Castro 82 yaşında
Küba Devrimi’nin önderi Fidel Castro geçirdiği ağır ameliyatın ardından ölmesini bekleyenlere inat geçtiğimiz 13 Ağustos’ta 82. yaşına girdi. Fidel Castro’nun isteği doğrultusunda 82. doğum günü için resmi kutlamalar planlanmazken, Castro’nun 82. yaşı Küba’nın birçok yerinde festivallerle ve konserlerle kutlandı. Castro’nun en yakın dostlarından Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez de Castro’ya doğum günü armağanı olarak Simon Bolivar’ın bir portresini armağan etti.
Olimpiyatlar nedeniyle Pekin’de bulunan Kübalı sporcular da önderlerinin doğum gününü kutlamayı unutmadı. Kübalı sporculardan oluşan heyet, Fidel’e, 82. yaş gününü kutlayan ve zafere olan inançlarını dile getiren bir mektup yolladı. “Sen en başından beri takımın yöneticisi, en iyi beyzbol vurucusu, bu dev projenin yenilmez gladyatörü, istisnai bir stratejist, destekleyici ve yol gösterici oldun” yazılı metin Kübalı atletler ile yönetim heyetinin katıldığı bir etkinlikte Kübalı judocu Driulis Gonzalez tarafından okundu.
Türkiye’deki gazeteler Fidel Castro’nun 82. doğum günü ile ilgili haberleri görmezden gelirken, Hürriyet gazetesi ise çok daha büyük bir gazetecilik başarısına imza atarak daha yeni 82’inci yaşını kutlayan Küba Devrimi’nin önderi Fidel Castro’yu öldürmeyi başardı! 14 Ağustos tarihli Hürriyet’te Ayşegül Akyarlı Güven imzalı “Devlet elektrik tasarrufu yapmak için 500 bin akkor ampulü çöpe atacak” başlıklı haberde geçen “Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Küba lideri Fidel Castro” ifadesi Hürriyet’in dünyadan haberinin olmadığının herhalde en iyi göstergesi. Burnunun dibindeki Kürt-İslam faşizminin niyetini hâlâ göremeyen Hürriyet’in binlerce kilometre uzaklıktaki Fidel Castro’yu görmemesine şaşırmamak lazım.
Ve tüm ezilen dünyanın kutup yıldızı Fidel! Dediğin gibi tarih seni yıllar önce akladı. 82. yaşın bir kez daha kutlu olsun Comandante…
|
İranlı bakanın sahte diploması
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın İçişleri Bakanı olarak atadığı ve geçtiğimiz haftalarda Meclis tarafından bakanlığı onaylanan Ali Koran’ın Oxford Üniversitesi’nden aldığını iddia ettiği fahri hukuk doktorası diploması sahte çıktı.
Meclis’te oylama yapılmadan önce diplomasının sahte olduğu iddiaları ortaya atılınca, “Akademik niteliklerim hakkında kuşku oluşacağını bilseydim, master ve doktora diplomalarını milletvekillerine dağıtırdım” diyen Koran, göreve başladıktan sonra düzenlediği basın toplantısı ile Oxford’tan aldığını iddia ettiği fahri hukuk doktorası diplomasının fotokopilerini basına dağıttı.
İran’da internet üzerinden yayın yapan Elif adlı bir site dağıtılan diplomanın gerçek olup olmadığını Oxford Üniversitesi’ne sorunca Ali Koran’ın almış olduğu diplomanın sahte olduğu ortaya çıktı. Oxford Üniversitesi, gönderdiği resmi yanıtta “Ali Koran’ın Oxford Üniversitesi’nden ne fahri doktora ne de başka bir derece aldığı” belirtiliyor ve diplomada imzası bulunan kişilerin Oxford Üniversitesi’nde çalışmakla beraber akademik derecelerle ilgili belgeleri imzalama yetkilerinin olmadığı yazıyor.
