| Cem Yağcıoğlu |
Türklerle dans Yalnız kaldığımda çok düşünürüm. Kendi kendimi sorgularım ve çoğu zaman acımasızca yaparım bunu. Çünkü, hayatım boyunca neyi savunduysam tavizsiz olmuşumdur. Yani karşımda süslü cümleler kuran birilerine karşı, hep net fikirlerle durmuşumdur. Alengirli anlatımlar veya akademik ama hiçbir bilgi vermeyen konuşmalar midemi bulandırır. Çünkü bir şey ya doğrudur, ya değildir; ikisi aynı anda olamaz. Doğrunun göreceli olduğunu iddia edenleri şöyle bir süzün, gözlerine bakın; hiçbir şey göremezsiniz. Yuvarlaktırlar; dolayısıyla önleri ve arkaları birdir. Onlara güvenemezsiniz; çünkü güven olgusu bile çıkarları doğrultusunda görecelidir. Kolay zamanlarda yanınızdadırlar, zor ise oyunu bozar ve o andan itibaren onların tek doğrusu kendi çıkarlarıdır. Bu yüzden hiçbir şeyi sonuna dek savunmak gibi bir kaygıları yoktur, çoğu zaman ortayolcudurlar, nedeni ise garantici olmalarıdır. Orta yolcular, kim kazanırsa onun yanında yer alır. Ama kazanmak için verilen savaşta iki tarafa da aynı mesafede dururlar, işte onların görece dediği şey budur; yani değişen durumlara göre şekil almak… Hiçbir şeyi sonuna kadar savunmazlar, bunun mantığı olmadığını bildiklerinden de, ‘değişerek gelişme’nin erdeminden bahsederler her fırsatta. Evin dekorasyonunu değiştirmekle, kişilik değiştirmenin aynı şey olamadığını bilemeyecek kadar da okumuş cahillerdir pek çoğu! ‘Vatanı seveceğine, git karını sev’ cümlesi de, aslında o kadar da boş bir cümle değildir(!) Ama ben böyle bir cümle kuracak olsaydım; ‘vatanını da sev, git evde karını da sev,’ derdim… O cümlede esas olan evde olan kadının sevilmesi değil, sadece vatanın sevilmemesidir. Kadın burada da kullanılan bir meta olmaktan yine kurtulamaz… Çok kurnazca düzenlenmiş gibi görünen cümle, şekilsel açıdan enteresan olsa da, özünde bomboş bir anlatımdan öteye geçmez. İçinde fotoğraf olmayan boş bir çerçeve kadar değerlidir, asıl değer olan fotoğraf ise ortada yoktur. Yani kısaca; cümle yazılı bir metin olsa da, aslında bir şey anlatmaz. Birilerini etkiler mi? Elbette. Kimleri derseniz, cinsel problemleri olanları, derim. Neden, diyecek olursanız, kadın konusunu ağzına pelesenk eden erkekler genelde sorunlu tiplerdir ve yapamadıklarını dillendirmek suretiyle komplekslerini bilinçaltına iterler… Ama acı olan bunu karılarının biliyor olması. Yazık!.. Halbuki vatan sevgisi, herhangi bir performans gerektirmez; sadece seversin, senden bir şey talep etmez… (Zor günler harici..) Mesela; ben kendimi bildim bileli Kemalistimdir. Bir türlü gelişerek değişemedim, o da benim eksikliğim olsa gerek. “Atatürkçü müsün?” dediklerinde, karşı çıkarım, “hayır Kemalistim” derim. Çünkü bana göre Atatürkçülük, kişiye dair sevgiyi, Kemalizm ise o kişinin ideolojisini temsil eder. (Dolayısıyla ben de Atatürkçüyümdür aslında)… Ama temel bağlamda doğru olan Kemalizmdir… Mesela etrafınıza biraz dikkatlice baktığınızda, Atatürkçüyüm diyen cenah genelde, laikliği ön plana çıkartır; çünkü laiklik şu ortam içinde işine gelir… Oysa Kemalistim diyenleri dikkatle izlediğinizde, tam bağımsızlık öne çıkar. Zira tam bağımsızlık olmadan laiklik bir şey ifade etmez. Çünkü tam bağımsızlık şart olandır, laiklik ise gerek olandır. Sonra Atatürkçülük de sadece laiklikten ibaret değildir. Bazıları Avrupai hayat tarzını laiklik olarak aldıklarından olsa gerek, körü körüne laiklik çığırtkanlığı yapar. Oysa laiklik, değer yargılarına karşı kullanılacak bir imge değildir. Atatürk’ün bahsettiği laiklik, gerçekte din ve devlet işlerinin ayrıştırılmasından ibarettir. Onu, ama sadece onu, ellerinde kılıç gibi sallayanlar aslında Atatürkçülüğe; yani Kemalizme içten içe zarar vermektedir… Atatürkçülüğün altı ilkesi vardır ve hiçbiri, bir diğerinden değerli değildir. Ama asıl olan, tam bağımsızlıktır… Dolayısıyla; gerçek bir Atatürkçü AB’ye karşıdır. Laikliği bir kalkan olarak kullanıp tam bağımsızlığı es geçemez. Kısaca her laik Atatürkçü değildir; ama her Atatürkçü laiktir. İşte asıl olan budur. Lafı eveleyip gevelemeden bunu söyleyebiliyorsan, orta yolculardan değilsindir. Bazen entellektüelizmin doruklarında seyreden kimi zevatlar televizyonlara çıkıp, orta bir yolda buluşulmalı diye akla zarar beyanlarda bulunuyor. Onların orta yol dedikleri ise, bizim için vatana ihanettir. Çünkü onlar o yolun yolcusudur. Yolları açık olsun! Göreceden bahsediyorduk ya; işte orta yolcuların hepsi görececidir. Yani göreceli şahışlardır. Kişilikleri o denli görecelidir ki, işlerine geldiği zaman Atatürkçü olurlar; hatta bazen o kadar ileri giderler ki; Atatürk’ün bile AB’ci olduğu zırvalarıyla halkta kafa karışıklığı yaratırlar (ters gard propaganda)… Demokrat olduklarını söylerken bile, faşizmin bakışlarını gözlerindeki ifadeden anlayabilirsiniz. Onlar süslü söylemlerini televizyon ekranlarından ve gazete köşelerinden yaptıktan sonra, Nişantaşı barlarında içkilerini yudumlar, gecenin orta saatlerinde İstiklal Caddesi’nde bildik gece kulüplerinde cilalanır ve ilerleyen saatlerde Cihangir’de kaybolurlar… Ahkâm kesmenin bedava yapıldığı ülkemde, tüm değerlere sövmek ücretsizdir. Tek taptıkları değer olan para ise, tüm ilişkilerinin olmazsa olmazıdır. İşte burada görece geçerli değildir. Onların Tanrısı paradır, tonu yeşile çalan… Orta yolcular bir rock grubu değildir. Onlar daha ziyade, etnik cazcı ve oratoryocudur. Etnik olan her şey ilgilerini çeker. Bölünerek çoğaldıklarından olsa gerek (amipler), bölünmeye oldukça meraklıdırlar. Mazoşist bir profil çizseler de, özünde sadisttirler. Ben onlara kısaca ‘düdük’ diyorum. Hepsi düdüktür. Bas parayı, ötsünler. Hangi notayı verirsen, o sesi alırsın. Dolar verirsen cazz, euro verirsen opera söylerler; şayet dinar verirsen, ilahide üzerlerine yoktur. Mübarek kul olur çıkarlar! CIA ve MOSSAD’da sigortasız çalıştıklarından, sağlık ödemeleri genelde Avrupa fonlarından karşılanır. Yüzsüzdürler. Arsız olduklarından olsa gerek, sinirlendikleri pek görülmez, oldukça sakindirler. Bu doğaldır; çünkü duygu yoksunu insanlar özünde inandıkları bir şey olmadığı için kolay kolay sinirlenmez ve hatta tepki bile vermezler. Onları izleyin haklı olduğumu göreceksiniz. (genel-geçer bir kural değildir) Saksıdaki çiçekleri çoğu zaman bakımsızlıktan ölür, umurlarında bile olmaz, basar parayı yenisini alırlar… Hiçbir şey kendilerinden değerli değildir. Bir gün sosyalistken bir bakarsınız ertesi gün liberaldirler. Bir de bakarsınız, sizden benden Atatürkçüdürler… Aman dikkat! Ama korkmayın, hiçbir zaman Kemalist’im diyemezler; kan uyuşmazlığı ortaya çıkar! Elbette ki Atatürkçülük ve Kemalizm özünde aynıdır; ancak Atatürkçülüğü düşünsel ve ideolojik bir düzlemde ele alacak olursak, Kemalizm denmesi çok daha yerinde olur. Zaten dikkat ederseniz, Atatürk kelimesini mecburen kullanmak zorunda olanlar kesinlikle Kemalizm kelimesini ağızlarına almazlar. Çünkü onu gerçek bir ideoloji olarak görmezler (görmek istemezler). Oysa Kemalizm’i ideolojik açıdan ele aldığınızda, evrensel boyutta anti-emperyalist bir duruş sergilediğini görürsünüz. Zaten AB ve ABD’ nin Kemalizm’e karşı aldığı tavrın arkasında yatan temel neden budur. Korkuyorlar! Kemalizm’in bir gün başlarına bela olacağından adları gibi eminler. Çünkü Altı Ok, onların sahte dünya düzenine açıkça bir tehdittir… Çünkü Kemalizm, sömürü düzenine razı gelmez (Halkçıdır). Çünkü Kemalizm, küreselleşen dünya düzeni tuzağına düşmez (Devletçidir). Çünkü Kemalizm, ulus devlet için Cumhuriyetçidir. Çünkü Kemalizm, din simsarlarına karşı, laiklik ilkesinden ödün vermez. Çünkü Kemalizm, devrimcidir (İnkılâpçıdır). Çünkü Kemalizm, ırka dayalı Milliyetçilik tuzağına düşmez. Ancak Kemalizm bir Türk düşünce sistemidir ve ezilen tüm dünya halklarına Mustafa Kemal Atatürk’ün armağanıdır… Ve sadece teoriden ibaret değildir, pratiği ise Türkiye Cumhuriyeti’dir. (Bir yerleri yeniden keşfetmek isteyenlere duyurulur). Dünyada sosyalist hareketten S.S.C.B doğmuştur ve ne yazık ki Rus milliyetçiliğinin doymaz tavrı sayesinde zayıf düşmüş, Batılı emperyalistlerin mikro-milliyetçilik akımlarının körüklemesiyle de büyük bir hayal kırıklığı olmuştur… Oysa Kemalizm’den doğan Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir ulus devlet olarak yoluna devam etmektedir ve edecektir de… Onu yolundan çevirmek isteyen bağırsak solucanları olacaktır elbette; ancak dış-kılama yöntemiyle (tamamen biyolojik) bu gibi tenyalardan bu millet her dönem olduğu gibi, şimdi de kurtulacaktır (Arınç’ın kulakları çınlasın). Yukarıda Atatürkçülük ve Kemalizm’den bahsederken kesinlikle gerçek Atatürkçüleri hedef almış değilim, siz zaten anlamışsınızdır da, ben yine söyleyeyim dedim. Çünkü yuvarlak Atatürkçülük olmaz arkadaşlar; yani işine gelen yanını al, diğerlerini hiçe say; yok böyle bir şey. Atatürkçülük görecelilik kavramıyla açıklanamaz. Dolayısıyla dikkat edin, benim kastettiğim zevatlar Kemalizm kelimesinden imtina ederler. Yoksa biz samimi Atatürkçüleri iyi biliriz (bkz: Atatürk ve Atatürkçülük-Yekta Güngör Özden. Şiddetle tavsiyemdir.) Peki Kemalizm’in bugünler itibariyle düşürülmek istendiği duruma ne demeli… Statükocu, içe dönük, gelişmeye kapalı, vizyonsuz ve de faşist! Tanımlamalara bakar mısınız… Tam bir deli zırvası, tam bir komedi ve akla zarar yakıştırmalar. Sizce bu iddiaları ortaya atanlar, acaba bu söylediklerine kendileri inanıyor mu?.. Elbette hayır! Bugün hiçbir şeyden habersiz bir çocuğa bile sorsanız, ‘Atatürk kimdir?’ diye, size vereceği cevap ortalama şu olacaktır: ‘Atatürk düşmanları yendi.’ Evet; Atatürk düşmanları yenen adamdır… Açık ve net!.. Yazdı, yönetti ve oynadı… Filmin adı, ‘Türklerle Dans.’ “Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır”. Towsend (İngiliz Komutan)
|