18.08.2008/Sayı:200
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Ali Özsoy

Kafkaslar’da savaş
Türkiye’ye ne getirecek

Türkiye'ye ABD Kuşatması Yahudi Kürt Ermeni Seddi

TÜRKSOLU, İsrail-Kürt-Ermeni hattıyla eski Kafkas Duvarını bugün ABD’nin inşa etmeye çalıştığını ilk saptayan güç olmuş ve Türk Milletini uyarmıştı. Eğer bugün Türkiye kendi eliyle kendisini böyle bir cendereye sokarsa, Kafkas Hattı kurulur ve kuşatma tamamlanmış olur. Bu “Büyük Kürdistan” için son adım olur. Türkiye parçalanma eşiğine gelir. Çünkü İran saldırısından sonra Türkiye’nin tek komşusu ABD, Ermenistan ve kukla Kürdistan olacaktır.

Yeni Sömürgeci düzen

Gürcistan olaylarıyla ilk elden ortaya çıkanlar şunlardır.

Ulus devlet ile emperyalizm arasında uzlaşmaz bir çelişki vardır.

Yugoslavya, Irak, Afganistan ve son olarak Gürcistan’da yaşanan işgaller askeri istilanın istisnai bir yöntemden esas emperyalist taktiğe dönüştüğünü göstermektedir. Üçüncü Dünya’daki ulus devletlere askeri saldırı ve sömürgeci istila önümüzdeki sürecin esas niteliğidir.

Barışçıl emperyalizm hiçbir dönem olmadı, olmayacak. Emperyalizmin ulus devletlere izin vermesi gibi bir durum olamaz. Tersine ezilen uluslar 1919’dan itibaren zorla kendi ulus devletlerini emperyalizme kabul ettirdiler.

Yeni sömürgecilik Atatürk öncesi 19.yy sömürgeciliğine geri dönmek istiyor. ABD’nin Afganistan ve Irak işgalleri yeni sömürgeciliğin tipik örnekleridir.

Ulus devlet mevziinde büyük çatışmalar yaşanacak. Yeni sömürgecilik yeni bir milliyetçilik dalgası yaratacak. Emperyalist işgaller ve Ulusal Kurtuluş Savaşları dönemi kapanmadı tersine şiddetlendi.

Gürcistan’ın gösterdikleri

Şüphesiz bu sonuçlar tek bir olaydan değil, son yıllardaki tüm güncel gelişmelerin ışığında tekrar tekrar doğrulanan bir emperyalizm tahlilinden çıkmaktadır.

Ancak Gürcistan’a Rus müdahalesi önemli bazı sonuçların altını net çizdi.

İlk olarak “medeniyetler çatışması” tezi pek çok kez olduğu gibi yine çuvallamıştır. Ezen ve ezilenleri birleştiren ortak medeniyet sınırları yoktur. Tarih dinler veya medeniyetler değil, ezen ve ulus ezilen ulus çatışmasıyla ilerliyor.

Ortodoks Gürcistan, Ortodoks Rusya’ya karşı protestan ABD ile birlikte savaşıyor. Rus emperyalistleri ise Kuzey Kafkasya’da ezdikleri Müslüman Çerkesleri, Gürcistan’da kullanıyor. Asla ulus olamayan Müslüman Çerkesler ise kendilerine her seferinde başka bir Hıristiyan abi seçiyorlar.

İlk bakışta etnik çatışmalar belirleyici gözükebilir ancak etnik kart her emperyalist tarafından farklı mekânlar ve zamanlarda tamamen zıt amaçlar için kullanılabilir. Bir bakmışsınız Çeçenistan’daki azılı Rus düşmanları, Gürcistan’da azılı Gürcü düşmanı olmuşlar. Dolayısıyla ulus gerçeğine karşı emperyalizmin kullandığı etnik unsurlar sistemde tek başlarına bir taraf değildir.

Esas kavga eden taraf ezilen uluslar ve emperyalistler. Buna bir de ABD ve Rusya gibi emperyalistler arasındaki kavgayı eklemek lâzım.

Bazı uluslar ise bu kavgalar sürecinde parçalanıyor. Etnik çatışma yanılsaması o kadar güçleniyor ki, ulusun yok edildiği coğrafyada birkaç on yıllık süreçte sömürgeci zafer garantileniyor. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar’da bugün olduğu gibi.

Gürcistan ise tarih boyunca çok kısa süre bağımsız olmuş bir devlet. Bağımsızlığını 1918 sonrasında İngiliz emperyalizmine dayandırmaya çalıştı. 1991 sonrasında ise önce Rus sonra ABD emperyalizmine dayandı.

Bu tür uluslar tarihle ve emperyalizm ile yüzleşemedikleri için kurtlar sofrasında meze oluyorlar. Kendi Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermeden hiçbir ulus, ulusal bağımsızlığını ve devletini kazanamaz. Gürcistan’ın Çerkeslerin düzeyine düşmesi ve ABD ile Rusya arasındaki mücadelede kolayca harcanması bundandır.

İşgal olağanlaştı

Çatışmaya Gürcistan, Rusya veya ABD açısından değil Türkiye ve genel olarak ezilenler açısından baktığımızda önemli bir gelişmeyi daha işaret etmek zorundayız.

ABD’den sonra ilk kez Rus emperyalizmi açık işgali yeniden temel politika aracı haline getirdi.

Irak işgali ABD’nin tek taraflı işgal politikasını tüm dünyaya kabul ettirmişti. Hatta pek çok kişi Bush politikasını BM’nin fiilen sona ermesi olarak değerlendirmişti.

Rusya’nın saldırısı işgali istisnai bir olay veya ABD’nin tekelindeki emperyalist bir silah olmaktan çıkardı.

Rusya her ne kadar kendi eski çöplüğüne müdahale etse de, olay bir devletin egemenliğinin savaş bile ilan etmeksizin ortadan kaldırılmasıdır. 19.yy sömürgeciliğine dönüştür.

ABD bunu uzun süredir bir politika haline getirmişti. Fransa Afrika’daki eski sömürgelerine sık sık askeri müdahale denemesinde bulunmakta ama genellikle başarısız olmaktadır. Rusya ise 1991’den itibaren ilk kez eski Çarlık topraklarına yönelik silahlı saldırı başlattı.

Bu noktadan sonra, Rusya ağırlığını koydu, Kafkaslar’da ABD atağını püskürttü tezleri önemsizleşmektedir. Çünkü kısa vadeli Rus zaferi uzun vadede ABD’ye büyük bir stratejik üstünlük sağlamıştır.

Birincisi ABD açısından Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün hiçbir önemi zaten yoktur. Ama son olaylar vesilesiyle Gürcistan tıpkı 1918 Gürcistan’ı gibi tamamen Anglo-Sakson emperyalizminin ağına düşmüş oldu.

İşin ilginci savaşı Gürcistan başlatmaya cüret etmiştir. Dolayısıyla Rusya gücünü göstermekle beraber aslında ABD sürecine maniple olmuştur. Tüm Gürcistan ilhak edilse, Saakaşvili Rus askerlerince idam edilse dengeler değişebilirdi. Ancak şimdilik görünen o ki bu işten güçlenerek çıkan taraf Rusya değildir.

Rusya sadece dengeleri korumaya çalıştı. Gürcistan iyice kukla devlet haline düştü. Savaşın üçüncü tarafı olan ABD güçlenerek çıkan tek unsur oldu.

Zaten Saakaşvili yenilgiyi kabul etmekle birlikte çareyi ülkeye ABD ordusunu çağırmakta bulmuştur. Böylelikle ABD ilk kez fiilen Kafkasya’ya girebilecek.

Tüm bunları bir yana bırakalım AB ve Rusya artık ABD’nin siyaset yöntemini yani işgali ve askeri saldırganlığı kabullenmiştir.

Bu ise halen en büyük askeri güç olan ABD açısından büyük bir avantajdır. ABD askeri saldırganlığının önünde artık BM veya AB itirazı duramaz. İran’dan Venezüella’ya kadar çok geniş bir ezilenler coğrafyası açısından diplomasinin bittiği, silahlı saldırının başladığı bir döneme giriyoruz. Nükleer silah seçeneğini kullanmadığı sürece Rusya böyle bir süreçte ABD ile boy ölçüşemez.

Saakaşvili, saldırının ilk günlerinde mağrur bir komutan edasıyla sınır hattını geziyordu ama havada Rus helikopterini görünce kaçacak delik aradı.

Saakaşvili, saldırının ilk günlerinde mağrur bir komutan edasıyla sınır hattını geziyordu ama havada Rus helikopterini görünce kaçacak delik aradı.

Ezilenlerin öğrenmesi gereken

Sözde Atatürkçü bazı stratejistlere göre ise Rus işgali ABD destekli işbirlikçilere ve Turuncu Devrim mamulü liderlere ciddi bir mesaj olmuştur.

Bunlara göre, Türkiye’de Tayyip Erdoğan da aklını başına alacak. Türkiye belki de Avrasya’ya yaklaşacak.

Oysa beyin jimnastiğine dayanan bu reel politik çözümlemeler emperyalizmin ve işbirlikçi siyasetin doğasını tamamen ıskalamaktadır.

İşbirlikçi vatanı satar ve işgal ettirir. Ama bundan ders çıkarmaz. Dersi ancak vatanını yitiren halk çıkarabilir.

Yani Saakaşvili ve Tayyip gibiler için “ABD beni kullandı çok zararlı çıktım, artık aklımı başıma alayım” gibi bir tercih asla mümkün değildir.

Bir kere varlık nedenleri emperyalizme hizmet etmektir. Rus emperyalizmi ise aşırı güçsüz olduğu için tercih edilebilecek bir kutup değil.

Saakaşvili ve Tayyip ülkelerinin başına büyük bir felaket açtıklarında tek ders çıkarırlar; “iktidarımı kaybetmemek için ABD’ye daha da çok sarılmalıyım.”

Nitekim ABD desteğine güvenerek Rus birliklerine saldırmaya cüret edecek kadar cesur gözüken Saakaşvili birkaç günde askerleriyle birlikte ortalıktan kayboldu. Ateşkes anlaşması yapılır yapılmaz ortaya çıktı ve ilk söylediği ülkenin geri kalan stratejik bölgelerinin de işgal edilmemesi için ABD askerlerinin Gürcistan’a girmesi gerektiğiydi.

Kısacası Tayyip veya diğer Amerikancılar ders mers almaz. Biz ezilen halkların ders alması gerekir. ABD destekli bu faşist liderciklerden kurtulmadığımız sürece vatanımızı kaybetmemiz içten bile değil.

Türkiye’yi bekleyen tehlike

Daha da önemlisi Gürcistan’a Rusya’nın girmesi Türkiye açısından güncel bir tehlikeyi yani ABD destekli “Büyük Kürdistan” ve Türkiye’nin parçalanması tehlikesini çok daha büyütmüştür.

Atatürkçülük adı altında Avrasyacılık yapanlar Rusya’nın bölgede ve Türkiye’de güçlendiğini ve ABD’yi dengelediğini iddia ediyorlar.

Rusya’yı bir “Hızır” gibi bekleyen bu yeni mandacılar en az Sivas’ta Atatürk’ün karşısına çıkan Amerikan mandacıları kadar hayalperest.

İlk olarak Ukrayna, Gürcistan ve Türkiye’nin başında en Amerikancı güçler hâlâ iktidarda duruyor. Rusya Gürcistan’a girerek bu iktidarların ABD’ye bağlılığını arttırdı.

Nitekim Ukrayna ve Gürcistan ilk kez NATO’yu kendi topraklarına davet etti.

Türkiye ise yıllardır kendisine dayatılan füze kalkanı projesini gerçekleştireceğini alelacele duyurdu. Bilindiği gibi kalkan Türkiye’yi değil, ABD’yi koruyacak. Hedefi ise Rusya ve İran... Hem Rusya hem İran kalkanı saldırganlık ve olası savaş nedeni sayıyor.

