| Tuğrul Çelik |
“Kemalist”im diyerek
“Kemal, Kemal! Bizi rahat bırak! Sonra vicdanen mesul olursun. Biz öyle şeyler yapacağız ki, neticesinden sen de memnun kalacaksın, dünya da hayretler içinde kalacaktır… Gerçi seni duygulandıran hayale sürükleyen şey memleketine ve milletine olan aşkındır. Ama düşünmüyorsun ki, bu memleket ve halk, senin hararetli aşkına, acaba zannettiğin kadar layık mıdır?” Ardından ünlem işareti gelen “Kemal!” kelimesiyle çok karşılaşacağız. Mesela yukarıdaki dünya savaşı başlamadan hemen öncesi, belki de Osmanlı’yı yok oluşa sürükleyecek olan o iki geminin denizde ilerleyerekten, Alman’dan uzak Türk’e yakın olduğu zamandan bir konuşma… Rütbesi gibi sesi de yüksek olan ve ülkesini yıkıma, yok oluşa sürükleyen bir üstünün, subay Mustafa Kemal’e dişini gıcırdatarak çıkardığı bir “Kemal!”dir. Ama Kemal’e yükselen sesi emperyalizm karşısında kısılmıştır. Yıl 1914, bugünden neredeyse bir asır öncesi… Ama ilk değildir… On yıl öncesi Harbiye’den yeni mezun olmuş Kemal’i de “Kemal sen rahat durmazsın” diye düşünüp uzaklara sürmemişler miydi? Son da değildir… “Memleket ve millet aşkı” onu öyle bir noktaya getirir ki, çok sevdiği üniformasını çıkarır. Üniformasızdır; ama milletin sinesinde “Sarı Paşa”dır artık. Milletin “Sarı Paşa”sıdır; ama İngiliz’in gözünde Kemal, Milli Mücadelecidir, antiemperyalisttir, milliyetçidir. O zaman İngiliz’in gözünde eşkıyadır. İngiliz hükümetinin, gerçek anlamıyla mütareke basınının, padişahın, damadının, şeyhülislamın ve cümle Milli Mücadele düşmanının taktığı bir de isim vardır: “Kemalist” “Kemalist”, “Kemal ve Çetesi” anlamına gelirmiş onlara göre. Mustafa Kemal’in yaptığı da “birkaç hempasıyla birlikte bir askeri maceracının terör, yaltaklanma ve göz boyama yoluyla Anadolu içine yerleşmesi ve sahte bir hareket başlatması”dır. Bugünküler gibi renkli olmayan ama teknik hariç en az bugünküler kalitesindeki gazetelerden birkaç satır: “Anadolu Kemalistlerden temizlenecektir!” “İdam! İdam! İdam! Mustafa Kemal cezasını bulacak!” Ve Bağımsızlık savaşımız… Binlerce yıllık tarihinin içinde asırlardır yorgun düşmüş ve unutmuş ve unutulmuş Türklerin, devrimci bir liderin arkasında, Atatürk’ün arkasında, elinde olandan yani yoktan, yani kendini vererek yarattığı Ordu etrafında ulaştığı cepheler dolusu zaferi. Cepheler dolusu; tarihe karışan saltanat, halife bir yana, kurulan Türkiye Cumhuriyeti bir yana, Türk’ün adıyla ama daha kapsayıcı “mazlum milletlerin” zaferi. Asırlar boyu unutmuş ve unutulmuş Türk, benliğine kavuşurken liderini de layık olduğu ismiyle anmaya başlamıştır artık. Türk’ün atası: Atatürk! Türk’ün Atası Atatürk, İdeolojisi Atatürkçülük Mustafa Kemal, Atatürk de olmuştur artık. Mustafa Kemal Atatürk. Türk’ün bağımsızlık ve devrim mücadelesinin, Türk devriminin temeli de 6 Ok programı olmuştur. Türk devriminin tüm mazlum milletler açısından önemini de defalarca vurgulamıştık. Atatürk’ün ortaya koyduğu 6 Ok, mazlum millet devrimciliği açısından ilk olan Türk devriminin örnek teşkil etmesiyle, meydana gelen tüm ulusal kurtuluş hareketlerinde bir şekilde ortaya çıkmıştır ve evrensellik kazanmıştır. Bunu dünya tarihine baktığımızda çok net bir şekilde görebiliyoruz. Ama Atatürk’ün yaşantısının, anılarının ya da zevklerinin dışında ona fikirsel anlamda bir bakış getirmezsek, Türk devrimini ve Atatürk’ü de sadece bir kelime haline getirmiş ve Türk’e bağımsızlık getiren bu hareketi ve liderini savunamayan ellere teslim etmiş ve koruyamamış oluruz. Devrimciler, devrimine ve devrimci liderine sahip çıkmalıdır. O halde Atatürk ve 6 Ok’a evrensel anlamda nasıl bakmalıyız? En iyi cevap TÜRKSOLU gazetesi başyazarı Gökçe FIRAT’ın Ulusal Sol İdeoloji kitabında: “6 Ok ve Atatürkçülük, kendine özgü çıkış noktaları olan, gelişim süreci olan, ama sonuçları tüm dünyanın mazlum milletleri için birçok şey ifade eden bir ideolojidir. Bu ideolojinin adı Ulusal Sol’dur. Ulusal Sol’un Türkiye’deki adı Atatürkçülüktür.” Atatürkçülüğün ideolojik zeminde ele alınması, devrimin güncelliğiyle birlikte Ulusal Sol İdeolojinin kendini bulmasını da sağlayacaktır. Ulusal Sol İdeoloji’nin tıpkı Marksizm ve Liberalizm gibi kendi kavramlarını yaratması ve temsil edilmesi gerekmektedir. Yoksa Milli Kurtuluş Savaşları üzerine soldan bakış bile hakim anlayış dahilinde bir “milli azınlık”ın sosyalist ülkedeki özerkliğinden, kimi zaman da sosyalizmin uydusu olmaktan öteye geçememiştir. O halde ezilen milletlerin kendi çıkış noktasını yaratacak ideolojiyi ortaya çıkarmalarından başka çareleri yoktur. Genel olarak Ulusal Sol İdeoloji için yaptığımız bu bağımlılık/tam bağımsızlık eksenli değerlendirmeyi, Türkiye’de Ulusal Sol İdeoloji olan Atatürkçülük için de yapmalıyız. Atatürkçülüğü ideolojik zeminde ele alıp, Türkiye’de ezilen Türk milleti açısından bağımsız bir çıkış yolu bulmak ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Türkiye’nin Ulusal Sol geleneğin ayakta olduğu dönem Deniz’lerin idamıyla sona erince, “sol”un, Ulusal Sol olma özelliğini yitirdiği dönem başladı. Atatürksüz ve Türksüz bir “sol”. “Sol”un çıktığı “entelektüel yolculuk” milletinden başka dayandığı yerlere/kişilere göre anıldığı yıllar geçti. Sonra o da bitti dayanılan bizzat emperyalizmin kendisi olmaya başlayınca “sol”un yolculuğu emperyalizmin kucağında son buldu. “Sol” yerinden oldukça memnun bir daha kalkmamacasına oturmuş bulunuyor. Atatürkçü ideoloji üzerinde bu kadar bahsettikten sonra, Atatürkçü ideolojiye karşı tarihsel alerjisi olan kesimin bizzat içinde olduğu bir tartışma olan Mustafa Kemal/Atatürk ve Kemalizm/Atatürkçülük ayrımı üzerine eğilmek gerekiyor. Tartışmanın taraflarına baktığımızda temeli oluşturanların sağcı, liberal, dinci ve Marksist “sol”dan geldiğini görmekle birlikte bir kesim daha var ki onları da yazının sonuna bırakalım. Yazının başında Mustafa Kemal’le başlayıp Atatürk’le devam ettik. Şimdi de Mustafa Kemal/Atatürk ve Kemalizm/Atatürkçülük tartışmasında taşları yerine koymaya çalışalım. Bakalım karışıklık nereden kaynaklanıyor? Atatürk’ten korkanlar Türk devriminin yerle bir ettiği hilafet ve saltanat yanlılarının bugünkü temsilcilerinin korkulu rüyası hiç şüphesiz Atatürk’tür. Konumuz olan Kemalizm mi, Atatürkçülük mü? Ya da Atatürk mü, Mustafa Kemal mi? tartışmasının bu kesimlerce yürütülmesinin altında yatan temel faktör yukarıda da belirttiğimiz tarihsel bir alerji aslında. Dinci ve ırkçıların isimle problemleri olduğu zaten ortada. Irkçılar Atatürk demezler, çünkü Bağımsızlık savaşıyla Türk’ün atası olmuş Atatürk’ü kabullenmezler. O’nu Türk’ün atası olarak görmezler. Sözde milliyetçilikleri zaten tarihsel olarak Türk topraklarına bağlı olmadığı için, O’nun yerine dayandıkları herhangi bir emperyalistin parasının üstündeki resim bile ataları olabilir. Tarihimizde de hatırlanacağı üzere ırkçı hareket, kendisi Atatürk demediği gibi, 68’de kendini Atatürkçü ve gerçek milliyetçi olarak tanımlayan devrimci gençliğin devrimci mücadelesinin hep karşısında olmuştur. Dincilerin de zaten Türk diye bir dertleri yoktur. Hatta Türk devleti Osmanlı saltanatını devirerek kurulmuştur ve Milli Mücadelenin başından beri bu kesim Atatürk’ün amansız düşmanı olmuştur. “Din elden gidiyor”cu ayaklanmalar, genç cumhuriyetin karşılaştığı gericiliğin erken tepkileriydi. Bugün bunların temsilcisi Kürt-İslamcı faşistlerin temel bakışı “Mustafa Kemal’e evet, Atatürk’e hayır” boşuna değil. Korkulu rüyaları Atatürk geri gelmez, ama toplumdaki Atatürkçülerin her birinin bir Atatürk olma ihtimalini hiç unutmadan hareket ederler. Kürt-İslamcı faşistlerin tüm gerici uygulamaları da Atatürk’le ve eserleriyle bir hesaplaşma da içerir aynı zamanda. Faşizmin simgesi türban hem bir “türdeşlik” simgesi olurken, aynı “türden” olmayanlara karşı bir baskı ve savaş aracı olarak kullanılır. Kürt-İslamcı faşizmin toplum karşıtlığı, toplumun benimsediği ve dilinde yer eden Atatürk’ü kullanmaya gelince de ortaya çıkıyor. O yüzden de Atatürk adını kullanmazlar. Atatürk’ün getirdiği tüm ilerici değişikliklere açılan savaştan Atatürk’ün adının da nasibini alması çok da şaşırılacak bir olgu olmuyor böylece. Karlizm mi Marksizm mi? Bilindiği gibi Marksizm’in ideoloğu ismini de aldığı Karl Marks’tır. Mustafa Kemal/Atatürk ve Kemalizm/Atatürkçülük tartışmasında bir diğer taraf da Marksist “sol”. Marksist sol da Atatürk adını kullanmaz. Ona göre sadece Mustafa Kemal ve Kemalizm vardır. Atatürk’ün sadece Kurtuluş Savaşı’ndaki Mustafa Kemal halini kullanırlar. Çünkü Türk devrimini Cumhuriyeti kabullenmezler. Onlara göre Kurtuluş Savaşı’nda İngilizler’e karşı dövüşen Atatürk, emperyalizm karşıtlığında belli bir yere sahiptir; ama savaştan sonra Cumhuriyeti ilan ederek soldan kopmuş ve hatta daha sonra sola karşı mücadele etmiştir. Marksist “sol”un klasik Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının en bayat ve ezberlenmiş şekilleri olan bu savunma çabalarının temelinde savunulan Marksist tezlerin yetersizliğinden başka bir şey yatmıyor aslında. Marksizm’in, idealizmle mücadele ederken kendi düşünsel sistemi içindeki idealizmi ve milli kurtuluş mücadelesi veren milletleri görememesi ve mücadeleleri üzerine bir şey söylemeye nefesinin yetmemesi onun bir eksiğidir. Dünyayı sadece birbiriyle didişip duran proleterlerden ve burjuvalardan ibaret sanan Marksist’in dünyasında ne millet vardır ne de halk. Millet yerini enternasyonalizmle hiçliğe, hatta Türkiye’de Türk düşmanlığına, dolayısıyla Atatürk düşmanlığına; halk da yerini sınıfa bırakmıştır. Dünyaya bakışa izin bu kadar olduğu için, ya da Marks bu kadar yazabildiği için, dünyada gerçekleşen onca antiemperyalist devrime gözler kapanmıştır. Daha önce de TÜRKSOLU sayfalarında çokça yapılan Marksizm eleştirisinden de anlaşılabileceği gibi, Ulusal Sol’dan kopuk başka bir merkez olan Marksist “sol”, dünyada Ulusal Sol gerçeğini, Türkiye’de de Ulusal Sol-Atatürkçülük gerçeğini ve lideri Atatürk’ü kabul etmez. Oysa gerçeklik, ideolojinin adı nasıl Marksizm oluyorsa, Türkiye için de Atatürk olmuş Mustafa Kemal’ci ideolojinin, o yıllarda Kemalizm olan adının Atatürkçü İdeoloji, Atatürkçülük olması gerektiğidir. Yoksa Marksistlerin hiç biri Marksizm’den “Karlizm” diye bahsetmez; çünkü böyle bir şeyin hayatta gerçekliği olmadığını bilir. Öyle ya, Kurtuluş Savaşı yıllarında sadece Mustafa Kemal vardı. Atatürk soyadını çok sonra aldı ve Mustafa Kemal Atatürk oldu. O yüzden Kurtuluş Savaşı yıllarında Kemalizm adı geçiyordu. Tüm İngiliz komutanları, tüm mütareke basını Kemalizm’den bahsediyordu. Eğer Mustafa Kemal, Atatürk soyadını o zaman almış olsaydı zaten Kemalizm yerini Atatürkçülüğe bırakırdı. Tarihsel bir mesele yani. Marksizm’in olmazsa olmazı tarihsel gelişim şamasına göre de insanlığın ilkellikten sosyalizme geçişi aşama aşama gerçekleşecektir. Marks öyle buyurmuştur. Bir şey illa ki bir şeyden sonra gelecek! Belki de Marksistler için Mustafa Kemal’den Atatürk’e geçiş için daha koşullar olgunlaşmamıştır. Şimdi Mustafa Kemal’i kabul ediyorlar, yarın bir gün bir aşama daha atlayıp Atatürk’ü de kabul edebilirler. Olur mu olur. Bir de geriye gidenler var ki onların Atatürk’ü de Mustafa Kemal’i de kabullenmeleri gibi bir şey söz konusu bile değil. Marksizm’den de geriye doğru “entelektüel yolculuğa” çıkan bu sol hareket son pozisyonunu emperyalizmin kucağında alıyor. Bkz. Ufuk Uras gibiler. Bu ucube ideolojinin adı da olsa olsa Karlizm olur herhalde. Olmayan, zorlama bir ideoloji ki birazcık ilerleyip gelişirse belki, Marksizm olur da hiç olmazsa bir şeye benzer! “Kemalist”im diyerek Kemale erilmez! Kemalizm/Atatürkçülük ve buna bağlı olarak Mustafa Kemal/Atatürk ayrımların yapanların kimleri olduğunu sebepleriyle gördük. Ortak noktaları Atatürk düşmanlığı olan bu güruhun tartışmayı sırf Atatürkçülüğe zarar vermek için çıkarttığı da ortada. Tabi buna takılacak Atatürkçüler bulunursa işe yarayacak. Atatürkçülük bugün halkın büyük çoğunluğu tarafından kullanılan kavramdır. Özellikle Atatürkçülükten ayrı bir “Kemalizm” ve “Kemalistlik” küçük bir kesimin tercihi ve büyük çoğunluğunu da yukarıda yazı boyunca geçen ırkçı, dinci, faşist ve Marksist ve yabancı kaynaklı “sol”. Ama bir kesim daha var ki, tıpkı dinciler, ırkçılar ve komprador sol gibi Atatürkçülüğü kullanmaz, onun yerine “Kemalizm”i tercih ederler. Kullandıkları “Kemalizm”e Atatürkçülüğe göre daha devrimci bir anlam yükleyerek, farklı yönden olsa da tıpkı dinci, ırkçı komprador yapı gibi Atatürk olmuş Mustafa Kemal’i küçültüp, kapsamını daraltırlar. Irkçı, Atatürk’e karşıdır. Şeriatçı, Atatürk’e karşıdır. Komprador “sol” Ulusal Sol’a, Atatürk’e karşıdır. Ama bizim “Kemalist” Atatürkçüdür, devrimcidir. Sorsan solcudur da. Kurtuluş savaşından örnekler verir, atar tutar, anlatır, konuşur… Başka? İşte önemli nokta burası… Başka bir şey yapmaz. Konuşur ve eleştirir. Kendisi bir şey yapmaz. Kürt-İslam Faşizmi karşısında örgütsüzce hep bir yerlerden, dilinden düşürmediği “dinamikler”den bir şey bekleyen, yavaş yavaş kaynayan suda kalmaktan hoşlanan ve haşlanmayı bekleyen Atatürkçümüzden çok da farkı yoktur yani. Sadece kendisine “Atatürkçüyüm” diyenden, “Kemalist”im diyerek deha devrimci olduğunu zanneder, “Atatürkçü”yü eleştirir o kadar. Ama gerçekte kendisi de değildir. Atatürk olmuş Mustafa Kemal’in ideolojisine Atatürkçülük yerine hala Kurtuluş Savaşı yıllarının İngiliz muhiperi (İngiliz sevenler) ağzıyla ya da Ali Kemal ağzıyla “Kemalizm” demenin ve bunu Atatürkçülüğü dışlayan ve farklı anlamlara gelecek bir şey olarak savunmanın da, geçmişteki çizgiye bakınca ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkıyor herhalde! Dün “Kemal!” diye onların sesi yükselirdi, bugün bizim “Kemalist”imizin sesi yüksek çıkıyor “Kemalistim!” diye. O halde yapılması gereken ve en doğrusu Gökçe Fırat’ın, Ulusal Sol İdeoloji’de yazdığı gibi: “Burada izlenecek tavır, Mustafa Kemal Atatürk’e bütünüyle sahip çıkma tavrıdır. Atatürk ile Mustafa Kemal’i ayıran, birini diğerine tercih eden anlayış, Atatürkçülüğün kapsamını ve kapsayıcılığını daraltmaktadır. O nedenle Mustafa Kemal ve Atatürk’ün, bir arada kullanılması, aynı anlamda kullanılması doğru tavır olacaktır.” O halde neymiş? “Kemalist”im diyerek Kemale erilmez!
|