Kerkük’te susan Diyarbakır’da susar
Irak Meclisi, geçtiğimiz günlerde tüm Kerküklüleri yakından ilgilendiren bir karar aldı. Kürt kökenli milletvekillerinin tüm boykot girişimlerine karşın, oylanan yeni seçim yasası ile Kerkük İl Meclisi’ndeki sandalyelerin Kürt, Arap ve Türkmenler arasında eşit paylaşımı kabul edildi. Hem Arapları hem de Türkmenleri son derece memnun eden bu yasa tasarısı Kürtler tarafından ise şiddetle protesto edildi. Çünkü Saddam rejiminin devrilmesinin hemen ardından Arapları ve Türkmenleri bölgeden zorla ve tehditle göç ettiren ve Irak’ın çeşitli yerlerinden kente göçen Kürtler, İl Meclisi’ndeki sandalyelerin yarısından çoğunu elinde bulunduruyordu.
Irak Meclisi’nde yapılan oylamaya katılan 140 milletvekilinden 127’sinin oyuyla yasa kabul edildi. Yasanın oylandığı sırada Meclis’i terk eden Kürt milletvekilleri ve Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi, Irak’ın Kürt kökenli Cumhurbaşkanı Celal Talabani’den seçim yasasını veto etmesini istedi. Talabani’nin usul yönünden yasayı veto etmesi yasanın geçerlilik kazanmasını engelledi ama bölgede kurdukları egemenliği yitirmek istemeyen Kürtlerin sokağa dökülmesini engellemedi.
KYB ve KDP’ye bağlı binlerce Kürt, Talabani’nin veto etmesiyle geçerlilik kazanmayan ve herkese eşit oranda temsil hakkı tanıyacak yasa tasarısını protesto etmek için Kerkük sokaklarında gösteriye başladı. Fakat daha sonra kara çarşaflı bir intihar bombacısının göstericilerin ortasında kendini havaya uçurmasıyla birlikte ortalık bir anda ana-baba gününe döndü. Buraya kadar olan her şey, işgalin ardından artık her gün görmeye alışık olduğumuz tipik Irak manzaraları. Yine bir gösteri, yine bir intihar bombacısı ve yine ölen onlarca insan…
Fakat ilginç olan, 28 kişinin yaşamını yitirdiği intihar saldırısının hemen ardından, gösteri yapan binlerce kişilik grubun organize bir biçimde ve önceden anlaşmışçasına Türkmenlere karşı toplu halde saldırıya geçmesiydi. Kürt grubun hem Türkmenlere hem de Araplara karşı bir saldırı yapması bile anlaşılabilirdi ama hedef olarak yalnızca Türkmenlerin seçilmesi aslında doğrudan Türkiye’ye verilen bir mesajdı. İntihar saldırısını bahane eden Kürtler fırsattan yararlanarak Türkmenlere karşı katliam provası yaptılar ve Türkiye’ye bölgenin hakiminin kendilerinin olduğu mesajını verdiler. Bu saldırı aslında Kürtlerin bölgedeki dengeyi gerektiği takdirde güç kullanarak bozmaya hazır olduklarının da bir göstergesi.
Irak Türkmen Cephesi (ITC) başkanlık binası, Türkmeneli Partisi binası, Türkmeneli TV binası ve Türkmen Siyasi Tutuklular ve Şehit Aileleri Derneği binası Kürtlerin ana hedefleriydi. Saldırılar sonuc unda birçok güvenlik görevlisi yaralandı, birçok araç ateşe verildi. Ayrıca Kürtler ITC binasındaki 5 Türkmen’i de kaçırdı. Görgü tanıkları göstericilerin önce binaları taşladığını ve sonra ateşli silahlarla saldırdığını söylüyor. İşin yağma boyutu da hesaba katılınca amacın üzüm yemek olmadığını anlamak için fazla zeki olmaya gerek yok.
Saldırının ardından açıklama yapan Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Sadettin Ergeç, “ITC’de, aralarında koruma müdürünün de bulunduğu bazı görevlileri yaralamışlar ve araçları yakmışlar. Daha sonra Türkmeneli Televizyonu’na saldırmışlar. 100 polis olmasına rağmen polis saldırganlara müdahalede bulunmamış. Türkmen bürosuna saldıranlar beni öldürmek için oraya gelmiş. Yaralılar var, ama kaç yaralının olduğunu şu an Bağdat’ta olduğum için bilmiyorum. BM’nin Kerkük’te güvenliği sağlamasını istiyoruz. Tüm devletlere çağrıda bulunuyorum” diyerek durumun son derece ciddi olduğunu bildiriyor.
Durum bu kadar ciddi olmasına ve Türkmenlerin yaşamı tehlikede olmasına karşın tüm bu yaşananların sorumluluğu bir kez daha Türkmenlere yüklenmeye çalışılıyor. Kerkük İl Emniyet Müdürü Helo Necat’a göre patlama sırasında ITC’ye bağlı kişiler halka ateş açmışlar. İddiaya göre olaylar sırasında yaralanan Ziya Sıtkı adındaki bir güvenlik görevlisi, “Gösteri sırasında meydana gelebilecek herhangi bir saldırı ve patlamada halka ateş açılması yönünde yukarıdan bize talimat geldi” demiş. Böylece Necat, Kürtlerin doğal olarak Türkmenlere saldırdığını ve suçsuz olduklarını söylemeye çalışıyor. Ama bu durum Kürtlerin kendilerine ateş açanlar yerine Türkmen binalarına saldırdığını ya da ateş açanlar yerine başkalarını kaçırdıklarını açıklamaya yetmiyor.
Bu son saldırı yanı başlarında Türkiye gibi bir devlet olmasına karşın Türkmenlerin sahipsiz olduklarını gösteriyor. Irak’taki Kürtler PKK’ya karşı yapılan operasyonları kendilerine karşı yapılmış kabul ederek ve Türk Ordusu’na gözdağı vermek için Türkmenlere saldırıyor. Kerkük’ü Büyük Kürdistan’a katmak isteyen Kürtler açıkçası etnik temizlik provalarına başladılar ve ne yazık ki bu olaylar gerçekleşirken Türkmen kardeşlerimizin haklarını savunacak bir iktidara sahip değiliz. Kürtler bu durumdan o kadar eminler ki, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin olayları araştırmak için göndereceği bir araştırma kurulunun varacağı her sonucu şimdiden kabul edeceklerini beyan ediyorlar. Türkmenler de bu durumun farkındalar. Örneğin Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı, Türkiye’yi hiç işin içine katmadan doğrudan Birleşmiş Milletler’den yardım istiyor. Türkiye’ye güvenen Kürtler ve Türkiye’ye güvenemeyen Türkmenler. İşte AKP iktidarının sonunda bizi getirdiği nokta. Yarın Diyarbakır’da, Mersin’de, Samsun’da susmak istemiyorsak Kerkük’te olanlara karşı biz de sesimizi yükseltelim.
|