04.08.2008/Sayı:198
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Şiir
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Kapak Tuğrul Çelik

Dünya faşizme nasıl direndi?

Georgi Dmitrov
Georgi Dmitrov

Antonio Gramsci
Antonio Gramsci

Julius Fuçik
Julius Fuçik

Dolores Ibarruri
Dolores Ibarruri

Faşizmin doğuşu

Faşizm olgusunun, ortaya çıkışının ve yayılmasını daha iyi anlamak için, ortaya çıktığı topluma bakmak en doğru kanıtları arayanlar için tek adres. Gerek Alman Nasyonel Sosyalizmi gerek İtalyan Faşizmi’nin ortaya çıkışı için de savaş sonrası durumlara bakmak gerekiyor.

Savaşın yarattığı yıkımın toplum üzerindeki etkisi bu ülkelerde halkın sosyalizme yönelmesi oldu. Savaş sonrası imzalanan ağır şartlı anlaşmaların yarattığı “savaş boşuna yapıldı” düşüncesi, savaşa başından karşı olduğunu belirten sosyalist partilere gözlerin çevrilmesine neden oldu. Yapılan seçimlerde başarı kazanan sol, belli kesimleri rahatsız etmekte gecikmedi. Savaş sonrası gerek küçük burjuvazi gerek büyük sanayi kesimi yeni bir kurtarıcı beklemekteydi.

Burada devreye Almanya’da Hitler, İtalya’da da Mussolini Faşizimi girdi.

Alman ve İtalyan kapitalizmi, faşizmi yaratan ve iktidar kavgasında da destekleyen bir güçtü. Faşizm, hem gelişen sola karşı bir savunma ve daha sonra saldırı aracı olarak kullanılabilirliği hem de yenilgi sonrası ekonomik kayıpları tekrar elde etmek için gerekli olan saldırgan ve yayılmacı özelliği ile tercih ediliyordu.

Gerek Hitler gerek de Mussolini büyük sanayiden çok destek gördüler. Almanya’da Alman Nasyonel Sosyalist İşçi Partisi ya da NAZİ Partisi ve İtalya’da Ulusal Faşist Parti kuruldu.

Faşizmin kısa sürede özellikle sokak gücü olarak ortaya çıkışı, ilk başlarda parlamento içinde, seçimler sürecinde çok etkili olmasa da, solun faşizmin yükselişine karşı gereken tavrı geliştirememesi, sokak gücünün yarattığı karışık ortamdan faşistlerin yararlanacağı bir süreç doğuracaktı. Seçimlerde de faşistlerin etkinliği inişli çıkışlı devam edecekti.

Örneğin İtalya’da solun tavrı yasallığa ve anayasaya bağımlılık ve “Evlerinizde kalın ve provokasyonlara cevap vermeyin. Sırasında suskunluk da korkaklık da bir kahramanlıktır.”dan öteye geçmiyordu.

Mussolini şöyle bir itirafta dahi bulunmuş:

“Sosyalistler tarihte eşine rastlanmadık bir devrimci durumdan yararlanmayı bilemedi”

Savaş öncesinin savaş karşıtı bir sosyalistinin yaptığı bir değerlendirmeydi bu aslında. Mussolini eski bir sosyalistti.

Mussolini’nin kara gömleklileri, Hitler’in SA ( hücum birlikleri) ve SS (muhafız kolları) birlikleri ülkelerinde faşist devrim için ilerlediler.

Mussolini’nin blöften ibaret “Roma üzerine yürüyüş”ü, kralın faşistlerin üzerine gitmemesi ve teslimiyetle Mussolini’ye hükümeti kurma görevi vermesi faşizmi kendi zaferini ilanına biraz daha yaklaştırdı. Kendisine yapılacak olan sözde bir suikasti bahane ederek ilan ettirdiği sıkıyönetimle tüm ipleri eline alan Mussolini artık tekti. Faşist Parti dışındakilerin hepsi kapatıldı ve O da kendi diktatörlüğünü ilan etti.

Hitler de benzer bir şekilde faşizmini ilan etti. 1929 buhranından sonra O’nun sırası gelmiş, güç kaybeden NAZİ Partisi seçimlerden güçlü çıkmıştı. Hindenburg tarafından Hitler’e hükümet kurma görevi verildi. Bu şu demekti: Hitler’e oy vermeyen %63’lük kesim O’na karşı bir güç olamamıştı. Ardından gelen meşhur Reichstag yangını (provokasyonu) sonrası Hitler de faşizmini ilan etti.

Özellikle faşizmin gelişme sürecinde muhalefetin baştan tavır alamamasının sonuçları ibret verici oluyor.

İtalya ve Almanya’da antifaşist mücadele farklılıklar gösteriyor.

Önce Alman antifaşist hareketine bakarsak; antifaşist bir direniş örgütü ne Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ne de Alman Komünist Partisi (KPD) tarafından kurulamadı. KDP’nin önde gelen ismi daha sonra Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin başkanı olan Wilhelm Pieck; SDP’ninki ise milletvekili olan ve SDP- ordu bağlantısını kurmaya çalışan Julius Leber’di.

1939’a gelinirken NAZİ’leri çökertecek bir ayaklanma umudu neredeyse yok olmak üzereydi. Tek çare muhtemel bir savaşa karşı faşist rejimin yenilgisine katkıda bulunacak güçleri birleştirmekti. Hitler’in ve Nazizm’in de sonu beklenen savaşla geldi zaten.

İtalya’da direniş Almanya’dan ileri bir noktadaydı. Faşizmin algılanış tarzı ve cephe-sınıf kavramı tartışması aşılabildi. Komintern’de İtalyan Komünist Partisi temsilcisi olan Antonio Gramsci’nin çabası partiye sağlam bir kitle tabanı sağlamak ve kitleleri partiye kazandırmaktı. Sosyalist Parti ve Komünist Parti birleşip Halk Cephesi inşasında başarılı oldular. Grevler ve kurulan partizan birlikleri Mussolini Faşizminin güvenilirliğini sarstı.

Mussolini’nin sonu partizanlarca 28 Nisan 1945’de ayaklarından asılarak oldu.

Avrupa’nın diğer ülkeleri de savaş süresince İtalyan ve Alman Faşizminin istilalarıyla karşılaştılar. Faşizm kendini yayılmacılıkla ihraç ediyordu.

Hitler

Mussolini

Franko

Faşizmin ihracı

Norveç, Danimarka, Belçika, Hollanda, Polonya, Çekoslovakya ve Fransa faşist ordularca işgal edildiler.

Alman ordularınca işgal edilen Norveç’in en önemli özelliği Avrupa’da faşist işgaline karşı Sovyetler Birliği’nden sonra en çok direnç gösteren ülke olması ve İkinci Dünya Savaşı’nda işgalci Alman ordusundan ilk esirleri alan ülke olması. Bir Alman general ve amiral Norveç donanma kuvvetlerince esir alındılar.

Belçika’da direniş birçok yerde olduğu gibi Komünist Partisi tarafından örgütlendi. Kurulan “Bağımsızlık Cephesi”, silahlı direnişiyle Almanlara en çok zarar verenlerden birisi oldu.

Gazeteler ve kitaplarla antifaşist propaganda yapıldı ve faşistlerin Propaganda Bakanlığı’ndan çıkma her şeye karşı direniş kültürü yaygınlaştırıldı. Köy köy dolaşan “Direniş Tiyatroları” antifaşist mücadelenin önemli bir aracı oldular.

Savaşın sonunda Almanlar yenilinceye kadar, “Bağımsızlık Cephesi” birçok yeri geri almayı başardı.

Alman orduları Danimarka’ya girerken ilk başlarda hiç direnişle karşılaşmadılar. Kral ülkeyi terk etmişti. Direnişin başlangıcı ülkenin “Anti-Komintern Blok”a dahil edilmek istenmesiyle başladı.

Sovyetlere saldırı için gönüllü olan faşist gönüllüler ülkeye döndüklerinde halk tarafından “casuslar!” suçlamalarıyla karşılaştılar. De Frie Danske ( Özgür Danimarka) illegal yayına başladı ve halka aktif direniş çağrıları yaptı.

Naziler halka yakın görünmek için işbirlikçilerin katıldığı bir seçim yaptı. Nazilere çıkan oy sadece %2 oldu. İllegal yayın sayısı 250 civarında toplam tirajı da 12 milyon civarıydı. Yayınlar “özgürlük için savaşa destek” karşılığı satılıyordu. “Özgürlük Konseyi” adıyla sabotajlar, saldırılar ve grevlerle süren direniş Almanların teslim olmasına kadar devam etti.

Hollanda direnişinin temeli Nazi zulmü karşısında Yahudilerin korunması temelinde gerçekleşti. Çünkü en çok Yahudi kıyımı burada gerçekleşti. Hollanda, Napolyon döneminden beri savaşla karşılaşmamış olmasına rağmen kurulan “Kurtuluş Cephesi” grev, sabotaj ve illegal direniş yayınlarıyla mücadele etti.

Polonya işgal dönemi öncesi ve sonrası işbirlikçi yönetimlerin olmadığı tek ülke oldu. Ordu ve halk ülkelerini savundular. Direniş tek bir çatı altında değil hatta birbirine karşıt iki kesimle devam etti. Mücadeleyi ittifak kuvvetleriyle karşılıklı yardım temelinde devamını öngören bir anlayışa sahip olan “Vatan Ordusu” ve partizan muhalefetini savunan “Halk Ordusu-AL” (Armia Ludova) kuruldu. Şüphesiz bu ayrılığın güç kaybına neden olduğu da zaman içinde ortaya çıktı ve “Halk Ordusu” direnişi sırtlayan temel güç oldu.

Varşova Direnişi, antifaşist mücadeleler içinde önemli bir yer tuttu. Polonya İşçi Partisi her ne kadar ayaklanmayı taktik ve lojistik yetersizliği öne sürerek engellemeye çalışsa da, Varşova halkının Nazizm’e olan öfkesi ayaklanmayı bir kitle talebi haline getirdi. Sokak çatışmaları ve barikatlarda kadın-erkek tüm Varşovalılar omuz omuza çarpıştı.

Fransa da Alman işgaline uğradı. Muhtemel Alman saldırsına karşı FKP en önde savaşa katılacağını bildirmişti. Hükümetin Almanya ile imzaladığı anlaşma sonucu Fransa ikiye bölündü, işgal altında kalan bölgedeki irili ufaklı direniş hareketleri 1943’te Jean Moulin tarafından teke indirildi. Direnişte rolü giderek artan FKP’nin yanında sosyalistler ve De Gaulle’ciler tarafından Fransız Ulusal Kurtuluş Komitesi kuruldu. Gelecekte geçici hükümete dönüşen bu komite, özellikle Paris ve Lyon direnişleriyle ülkenin kuzeyinin işgalcilerden temizlenmesi sonucu, savaşın sona ermesine doğru FKP’nin de içinde olduğu bir hükümete dönüştü.

Çekoslovakya’da da direnişin örgütlenmesi temelde Komünist Parti (ÇKP) temelinde gerçekleşti. Özellikle bir isim hem Çekoslovak direnişi içinde hem de dünya antifaşist direniş tarihi içinde adından çokça bahsettirdi: Julius Fuçik.

Almanların Çekoslovakya’yı işgal-iyle birlikte vakit geçirmeden mücadeleye başladı ve Çekoslovak Komünist yeraltı hareketinin önderlerinden biri oldu.

1942’de tutuklanan Fuçik’i önemli kılan, kapatıldığı Pankarts cezaevinde “Darağacından Notlar”ı yazmasıdır. İşkenceye ve işbirlikçi Çekoslovaklara karşı direnişini son ana kadar, idam edilinceye kadar sürdürdü.

Fuçik şöyle sesleniyor:

“Gerçek hayatta seyirci yoktur; herkes katılır bu yaşama. (…) Dostlarım! Hepinizi sevdim. Nöbetimi teslim ediyorum.”