İran İçişleri Bakanı Ali Koran’ın fahri diplomasının sahte çıkması üzerine Ahmedinejad’ın hukuk işlerinden sorumlu yardımcısı diplomanın gerçekliğini araştıranlar hakkında soruşturma açacakları tehdidinde bulunurken, diplomanın sahte olduğunu ortaya çıkaran Elif adlı site de kapatıldı. Kapatılan Elif internet sitesinin muhafazakar kanada mensup, ancak Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a muhalif olan Ahmed Tevekkuli’ye yakınlığına dikkat çekiliyor. Yaklaşan ABD saldırısı öncesi İran yönetiminde baş gösteren bu bölünme ve güç savaşı denemeleri, muhaliflerden daha çok kuşkusuz Washington hükümetinin işine yarıyor.
|
Filistinliler Mahmud Derviş’e ağlıyor
Filistin halkı bir kez daha büyük bir acı ile sarsıldı. Yazdığı şiirler ile tüm dünyanın dikkatini Filistin sorununa çeken, Filistin’in bağımsızlık davasının en önde gelen neferlerinden biri olan ve Filistin Ulusal Marşı’nın (Neşîd el-intifada) yazarı olan Mahmud Derviş, ABD’nin Teksas kentindeki Houston Memorial Hermann Hastanesi’nde geçirdiği açık kalp ameliyatı sonrası oluşan komplikasyonlar sonucu 67 yaşında yaşamını yitirdi.
1941 yılında, şu anda İsrail sınırları içinde kalan Akko kentinin El-Berva köyünde gözlerini yaşama açan Derviş, 1948 Arap-İsrail savaşı sırasında köyü saldırıya uğrayınca ailesiyle birlikte doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Daha çocuk yaşlardan itibaren Filistinlilerin maruz kaldığı zorlukları şiirlerine ve yazılarına taşıyan Derviş, yazdıkları nedeniyle İsrail hükümetinin tepkisini çekince üç kez hapse girdi ve sonunda 1970 yılında sürgüne gönderildi.
Sürgün yıllarında birçok ülkeyi giden Derviş, gittiği her ülkede Filistin sorununa dikkat çekti. Şiirleri 20’den fazla dile çevrilen Derviş, Sabra ve Şatila katliamlarını anlattığı “Beyrut Kasidesi / Gölgeyi Yüksekten Övmek”le 1984’te Lenin Ödülü’nü, 2003’te Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü’nü kazandı.
Batı Şeria’nın Ramallah kentinde düzenlenen cenaze törenine katılan binlerce Filistinli, şairin yaşarken gerçekleştirmeye çalıştığı bir dileğini de yerine getirmiş oldu. Son şiirinde Filistin’de patlak veren iç çatışmaları konu alan Derviş, Hamas ve El Fetih arasında çatışmaya lanet yağdırmış ve çatışmayı “halkın sokaklardaki intihar girişimi” olarak tanımlayarak birlik çağrısında bulunmuştu. Filistin lideri Mahmud Abbas, Derviş’in ölümünden duyduğu üzüntüyü, “Filistin halkı, Arap ve İslam dünyasına, barış ve özgürlük seven herkese Filistin’in yıldızının kaybolduğu haberini vermek, yüreğime ve ruhuma büyük bir acı vermektedir” diye dile getirirken Gazze’deki fiili Hamas hükümeti de Derviş’in ölümü nedeniyle Gazze’de bir yas evi açtı. Mahmud Derviş yaşarken belki başaramadı ama ölümüyle Filistinlilere birlik ve beraberliğini önemini göstermiş oldu. Bizler de emperyalist İsrail’e karşı kahramanca direnen Filistin halkının büyük acısını bütün yüreğimizle paylaşırken Mahmud Derviş’in son arzusunun bir an önce gerçekleşmesini umuyoruz.
|
Bush’un zor anları!
Çin’in başkenti Pekin’de 29.’su düzenlenen olimpiyatların açılış törenini izlemek için Pekin’e giden ABD Başkanı George W. Bush, ertesi gün ABD’li sporculara moral desteği vermek için sürpriz ziyaretlerde bulundu. Eşi Laura Bush’u Yasak Şehir’i görmeye gönderen George Bush’un ilk durağı ise olimpiyatların en seksi sporcuları olarak gösterilen plaj voleybolcularının antrenman yaptığı Pekin’deki Chaoyang Park Beach oldu.