Kısacası Saakaşvili’nin içine düştüğü durum Tayyip’i çok daha Amerikancı olmaya itti. Zaten kendisi bir kez bile ayrımcılık olur bahanesiyle “Türk”üm demeyen ama Saakaşvili’yle her görüşmesinde gururla Gürcü kökenli olduğunu vurgulayan biri. Kendini onunla özdeştirmesi çok muhtemeldir. Kim bilir Türk Ordusu’na askere göndermediği oğlunu ABD Ordusuyla Gürcistan’a bile gönderebilir…

Rusya Gürcistan’ı işgal ettiği ilk günden itibaren açıkça Türkiye’yi tehdit etti. Böylelikle Türk kamuoyu AKP iktidarının Yüce Divanlık bir suç işleyerek ABD çıkarları doğrultusunda bazı gizli anlaşmalar çerçevesinde Gürcistan’a silah ve kaynak aktardığını öğrenmiş oldu.

Rusya’nın tehditlerine AKP hükümetinin hiçbir makamı yanıt veremediği gibi Tayyip’in telefonlarına Putin uzun süre yanıt bile vermedi.

Ve tam da bu noktada Abdullah Gül Kafkasya İstikrar Forumu adı altında ABD’nin İran’ı ve Türkiye’yi kuşatmak için yıllar önce ortaya attığı projeyi sanki Türkiye’nin Cumhurbaşkanı değil de, ABD’nin büyükelçisiymiş gibi tekrar dillendirdi.

Süreç şunu gösteriyor. ABD İran saldırısından önce Gürcistan’ın Güney Osetya’ya girmesini teşvik etti. Rusya yanıt verdi ama süreçte aslında edilgenleşti. Rusya’nın ezici askeri zaferi siyasi ve askeri arenada ABD’yi zayıflatmadı.

Tersine şu anda ABD Ordusunun ve donanmasının çok daha rahat girebileceği Gürcistan, Ukrayna ve Kafkasya gerçeği var. Uzun yıllar ABD tarafından talep edilen Trabzon limanı da tekrar gündeme gelebilir.

Eski Çarlık-Sovyet coğrafyasındaki halklarda Rus sömürgeciliğinden kalma ikili bir karakter vardır. Hem Rus hayranlığı hem de Rus ayısına karşı tiksinti. Gürcistan işgali Azerbaycan dâhil tüm ülkelerde eski sömürgecilik hatıralarını canlandıracak ve 1990’lardan bile daha Amerikancı bir yönelime neden olabilecektir.

Türkiye’yi kuşatan Kafkas Hattı tamamlanıyor

Abdullah Gül’ün dile getirdiği Kafkasya İstikrar Forumu aslında ABD’nin yıllardır dillendirdiği CENTO tarzı yeni bir proje. ABD buna “Kafkas Barış Evi” diyor.

“Barış Evi” şöyle kurulacak. Kafkaslarda istikrara esas düşman olarak Rus emelleri ve nükleer bir İran ilan ediliyor. Dolayısıyla ABD-Gürcistan-Ermenistan-Azerbaycan-Türkiye ve İsrail sözde istikrar için tek bir masaya oturtulacak.

Tabii bunun için Türkiye Ermenilerle uzlaşmak zorunda. Azeriler de Karabağ’ı bırakacak. Ermenistan Laçin gibi bir iki kenti bırakacak. Barış ilan edilecek. Bugün için Rusçu gözüken Ermenistan böylelikle ABD safına geçecek. Gürcistan zaten fiilen ABD sömürgesi haline geldi.

Türkiye ise parçalanma tehdidiyle o masaya zorla da olsa oturtulacak.

Bu proje için İlham Aliyev’i Turuncu Devrim modeliyle devirmek isteyen ABD başarılı olamamıştı. Şimdi İran saldırısı öncesi İlham Aliyev’le uzlaşarak “Barış Evi”ni kurmak istiyor.

Abdullah Gül’ün dillendirdiği “Barış Evi”nin çimentosu ise ABD işgal güçleri olacak. Bakü’nün güneyinde ABD 30 bin kişilik üs istiyor. Gürcistan’ın kuzeyi Rus ordusuna geçti. Güneyi ve Tiflis’i ABD ordusu devralacak.

Trabzon limanına yerleşen ABD donanması ise Türkiye’yi ve Karadeniz’i elde tutacak.

Zaten güneyde kukla Kürt devleti ve İsrail sadık kuvvetler olarak hattı tamamlayacak.

İran saldırısının öncesinde görünen o ki hem AKP hem de AKP’yi frenletmek hayalindeki bazı üst düzey aymazlar eski Soğuk Savaş Türkiye’sinin hayalini kurarak ABD’nin bu ölüm planına dâhil olmak istiyorlar.

Oysa ABD Kafkas “Barış Evi”ni İran ve Rusya’ya saldırmaktan çok Türkiye’yi parçalamak ve Türkiye ile Azerbaycan’ın olası birliğini sonsuza kadar yok etmek için tasarlıyor.

Atatürk’ün 1919’da işaret ettiği o büyük tehlike yani İngilizlerin Kafkas Duvarıyla Türkiye’yi doğudan kuşatıp boğma tehlikesi bugün aynen canlanıyor.

TÜRKSOLU, İsrail-Kürt-Ermeni hattıyla eski Kafkas Duvarını bugün ABD’nin inşa etmeye çalıştığını ilk saptayan güç olmuş ve Türk Milletini uyarmıştı.

Eğer bugün Türkiye kendi eliyle kendisini böyle bir cendereye sokarsa, Kafkas Hattı kurulur ve kuşatma tamamlanmış olur.

Bu “Büyük Kürdistan” için son adım olur. Türkiye parçalanma eşiğine gelir. Çünkü İran saldırısından sonra Türkiye’nin tek komşusu ABD, Ermenistan ve kukla Kürdistan olacaktır.

“İran’a saldırıya ortak olayım, iktidarımın ömrünü uzatayım” diyenler tıpkı Saakaşvili gibi ülkelerinin ömrüne kastediyorlar.

Silahlı saldırıya karşı Ulusal Kurtuluş kozu

Bugün Rusçu ve Avrasyacı takılan bazı sahte Atatürkçüler, eskiden Amerikancı koronun en hararetli çığırtkanları olarak “Türkiye’ye kimse saldırmaz, stratejik önemimiz çok fazla” diyordu.

Şimdi bunlar neredeyse Rus askerinden medet umacak hâle geldi. Çünkü tıpkı Gürcistan’ın yaşadığı açık işgal gibi Türkiye de açık bir işgalin eşiğindedir.

“Eski tür sömürgecilik bitti. Çocuklar siz çok hayalcisiniz. Hem ABD laik Türkiye’nin güçlü olmasını ister. Bölünmesini istemez. Kürtleri ve dincileri değil bizi tercih ederler” söylemlerini savunanlar iki kutba savruldu.

Bir kısmı bazı rütbeliler gibi AKP ve Kürt masasına oturup, ABD askerinin güvencesiyle egemenliğimizi koruma çizgisine kaydı. Bir kısmı ise Rusya’nın “başarılarını” celse günü bekleyerek içeride kutluyor.

Sıradan bir Türk’e ise bu tablodan tek bir sonuç çıkar. Bakın Saakaşvili gibi Amerikancı bir manyak ülkesini bir haftada ne duruma düşürdü?

Türkiye’de de bazı Amerikancılar Türk Ordusu’nu AKP ve PKK’nın peşine takıp ABD’nin İran saldırısına paralı asker gibi yazabileceklerini hayal ediyorlar. Bunun altında kalırlar.

Saakaşvili için çok bir şey fark etmez. Gürcistan ve diğer Kafkas toplulukları ne yazık ki Rus, İngiliz veya Amerikan olsun, herhangi bir sömürgeci devletin egemenliği altına girmeyi çok yadırgamayabilirler. Bölgenin tarihsel geçmişi bu...

Peki, bizim Akerikancımız ne düşünüyor? İktidarını korumak için en sonunda Ankara’ya ABD Ordusunu mu çağıracak?

Gerçekten de işbirlikçilerin çılgınlıklarında sınır yoktur. Ama vatanını kaybeden halk olur. O yüzden akıllı olalım. “Türkiye’ye bir şey olmaz” demeyelim. Kaçışan Gürcü askerleri ve Saakaşvili’den ders çıkaralım.

Artık çıplak sömürgecilik ve işgal gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyemeyene kurtlar sofrasında “strateji” yapma hakkı da tanınmaz.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe