11.08.2008/Sayı:199
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Hakkı Koca

Şeriatın kestiği parmak acır mı?

Geçtiğimiz hafta ülke gündemi çok önemli olaylarla meşgul olduğu için “Ergenekon” kadar önemli bir olay gerektiği kadar göz önünde bulunmadı. Veya bulunulması istenmedi. Birkaç günde kapandı gitti.

Evet Konya ilinin Taşkent ilçesinde yaşanan akıl almaz facia bizleri şaşkına çevirdi.

Daha çocukluktan genç kızlığa henüz adım atmaya çalışan on sekiz günahsız beden, Balcılar Kuran Kursu’nda gaz sızması sonucu büyük bir patlamayla çöken binada ya yanarak ya da enkaz altında kalarak can verdi.

Belki de bir çoğu ailelerinin baskısıyla bu kurslara gitmek zorunda kalıyordu. Daha çocukluğunu, genç kızlığını yaşayamadan...

Bölgede bulunan devlete ait resmi kurs aylardır kapalıydı. Facianın yaşandığı kurs bir tarikat kursuydu. Verilen bilgilere göre kursun “Süleymancılar” denen cemaate ait olduğu söyleniyordu. Gerçi ne fark ederdi ki, ha devlet eliyle bu tür yapılanmalar desteklenmiş ha tarikatlar bu işi üstlenmiş. Önemli olan ulaşılmak istenen amaç. Bu tür yurtlarda dini eğitimin dışında nelerin verildiği çok daha önemli. Zaten din eğitimi işin gerçek yüzünü örtmek için kullanılan bir araçtı.

Olayın belki de insanı en çok yaralayan tarafı masum çocuklarını faciada kaybeden ailelerin takındığı inanılmaz tavırdı. Aileler “şikayetçi değiliz”, “Kuran kursu için kötü bir şey yazmayın”, “takdiri ilahi” diyorlardı. Ve daha ötesi “köpük dansı mı yapıyorlardı ki” diyorlardı. Bu tür ifadeleri çok üzgün oldukları için mi yoksa tarikatlarına bağnazca olan bağlılıklarından dolayı mı kullandıklarının yorumunu sizlere bırakıyorum. Bu insanlar kaybettikleri çocuklarının hesabını tarikattan soramayacak kadar tarikatın kulu kölesi olmuşlardı. İşte gelinen en dehşetli nokta buydu. Neredeyse Taliban’ı bile şaşırtacak garip bir durumdu. Böylesi bir olay en geri bir ülkede bile hükümetin istifasına neden olabilirdi. Bizde bırakın hükümeti, ilgili bakanlar bile yerlerinde duruyor. Kimin ne söylediği belli değil. Zaten sayın Başbakan dememiş miydi “Kuran kursunun kaçağı maçağı olmaz. Kuran öğrenilir kuran öğrenmeye kimse suç ifadesi kullanamaz”. İşte tipik anlayış. Bu ülkede insanın dinini öğrenmesini yasaklayan kurallar bildiğimiz kadarıyla yok. Ama gerçekten öğretilen ne işin önemli tarafı o.

Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılmasının ardından sinsi örgütlenmelerine ara veren şeriatçı güçler tekrar toparlanarak Cumhuriyeti ve laik düzeni değiştirme amaçlarına hız verdiler. Bu gün ikinci adam olarak anılan İsmet İnönü bile bu şeriatçı yapılara göz yumdu, uzlaşma yoluna gitti. Menderes hükümetleri zamanında ivmelerini arttıran tarikatlar devlet yönetiminde de söz sahibi olmaya başladılar. 1960’lı yıllarda hızları biraz kesilmiş olsa da “Milliyetçi Cephe” hükümetlerinde yeniden aynı ivmeyi yakaladılar. Özellikle 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbeleri şeriatçı güçlerin tam anlamıyla geliştikleri dönemler oldu. Tarikatların kucağından iktidara taşınan “Turgut Özal ve Anavatanlı” yıllar bugün yaşanan şeriatçılık gerçeğinin başlangıcıydı. Artık sona gelinmiştir. AKP iktidarı ile istenilen amaca ulaşılmıştır.

Bütün önemli kurumlar tarikatlar kontrolündedir. Devletin her kademesi farklı farklı tarikatlarca paylaşılmıştır.

Bilime, akla, uygar dünyaya uymayan bir yaşam tarzı empoze edilmekte özellikle kırsal bölgelerde kişilere yoğun baskı uygulanmaktadır.

İslam dinini yaşamak adına Atatürk “Deccal” olarak lanse edilmekte. Hatta bir genç kızımız övünerek “Atatürk’ü değil Humeyni’yi sevdiğini” söylemektedir. Gelinen nokta Cumhuriyetin tasfiyesi Atatürk’ün yok edilmesidir.

Zaten hayatlarını kaybeden çocukların ailelerinin takındığı tavır birçok şeyi anlatmaktadır. Babaları o çocuklar için “onlar şehit” diyebilmektedirler. Bu insanların bu durumda olmaları yukarıda yazdığımız gibi, sistemli olarak yürütülen politikaların sonucunda toplumun dönüştürülmesidir.

İşleme konan bu dönüştürme programı tabiî ki sadece devleti yöneten siyasi partilerden ve hükümetlerden ibaret değildir. Bu programın esas belirleyeni ABD ve AB gibi kendisine sömürge ülkeler yaratmak isteyen emperyalizmdir...

Türkiye Cumhuriyeti’nin bulunduğu bölgede BOP’u uygulamak isteyen ABD, kullandığı işbirlikçi yapılarla İslâm dinini ön plana çıkararak “ümmetçiliği” yaymakta, laik düzen içindeki toplumları “vatan” duygusundan kopartmaya çalışmaktadır. Vatan duygusundan kopan toplumlar milliyetçi bir direniş gösteremeyecekler, antiemperyalist tavırdan uzatlaşacaklardır. Süratle gericileşen devlet emperyalist işgale direnemeyecek ve yok olacaktır.

Böylesine bir programı 1923’te yırtıp atan Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiyesi, emperyalizm için her zaman tehlikedir. Yıllardır dayatılmaya çalışılan “Ilımlı İslâm modeli”, çok daha ileri bir evreye taşınarak faciada hayatını kaybeden çocukların ailelerinin takındıkları tutumu ortaya çıkarmıştır. Bir anlamda emperyalizm istediğini başarmış gibidir. Bunun karşısında direnecek tek güçse antiemperyalist milliyetçi bir duruştur. İhtiyacımız olan Mustafa Kemal Atatürk ruhudur.

Yaşanan bir olay karşısında şeriatçılar hep derler ki “Şeriatın kestiği parmak acımaz.” O çocukların aileleri de aynı şekilde düşünüyorlar. Ne yazık ki aynı düşüncede olmak insan olduğunu unutmaktır. Acı haberi duyduğum gün benim yüreğim çok acıdı…



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe