| Özgür Erdem |
Ergenekon iddianamesi:
Kürt-İslam Faşizminin iddianamesi Sonunda beklenen iddianame açıklandı… İddianameyle ilgili çok şey yazılabilir. Sonuçta iddianamenin kendisi ekleri dışında 2500 sayfa… Biz burada kimseyi savunmak durumunda değiliz. İddianamede adı geçen kimseye kefil olacak da değiliz. Ancak iddianamede yazılı olanların çok güzel bir kanıt olduğunu düşünüyoruz. Neyin kanıtı mı? Yıllardır suç işleyen bir terör örgütünün değil ama şu an Türkiye'de asıl tehlikenin yani Kürt-İslam Faşizminin kanıtı var iddianamede. Evet, Savcı Zekeriya Öz’ün hazırladığı iddianame faşist bakış açısının güzel örnekleriyle dolu. Ergenekon iddianamesiyle birlikte 12 Mart ve 12 Eylül günlerine döndüğümüzü söyleyebiliriz. O günlerde de herhangi bir eyleme katılmak, evinde herhangi bir solcu kitap bulundurmak, herhangi bir sendikaya üye olmak suç olarak nitelendiriliyordu. Evinde bildiri çıktı diye yıllarca hapis yatanlar oldu bu ülkede. Zaten 12 Mart’ta da 12 Eylül’de de esas cezalandırılan devrimci düşüncenin kendisi olmuştu. O yüzden klasik hukuk kuralları değil faşist hukuk kuralları geçerliydi. Yani insanların eylemleri değil niyetleri yargılanıyordu. Ve Faşist hukukun dayandığı temel mantık da şöyle işliyordu: Solcular aslında düzeni yıkmak amacındadır. O yüzden yapılan her şey, istediği kadar yasal olsun, o gizli amaca hizmet ettiği için yasadışıdır. Ergenekon iddianamesi de bu şekilde temel faşist mantıkla örülmüş çeşitli iddiaların peş peşe sıralanmasından oluşuyor. Önce suç tanımlanıyor: Türkiye’de bir kaos ortamı yaratıp darbeye zemin hazırlamak. Sonra da tanımlanan bu suçu kanıtlayacak deliller bulunmaya çalışılıyor. Bulunamazsa da savcı yorumlarıyla işi kotarmaya çalışıyor! Ama ortada bir kanıt yok. Savcının düşüncesi var. Bir kurgusu var. Ve o kurguyu kanıtlamak için sadece belli varsayımlara dayanabiliyor. Ve savcının kurgusu aslında bir temenniye dönüşüyor. En büyük kanıt kanıtsızlığın kendisi! Şimdi birkaç örnek verelim. Öncelikle, Ergenekon terör örgütü tanımlanırken, çok tehlikeli ve eski bir örgüt olduğu vurgulanıyor. Örneğin iddianamede şöyle geçiyor: “‘ERGENEKON’ terör örgütü en başta, ‘derin devlet’ ifadesi ile anılan, ülkemizde birçok kanlı eylemler gerçekleştiren, gerçekleştirdiği bu eylemlerle ciddi kriz, kargaşa, anarşi, terör ve güvensizlik ortamı oluşmasını amaçlayan ve bunu kısmen de olsa başararak ülkemizin gelişme ve kalkınmasının önünde engel olan bir örgüttür” Tamam savcının temel iddiası bu. Peki kanıtı? O konuyu da savcı şu şekilde açıklıyor: “Fakat gerçekleştirdiği bunca eyleme rağmen, ERGENEKON terör örgütünün gizli ve hücre yapılanması, eylemlerin profesyonelliği ve kamu kurumlarındaki yapılanma ve ilişkileri sayesinde eylemlerin ERGENEKON terör örgütü bağlantısının deşifre edilmesi daima engellenmiştir.” Böylece savcı biz sormadan yanıtlıyor: “Ergenekon madem bu kadar güçlü ve etkili bir örgüt, bu örgütün ismini neden bugüne kadar duymadık?” Savcının cevabı: “Örgüt o kadar güçlü ve gizli ki, kimse bilmiyor. Zaten biz de tam çözemedik.” Yani iddia makamı, iddiasını kanıtlamak için şöyle bir mantık kuruyor: “Ergenekon çok güçlü olduğu için aleyhinde delil bırakmamaktadır.” Böylece faşist hukukta kanıtsızlık en büyük kanıt oluyor. Bunun örneklerini artırmak mümkün. İddianame, kendi faşist bakış açısı çerçevesinde Ergenekon’un neden ortaya çıkarılamadığını bir bir anlatıyor. Öncelikle Ergenekon devlet içinde pek çok bağlantıya sahip olduğu için çıkarılamaz: “Ancak bu olayın aydınlatılması için toplumsal desteğe karşın örgütün deşifre edilememesi, yapılanmanın devlet kurumlan içindeki uzantılarının güçlü olması ile oluşumun derinliğinin ve etkinliğinin doğal bir sonucudur.” Şu Ergenekon o kadar gizlidir ki, bir tane itirafçı bile çıkmamıştır içinden. Bu nasıl bir mantıktır ki bir kişi bile şu örgütün kurulduğu günden beri çıkıp böyle bir terör örgütü var dememiştir. Bunun açıklaması da kolaydır. Örgüt dönekleri tehdit etmektedir: “ERGENEKON terör örgütünün (...) ihanet edenin açıkça öldürüleceğinin dokümanda yazılarak örgütün dağılma ve deşifresini engellediği…” Hatta iddianamede bazen bu durumdan yakınılmaktadır da: “Bu konuda Savcılığımızca yapılan soruşturma sırasında da kamuoyunda ciddi korku ve endişe yaratan birçok çıkar amaçlı suç örgütü liderleri dahi ERGENEKON'la alakalı konularda konuşmaktan çekindikleri birçok hususu resmi ifadelere yazdırmaktan korktukları, örgütün gücü ve acımasızlığının herkes tarafından bilindiği, Ergenekon terör örgütünün ne derece korkutucu ve sindirici olduğunun anlaşıldığı, birçok şahsın sadece şifaen anlattıkları birçok kritik konunun can güvenliklerinden endişe etmeleri sebebiyle tutanaklara geçirilmesini iste-mediklerinden delil toplamakta ve örgütün yapısını deşifre etmekte zorluklarla karşılaşılmıştır.” Böyle uzun uzun alıntılarla ortaya koymak istediğimiz gerçek şu: Ergenekon davasında savcı büyük bir çelişki yaratmaktadır. Örgüt hakkında delil toplanamaması örgütün ne kadar gizli olduğunun delili olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni en büyük kanıt kanıtsızlığın kendisidir! Telefonla konuşsan bir suç, konuşmasan başka bir suç! Mesela iddianame yalnızca telefon kayıtlarına dayanmakla eleştirildi. Bu eleştiri doğru tabii ki. Sadece telefon kayıtlarıyla elde edilen deliller modern hukukta geçerli delil kabul edilmiyor. Ancak savcılarımızın faşist mantığı o kadar şuursuz bir şekilde suçlamaya alışmışlar ki, telefon kayıtları değil, telefonla konuşmamak bile yeterli delildir. Nasıl mı yani? Şöyle: “(...) Telefon görüşmelerinde tespit edilen ya da edilemeyen birçok örgüt mensubu ile birlikte aynı ortamlarda çekilmiş çok sayıda resimlerinin olduğu, dolayısıyla örgütün GİZLİLİK prensibi nedeniyle telefon konuşmalarına çok dikkat ettikleri…” Yani zanlının diğer zanlılarla çekilmiş resimleri bir delil olarak kabul edilmektedir. Ama bu delili güçlendirecek bir telefon konuşması kaydına bile rastlanmamaktadır. Bu da örgütün gizliliğinin bir başka kanıtı olarak ortaya konulmaktadır! Aynı şey İlhan Selçuk için de geçerlidir: “Şüpheli İlhan SELÇUK cep telefonu kullanmamaktadır. Sabit telefondan yaptığı görüşmelerde de çok dikkatli konuştuğu örgütsel yapıyı deşifre edebilecek her türlü söz ve tavırdan uzak durduğu tespit edilmiştir.” Yani telefon kullansanız suç, konuşmalarınız aleyhinizde delil olabiliyor. Kullanmasanız yine suç delil bırakmadığınız için daha da şüpheli duruma düşüyorsunuz! Bütün Türkçe öğretmenleri Engenekoncu Faşist mantık bazen paranoyaklığa varacak derecede suç üretme eğiliminde olabilir. Ergenekon diye bir terör örgütünü bugüne kadar ne bir bildirisini gördük, ne bir afişini, ne de bir eylemde açılan pankartını. Zaten bunu savcı da bilmekte ve Ergenekon’un klasik örgütlere benzemediği vurgulanmaktadır.. Tabi zanlılar arasında da bir takım paralellikler bulacaktır ki örgüt olduğunu kanıtlasın. Bunun için zanlıların evinde ele geçirilen çeşitli bilgisayar çıktıları arasında bir paralellikler aranır. Bulunur da: “Bir kısım dokümanların birbirleriyle benzerlik gösterdiği ve aynı merkez tarafından hazırlandığı yönünde kanaat oluşturduğu görülmüştür. Bu tespit üzerine söz konusu dokümanlar ayrıştırılarak yeniden incelenmiş ve yapılan inceleme sonucunda; hemen hemen tüm dokümanların; -Kapak tasarımlarının benzerlik gösterdiği,...” Burada araya girmek durumundayız. Evet kapak tasarımlarındaki benzerlik bir parallellik olarak görülebilir. Ancak benzer kapaklara sahip yazıları evinde bulundurmak ne zamandan beri suçtur. Bunu savcı da bildiği için daha fazla benzerlik peşindedir: “... Üzerinde belirli bir tarih yazdığı, bu tarihlerin dokümanın hazırlanma tarihi olabileceği, Üslup ve yazı karakteri olarak aynı anlatım dilinin kullanıldığı, Bir üst makama hitaben yazılmış resmi bir çalışma raporu şeklinde olduğu, - Yazı metinlerinin sonunda ‘Saygılarımla’ veya ‘Saygılanmızla’yazısının bulunduğu,” Yine araya girmek durumundayız. Türkiye’de kaç tane yazının saygılarımla diye bittiğini bilemeyeceğiz. Herhalde milyonlarcadır. Hele hele üzerinde belirli bir tarih yazması gibi bir benzerlik herhalde on milyonlarca dilekçede ve yazıda geçerli bir özelliktir. Acaba savcı kendi yazdığı dilekçelerin sonunda saygılarımla hitabını kullanmıyor mu? Ya da hiç tarih atmıyor mu? Dikkat etsin o da bir Ergenekoncu olabilir. Ancak komik benzerlik bununla da sınırlı değil: “Yazı metinlerinin giriş, gelişme ve sonuç bölümü şeklinde belirli bir akademik sıralamada yazıldığı,” El insaf! Ortaokula gittiğimiz yıllarda Türkçe öğretmenlerimiz yazıların giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluştuğunu söylerdi bize. Öyleyse bütün Türkçe öğretmenleri Ergenekoncu! Terör örgütü değil adeta bir Devlet Planlama Teşkilatı! Ergenekon'u 600 yıla kadar dayanan ve Türk milletini dehşet içinde bırakan bir terör örgütü olarak tanıtan savcımız bu terör örgütünün 600 yıldır yaptığı eylemler nelerdir diye sorsanız bir şey diyemiyor ama zanlıların evlerinde bulunan çeşitli defter ve yazılarda eylem planları bulunuyor. Kanıt olarak ortaya konulan eylem planlarının bir tanesinin bile gerçekleşmemiş olması çok ilginç. Yani ortada planlar var ama eylem yok. Bu da soruşturmanın ve polis teşkilatının başarısı olarak sunuluyor: “Ülkemizde TÜRK-KÜRT çatışmasının başlamasına sebebiyet verecek DTP'li Ahmet TÜRK, Osman BAYDEMİR ve Sebahat TUNCEL gibi şahıslara suikast hazırlıkları ve planları yaptıkları tespit edilmiştir. Bu tespitler üzerine olayı gerçekleştirecek, tetikçilik yapacak olan sabıkalı şahıs yakalanmış ve istenmeyen olayların önüne geçilmiştir.” Yani ortada sadece ve sadece tanık ifadeleri var. Ama ne hikmetse aynı olay üzerine iki adet tanığın bile aynı ifadesi bulunmamakta. Yani her olay için bir tane tanığın ifadeleri savcı tarafından bizzat gerçeğin ta kendisi olarak bize gösterilmekte. Halbuki, hukukun temel mantığı şudur. Tanık ifadeleri tek başına delil kabul edilmez. Hele hele bir olay hakkında sadece bir tanığın ifadesi varsa, o ifade tam inandırıcı kabul edilmez Ya da tanığın ifadesi başka delillerle desteklenmelidir. Ancak Ergenekon iddianamesinde “bana tetikçilik yaptıracaklar” diyen tanıklar vardır, ama onlara tetikçilik yaptıracakların bunu yaptırdığına dair başka hiçbir kanıt bulunamamaktadır. Suikast planları bulunmaktadır, ancak hiçbir suikast girişimi, başarılı ya da başarısız, de yoktur ortada. Yani ortada hep bir eylem değil, engellenen fiiller vardır. Kriz çıkacak demeyin: Darbeci olursunuz Faşizmin nasıl bir insan tipi istediğinin kanıtları da vardır iddianamede. Faşizm, sorgulayan, boyun eğmeyen, isyan eden, kabullenmeyen insan istemez. Faist iktidar, insanlarımız için en iyisini düşünmektedir. Bu iktidara karşı çıkmak bile aslında suçların en büyüdüğüdürn. İlhan Selçuk ile ilgili iddialar bu anlamda ilginçtir. Mesela İlhan Selçuk’un şu sözleri terörist olduğunun kanıtı gibi gösterilmektedir: “Şimdi yalnız 2 tane şey var, eğer kapatma davası açılırsa (...) bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir.” Peki bu görüşmeden sonra savcı nasıl bir sonuca ulaşıyor? “Sonuç olarak ERGENEKON terör örgütünün görünürde nihai tek hedefinin, bir an evvel ülkede darbe zemini oluşturmak, ülkenin karışmasını, kaosa sürüklenmesini temin etmek, güvenliği zafiyete düşürmek ve böylelikle antidemokratik yollarla devlet yönetimini ele geçirmek olduğu anlaşılmaktadır.” Görüyor musunuz nereden nereye. İlhan Selçuk bir gazeteci. Türkiye gündemi üzerine değerlendirmelerde bulunması gayet normal. Zaten mesleği bu. Ve Türkiye’de bir ekonomik krizin çıkabileceğini söylüyor. Bu söyledikleri Türkiye’de ekonomik kriz yaratma niyetinde olduğunun kanıtı olarak sunuluyor. Ve oradan da krizler çıkararak hükümeti düşürmeye teşebbüs gibi bir suç uyduruluyor. Şimdi savcının iddialarına tek tek bakalım: “Bu amaç içinde yapılacak tüm faaliyetler sonunda cebir ve şiddet kullanmak suretiyle TCK'nun; 312. maddesindeki eylemlerin işlenmesi için, 313/1 maddesindeki, halkı hükümete karşı isyana tahrik fillerini de yoğun olarak işledikleri,” Halbuki hükümeti eleştirmek, hele hele Türk milletini de Hükümet aleyhinde eylemler yapmaya çağırmak suç değildir ki, demokrasilerde vazgeçilmez bir yurttaşlık hakkıdır. Herkesin beğenmediği hükümete karşı çıkma gibi bir hakkı bulunmaktadır Yeter ki bunu şiddete başvurmadan yapsın. “Bazı askeri görevlilerle darbe yapılmasına yönelik gizli görüşmeler yaptıkları,” İddianamede görevli hiçbir subayla yapılan tek bir darbe görüşmesinin kaydı bile bulunmamaktadır. Darbe yapılmasına yönelik görüşmelerden kastedilen “Türkiye'de bir darbe olsa” gibi temenniler ya da “bir darbe olursa ne olur” gibi varsayımlardan ibarettir! “bir yandan devleti ele geçirip hem içeriden hem dışarıdan, amaçlarına ulaşmak için her yolu denemekte kararlı oldukları, bunun için ekonomik kriz çıkmasını dahi bekledikleri,” Hükümetin devrilip kendi hükümetinin kurulması için bir ekonomik kriz çıkmasını beklemenin nesi suçtur ki? Bunu dünyada pek çok muhalefet partisi yapmıyor mu zaten? Hatta kimi partiler ya da sermaye grupları hükümetleri yıkmak için suni olarak kriz bile çıkarmıyor mu? Üstelik dünya hukukunda ekonomik kriz çıkararak hükümet devirmeye teşebbüs gibi bir terör eylemi bulunmuyor! “(...)eylemler sonrasında Türkiye’de çeşitli olayların meydana geldiği, hükümet üyelerinin yuhalandığı ve oluşturulan atmosferde hükümetin yıkılması için uygun ortamın oluşturulduğu, faillerin yakalanmasıyla da eylemlerin teşebbüs aşamasında kaldığı anlaşılmaktadır.” Görüyor musunuz? Protesto gösterilerinde hükümet üyeleri yuhalanmış! Bunun sorumlusu da Ergenekon. Sen misin köşende hükümeti eleştiren! Öncelikle hükümet üyelerini yuhalamak ne zamandan beri suç oldu ki, bunu yaptırmak da terör suçu sayılsın. Hükümetin yıkılacağı bir atmosfer oluşturmak da her muhalefetin isteği ve bir anlamda görevi değil midir zaten? Üstelik burada da savcının itiraf ettiği gibi teşebbüs halinde kalan eylemler bulunmakta! Tabii iddianamede İlhan Selçuk örgütün liderlerinden biri olmakla suçlanmaktadır. Delil ise yazdığı yazılar ve verdiği konferanslardır: “Bu düşüncelerini hem gazete köşesinde, hem de değişik ortamlarda düzenlenen açık veya gizli yemekli toplantılarda Türkiye’nin kaderine hükmedebilecek, etkin ve yetkin kişilerin bulunduğu yerlerde dile getirmekte ve yönlendirici konumunu en iyi şekilde örgütün amacı doğrultusunda kullanmaktadır.” Bu nasıl bir gizli terör örgüt liderliği ve darbeciliktir ki yüzlerce kişinin katıldığı konferanslarla kendisini anlatmaktadır! Hatta savcı İlhan Selçuk hakkında dişe dokunur hiçbir delil bulamayınca şöyle bir açıklamaya girişiyor: “Şüpheli İlhan SELÇUK, bahsi geçen iddianamenin tanzimine neden olan suçlamalardan dolayı gözaltına alındığında yazılı olarak hazırlamış olduğu savunmasının içine akrostişler yerleştirmiş olup her tümcenin sondan ikinci sözcüğünün baş harfleri yan yana getirildiğinde ‘işkence altındayım’ ibaresi ortaya çıkmıştır. Buradan şüphelinin ne kadar uyanık ve zeki olduğu anlaşılmıştır. ERGENEKON terör örgütü içindeki faaliyetlerinde de hiçbir zaman açık vermemeye çok dikkat ettiği, örgütün gizlilik ilkesine maksimum uyduğu anlaşılmıştır." Yani İlhan Selçuk o kadar zekidir ki, ardında delil de bırakmamaktadır. Bu da faşist mantığa göre suçluluğun en büyük delilidir! Miting düzenleme, yazı yazma, hükümeti eleştirme İddianame boyunca pek çok zanlıya yöneltilebilen tek suçlama ya beraber çekilen piknik resimleridir ya çeşitli miting ve konferanslarda bir araya gelmiş olmaktır. Halbuki düzenlenen miting ve konferansların hepsi yasaldır. Hatta bahsedilen mitinglerin bir kısmı milyonlarca insanın katıldığı Cumhuriyet mitingleridir. Öyleyse Cumhuriyet mitinglerine katılan milyonlar da mı teröristtir! Ancak yaptığı sadece ve sadece miting düzenlemek ve konferanslara katılmak olan insanların darbecilikle suçlanması hukuk tarihine geçecek bir şeydir. Doğru, darbe zeminini hazırlamak için sivil toplum kuruluşlarının kullanıldığı olmuştur. Ama ortada darbe yapacak kimse yoktur ki. 86 kişide bulunan toplam 24 silahla mı darbe yapılacaktır? Aslında Ergenekon iddianamesiyle faşizmin vermek istediği mesaj çok açıktır: Hükümeti eleştirmeyin, telefon konuşmalarınızda bile hükümet aleyhinde fikir belirtmeyin: Hükümeti devirmeye teşebbüsten içeri atılırsınız. Mitinglere katılmayın. Darbe tezgahlamış olursunuz. Gösterilerde hükümeti yuhalamayın. Provokasyon yapmış olursunuz. Yazı yazmayın, hele hele internetten yazı hiç indirmeyin. İleride aleyhinizde delil olabilir. Hatta yazılarınızda giriş-gelişme ve sonuç gibi bölümler de kullanmayın. Benzer teknikle yazılmış bir terör metni aleyhinizde delil olabilir! Kısacası faşizme karşı hiçbir şey yapmayın. Zaten AKP iktidarının demokratik yollarla deviremezsiniz. Boyun eğin. İktidarın sizden beklediği budur. Ve tabii savcının da!
|