın uzlaştırılmasıdır. Böyle radikal bir söylemin radikal bir politikanın hayata geçmesinin nedeni ise, yani BOP’a taban tabana zıt gözüken bu projenin gerçekleşmesinin sebebi, Rusya’nın Avrasyacı politikasıyla Ukrayna’dan başlayarak Çin’e kadar giden bölgede homojen bir iktidar oluşturma tavrıdır.

Devrimciler nasıl tavır almalı?

Burada devrimciler olarak alınacak tavır ne olmalıdır sorusu hayati önemdedir. Yani bir tarafta Avrasyacı Rus imparatorluğu ideolojisi olarak Ruslarla Türkler aynı ırktandır söylemi ve aynı küresel mücadeleyi birlikte yapalım söylemi ile birlikte imparatorluk ve emperyalist politikalara karşı çıkarken diğer taraftan ise Amerika’nın Irak’taki Türkiye’deki ve İran’daki politikalarına da karşı çıkmaktır. Bu karşı çıkış Amerika’nın bu bölgedeki bölme politikalarına olduğu kadar Amerika’nın bu bölgelerde Rusya’ya karşı bunları bütünleştirerek kendine entegre etme politikalarına da karşı çıkmaktır.

Yoksa bir tarafta Rusya’nın Gürcistan’a yaptığı şehir bombalamaları ve insanların katledilmesi noktasını göz önüne aldığımız zaman toptan Amerika’nın yanına geçmek veya diğer taraftan Amerika’nın Irak’taki yaptığı askeri harekatlarına karşı Rusya’nın yanına geçmek gibi kırk katır mı kırk satır mı politikasından sıyrılarak bir politika oluşturulmalıdır. Bu politika da gerçekten Sultan Galiyev’in vurguladığı antiemperyalist politikayı günümüz şartlarında hayata geçirmektir. Bu anlamda batıyla uğraşmaksızın yerel emperyalist sömürücüye karşı mücadele etmek tersi yerel emperyalist güçle uğraşmaksızın batıyla küresel imparatorlukla mücadele etmede özgür ve bağımsız bir pusulamız perspektifimiz olmalıdır. Bu perspektif tümüyle her şeyden daha fazla önemsenmelidir. Çünkü bir uçtan diğer uca savrulup gitmeler en önemli hatalarımızı oluşturacaktır. Amerika’ya kızarak Rusya’ya savrulmak, Rusya’ya kızarak Amerika’ya savrulmak gibi. Oysa resmin tamamını gözönüne alarak vurgularsak vurgularsak; Rusya’nın Avrasyacı ideolojiyle Türk dünyasıyla Rusları birleştiren “her Rus’un içinde bir tatar vardır” sözü; Ruslarla Tatarların kardeşliğini yani Ruslarla Türklerin kardeşliğini ve bir Avrasya ulusu olduğu söylemine dayanarak Avrasya’yı bütünleştirme yani Rusya merkezinin Avrasya’daki petrol yataklarına Tataristan’da, Kazakistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’daki petrol yataklarına sahip olma stratejisinin adıdır. Buna karşı mücadele etme zorunluluğu vardır. Bu politik anlamda Galiyevcilikle özdeşleşmiştir.

İran ve Amerika anlaşacak

Diğer taraftan ise Amerika’nın küreselci pazar ekonomisi liberal demokrasi gibi söylemleriyle ortaya çıkan politikaları da Irak’ta kendi yüzünü göstermiştir. Irak’taki bu başarısızlık Amerika’nın İran’da bir müdahale yapmasını engellediği gibi Amerika’nın 21. yüzyılda yeni bir merkez ve süper güç olmasını sonlandıracak bir olay olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunu 2002’de petrol üzerine yazdığımız kitapta da belirtmiştik. Eğer Amerika Hazar bölgesi, Rusya, Tataristan ve Sibirya bölgesindeki petrol yataklarına egemen olamaz ise küresel bir güç olma iddiası sönecektir. Ama Körfez bölgesindeki petrollere olan egemenliğini sürdürmenin yanında mutlaka Hazar bölgesi ve Volga-Ural ile Sibirya bölgesine de egemen olmak zorundadır tezi 1990’larda Sovyetlerin dağılması sonucu Amerika için mutlak bir hedefti ve bu hedef Brezezinski tarafından net olarak çizilmiştir. Ama 1990’dan 2010’a geldiğimizde Amerika bu stratejinin tümüyle karşısında konumlanmıştır. ABD, Irak’ta girdiği savaşta bocalayan bir noktadayken bir taraftan da İran’ın Suudi Arabistan’da kendine tabi kraliyet ailesi yerine radikal İslamcı başkaldırı gösteren Selefi İslam’ın başkaldırısını desteklemesiyle de mücadele etme durumuna gelmiştir. İran da kendisini parçalayarak yola getireceği bir İran yerine Şii Hilali projesiyle Şah dönemindeki İran durumunu kabul ederek Amerika’nın müttefiki olma yoluna gitmektedir. Keza Türkiye’de de Ilımlı İslam teorisi terk edilerek yerine “Demokratik Cumhuriyet” tezleri ortaya atılmıştır. Bu tezler de Türkiye’deki İslamcı çizginin yerine klasik laik, cumhuriyetçi, Amerikancı bir politikayı “Batıcı Atatürkçülük”, “Avrupa Birlikçi Atatürkçülük” kavramı altında ikame edilecektir. Bunlar günübirlik taktiklerdir ama BOP’un yeni versiyonları olarak karşımıza çıkmıştır. BOP Kürt-İslam ağırlıklı yeni Osmanlı tezi yerine bugün AKP ve Silahlı Kuvvetlerin ve bir başka deyişle İlmiyeyi Seyfiye ve geleneksel İslamcı politikanın birleştirildiği bir sentez ortaya çıkarılmıştır. Bu bir yerde Atatürkçülük olarak adlandırılabilecek bir politikadır. .Oysa Atatürkçülüğün temelini oluşturan Kemalizm, emperyalizme karşı bir ideolojidir. Bu hem Rusya’ya hem de Batı emperyalizmine karşı olmaktır. Ama Kemalizm’i Atatürkçülüğün bir çocukluk hastalığı olarak görüp Atütrkçülüğün batıcı bir politika olduğunu ileri süren tezlerle bugün Türk Ordusuyla Amerika arasındaki ilişkinin geliştirilmesinin temeli olacak yeni bir teori oluşturmak çabasına girilmiştir. Ve pratik de bu doğrultudadır. Ama bunları hayata geçirme noktasını da çok bariz şekilde Kosova’dan sonra Kırım’da Ukrayna’da ve Kafkasya’da görmekteyiz. Ve bu noktada Gürcistan’ın Amerikancı yönelimi en çok bir iki günlük askeri bir operasyonla bütünüyle sona erdirilmiş ve Avasyacılık.hakim kılınmıştır. İşte bu noktada insanları, şehirleri bombalayan bir anlayış ile politika üretilmesine karşı çıkılması en azından insancıl olarak devrimcilerin temel görevidir. Ama diğer taraftan ise Amerika’nın buradaki operasyonlarına araç olan Gürcistan yönetiminin de yanlışını ortaya koymak gerekir.

Amerikancılık küresel güç olmaktan çıkma noktasına doğru gitmektedir

Bu tür insancıl sorunları kenara attığımız zaman arkasında gördüğümüz resim Azerbaycan’daki petrol yataklarının Rusya tarafından kontrol edilmesi için petrol yollarının kontrol edilmesi aşaması olduğu açıklıkla ortadadır. Ama bu bizim için bugün değil 2002’den beri açıklıkla ortada olan bir politikadır. Ama 2002’de Yeltsin döneminde Amerika’yla uzlaşan ve Amerika’nın Rusya’yı üçe bölmesini onaylayan politikaya karşılık bugün petrol fiyatlarının yükselmesi, Yeltsin’in politikası biçiminde Türk dünyasıyla da bütünleşme çizgisi adı altında Avrasyacılık, küresel gücün gerilediği bir alan olmuştur. Ve bu küresel gücün gerilediği alanda Avrasyacılık, Rusçuluk olarak öne çıktığında, artık Amerikancılık da küresel güç olmaktan çıkma noktasına doğru gitmektedir. Bu da bize göstermiştir ki, Amerika’nın Gürcülere dayanarak askercil bir ittifak yapamayacağı, Ermenilere dayanarak askercil bir ittifak yapamayacağı ve Kürtlere dayanarak askercil bir ittifak yapamayacağı artık açıklıkla ortaya çıkmıştır. Bu perspektifle Türkiye’deki olaylara baktığımız zaman bunu anlamamız mümkündür. Keza İran’daki olaylar da budur. İran’ın nükleer silaha sahip olması İran’ın müslüman dünyasının nükleer silaha sahip olmama kompleksini aşacağı ve Amerika ile entegrasyonu kuvvetlendireceği için desteklenmektedir. Bir başka ifadeyle Pakistan’da nükleer silahın olması Amerika’nın aleyhine olmadığı gibi İran’ın nükleer silahının olması da Amerika’nın aleyhine olmayacaktır. Çünkü Amerika’nın müttefiki olan bir İran tasarlanmaktadır. Aynı şekilde Türkiye içerisinde de Amerikanın müttefiki olan bir Türkiye oluşturabilmek için Türkiye’ye “Batıcı Atatürkçü” bir ideoloji kabul ettirmesi Amerika için bir sorun olmaktan çıkmıştır. Yani geçen yıl Amerika Türkiye’yi kaybediyor mu tezinden hareketle yazdığım yazıda Türkiye’de Amerika İslamcı Kürtçü çizgiyi savunabilir ama bunun karşısında milliyetçi ve laik çizgiyi de savunabilir. Ama bugün görülen bunların konsensusunu oluşturmak ve bu konsensusu da ordunun kabul edebileceği bir politik hareket olarak tasarlandığını belirtmiştim. Ve AKP’deki uygulama bu tarzda yorumlanabilir. Ama bunlar bir politika ve analizden çok asıl vurguladığımız Kosova’dan Kırım’a, Kırım’dan Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Türkmenistan’a kadar giden bir yarımayın oluşturduğu riskli bölge içinde Abhazya, Osetya, Çeçenistan, Kırım, Ukrayna ve Kosova gibi bölgeler iki güç arasında paylaşmak içindir.

Çözüm Türkiye ve İran’ın antiemperyalist ittifakıdır

Bu alanlar, küresel imparatorluk güçleriyle yerel Avrasyacı Rusçu güçler arasındaki mücadele alanıdır ve burada devrimci tavır bu iki gücün yedek gücü olmak yerine bu iki güce karşı tavır alan bağımsız antiemperyalist bir politikayı öne almaktır. Bu politika temelinde Türkiye, İran ve Türkistan eksenli bir mücadele alanı olabilir. Ama günümüzde Avrasya teziyle Türkistan ve Tataristan’ın Rus entegrasyonuna girmiş olması noktasında Türkiye ve İran’ı esas odak nokta olarak karşımıza çıkarmaktadır. Türkiye’yle İran’ın oluşturacağı bir eksen ve birlikte davranış hem Rusya’ya hem Amerika’ya karşı ortak bir mücadele verecek alan olmalıdır. Tarihsel olarak Selçuklu döneminden beri bir Türk dünyası olan Türkiye ve İran’daki bu bütünleşme yeniden meydana gelmelidir. Yavuz döneminde Türk devleti olan Şah İsmail’le Osmanlı Türk devleti arasındaki çelişki dinsel boyutlu bir çelişki olarak karşımıza çıkmıştır. Oysa bu tarihsel bir süreçten gelen bir farklılıktır ama günümüzde bu tarihsel süreçten gelen farklılık bir ittifak biçiminde Türkiye ve İran’ın gerek kuzeydeki Rusya ve çevresindeki yapılanmaya gerekse Amerikanın bu bölgedeki egemenliğine karşı bağımsızlıkçı bir politikayı izlemesi antiemperyalist bir stratejik hedef oluşturacaktır. Bu yaptığımız analizleri Cumhuriyet yürüyüşlerindeki dönemde Amerika’nın iki taktiği olarak Rusya karşısına Türkiye’de laik ve milliyetçi bir çizgiyi de destekleyebileceği Kürt ve İslamcı çizgiyle bunları sentezleyebileceği ama esas olarak Rusya’nın bir blok halinde yükselmesi neticesinde Avrasyacı ideolojiye karşı direnebilecek askeri bir gücü oluşturma çabası Amerikan stratejisinin temelini oluşturmuştur. Bu stratejiyi görerek politik analizlerimizi yapmamız gerekir ve her şeyden önemlisi bir noktadan diğer noktaya savrulmadan doğru çizgiyi sürdürmemiz gerekir. Yani Amerika’nın emperyalist imparatorluk küresel çizgisine karşı durulurken, Rusya’nın Avrasyacı enerji imparatorluğu politikasına düşürülmemelidir. Tabi bunun da olabilirlik noktası Türkiye ve İran arasındaki ittifakın geliştirilmesi ve bu geliştirilen ittifaktan Türkiye ve İran arasındaki ittifakın hem Rusya’ya hem de Amerika’ya karşı bir eksen olarak ortaya konmasıdır. Tabi bu anlamda laiklik öne çıkarılarak Türkiye’yle İran arasındaki ilişkinin düşmanlığa çevrilmesi hem Rusya’nın hem Batıcı güçlerin emperyalist güçlerinin politikasıdır. Türkiye bunu aşmak durumundadır. Ve bu anlamda amerikan’ın çizgisi olarak Ahmedinejad’ın Türkiye’ye çağırmış olmasına karşılık bu konuda yaptığımız analizde Gürcistan’a yapılan operasyonu da göz önüne alarak ve bu operasyonun dolaylı olarak Azerbaycan’ı da etkileyeceğini de düşünerek Türkiye ve İran yönetimi bu perspektifle olaya bakmalıdır.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe