18.08.2008/Sayı:200
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Prof. Dr. Türkkaya AtaövÇevre bilincinin
Atinalı kökü: Epikuros

Marx ve “Genç Hegelciler” diye bilinen aydınlar kümesi İlkçağ Helen düşüncesinde gördükleri bilimsel gerçeklere tutunma gereğini duydular. Bunların içinde Epikuros’un (İÖ 341-274) özel bir yeri vardı. Daha çok “hoşlanma” (haz) ve (1748-1832 yılları arasında İngiltere’de yaşamış olan Jeremy Bentham’da bir “ahlâk aritmetiğine” dönüşen “Faydacılığın” temelindeki) “yarar” kavramlarına dayalı bir tinsel dinginliği (manevî sakinliği) amaçlayan törel (etik) kuramıyla bilinir. Epikuros’un düşüncesini ve yaşam anlayışını benimseyen Epikurosçulara (Epikürcülere) göre, ondaki “mutluluk” kavramı rahatlık ya da gösterişlilik (lüks) değil, daha çok acıdan kaçınmaktır. Kişi isteklerini sınırlamalı, erdemli olmalı ve mutluluğu arkadaşlıkta (Yunanca filia) aramalıdır.

Bizi burada ilgilendiren yanı ise, doğa üstüne ve otuz beş kitaptan oluşan büyük yapıtıdır. Sisam Adası (Samos) doğumlu, ama Atina kent-devleti yurttaşı olan Epikuros yaşamının ilk otuz beş yılını Anadolu’da geçirmiş, (şimdiki Gelibolu’nun tam karşısında) Lapseki’de de (Lampsakos) okul açmıştır. Demokritos’un öğretisinden de kaynaklanarak evrenin atom denilen çok küçük parçacıklardan ve onların içinde hareket ettikleri boşluklardan oluştuğuna inanır. Evrenin kendi de, atomların sayısı ve kapladıkları boşluk gibi, sonsuzdur. “Ruh” da tüm bedene dağılmış bir maddedir ve bedenden ayrıldığı anda kendi atomları ayrışır ve böylece ikinci bir yaşam söz konusu değildir. Doğadaki temel, fizikte atomculuk, evrenin sonsuzluğu ve onu oluşturan varlıktaki güçlerin dengesidir.

Epikuros başta olmak üzere, eski Yunan atomcuları yeryüzünün maddesel temellerini bilime bağlayan ilk düşünürlerdi. Epikuros insanın gelişmesini ilk gözesel (hücresel) başlangıçlardan alıp türlerin çevreye uyumları ve yaşamlarını sürdürmede başarıları, bu arada kimilerinin yok oluşları üstünde durdu. Yaşamın dünyada oluştuğunu, göklerden inmediğini savundu. “Toprak Ana” sözcükleri, bu anlamda, yersiz sayılmaz.

Epikuros

Epikuros

Roma’da ve daha sonra da yayılan bu Epikurosçu anlayışın fizik yorumunu daha çok Titus Lucretius Carus (İÖ 95-55) De rerum natura (Şeylerin Doğası) adlı yapıtında sergiledi. Ortaçağ’da, özellikle (İtalyan yazınsal dünyasının temellerini atan, ama günün siyasal sorunlarını doğaötesi çerçeve içinde ele alan) Alighieri Dante (1265-1321) döneminde, ruhun ölümsüzlüğünü yadsıdığından ötürü dışlanması anlaşılmaz değil. Dante onu Tanrısal Güldürü adlı uzun koçaklamasında Cehennemin (Inferno) altıncı katına koyar. Engizisyon Mahkemeleri yıllarında Epikuros’un adını ağzına alan cezaevini boyluyordu. Yazdıkları o dönemde neredeyse tümüyle göz ardı edildi. Kilisenin Tanrı’yı yadsıyan sapıklardan saydıklarının başında geliyordu.

Olduğu gibi unutulmamasını Romalı ozan Lucretius’a borçluyuz. Öte yandan, İngiliz ve Fransız Aydınlanma akımını etkilemesi de doğal sayılmalıdır. Örneğin, Francis Bacon (1561-1626) onun öncü yolundan yürüdü. Bir ölçüde de Thomas Hariot (1560-1621), Thomas Hobbes (1588-1679) ve Isaac Newton (1642-1727). Hariot Epikurosçu bir Tanrı-tanımaz diye tutuklandı. Britanya Parlâmentosu siyaset kuramcısı Hobbes’ı da Tanrı-tanımazlıktan ötürü incelemeye almakla korkuttu. Atomcu yorumu onaylayan Newton (kimyacı Robert Boyle gibi) kilisenin baskısıyla daha sonra geri adımlar attı. Onda esin kaynağı bulan ve ülkesinde çağının en önde gelen çevrecilerinden olan John Everell (1620-1706) İngiltere ormanlarını kereste açgözlülüğüyle doğrayan gemi yapımcılarına ver yansın etti. İtalyan düşünür Giambattista Vico (1668-1744) ve Denis Diderot (1713-84) gibi Fransız “Encyclopédie çevresi” Epikuros ya da Lucretius’da gördükleri akılcılığı temel aldılar. Diderot Doğa Yorumuna İlişkin Düşünceler diye bir kitap da yazdı. Immanuel Kant (1724-1804) Epikurosçuları eski Yunan’ın düşünürleri içinde doğayı en iyi anlayan bilimciler olarak değerlendirdi. Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) ile Genç Hegelciler de aynı yoldaydılar. Epikuros’daki evrimci yaklaşımın izleri Charles Darwin’de de (1809-82) çabucak görülebilir.

Bu bağlamda eklemeli ki, Marx’ın Bonn Üniversitesine 1841’de sunduğu doktora bitirme araştırması da Epikuros ile Demokritos’un atom fiziği bilimcileri olarak aralarındaki farklar üstüneydi. İlk sözü edileni daha özgün bir düşünür olarak niteliyordu. Gerçekte, Epikuros atomlara ilişkin yorumları için Demokritos’dan da, Leukippos’tan da birtakım şeyler öğrenmişti. Bu ikisi de gerçeği gözle görülemeyecek denli ufak, ama çok sayıda ve değişik biçimlerdeki ve büyüklüklerdeki atomların oluşturduklarına inanıyorlardı. Bu noktalarla düşünmeğe başlayan Epikuros kişinin istencini evrim süreci içinde kazandığı bir özgürlük olarak sunuyordu. Epikuros’un türlerin çevreye uyum sağlayarak yaşamlarını sürdürmeyi öğrenme gerçeğini bir ölçüde Empedokles (İÖ 490-430) ile Anaksagoras’a (İÖ 500-428) bağlamak da olasıdır. Sınırsız zaman içinde var olan sınırsız bir boşluğa, bu arada sınırsız sayıda dünyaların varlığına inanıyordu. İnsanın yapısında akılcılık yeteneği de vardı. Ona göre, doğayı ve onun yasalarını anlama, yani bilimin adım adım ilerleyişini kavrama dinin yarattığı korkuyu ortadan kaldırmağa yeterdi. Böyle bir görüşü İsa’dan önceki yıllarda yaymağa çalışan kişiye bilimin öncüsü gözüyle bakılabilir. Epikuros’unki Empedokles’te gördüğümüz “hava-toprak-ateş-su” dörtlüsünden çok ileriydi.

Marx’ın doğayı anlatırken doğa-dışı yorumlara yer vermeme yolundaki ilk yönelişinde Epikuros’un kuşkusuz etkisi vardı. Bu Yunanlı düşünürün doğa felsefesinde çevreyi koruma ilkesi ilk hareket noktasıydı. Bu nedenle, çevrebilimsel bir dünya görüşüne ilk yönelen düşünürdür. Marx’a göre, Epikuros doğada ve toplumda hem canlılar, hem cansızlar için genel bir düzen görmüştür. Bu, yalnız mekanik bir düzen de değildir. Örneğin, ondan esinlenen Lucretius madenciliğin havayı kirlettiğini, toprağı zayıflatmanın ürünleri azalttığını ve ormanların ufalıp yok olduklarını yazmıştır. Ayrıca, insan evrim sonucu özgürleşmiştir. Tarihsel gelişim ortaya bir “amaç” da çıkarmıştır. Bu, doğa-dışı bir amaç değildir; İnsana böyle bir nitelik kazandıran tarihsel evrimin ta kendisidir. Doğadan doğa-dışı düşüncelerin ayıklanması gerektiğini Marx kuşkusuz ilk kez Epikuros’tan öğrenmiştir. Boş inançlara bütünüyle ve eksiksiz biçimde ilk karşı çıkan bu Yunanlıdır. Bu anlamda, ilk Aydınlatmacıdır.

Epikurosçu yaklaşım Marx ve Engels imzalı Kutsal Aile (1845) ve Alman Ülkücülüğü adlı kitaplarda daha öne çıkıyor. Gene Marx, Epikuros’un kişiler arasındaki uyumun temelinde gördüğü arkadaşlık yorumuna bakarak onu Jean-Jacques Rousseau’dan (1712-78) önce “Toplum Antlaşması” (1789 Fransız Devrimine önayak olan temel metinlerden Du Contrat social) düşüncesinin ilk sunucusu olarak onaylamıştır. Okullarına kadınları da alarak onları da tartışmalara kattığını eklemeliyim. Marx’daki türe (adalet) düşüncesinin ilk kaynağı Epikuros olabilir. Bu durumda, Marx’a göre, özgürlük dünyasında sınır tanımayan Epikuros Demokritus’ın bir yinelemesi değildir. Onun tek-yanlı belirleyiciliğini aşmıştır. Atomların birbirini itmesi gibi, yaşamı sürdürmenin maddesel koşulu evrim süreci içinde değişirken, insanın konuştuğu dillerin oluşması gibi çevre bilinci de gelişmektedir.

Doktora bitirme çalışması olarak bu konuyu seçmiş olmasının nedeni de budur. Ancak, Epikuros için yaptığı saptamalar doğruysa da, bu konu Marx için bir başlangıçtır, daha ileriye sıçraması için bir basamak taşıdır. Bu başlangıçların tarihin gelişmesindeki önemini Marx da, Engels de daha sonraki yayınlarında ele aldılar. Avrupa’daki gelişmeler her ikisini de daha maddeci yöne itti.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe