| Hüseyin Adıgüzel |
Hangi demokrasi? Hangi istikrar? Demokrasi mi kazandı? AKP hakkında açılan kapatma davasına görülmemiş ve alışılmamış bir hızla bakıldı ve AKP “Laiklik karşıtı odak olmasına rağmen” bazı dış güçlerin ve onların yerli iş birlikçilerinin istedikleri biçimde kapatılmadı. Olumlu olumsuz bir çok tepkinin ortak olanı, basında “Demokrasi Kazandı” şeklinde ortaya çıktı. Yani sözün Türkçe’si AKP kapatılsaydı, demokrasi kaybedecekmiş… Hangi demokrasi kaybedecekti? Onların bize yutturmaya kalktıkları demokrasi! Peki bu demokrasi kaybetseydi ne olurdu? Aslında hiçbir şey olmazdı, ortam bugünden farklı olmaz, hatta bizim inandığımız demokrasi açısından baktığımız zaman, daha güvenli, daha inandırıcı olurdu. Bunu söylememin pratikte görünür bir çok nedeni var. Bir kaçını açalım. Karar aşamasında, iş birlikçi, dönme ve döneklerin medyası, yoğun bir biçimde AKP kapatılırsa, ne gibi uydurma sorunlarla karşılaşacağımızı yazıp çiziyordu. Demokrasi yara alacakmış (hangi demokrasi?), istikrar bozulacakmış (hangi istikrar?), siyasi ve ekonomik dengeler alt üst olacakmış (hangi dengeler?) ve Türkiye AB’den ya da tümüyle Batı’dan dışlanacakmış (hangi Batı’dan?) Milleti ve karar mercisini öyle yoğun, Göbelsvari bir propagandanın altına aldılar ki, yukarıdaki “hangi?/ hangileri?” sorularının yanıtlarını aramayı unutturdular. Halbuki, o “hangi?/hangileri?” sorularının yanıtları aransaydı, AKP’ nin kapatılmasının demokrasi açısından daha güvenli ve inandırıcı bir ortam sağlayacağını görme olanağı doğacaktı. Buna olanak tanımadılar. Ellerindeki silahı çok iyi kullandılar. “AKP kapatılmadı demokrasi kurtuldu, ya da AKP kapatıldı demokrasi yara aldı” söylemlerinin mahiyetçe bir farkı yok. Yani demokrasi denilen nesne AKP’ye endeksli! AKP varsa demokrasi var, AKP yoksa demokrasi yok! Böyle sığ bir mantık nerede görülür? Elbette Türkiye demokrasisinde… Almanya’da, İspanya’da, hatta ABD’de de partiler kapatılıyor, ama birileri çıkıp da “şu parti kapatılırsa demokrasi yara alır” demiyor / diyemez. Ama sırada Türkiye olursa, söylerler. Çünkü; içte ve dışta bunu söyleyenlerin tümünün AKP iktidarından çıkarı var. Öyle ise, bu demokrasi denilen yönetim biçiminin gerçek adı çıkar yönetimidir, demokrasi falan değildir. Demek ki olmayan bir şeyin “yara alması ya da kurtulması” söz konusu bile olamaz. Bu demokrasi kime yarıyor? Çıkar çevrelerinin var olduğunu söyledikleri demokrasinin işlevi de demokrasi olmadığının kesin kanıtı olarak orta yerde duruyor. Bu nasıl demokrasi ki, güç çevrelerinin ve azınlıklardan başka kimsenin sesi çıkmıyor, hak arayamıyor. Daha birkaç gün önce İstanbul Belediyesi’nde çalışan işçiler, ücretlerinin iyileştirilmesi için gösteri yapmaya kalktılar, bir ton polis dayağı yediler. Mardin’de, Şırnak’ta, Diyarbakır’da, Batman’da, Yüksekova’da, “Bölücü başı niye traş edildi” diye şehirlerin altını üstüne getirenlere, bölücü başının posterlerini ve sözde bağımsız Kürdistan bayrakları açanlara kimse dokunmuyor. Bu işte böyle bir demokrasi…Ve bu demokrasinin kimlerin demokrasisi olduğunu da, bu ve buna benzer bildiğiniz olaylarla şöyle bir düşünün, sonra adamların niçin bu kadar bağırıp çağırdıklarını anlayın… İnsanları bir takım iddialarla tutukluyorsunuz, on dört ay, hakim önüne çıkaramıyorsunuz ve bu yönetimin adına da demokrasi diyorsunuz. Bu da işte böyle demokrasi… Mahdumların, eş, dost, yarenlerin, damatların, dünürlerin, dönmelerin, yalakaların, liboşların demokrasisi, işte bu demokrasidir! Beş yüz milyar dolar borç bu demokrasinin eseridir, bölücülük, vatan topraklarının satılması, tüm stratejik kurumların ve bankaların yabancılara verilmesi, bu demokrasinin yüz akıdır. Fakirin daha fakir, zenginin daha zengin edilmesi bu demokrasinin kuralıdır. Neresinden bakarsanız bakınız, bu demokrasi sadece onlar için çalışır, onları mutlu etmek, zengin etmek, yönetme hırslarını tatmin etmek için vardır. Böyle bir demokrasinin varlığı, ya da yokluğu büyük kitleler için ne ifade ediyor? Hiçbir şey değil mi? Öyle ise, her türlü nimetlerinden AKP sayesinde yararlandıkları bu yönetimi ve partiyi, yararlananlar, koruyacaklardır ve korumuşlardır. Demokrasi kurtuldu diyerek çığlık çığlığa bağırmalarının tek nedeni budur! Aslında kurtulan demokrasi falan değil, kendileridir. Kendileri için verdikleri mücadeleyi, demokrasi kılıfı ile gizliyorlar, yaptıkları bu! İstikrar dedikleri şey “AKP kapatılırsa istikrar bozulacakmış.” Ben gerçekten hangi istikrardan söz ettiklerini bir türlü anlayamıyorum. Siyasi mi, ekonomik mi, sosyal mi? Yoksa hepsi birden mi? Varsa eğer, siyasi istikrar tek parti iktidarının eseri, ama onu bile doğru ve yerinde değerlendiremediler. Bir parça beze, her şeyi feda ettiler. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumları ile kavga etmek istikrar mı? Yoksa, partinizi kapatma davası açılacak hale getirmek mi istikrar? Ekonomik istikrar, bazı rakam oyunları ile enflasyonu sıfırlı rakamlarla ifade etmek midir? Yoksa, milli geliri kağıt üzerinde arttırıp, işçiyi, köylüyü, esnafı, çiftçiyi, memuru, emekliyi açlık sınırında yaşatmak mıdır? Milli gelirin yüzde doksan beşini, yüzde beşlik kesime, yüzde beşini, yüzde doksan beşlik kesime vermek midir istikrar? Cari açığı, on kattan fazla arttırmak mıdır? Yoksa, ihracat rakamlarını törenlerle açıklarken ithalat rakamlarını gizlemek midir? Beş yüz milyar dolar borcu olan ve artık ordusundan başka satacak bir şeyi kalmayan ekonomiyi savunmak mıdır istikrar? İnsanları kredi batağına sürüklemek midir? Yoksa, yeni zenginler yaratırken halkı açlığa mahkum etmek midir? Adaletsiz vergiler midir? Dünyanın en pahalı mazotunu, benzinini, elektriğini, doğal gazını kullanmak mıdır? İnsanlar arasında bizdendir, değildir ayırımı yapmak mıdır istikrar ? Erkeğin kırpık bıyığına, ıslak dudaklarına, kadının türbanına bakarak işe almak mıdır? Yoksa, ramazan çadırları açarak, makarna ve kömür dağıtarak yoksula yardım ediyoruz masalı anlatmak mıdır? Bunlar mı istikrar? Peki bunlar olmasaydı, yani istikrar bozulsaydı, durum bugünden kötü mü olurdu? En kötüsünde yaşıyoruz, daha kötü ne olabilirdi, dediğinizi işitir gibiyim. Aslında, bunların, sürmesini istedikleri istikrar dedikleri şey; çıkarlarının sürmesi, kazançlarının artmasından başka bir şey değildir. Yani, istikrar onların yaşam düzeylerinin değişmemesidir. Bunun için bağırıp çağırıyorlar ve milleti aldatıyorlar. Yüz milyar dolarla ölçülen borçlar aldılar, beş kuruşluk yatırım mı yaptılar? Vergileri mi düşürdüler? İstihdam sağlayacak bir yatırım mı yaptılar? İşsizliğe çare mi buldular? Elektriği, doğal gazı, benzini, mazotu mu ucuzlattılar ? Her türlü üretimin artmasını mı sağladılar? İşçinin, çiftçinin, köylünün, memurun, emeklinin gelirini mi arttırdılar? Rüşveti, suistimali, iltiması mı kaldırdılar ? İstedikleri istikrar bunların devam etmesidir. Yani halkın ızdırabıdır, acısıdır… Batı AKP’ye kalkan oldu İstikrar dedikleri bir başka husus AB ile olan ilişkilerin sürmesi istekleridir. Yani, Batı’ya tümüyle teslim olmak, elleri yukarı kaldırmaktır. Hatırlarsınız, dava sürecinde, AB’nin ve ABD’nin üst düzey yöneticileri, davayı etkileyecek tarzda demeçler veriyorlardı. Barasso, TBMM’nde bir sömürge valisi edasıyla konuşmadı mı? Oli Rehn’i, Lagejendik’i hemen hergün “AKP kapatılırsa, görüşmeleri askıya alırız” demiyorlar mıydı? Bir ABD dış işleri görevlisi, “AKP’nin kapatılması çıkarlarımıza zarar verir” demedi mi? Yani, çıkarını düşünen Batı, AKP’nin kapatılmaması için elinden geleni yaptı. Ve başardı. Bu durum onların eseridir desek abartmayız. Batılıların, AKP’nin kapatılmasını istememeleri çıkarları açısından doğrudur da, yüksek mahkemenin yargıçlarının bu fikirde olmaları nasıl açıklanır? Türkiye’nin Batı’dan dışlanması akla gelebilecek en son olaydır ve bu koşullar içerisinde Batı’nın bunu yapması kesinlikle mümkün değildir. Çünkü, Batılı aptal değildir. Her gün sağdığı ineği, ya da her gün yumurtasını aldığı tavuğu kesmez, ona gözü gibi bakar. Siz bakmayın o sözlere… Kuzey Kore ile bile ticaret yapmaktadırlar. Suudi Arabistan, Ürdün, Şeyhlikler ya da daha başka demokratik olmayan ülkelerle çıkarları olduğu sürece ilişkilerini sürdürürler. Şu sıralar Türkiye’yi sağmal inek gibi sağmaktadırlar. Ticari işlerde AB’nin Türkiye’den yıllık yirmi - otuz milyar dolar kârı var… Borsadan kazandıkları da cabası… Satın aldıkları işletmeler ve bankalardan alıp götürdüklerini hesap bile etmiyorum. Bu kadar tatlı parayı dünyanın neresinde bulacaklar da, bizi dışlayacaklar… Tilkiye sormuşlar, tavuk yer misin? diye. Güldürmeyin beni, demiş… Aynı hikaye… Demek ki, AKP kapatılsaydı, Türkiye bugünkünden daha kötü koşulları yaşamayacaktı. Bir kere bunu iyi anlamak gerekir. Milleti kandırdıkları gibi belki yargıçları da kandırdılar, ya da başkalarını korkuttukları gibi yargıçları da korkuttular. Ve AKP kapatılmadı. Şimdi ne olacak? Yaşasın kazanan demokrasi çığlıkları altında Kürt - İslam faşizmi, daha cesur, daha atak, daha korkusuzca yol alacak. Bütün kurumları birkaç yıl içinde yasal yollarla ele geçirecekler ve ABD’nin dümen suyunda Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldıracaklar. Bundan beş-altı yıl önce 2. Cumhuriyet tartışmalarını yapanların, bunu niçin gündeme getirdikleri ve kimlere hizmet ettikleri şimdi daha açık anlaşılır hale geldi. İkinci Cumhuriyetin kurulması için birkaç yıl içinde hiçbir engel kalmayacak. Atatürk’ün bir Kurtuluş Savaşı vererek milletle beraber kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin yerini Kürt-İslam Cumhuriyeti alacak. Bu süreç içerisinde, polis devleti tamamen yerleştirilecek, muhalefet diye bir şey kalmayacak! Muhaliflerin tümünü Ergenekon gibi sahte senaryolarla hapse dolduracaklar. Kürt- İslam Faşizmini tepemizde Demokles’in kılıcı gibi sallandırıp duracaklar. Kıbrıs’ı artık saymıyorum, çünkü, tamamen Rum kesimine devredildi. Ermenistan ile anlaşma sağlanacak, soykırım tanınacak, tazminat ve belki de toprak verilecek. Kürt özerk bölgesi Kerkük ve Musulu da içine alarak devlet olacak ve Türkiye de kurulmuş bulunan yeni devlet, yani, Kürt - İslam Cumhuriyeti o, yapay devleti tanıyacak ve bir kısım topraklarını da, o sözde devlete devredecek. Sonra mı? Sonra İran savaşı gelecek ve Mehmet’ler, ABD ordusu yerine İran’a saldıracaklar. ABD’ye ihraç ettiğimiz Mehmet’lerle İran savaşı bitirilecek ve sıra Türkiye’ye gelecek. Bugün bütün bu olan biteni anlamazsak, yarın ABD saldırdığında belki uyanacağız, ama iş işten geçmiş olacak. Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye… Çare örgütlü mücadele Ben bütün bunlara rağmen hala zaman olduğunu düşünüyorum. Bu zamanı çok iyi değerlendirmek gerekir. Artık ordudan ve yargıdan medet ummanın boş bir hayal olduğunu, “nasıl olsa ordu var!”, ya da “yargı yasa dışı işlere izin vermez” mantığının bizi nerelere getirdiğini herkesin iyi görmesi gerekir. Uyuyan Atatürkçülerin, vatan severlerin, ulusalcıyım diyen herkesin örgütlü bir mücadele içine girme vakti gelmiş, hatta geçmektedir. Zaman varken elini taşın altına koymaktan korkanlar, sonra o elleri ile emperyalistlere hizmet edeceklerini asla unutmamalıdırlar. Örgütsüz bir mücadelenin neler getirip neler götürdüğü son beş-altı yılda açık olarak görüldü. Tek çıkar yol ve tek çare; örgütlü siyasi mücadeledir. TÜRKSOLU’nun başlattığı bu harekete destek verin, üzerinizdeki ölü toprağını silkeleyin. TÜRKSOLU, tüm geçmişi ve tertemiz kadroları ile başlattığı, Türklük ve demokrasi mücadelesine sizleri de bekliyor, gelin, elinizi taşın altına koyun! Uyanın artık! Satıldık uyanın artık!
|