Atina 2004’te altın madalya kazanan bayan plaj voleybolcuları Misty May-Treanor ve Kerri Walsh tarafından karşılanan Bush, kendileriyle voleybol oynamasını isteyen sporculara ilk başta, “Teşekkür ederim ama hayır. Ben yalnızca çok iyi bir izleyiciyim” dese de daha sonra ısrarlara dayanamayarak sahaya inmek zorunda kaldı. Oyuncuların attığı ilk iki topuna karşılık vermeyi başaran Bush, üçüncü topu ise ıskaladı.
Bu küçük oyunun ardından ise Bush’u zor dakikalar bekliyordu. Kerri Walsh, kendilerine moral vermek için ta Pekin’e kadar gelen Bush’a minnettarlığını göstermek isteyerek sımsıkı sarılınca flaşlar birbiri ardına patlamaya başladı. Geçmiş ABD başkanlarının adı çıktığı için yanlış anlamaya meydan vermek istemeyen Bush genç sporcuya pek dokunmamaya çalışsa da çektiği sıkıntı yüzüne yansıyordu. Hemen ardından May-Treanor, karşılaşmalardaki gibi Bush’un beline bir şaplak vurması için arkasını döndü. Bir anlık şaşkınlığın ardından elinin tersiyle kızın sırtına doğru vuran Bush bu zor durumdan sıyrılmayı da başardı ve hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından bu kez de softball bayan milli takımını ziyarete gitti. Başkan Bush burada kendisine softbolun olimpiyatlardaki son yılı olduğunun hatırlatılması üzerine tarihi vecizelerinden birini söyledi: “Softbol mutlaka olimpiyatlara geri alınacaktır. Bayanların oynadığı softbol, bütün dünya için iyidir.”
Tüm bunlar gerçekleşirken, Başbakanımızın iki büklüm durduğu Bush’un karşısında Misty May-Treanor ve Kerri Walsh’un rahat tavrı gerçekten dikkat çekiciydi. Daha önce kazandıkları altın madalyanın ne kadar etkisi var bilemiyoruz ama Bush’un karşısında eğilmeden durduklarından bayağı bir özgüvenleri olduğunu söyleyebiliriz. Belki bizde eksik olan da budur. Ne de olsa Başbakanımızın da dünya kadar ödülü var.
|
Morales halkoylamasından zaferle çıktı
Bolivya’da petrol ve doğalgaz zengini eyaletlerin merkezden daha fazla özerklik istemesi ve gelirlerini merkezle paylaşmak istememesi ile başlayan restleşmede son gülen Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales oldu. Kendisi, yardımcısı ve sekiz bölge valisinin görevlerine devam edip etmemesi konusunda halkoylaması yapılması için gereken imzayı geçtiğimiz aylarda atan Morales, 10 Ağustos’ta yapılan halkoylamasında resmi olmayan sonuçlara göre oyların 65’ten fazlasını alarak görevine devam etmeye hak kazandı.
Açıklanan sonuçlar Morales’in elini oldukça güçlendirse de, ülkenin politik bölünmüşlüğünü de iyice keskinleştirdi. Bolivya medyasına göre, oylamaya katılan sekiz bölge valisinden beşi görevlerinde kalacakken, üçü yetkilerini bırakmak zorunda kalacak. Örneğin La Paz eyaleti valisi Jose Luis Paredes yenilgiyi kabul ederek görevini bırakacağını açıkladı. Halkoylamasının ardından kararı tanımadığını ve görevi bırakmayacağını açıklayarak siyasi krizi tırmandıran Cochabamba valisi Manfred Reyes de sonunda pes etmek zorunda kalarak yerine bir vekil atamak zorunda kaldı.
Zaferinin ardından Bolivyalılara seslenen Evo Morales yeni bir anayasa için çalışmalarını sürdürdüklerini söylerken ülkedeki önemli sanayi kuruluşlarını kamulaştırmaya devam edeceklerine de söz verdi. Morales’in halkoylamasından sonra yaptığı ilk işi ise ülkedeki siyasi bölünmüşlüğü sona erdirmek için muhalif valilere diyalog çağrısında bulunmak ve bu işle ilgilenmek üzere beş bakandan oluşan özel bir komisyon kurmak oldu. Muhaliflerin halkoylamasından önce Morales’in gezilerini engellemek için bölgesel havaalanlarını ablukaya aldıkları düşünüldüğünde, seçimlerden ezici bir zaferle çıkmasına karşın Morales’in hâlâ diyalog çağrısında bulunması Bolivya’nın bütünlüğüne verdiği önemin bir göstergesi.
|
İsrail’in son biyolojik silahı
İsrail hükümeti gösterdiği tüm çabalara karşın Filistinli göstericileri engellemeyi başaramayınca en son geliştirdiği silahı kullanmaya karar verdi. Daha önce Filistinli göstericileri geri püskürtmek için gerçek mermi, plastik mermi, sıkıştırılmış tuz ve kavrulmamış kahve çekirdeği kullanan İsrail ordusu tüm bu önlemler bir işe yaramayınca beynini kullanmaya karar verdi. Batı Şeria’daki arazileri üzerine yapılan ayırma duvarlarına karşı düzenli protesto gösterisi düzenleyen Filistinliler, son gösterilerinde İsrail askerlerinin yeni bir silah kullanmaya başladığını ve kendilerini püskürtmek için bu kez “lağım suyu” kullandığını fark ettiler.
Bileyn Halk Komitesi Başkanı İyad Burnat yaptığı açıklamada, geçtiğimiz hafta Bileyn köyünde düzenledikleri gösteride İsrailli komutanın askerlere ateş emri verdiğini, askerlerin de kendilerini göz yaşartıcı bombanın yanı sıra “lağım suyu” kullanarak püskürttüklerini iddia ediyor. Üzerlerine lağım suyu sıkılan birçok göstericinin eylemden sonra hastalandıkları da gelen bilgiler arasında.
İsrail gerçekten “kirli savaş” denilen savaş türünü iyi beceriyor. Filistinliler buldozer saldırılarıyla yaratıcılıklarını göstermişlerdi, İsrailliler de gerektiği zaman ne kadar yaratıcı olduklarını gösteriyorlar. Bu yeni silah için hayli kafa yordukları kesin. Belki de gizli geliştirme çalıştırmaları sırasında birçok İsrailli denenen bu yeni silahın kurbanı olmuştur. Ama bir gerçek var ki işin içine pislik girince kimse İsrail’in eline su dökemez, pardon lağım suyu…
|
Dikkat hıyar var!
ABD işgali yüzünden bağımsızlık savaşı veren Irak’tan bu kez “Allah akıl fikir versin” dedirtecek ve beyin yerine başka bir yerlerin kullanılmasının nelere yol açacağının örneklerini veren haberler geliyor. El Kaide sanki Irak’ta her şey yoluna girmiş, ABD işgali bitmiş ve başka sorun kalmamış gibi, duyurduğu son uygulamayla salatalık gibi “fikirler verebilen” sebzelerin erkek, domates gibi sebzelerin de kadın olduğunu öne sürerek, kadınların salata satın almasını yasakladı. Bu yasağa göre Irak’ta artık yalnızca erkekler salatalık alabilecek
Şeriatçı kafanın tek başına karar vermesinin ne gibi zararlı sonuçları olabileceğini gösteren bu son yasak El Kaide’ye destek veren Sünni aşiretleri bile isyan ettirdi. El Kaide daha önce şarkı söylemeyi, erkeklerin sakal tıraşı olmasını, uzun saç bırakmayı ve kadınların erkek doktorlar tarafından muayene edilmesini yasaklamıştı. Fakat bir süre sonra hızını alamayarak kuyruğu yukarıya bakan ve cinsel organları örtülmeyen dişi keçileri ve Hz. Muhammed döneminde dondurma olmadığı için dondurmacıları öldürmeye başlamıştı.
Yani bu son yasağa yuh demekten başka bir şey elimizden gelmiyor. Şeriatçıya bir kez ödün verildiğinde işin sonunun nereye varacağını bundan daha iyi ne gösterebilir ki? Fakat Şeriatçı yine beyninin tamamını kullanmayı başaramamış. Patlıcan, muz ve mısır yasaklanmadıktan sonra bu yasağın başarılı olmasını umuyorlarsa ancak avuçlarını yalarlar. Hadi onu da geçtik, bundan sonra El Kaide’nin erkekleri bakalım ağız tadıyla nasıl salatalık yiyecekler! Tabii salatalıktan bile korkana erkek denirse…
|
|