04.08.2008/Sayı:198
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

Ergenekon operasyonuyla
Atatürk Türkiyesini
yıkmaya çalışıyorlar

Büyükanıt'a Miloseviç sonu hazırlıyorlar

Hedef Türk Ordusu

Korku imparatorluğuna karşı susup sinmediğimizi göstermek gerekiyor. Adam gibi örgütlenmek gerekiyor. Planı, programı, ideolojisi, doğru dürüst amacı olmayan bir örgütlenmenin sadece Kürt-İslamcılara yararı olacağını bilmemiz gerekiyor. Eğer hüsran yaşamak istemiyorsanız buyrun TÜRKSOLU’na. Demirci Kawacılara karşı bir Ergenekon destanı yazalım, Türk’ün ikinci kurtuluşunun ve doğuşunun birer neferi olalım.

Her şey Süleymaniye ile başladı Şemdinli ile devam etti

Türk Ordusu’nu etkisizleştirme işi, ilk olarak Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilerek gerçekleştirilmişti.

Peki, kimdi Türk askerinin başına çuval geçiren?

Irak’ı işgal eden, Kürtlerin ve PKK’nın savunucusu Amerika.

Peki, neden çuval geçirmişti?

Çünkü ABD, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde bir Arap ülkesi olan Irak’ı, bir Kürt devleti haline getirmeye çalışıyor ve aynı zamanda Kuzey Irak’ta PKK’nın barınmasına göz yumuyordu. Doğal olarak Türk Ordusu, güneyinde bir Kürt devleti kurulmasına ve PKK’nın barınmasına karşıdır.

Tam da bu noktada Amerika ile Türk Ordusu’nun planları çatışıyordu! Birinin saf dışı bırakılması gerekiyordu. İşte çuval olayı bu sürecin ilk adımı oldu. Ama Türk Ordusu’nun saf dışı bırakılması için bu yeterli değildi.

Hemen ardından Şemdinli provokasyonu tertip edildi. Olayı soruşturan savcı öyle bir iddianame hazırladı ki, o zamanlar Kara Kuvvetleri Komutanı olup ileride Genelkurmay Başkanı olacak olan Yaşar Büyükanıt, örgüt kurmakla suçlanmıştı. Biz de o günlerde “Büyükanıt’a Miloseviç sonu hazırlanıyor” demiştik.

Ancak Şemdinli provokasyonu da tutmadı.

Bunun ardından ise Danıştay saldırısı gerçekleştirildi. Bu saldırı ilk etapta Kürt-İslamcıları zor durumda bırakan bir olay gibi gözükmesine karşın, sonrasında ulusalcıları ve Atatürkçüleri zan altında bırakan bir operasyona dönüştürüldü.

Saldırıyı Danıştay’ın vermiş olduğu türban kararından dolayı işledim diyen zanlı, meğer ulusalcılara, Atatürkçülere çalışan biriymiş de haberimiz yokmuş!

Aslına bakılırsa Tayyip en başından beri bunu ima ediyordu.

Ne diyordu Tayyip?

“Kocatepe Türkiye değil. Danıştay’a yapılan saldırı, hükümete yapıldı. Baykal’da bu komplonun içinde”

Okuduğunuz gibi Tayyip en baştan beri Danıştay saldırısının aslında hükümete karşı yapılan bir komplo olduğunu iddia etmekte ve Tayyip, Baykal’ın ismini vererek de asıl suçluların Atatürkçüler olduğunu ima etmektedir.

Ergenekon iddianamesinde de Danıştay saldırısının sözde ulusalcı bir terör örgütü olan Ergenekon tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir.

Tesadüfe bakın siz!..

Tayyip’in açıklama yaptığı günlerde Danıştay saldırısı henüz yeni gerçekleşmişti ama Tayyip daha o günlerde bu komplonun içinde kimlerin olup olmadığını çok iyi biliyordu!

Bir şeriatçı tarafından gerçekleştiren bu saldırı Atatürkçülerin üzerine yıkılmak istendi. Aslına bakılırsa bunda başarılı da olundu. Aynı saldırgan, Danıştay baskınını gerçekleştirmeden önce de Cumhuriyet gazetesine bomba atan kişidir. Cumhuriyet gazetesinin imtiyaz sahibi İlhan Selçuk ve bombayı atan Alparslan Aslan iddianameye göre Ergenekon zanlıları. Yani sizin anlayacağınız İlhan Selçuk, kendi gazetesini bombalattırıyor.

Neden?

AKP hükümeti düşürülsün diye.

Peki, hükümet düştü mü? Yok.

Demek ki çok beceriksizmiş bu Ergenekoncular, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor.

Herkesin bildiği gibi, bu Ergenekon denilen oluşum Türkiye’nin derin devleti olarak sunuluyor. Kürt-İslamcıların abarta abarta bitiremedikleri sözde derin devlet buymuş işte.

Yıllar yılı Zekeriya Öz gibi bir savcıyı, analar doğurmadığı için biz bu sıkıntıyı çekermişiz meğer!

Neyse Allahtan doğdu, büyüdü, okudu adam oldu da bizi bu dertten kurtardı.

Bundan sonra faili meçhul cinayetler, komplolar sır olmayacak artık.

Bizim şaşırdığımız ise, Tayyip’in bunun bir komplo olduğunu, yaptığı soruşturma ile ispatlamaya çalışan savcıdan önce bilmesidir. Elinde hiçbir somut delil yok iken, Tayyip bunu nasıl iddia edebildi?

Yoksa bildiği bir şey mi var?

Var tabii ki, aslında Tayyip çok şey biliyor. Ergenekon denilen sözde terör örgütünün bir uydurma olduğunu bizden çok iyi biliyor, ama işine gelmiyor. Onun için “Ben Ergenekon’un savcısıyım” diyor. Sizin anlayacağınız, Ergenekon’daki iddialar Kürt-İslamcıların işine geliyor.

Nasıl işlerine gelmesin ki, Şeriatçılar, yıllardır dize getiremedikleri ulusalcıları, Atatürkçüleri birer terör zanlısı yaptı, Türkiye’nin sözde sorunlarının tüm sorumlusu yaptı. Eee, bundan iyisi Şam’da kayısı. Meğer bu devletin kuruluş ideolojisini benimsemek terör suçuymuş. Bunu da Tayyip’li AKP sayesinde öğrenmiş olduk!

Kemalist Türkiye’yi yıkmak amaç, Ergenekon araç

Süleymaniye’den Şemdinli’ye; Danıştay’dan Atabeyler operasyonuna kadar gerçekleşen tüm olaylar dediğimiz gibi Kürt-İslamcıların işine geliyor. Bugüne kadar ne kadar karınlık iş varsa Ordu’nun ve Atatürkçülerin üzerine yıkılmaya çalışılıyor. İşte tüm Kürt-İslamcıların karın ağrısı da bu yüzden!

TÜRKSOLU gazetesi olarak, sürekli dediğimiz gibi bu kadar olayı gerçekleştirmek AKP’yi ve diğer Kürt-İslamcıları aşan bir konudur. Bunca olayın arkasında ABD vardır. Türkiye’deki Kürt-İslamcılar vasıtasıyla Atatürk Türkiyesini yıkmaya çalışmaktadır.

CIA Türkiye masası eski şefi Graham Fuller’in yeni kitabı olan “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabı da işte tamda böyle bir dönemde yayınlanmıştır. Yine şu tesadüfe bakın siz…

Kemalist Türkiye’yi eski ilan edip yerine yeni bir devlet kurmayı planlayan Amerika, bu planını gerçekleştirmek için Türkiye’deki Kürt-İslamcıları kullanmaktadır. Kürt-İslamcı Şeriatçılar da, “İkinci Cumhuriyet”i kurma derdinde olan liboşlarla birlikte hareket etmektedir.

Graham Fuller’in kitabına ismini veren “Yeni Türkiye” cümlesi aslında “İkinci Cumhuriyet” demektir. Bugün ABD’nin maşa olarak kullandığı Şeriatçılarla, liboşlar işte bu “Yeni Türkiye Cumhuriyeti”ni kurmak için işbirliği içindedirler. Yani bugün Liboşlar ile Şeriatçıların şer ittifakı yapması bir tesadüf değil, ABD’nin planıdır.

Şeriatçılar ile Liboşlar, ABD’nin bu planını gerçekleştirmek ister ama önlerinde çok büyük bir engelin olduğunun da farkındadırlar. O engel de; Kemalist Ordu ve örgütlü halktır.

Aslına bakılırsa Kürt-İslamcıların engel olarak gördüğü oluşumları Amerika da engel olarak görmektedir. Onlar sadece verilen görevi yerine getiriyor. O nedenle önce Ordu ve örgütlü halkın hizaya getirilmesi, korkutulması gerekiyor.

İşte bu hizaya getirme ve korkutulma işi de Ergenekon’la yapılmaktadır. Yani Ergenekon operasyonu, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti”nin kurulması için bir ilk basamaktır, bir araçtır! Hedef “Yeni Türkiye Cumhuriyetini” kurmaktır.

TÜRKSOLU olarak bu yeni devletin ismine biz, “Kürt-İslam devleti” diyoruz. Bundan sonra kurulması planlanan devlet, Amerikanın hizmetinde Türk’e yaşam hakkı tanınmadığı, Kürt ve Kürtçü şeriatçıların yönetiminde bir devlettir.

Ergenekon terör örgütü ise PKK ne örgütü?

Bu Kürt-İslam devletin kurulması ve ilk basamağın geçilmesi için de bilgi kirliliğinin yaratılması gerekiyor. Bunun için de Kürt-İslamcı basın kullanılıyor. Sözde çok gizli yürütülen soruşturma hakkında, doğru ve yanlış bilgiler karıştırılarak kamuoyuna servis ediliyor. Bu servis işinde başı çeken ise, Fethullah destekli Kürt-İslamcıların ve içinde bolca liboşların bulunduğu PKK’dan “Taraf” gazetesi olmaktadır.

Hatırlanırsa bu gazetenin yazarlarından bazıları, Kandil’de PKK’lıları ziyaret etmişti. Türk savaş uçaklarını yapmış olduğu saldırı sonrasında PKK’nın “Yıkılmadık ayaktayız” mesajını da bu gazeteden öğrenmiştik.

PKK’dan “Taraf” bu gazete, ulusalcıları, Atatürkçüleri yalan yanlış bilgiler ile zan altında bırakmaya çalışıyor. Sadece zan altında bırakmakla kalmıyor adeta yargılıyor. Bu ülkede Atatürkçüleri en son eleştirecek kişiler, bugünlerde bu işin en başını çekmektedirler.

Bununla kalınsa iyi, görevi terör örgütleriyle mücadele etmek ve yapacakları eylemleri önceden tespit etmek olan Emniyet güçlerimiz, varını yoğunu Ergenekon terör örgütüne harcadıkları için son olarak gerçekleştirilen İstanbul Güngören’deki bombalı saldırıyı tespit edemiyorlar. Ama, Ümraniye’de bir gecekonduda sözde Ergenekonculara ait olduğu iddia edilen bombaları hemen buluveriyorlar.

Bizim Fethullahçı ve Kürt-İslamcı basına bakacak olursak bu da Ergenekon’un işiymiş, amaç kardeş kavgasını körüklemekmiş.

Yaaa, duy da inanma!..

Acaba, PKK’nın yapmış olduğu hangi saldırıdan sonra bu ülkede kendini Kürt olarak niteleyen birine saldırılmıştır, merak ediyoruz. Olmayacak bir şeyi olacak gibi anlatanlar yine Türk’e sağduyu çağrısı yapmaktadır. Oysa, Ergenekon’a göstermiş olduğunuz ilginin birazını şu PKK’ya ve Kürtçülere de göstersenize. Hem böylece şu bombalı saldırının arkasında kim varmış öğrensek dimi ya...

Ama, amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olunca durum değişiyor.

Zaten bu Kürt-İslamcı basın demiyor muydu, “Türk ordusu PKK ile savaşmaktan zevk alır” diye! Yani durum ne olursa olsun onlar her zaman PKK’yı haklı görmeye çalışacaklardır. Onlara göre PKK terör örgütü değil, özgürlük savaşçılarının kurmuş olduğu bir örgüttür. Türk Ordusu da bu özgürlükçülere karşı şiddet uygulayan silahlı bir kuvvettir.

Yine hatırlanırsa, bir ara Doğu ve Güneydoğu’da PKK ile mücadele etmiş paşalarımız savaş suçlusu olarak yargılanmak istenmişti. Bu olaya çanak tutmaya çalışan da yine bizim Kürt-İslamcı basın olmuştu. Hatta bir ara toplu mezarlardan söz edilmişti, Bu katliamın ise Ordu tarafından gerçekleştirildiği iddia ediliyordu!

Kürt-İslamcı basın her dönem PKK ile mücadele etmiş paşaları yargılatmak istemiştir. İşte şimdi ellerinde Ergenekon adlı bir malzeme vardır. Belki ileriye dönük olarak toplu mezarlar ortaya çıkar, kim bilir!..

Uzun lafın kısası; tüm bu tertipler Türk’ün hakkını savunan kurum ve örgütlerin, kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesi yoluyla yıpratılması, bunu yerine Kürtçülerin ve şeriatçıların aklanarak Amerika’nın ve içimizdeki Kürt-İslamcıların istediği Kürt-İslam devletini kurmaktır.

Ergenekon’la hizaya getirilmek istenen Ordu, daha öncesinde sınırlı operasyonlarla ABD tarafından hizaya getirilmiştir!

Yalnız Türkiye bu aşama gelininceye kadar gözden kaçırılan bir süreç daha geçirmiştir. O da 2007 yılı sonlarında ve 2008 başlarında Kuzey Irak’a yapılan sınırlı sınır ötesi operasyonlardır.

PKK’nın baş koruyucusu ve kollayıcısı olan ABD, bizim iznimiz ve istihbaratımız olmadan başarılı olamazsınız, diyerek Türk Ordusu’nu teslim almıştır. İlk önce bu tespiti yapalım.

Çünkü, o günlerde TSK tarafından bile ABD, PKK’yı koruyup kollamakla eleştiriliyordu. Ama birden ABD bize dost yapıldı ve PKK ortak düşman ilan edildi. Sözde ortak düşmana karşı sınırlı mücadeleye izin verildi. Böylelikle Ordu, ABD ve AKP’nin yedeği konumuna sokuldu.

Hatta bu sınırlı operasyonlara karşı muhalefet tarafından yapılan eleştirilere AKP değil, TSK cevap vermek zorunda kaldı. Öyle bir durum gerçekleşti ki, AKP ve Ordu muhalefet ile söz düellosuna girdi. Araları 27 Nisan bildirisiyle bozuk olan TSK ile AKP, ilk defa ortak bir noktada buluşmuş ve birbirlerini savunur oldular.

İşte biz, bu sürecin, Ordu’yu ABD ve AKP’nin yedeğine sokacağını söylemiştik, öyle oldu da.

Dikkat edilirse, Ümraniye’de bir gecekonduda evde bulunan bombalarla Ergenekon operasyonunun rotası değişmiştir.

Yine dikkat edilirse Kasım ayı sonunda da Kuzey Irak’a sınırlı operasyonlar gerçekleştirilmişti. 2008 Ocak ayında ise Ergenekon kapsamında ilk büyük tutuklamalar gerçekleştirildi.

Sonrasında küçük rütbeli subaylarla başlayan tutuklamalar, daha sonra Paşalara kadar uzandı ama, TSK’dan beklenen açıklamalar hiçbir zaman gelmedi. Son olarak Yaşar Büyükanıt, Ergenekon kapsamında susma orucunu yine bozmadı.

TSK bir sessizliğe büründü. İşte biz de bunu merak ediyoruz. Bir de şunu merak ediyoruz; arası açık olan AKP ile Ordu nasıl oldu da birbirlerini savunacak kadar kanka oldular?!

Aslına bakılırsa biz bu sorunun cevabını biliyoruz. Daha ilk günden beri söylediğimiz gerçekleştirildi, asker maalesef hizaya getirildi!

TSK’ya senin işin iç siyaset değil PKK ile mücadeledir, denilerek oyalanması sağlandı. Dikkat edilirse Ergenekon kapsamında ne zaman büyük çapta tutuklanmalar gerçekleştirilse, Hükümet ile Ordu arasında PKK ile nasıl mücadele yapılacağı görüşmeleri yapılmaktadır. Bunu en son Başbuğ-Tayyip görüşmesinde de gözlemlemiş olduk.

Tüm bunların tesadüf olması imkânsızdır. Çünkü biz bunların olacağını söylemiştik, o nedenle görünen bir şey tesadüf olamaz. Bu gidişle Hükümet ile Ordu arasında PKK ile nasıl mücadele edilmesi yönünde çok görüş alışverişi yapılacağa benziyor!...

Doğal olarak TSK, bazı noktalarda stratejik hatalar yaptı. 22 Temmuz seçim sonuçlarından sonra, seçim öncesi hangi düşünce ile hareket ediyor idiyse sonrasında da öyle hareket etmesi gerekiyordu. Doğru bildiğinden tereddüt etmemesi gerekiyordu, başlattığı bir işi de bitirmesi gerekiyordu.

Ama yapmadı, birden sustu, AKP ile iyi geçinmenin yoluna baktı!

Ergenekon, Örgütlü halka karşı

TSK’daki bu susma işi o dereceye vardı ki, eski emekli paşaların tutuklanmasına bile ses çıkarmadı. O paşalar da sıradan paşalar değil hani. Ordu”nun en tepesinde bulunan paşalar. Bu paşaların diğer bir özelliği ise AKP’ye karşı yapılan Cumhuriyet Mitinglerini düzenlemeleri.

Asıl suçları AKP’ye karşı olmalarıydı, bunun bedelini şimdi cezaevinde yatmakla ödüyorlar. Şu anda Ordu’nun başında olanlar ise bu Cumhuriyet Mitinglerinden çok memnun idiler! Olmasını istedikleri ve destekledikleri Cumhuriyet Mitinglerini düzenleyenler şimdi içeride olmasına karşın, paşalara destek olmak amaçlı küçük bir açıklama bile yapılmadı her nedense…

Eğer öyleyse, Cumhuriyet Mitinglerinde toplanan halkın korkması çok normaldir, bu operasyon paşalarımızı böyle susturduysa halkımız korkup sinmekten başka ne yapsın?!. Hele hele bu mitingi düzenleyenler içerde ise…

Cumhuriyet Mitinglerini düzenleyen iki paşanın içeride olması bu mitinge katılan ve katılmayıp da gönülden destekleyenlere de bir mesajdır. Bakın en başınızdakileri içeriye aldık sizlerde içeriye alırız. Bu mesajı alan bir halk tekrar toplanabilir mi?!

Ergenekoncuları yalnız örgütlü bir halk bertaraf edebilir

Toplanır. Asıl şimdi toplanmak, örgütlenmek gerekiyor.

Korku imparatorluğuna karşı susup sinmediğimizi göstermek gerekiyor.

Adam gibi örgütlenmek gerekiyor.

Planı, programı, ideolojisi, doğru dürüst amacı olmayan bir örgütlenmenin sadece Kürt-İslamcılara yararı olacağını bilmemiz gerekiyor.

Eğer Kürt-İslamcıların Kemalist Türkiye’yi yıkmaya çalışma girişimlerinden kaygılıysak, ki kaygılıyız, o zaman örgütlü bir halk olmak zorundayız. Kimsenin birbirinden haberi olmadığı ama herkesin çok koyu Atatürkçü olduğu ülkede; maalesef asıl zararı Kürt-İslamcılar değil, Atatürkçüler kendi kendilerine zarar vermektedir.

Eğer bizler, doğru zamanda doğru stratejik adımlar atıp, bugün adam gibi örgütlenmiş olsaydık. Bugün Ergenekon’un arkasına sığınanlar, sözde bu kadar haklı duruma gelemezlerdi.

Düşünün bir kere, bu ülkenin kuruluş ideolojisini savunanlar, haksız ve mağdur duruma düşürülürken; bu ülkenin rejimine düşman olan Kürt-İslamcılar ise, sözde haklı ve muktedir. O zaman bir yerde yanlışlık var demektir.

İşte bu yanlışı, kendini çok beğenmiş ve çok bilmiş Atatürkçülerimizin, kendi içlerinde araması gerekir. Her şeyi Kürt-İslamcıların üzerine atarak da sorumluluktan kaçamayız, hele hele kafamızı kuma hiç gömemeyiz. O zaman her Atatürkçü elini taşın altına sokacak, sorumluluk alacak. İşte o zaman Ergenekon’un arkasına gizlenen Kürt İslamcılar bertaraf olacak, yoksa Atatürkçülerimiz bu gidişle daha çok hüsran yaşayacak.

Eğer hüsran yaşamak istemiyorsanız buyrun TÜRKSOLU’na. Demirci Kawacılara karşı bir Ergenekon destanı yazalım, Türk’ün ikinci kurtuluşunun ve doğuşunun birer neferi olalım.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe