| Okan İşbecer |
MHP’liler hep Atatürkçülere karşı
MHP’nin yeni eşsiz ideoloğu MHP camiası içinden son dönemlerin en önemli siyasi yıldızlarından biri doğuyor. Söz konusu kişi, Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği görevinde bulunan, MHP MKYK üyesi ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin danışmanı Vedat Bilgin. 1970’li yıllardan beri MHP’nin içinde yer alan Bilgin, klasik MHP görüşlerine aykırı gibi görünen fikirleriyle gündeme gelmeye çalışan ülkücü bir “entelektüel”. Aslında sarfettiği sözler biraz ayrıntılı incelendiğinde ortada fikir falan olmadığı hemen belli olan bu zat-ı muhterem, son dönemlerin röportaj gözdelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Sık sık Fethullahçı Zaman gazetesine verdiği röportajların arasına geçtiğimiz nisan ayında Taraf gazetesini de ekleyerek aslında tarafını belli etmişti. Söylemleri birebir Mümtaz’er Türköne’ye benzer. Zaten siyasi çevrelerde kendisi Mümtaz’er’in ekürisi olarak biliniyor. Aynı okulda görev yapmaları da bu ikiliyi yakınlaştıran etkenlerden olsa gerek. MHP’nin son dönemde takındığı AKP yanlısı tutumlarında Vedat Bilgin’in önemli payı vardır desek pek de yanılmış olmayız. Son dönemde MHP adına önemli konularda Bahçeli’den çok Vedat Bilgin’in demeçlerine veya röportajlarına rastlar olduk. Partinin genel başkanı Bahçeli mi, Bilgin mi diye düşünmeden de edemedik tabi. Her ne kadar verdiği röportajlarda MHP adına değil kendi akademik kimliğiyle konuştuğunu söylese de bunu kimse yemiyor. Aşağıda ayrıntılı olarak değineceğimiz son röportajında ortaya attığı şeyleri okuyunca bir an karşımızda Mümtaz’er Türköne veya Taraf gazetesinden herhangi bir yazarla röportaj yapılmış zannettik. Bütün ideolojik duruşu Atatürkçülük karşıtlığı olan Vedat Bilgin, açıktan Atatürk’ü hedef alamadığı için “ulusalcılar” diye hayali bir düşman uydurarak bunun üzerinden Atatürkçülere saldırma yolunu seçiyor. Bunu yaparken de Atatürkçülerin bütün geleneğine saldırmayı ihmal etmiyor. Zaman, Taraf gibi gazetelerin misyonu belli olduğu için Vedat Bilgin’in buralarda çarşaf çarşaf çıkan röportajlarının da bu açıdan bir anlamı oluyor. Bilgin’in sakat milliyetçilik tanımı Son olarak Zaman gazetesinde iki gün üst üste tam sayfa röportajı yayınlanan Vedat Bilgin, “ulusalcı” dediği Atatürkçülere veryansın ediyor. Kendisi üniversitede hoca olduğu için ders verir tarzda yaptığı bu röportajına MHP milliyetçiliği ile “ulusalcıların” milliyetçiliği arasındaki farkları anlatmakla başlayan Bilgin, milliyetçiliği baş aşağı çeviriyor. MHP’nin devletçi siyaseti terk edip etmediği üzerine bir soruyu cevaplayan Bilgin, “Tabii siyasi devletçilik ile bir siyasal sistemin merkezindeki alt kurumlardan birisi olarak devlete verilen önem farklı şeylerdir. Milliyetçilik modern dünyada, devletçilik karşıtı bir ideoloji olarak toplumsal merkezin taleplerinin bütünü olarak yükselmiştir” diyerek müthiş bir çarpıtmaya imza atıyor. Yani Bilgin’e göre kurum olarak devleti savunmak doğrudur ancak ekonomik sistem olarak devletçi olmak yanlıştır. Bu cümleler aslında MHP’nin ideolojik duruşunu en iyi özetleyen sözler. Zaten MHP’nin ABD tarafından kurdurulmasının sebebi de tam olarak budur: Devletçiliği savunan sola karşı mücadele etmek. Milliyetçilik, bilindiği gibi emperyalizme karşı ezilen ulusların direniş ideolojisi olarak ortaya çıkmıştır. Emperyalizme ve kapitalizme karşı ortaya çıkan milliyetçi ideoloji, kapitalist sömürü sistemine karşı halkçı ve devletçi bir alternatif ekonomik model ortaya koyar. Yani aslında milliyetçilik ve devletçilik birbirinden ayrılmaz ideolojik kavramlardır ve antiemperyalizmin özüdür. Ama Vedat Bilgin gibi Türk milliyetçiği yerine Amerikan milliyetçiliği tarafından bakarsanız antiemperyalist bir devletçilik yerine ABD’nin biçimlendirdiği devlet aygıtını savunmak daha doğru bir duruştur. Bilgin’in bu tanımı aynı zamanda MHP’nin bugüne kadar yaptığı işin de özünü ortaya koyuyor. Yani Bilgin’e göre milliyetçilik, devletçiliği savunan Atatürkçü ve solculara karşı ABD emrinde, devlet savunuculuğu adı altında, Türkiye’nin sömürülmesine destek olmak demek.
“Demokratik” ve Röportajın ilerleyen bölümlerinde gittikçe açılan Vedat Bilgin, MHP’nin eşsiz ideoloğu olarak önemli açılımlar getiriyor. Bunlardan birisi “demokratik milliyetçilik” tanımı. Demek ki, bir de demokratik olmayan milliyetçilik varmış. Bilgin’e göre MHP’ninki demokratik olduğuna göre antidemokratik olan da otomatikman Atatürk milliyetçiliği oluyor. Zaten röportaj boyunca o kadar çok demokrasi vurgusu yapılıyor ki, en demokrat insan bile rahatsız olur. Özellikle şu cümle oldukça dikkat çekici: “MHP’nin söylemini analiz ettiğimiz zaman orada demokrasinin milliyetçi siyasette ön plana çıktığını görebiliriz.” Hani MHP’yi bilmesek Bilgin’e inanacağız ama MHP’nin kırk yıldır yaptıkları ortada. Demokrasinin “d”sini bulan varsa bize de haber versin. Yıllardır yakan, yıkan, katleden MHP’nin şimdi Vedat Bilgin’in ağzından demokratik söylemlerde bulunması olsa olsa kara mizah olur. En son hatırlarsınız genel merkezlerinin önüne protesto için siyah çelenk koymaya kalkan emekli askerleri gayet demokratik bir şekilde dövmüşlerdi! Gündemde önemli bir yer tutan Ergenekon operasyonunu da değerlendiren Bilgin, bu konuda da “demokrat” tavrından ödün vermiyor: “Bugün olayın bu düzeyde ortaya çıkmış olmasının anlamı şu: Bir, Türkiye’de yargı, yani ağır ceza mahkemesi, eski devlet güvenlik mahkemesinin fonksiyonlarının yerini almış olan mahkeme ilk defa Türkiye’de demokrasiye sahip çıkıyor. Bu çok tarihî bir dönüm noktası. Yargı Türkiye’nin demokrasisine sahip çıkıyor. Bu tür kirli oluşumları tasfiye etmek için yargı bizzat kendisine bu işi misyon ediniyor… Bunu da Türkiye’nin devlet yapısının geldiği önemli bir aşama olarak görüyorum.” Bu söylem herhangi bir “özgürlükçü sol” söylemden pek de farklı değil. Ufuk Uras’la Vedat Bilgin’in tek farkı birinin ÖDP’li diğerinin de MHP’li olması sadece. AKP’nin kapatma davasının kabul edilip görüşüldüğü süreçte MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin AKP’nin kapatılmaması yönünde almış olduğu “demokratik” tavırda da Vedat Bilgin’in önemli payı olsa gerek. Vedat Bilgin’in temas ettiği önemli noktalardan biri de MHP’nin AB ile ilgili tutumuna getirdiği farklı açılım. Her fırsatta AB’ye uyum yasalarına MHP’nin yapmış olduğu katkıları övgüyle anlatan Bilgin, AB ile ilgili olarak, “Ben AB projesine uluslararası bir işbirliği yapılanması ile milli devlet arasındaki ilişkilerin uyumu olarak bakıyorum.” diyor. Söz konusu AB yasalarının Türkiye’yi getirdiği nokta ise bugün hepimizin malumudur. Kürtçe eğitim, Kürtçe yayın gibi bugün başımızı ağrıtan bütün yasal düzenlemelerin altında MHP’nin de imzası var. Bugüne kadar hiçbir milli davamızda gerçek milliyetçi duruşu sergileyemeyen MHP’nin son geldiği nokta AB savunuculuğu oldu. Seçim döneminde de AB ile ilgili kitapçıklar dağıtan MHP, Türkiye’nin AB’ye girmesini siyasal program olarak savunmuştu. AB’yi uluslararası bir işbirliği yapılanması olara gören Bilgin’e sormak gerekir, AB içinde bir tane milli devlet var mı? Ya da milli devlet kimliğini koruyarak AB ile uyumlu şekilde ilişkilri geliştirmek mümkün mü? Vedat Bilgin, Atatürkçü geleneğe saldırıyor Ve Vedat Bilgin sonunda esas söylemek istediği noktaya geliyor. Tabi röportajı yapan Nuriye Akman’ın da yardımıyla. Nuriye Akman’ın yönlendirmeleri doğrultusunda sözü ulusalcılara getiren Vedat Bilgin, altını dolduramadığı iddialarla ulusalcıları suçlar gibi gözükse de aslında hedefi Atatürk ve Atatürkçüler oluyor. Neymiş efendim, ulusalcıların sapkın bir tarih anlayışı varmış. Bir de ulusalcılar sanal bir Türk ulusu yaratıp onun üzerinden siyaset üretiyorlarmış. Şimdi yine soralım, Atatürk’ün tarihsel köklere dayanarak yeniden ortaya çıkardığı Türk Milleti mi sanal, yoksa MHP’nin ortaya attığı ABD imalatı Türk-İslam sentezine göre kurgulanmış Türk Milleti mi? Bu ülkede Türk kimliğini Atatürkçüler mi yok etti yoksa Türk-İslamcılar mı? Nuriye Akman bir de bunları sorsaydı da biz de öğrenseydik. Nuriye Akman’ın ulusalcılığın (ulusalcılığı Atatürkçülük olarak okuyun) neden antidemokratik bir proje haline geldiği sorusunu ise şöyle cevaplıyor: “…27 Mayıs’ın da, 12 Mart’ın da ve Türkiye’yi 12 Eylül’e taşıyan olayların da arkasındaki dinamikler Kadro ve Yön dergileri ile Devrim gazetesinde oluşturulan ideolojik anlayıştan beslendi. Zaman zaman kendisine “devrimci, ulusalcı, milli demokratik devrimci” gibi sıfatlar takan bu anlayışın temeli Kadro hareketine kadar dayanır.” Aslında bu işi Atatürk’e dayandıracak ama bir türlü cesaret edemiyor. Bilgin’in bahsettiği Kadro, Yön ve Devrim gibi yayın organlarının temeli Atatürkçülük, milliyetçilik ve sosyalizmdir. Dolayısıyla burada asıl suçlanan Şevket Süreyya, Doğan Avcıoğlu değil bizzat Atatürk’tür. “Türkiye milli devleti kurdu ama milli devleti henüz demokratikleştiremedi.” gibi orijinal tezler de ileri süren Vedat Bilgin tam anlamıyla bir demokrasi aşığıymış da haberimiz yokmuş. Bir de isterseniz Kadro’nun bu işi nasıl becerdiğini öğrenelim: “Kadro’cu tezler 1930’lu yıllarda Şevket Süreyya Bey ve arkadaşlarının Kadro dergisinde ileri sürdüğü tezlerdir. O tezlerin Türkiye’de antidemokratik oluşumların şekillenmesinde çok büyük etkisi olmuştur. Bu tezler kabaca şunu ileri sürüyordu: Türkiye geri bir tarım ülkesidir. Geri bir tarım ülkesini demokrasi ile kalkındırmak mümkün değildir. Onun için yapılması gereken şey devlet merkezli bir planlama ve elitizm ile halkı siyasetin içine katmadan halkın arı gibi çalışarak kalkınma hareketini başarıya götürmektir. Burada dikkat ederseniz halka verilen rol çalışmak, iş yapmak. Siyasal bir aktör değildir halk. Oradaki siyasal aktör kimdir? Devlet içerisinde örgütlenmiş olan askerî ve sivil bürokrasidir.” Gördünüz mü Atatürk’ün kurduğu elitist bürokrasinin marifetlerini? Halkı siyasetin içine katmamak için ne teoriler üretiyormuş. Millet çalışmaktan kafasını kaldırıp “memlekette neler oluyor?” diye soramayacak. Kadro’yu inceleyip de böylesi bir sonuç çıkaran bu hastalıklı kafa Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığında İkinci Cumhuriyetçi zevata bile rahmet okutacak cinsten. Ergenekon varken ülkücü cinayetlerinin hesabı mı sorulurmuş? Bütün bu Atatürk düşmanlığının yanı sıra kendi örgütünü de korumayı ihmal etmeyen Bilgin, bu aralar moda olduğu üzere, ülkücülerin bütün pis işlerini Ergenekon’a havale ediyor. “12 Eylül döneminde maalesef ülkücüler de bu ulusalcılık değirmenine çok su taşıdılar. Karanlık işlerde taşeron olarak kullanıldılar. Öyle değil mi?” şeklindeki soruya şu şekilde karşılık veriyor: “Bu tür suçlamaların ne kadar gerçek dışı olduğunu görmek için meseleyi tam olarak anlamak lazım: Türkiye’nin uluslararası bağlantısı, NATO’ya girdiğimizden bu tarafa Amerika iledir. Amerika, bütün NATO ülkelerinde o ülkelerin içişlerine müdahale edebilmek için gladyo gibi gizli yapılanmalar kurdu… Ergenekon iddianamesi ile ortaya dökülen belgelerden zaten bahsettiğiniz bu olayların ülkücülerin dışında hatta bizzat onların karşısında olanlar tarafından tertip edildiği anlaşılmaktadır. Belki onların ağına düşen bu insanlara bir masumiyet atfedilebilir ama o işlerin yönlendiricisi konumunda olan insanların hiçbirisi masum değildir. Ve onlar doğrudan doğruya bu yapının elemanlarıdır.” Hay şu Ergenekon’u çıkarandan Allah razı olsun. Ne güzel değil mi? Ülkücülerin kanına girdiği bütün insanların katili bir anda Ergenekon olup çıkıyor. Tabi bu arada 70’li yıllardan beri MHP içerisinde olan Vedat Bilgin, çaktırmadan kendisini de aklamış oluyor. Kürt meselesinde PKK programını savunan MHP’li İsterseniz Vedat Bilgin Kürt meselesi hakkında neler düşünüyor bir de ona bakalım. Malum milliyetçiliğin turnusol kâğıdı günümüzde Kürt meselesine karşı alınan tavır. Vedat Bilgin, yaklaşık bir yıl önce yine Zaman gazetesinde yer alan röportajında bakın neler anlatıyor: “Türkiye’de bireysel olarak insanlar bütün özgürlükleri kullanma hakkına sahiptir, sahip olmalıdır. Bu çerçevede insanların özgürlüklerini kullanmasının bir hak olduğunu, demokrasi içinde demokrasi ile sınırlandırılmış bir hak olduğunu, genişliğine düşündüğümüz zaman insanı geliştirecek bir hak olduğunu düşünüyorum. Kürtlerle bizim ortak hayatımız en azından Selçuklularla başlıyor. Daha öncesi yok farz edilse dahi yaklaşık bin üç yüz yıllık beraberliğimiz var. Akraba toplumlar olmuşuz.” Görüldüğü gibi Bilgin’in yaptığı biraz da PKK’nın gösterdiği kulağı tersten göstermek. Bu arada Kürtlere de biraz haksızlık etmiş. Kürtler kendilerini binlerce yıllık bir sözde millet olarak tarımlarken, Vedat Bilgin bir üç yüz yıllık bir birliktelikten bahsediyor. Burada bir hata olmuş olmalı. Bir de çözüm önerisini ortaya koymada sanki biraz tutuk kalmış. Mümtaz’er belki bu konuda kendisine yardımcı olabilir. “Bu sorun nereden kaynaklanıyor” sorusuna verilen cevap da tam anlamıyla ibretlik: “Türkiye’de uzun süre devletin kendi halkına karşı uyguladığı antidemokratik yöntemler ve antidemokratik müdahaleler Türkiye’de toplumsal barışı zedeleyen bir devlet anlayışı, politik uygulamaları ortaya konmuştur.” Alın size en babasından PKK propagandası. Bir de gerçek milliyetçi biziz diye geçinirler. Zaten Meclis’teki PKK’lılarla bu kadar içli dışlı olan bir siyasi hareketten de doğru düzgün bir tavır beklemiyorduk. Son sözümüz Atatürkçü saflara Biz yıllardır söylüyoruz bunlar Türk milliyetçisi değil Amerikan milliyetçisidir diye. 22 Temmuz seçimlerinden önce bazı Atatürkçü geçinen Zübükler “sağcılar MHP’ye” diye Atatürkçülük adına bu adamlar için oy isterken de uyardık. Ama bazı kesimler anlamamakta ısrar ettiler. Yaşayarak öğrenmek en etkili yol ama tek yol değil. Bu sözde Atatürkçü kesimler kazıklana kazıklana çok iyi öğreneceklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Bu sürecin sonunda ancak kazıklanmaya alışırlar o kadar. MHP’liler Meclis açılır açılmaz PKK’lılarla el sıkıştılar, Gül’ü Çankaya’ya çıkardılar, Türban düzenlemesinde AKP’yle ortak oldular ve bunların hiçbiri söz konusu “Atatürkçü” kesimi kendine getiremedi. Adamlar artık açıktan Atatürk düşmanlığı yapıyorlar. Bizim Atatürkçü saflar ise hâlâ MHP’lileri kazanmak derdinde. Son sözümüz ve son çağrımız onlara; Amerikan milliyetçilerini Amerikan menşeli bölücülerle baş başa bırakın ve gerçek milliyetçilerin, TÜRKSOLU saflarında toplanın!
|