Partizan

Partizan

Bir partizan müfrezesine katılan her savaşçı şu sözlerle partizan andı içiyordu: “Yakılıp yıkılan kent ve köylerimizin, kadın ve çocuklarımızın ölülerinin, halkıma reva görülen işkence, şiddet ve zulmün intikamını acıkmaksızın, yorulmaksızın, insaf etmeksizin düşmandan alacağıma and içerim... Ailemi ve halkımı faşist esarete teslim etmektense düşmanla yokolana kadar savaşacağıma and içerim.”

“No Pasaran!”: İspanya

Faşizmin gelişimi, burjuva devrimini yeni gerçekleştirmiş İspanya’da farklı oldu.

Kilisenin ve derebeylik artığı güçlerle işçi sınıfı arası mücadele, cumhuriyetin ilanıyla birlikte bir iç savaş şekline bürünüp cumhuriyetin savunulmasına dönüştü.

İktidarı alan halk cephesine karşı saldırıya geçen kilise ordu ve toprak sahibi faşist güçler sadece İtalya’dan değil, Amerika’dan ve Almanya’dan da yardım aldılar.

Daha önce kurulan dinci-faşist parti C.E.D.A’nın seçim yenilgisinden sonra, onu bir kenara atan oligarşi, cumhuriyetçilere karşı kullanmak üzere “Afrikalı Generaller”le anlaştı. Tek başlarına bir şey yapamayacakları oraya çıkmıştı çünkü. Hitler ve Mussolini de kendi çıkarları için yandaş bir hükümetten oldukça memnun olacaklardı.

Seçimde yenilen Falanjistler için tek seçenek askeri-faşist bir darbeydi ve o da “Afrikalı Generallerin” bir yemekte hep bir ağızdan C.A.F.E diye bağırmalarıyla başlamış sayılırdı.

C.A.F.E, İspanyolca kahve demek ama Falanjistlerin kısaltmanın baş harflerinden anladığı farklıydı: “Camarades! Arriba Fallange Espanola!” yani “Arkadaşlar! İspanyol Falanjı Geliyor!”

İspanyol sömürgesi Fas’tan, Afrika’dan gelen General Franko’nun “Ordu İspanya’da düzeni sağlamaya karar vermiştir!...” diye başlayan cümlesiyle işgal Fas’ta başlayıp İspanya’ya sıçradı.

Antifaşist direniş İspanya’da kent kent yapılıyordu. Kendi kaynaklarıyla sokak savaşını sürdürenler anarşistler ve komünistlerdi.

Direnişin ünlü isimlerinden La Passionaria, Dolores İbarruri’nin haykırdığı “Sürünerek yaşamaktansa, başı dik ölmek yeğdir!” sözüyle direnişin özünü ortaya koymuştu.

Halk cephesinin kurduğu kadınlı erkekli “Savunma Cuntası”, faşitlere karşı kent kent çarpışıyordu.

İspanyol antifaşist hareketi içinde kadınların önemli bir yeri oldu. “Kahraman dulu olmak, korkak karısı olmaktan yeğdir!” diyerek katılmışlardır direnişe.

Ünlü “ No Pasaran!: Geçemeyecekler!” sözü Madrid savunmasından günümüze kadar gelmiştir.

İspanya’nın önemli bir özelliği savaşa uluslar arası tugayların da katılması oldu. Çeşitli ülkelerden gelen Liberaller, Katolikler, Sosyalistler, Komünistler Madrid’e, faşizme karşı dövüşmek ve cumhuriyet için ölmeye gelmişlerdi.

Uluslararası tugaylar şu bildiriyi imzaladılar:

“Buraya gönüllü olarak geldim ve gerekirse İspanya’nın ve bütün dünyanın özgürlüğünü sağlamak için kanımı son damlasına kadar akıtacağım.”

General Franko aldığı tüm desteğe rağmen ülkeyi tam olarak teslim alamamıştı. Halk cephesi direnişi devam ediyordu. Öyle ki: “Bir savaş ancak ona kaybedilmiş gözüyle bakarsak kaybedilir. Galipleri mağluplar ilan eder” inancıyla devam ediyorlardı.

İspanya halkının 986 gün süren destansı mücadelesi, solun kararsızlığı, faşistler arası dayanışmayı kendi içinde kazanamamış olması gibi nedenlerle bir “darağacı barışıyla” bitti.

Ama “No Pasaran!” bugün hala faşizmle mücadelenin parolası.

Çalışmak özgürleştirir

Faşizme karşı direniş içeride de devam ediyor. Nazi toplama kamplarında, içerideki koşullara, aşağılanmaya, kimliklerin çökertilmesine karşı gösterilen bireysel ve kollektif direniş kimi zaman dışarı bile taşabiliyor. Özellikle kampların girişinde yazan “Arbeit Macht Frei” yani “Çalışmak özgürleştirir”le faşistlerin demek istedikleri şuydu: Sizi çalıştırarak öldüreceğiz.

Partizan ve Halk Demokrasisi

Önceden askeri eğitim almaksızın halkın silahlı direnişe katılmasıyla ortaya çıkan partizan grupları özellikle Balkanlar’da etkiliydi ya da burada o ismi almıştı.

Tarihte ilk defa bir komünist parti öncülüğünde ayaklanma çıkarılmıştı. O da Bulgar devrimcilerin, “Çiftçi Birliği” ile ortak verdiği “Milli Birlik” faşist örgütlenmesine karşı mücadeledir.

Bulgar halkının 1923-1942 yılları arası faşizm karşıtı mücadelesi; Birleşik cephe, Halk Cephesi, Halk Kurtuluş Cephesi ve Vatan Cephesi adlarıyla, ilk olarak iç faşizme daha sonra da işgalci Alman Faşizmine karşı oldu.

1936-1937 dönemi Bulgar devrimcisi Georgi Dimitrov’un Komintern’e sunduğu raporda birleşik proleterya cephesinin mücadelesini, kapitalist saldırıya, faşizme ve yeni bir savaş tehdidine karşı birleşik halk cephesine dönüştürme fikri öne çıktı.

Bulgaristan, faşistlerinin Alman denetiminde olmasından dolayı Almanya’nın; Slavik kökler nedeniyle de Sovyetlerin etkisi altında gidip geliyordu.

Almanlar faşistleri destekliyor, öte yandan halk, köylüler ve ordudan kaçanlarca partizan birlikleri kuruluyordu.

Partizan savaşının sonu Bulgaristan’da proleterya diktatörlüğünün özel bir biçimi olan halk demokrasisiyle sonuçlandı.

Aynı şekilde Arnavutluk’ta da partizan kuvveti yüz bin kişilik İtalyan işgalcilere karşı, Arnavutluk Komünist partisi, Ulusal Kurtuluş Hareketi ile en büyük direniş örgütü oldu. Yugoslavya ile ilişkiler direniş boyunca sürdü.

Güney Arnavutluk tamamen işgalcilerden temizlenince Enver Hoca başkanlığında Ulusal Kurtuluş Konseyi adında bir yürütme organı oluşturuldu.

Arnavutluk geçici hükümeti daha sonra Halk Cumhuriyetine dönüştü.

Yugoslavya Alman işgaline uğrayınca Tito önderliğindeki Komünist Partisi, partizan müfrezeleri kurarak direnme kararı aldılar.

“Bir an bile kaybetmeden partizan birlikleri örgütleyin ve düşman hattının gerisinde bir partizan savaşı başlatın. Silah fabrikalarını, dükkânları, benzin depolarını ateşe verin, demiryollarını ve telefon hatlarını tahrip edin, köylülerin tahıl ve hayvanlarını saklamalarına yardım edin, düşmanın kendini muhasara altında hissetmesini mutlaka sağlayın.” İşte partizan savaşı buna dayanıyordu.

Yugoslavya Antifaşist Halk Kurtuluş Konseyi kurulduktan sonra Tito, Sovyetlerle de arasının açılması sonucu “özyönetimli sosyalizm”e yönelecekti.

Tito, Sırp milliyetçisi Çentikleri, Hırvat milliyetçisi Ustaşaları birleştirip; Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyetini kurdu.

Partizan savaşının en önemli örneklerinden biri Yunanistan’da ortaya çıktı. EAM (Ulusal Kurtuluş Cephesi) ve ELAS (Ulusal Kurtuluş Ordusu) asıl adı Tanasis Klaras olan Aris tarfından kuruldu. EAM ve ELAS “dağlarda örgütlü” bir devlet kurma noktasına gelmişlerdi. Savaşın ara verdirdiği okul, yerel yönetim, mahkeme, kamu hizmetleri yeniden verilmeye başladı ama Partizanca.

Öyle ki partizanın çocuğu EAM’nin (Ulusal Kurtuluş Cephesi) gençlik örgütü olan EPON’a katılıyor, yetiştirilen ürünleri EA (Ulusal Dayanışma) topluyor, kayığı olan onu Ulusal Halk Kurtuluş Donanmasına (ELAN) veriyor ve dağlarda örgütlü kolektif yaşantının hakim olduğu direniş devletçiği oluşuyordu.

Şehir halkı da partizanlara destek için işgalciler karşısında sağır ve dilsiz oldular. Hiçbir işçi Yunanistan’dan işgalcinin ülkesine çalışmaya gitmedi ve Almanlar Sovyetlere karşı savaştıracak tek bir asker alamadılar.

Atina sokakları faşist propagandayla doldurulurken, tehditlerle, arananların listeleriyle ve ihbarcılara karşı ödüllü çağrılarla donatılmış olan duvarlara gençler de şunu yazıyorlardı: “Size Diz Çöktüreceğiz!”

Almanlar bunun üzerine sokak sokak şüpheli kim varsa rehin alıp götürdüler, bu sefer halk evlerinden çıkmayarak direnişe devam etti.

Savaştan sonra partizanların mücadelesi işbirlikçi kral yanlıları ve İngiliz emperyalizmine karşı devam etti. Bu kez ismi DO (Demokratik Ordu)’ydu.

Bitmeyen direniş

Faşizme karşı direniş içeride de devam ediyor. Çünkü dışarıdaki faşizm içeride de aynı şekilde devam ediyor. Nazi toplama kamplarında, içerideki koşullara, aşağılanmaya, kimliklerin çökertilmesine karşı gösterilen bireysel ve kolektif direniş kimi zaman dışarı bile taşabiliyor.

Biraz sonra gaz odasında, ihalesini bile büyük sanayinin yaptığı fırınların birinde ya da bir keyfi bir kurşunla öleceğini bilseler de yaşadıkları için direniyorlar.

Kimi zaman, tıpkı Almanya’da bir toplama kampında tutukluların mırıldanarak söyledikleri “Wir Sind die Moorsoldaten” (Bataklık Askerleriyiz Biz), direniş ruhunun küçük bir simgesi oluyor.

Kimi zamanlar da faşistlerin gözünden kaçmış, daha sonra kamp yıkılınca ortaya çıkan sanat eserleri… Duvarda bunca imkânsızlıklara rağmen çizilmiş evrensel direniş simgesi havada sıkılı yumruk gibi mesela. Ortaya çıkarılınca cezasının direk ölüm olduğu bir direniş örneği.

Kurulan örgütler içeride de dayanışmanın devam etiğinin göstergesi oluyor. “Savaş Esirlerinin Kardeşliği Örgütü” içerdeyken bile faşizme zarar verebiliyor. Firarlarla, sobotajlarla, iş yavaşlatmayla… Elden ne geliyorsa.

Kısaca tüm direnişin odağında Nazilere karşı onuru korumak olduğunu söyleyebiliriz.

Toplama kampındakiler bile dört duvar arasında onurları için faşizme karşı direnme cesaretini göstermişler.

Peki ya biz?

“Durmak yok yola devam!” diyen Kürt-İslam Faşizmine karşı direnecek miyiz?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe