| Özgür Erdem |
Sağ'ı bölmek mi
Faşizm nasıl engellenir AKP'nin kapatılma davasında karar aşamasına geliniyor. Bu süreçte Atatürkçülerin ne tavır alması gerektiğini tartışmak gerekiyor. AKP'ye karşı mücadelede en önemli rolü üstlenmesi gereken CHP'ye bir bakalım. Deniz Baykal'ın katıldığı bir televizyon programında yaptığı şu değerlendirmeleri dikkattinize sunuyoruz: "AKP kapatılmazsa iç siyasi gerilim düşer." Nedenmiş? Çünkü "Dava reddedilirse AKP ferahlar"mış. Ve "Davayla hesaplaşma ihtiyacı ortadan kalkar. Türkiye siyasetinin iç gerilimi ferahlayacak. Bugüne kadarki uygulamalarından ders alacaklar." Baykal'ın bu dedikleri pek çok insanı şaşırtmıştır ama bizi şaşırtmadı. Çünkü aynı programda şunları da söyledi: "Biz demokrasiye inandığımızı Tayyip Erdoğan'ın siyaset yasağının kaldırılmasına yardımcı olarak gösterdik." Evet. Baykal olmasa bugün Tayyip Başbakan olamazdı. Çünkü 2003 başında Tayyip Erdoğan'a konulan siyaset yasağının kaldırılması için bir Anayasa değişikliği şarttı. Ve AKP'nin tek başına milletvekili sayısı yeterli olmadığı için CHP'nin destek vermesi gerekiyordu. Peki bir siyasi parti rakibinin genel başkanının siyaset yasağını neden ortadan kaldırır? Neden rakibinin Başbakan olmasının önünü açar? Ve neden rakibinin kapatılmasını istemez? Çok demokrat olduğundan mı? Yoksa AKP'yi siyaset yoluyla yenmek istediklerinden mi? Tabii ki değil. Öyle olsa, yani CHP AKP'yi sadece siyasi yollarla engelleme gibi bir perspektife sahip olsa 22 Temmuz seçimlerine neden olan Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyu yapmazdı. Ya da Anayasa Mahkemesi'ne gideceğine sine-i millete döner ve Meclis'in yenilenmesini sağlayarak Türkiye'yi kendi isteğiyle erken seçime götürürdü. Böylece CHP, AKP karşıtı bir halk hareketi örgütlemiş olur ve AKP'yi bu şekilde sandıkta yenebilirdi. Ancak CHP kurtuluşu mahkeme kapılarında aradı. Bu yanlış bir stratejiydi. Çünkü, bir faşist hareket mahkemelerle değil, halk örgütlenmesiyle yenilir. Çünkü faşizm öncelikle sokağa hakim olmak üzerinden bir strateji oluşturur: Ve faşizmin yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğundan kurtulmanın tek yolu insanların kendileri gibi olanlarla omuz omuza vermesidir. İnsanlar kendi gibi düşünenlerin yanında güç kazanır. Halbuki, kimileri AKP'nin faşizmini engellemenin farklı bir yolu olduğunu düşündü: Onu kızdırmamak. Ejderha verilen kurbanlarla yetinir mi? Klasik ejderha masalıdır. Köyün birine bir ejderha dadanır. Köy sakinleri ejderhanın köylerini basmaması için ya kurbanlar verir ya da ejderhayı kızdırdığını düşündükleri şeyleri yapmazlar. Mesela müzik çalmazlar, kutlama yapmazlar, ejderhanın bulunduğu ormanda avlanmazlar. Ama ejderha köylerine saldırmaya devam eder. Olan kurban verdikleri onca insana ve vazgeçtikleri eğlencelerine olur. Peki ejderhalar nasıl ortadan kaldırılır? Bütün destanların ortak bir sonu vardır. Bir kahraman çıkar ve aslında tek bir şey yapar: Cesaret eder. Ve cesaretiyle o güne kadar tir tir titreyen bütün köyü peşine takar, ejderhayı öldürür. Bugün AKP faşizmi bir ejderha gibi Türkiye'nin üstüne çökmüş durumda. Peki ejderhaya karşı çıkması gerekenler ne yapıyor? Korkuyor, çekiniyor ve ejderhanın üstüne gidilirse daha çok kızacağını düşünüp kenara çekiliyor. Halbuki dünya tarihi göstermiştir ki, faşizm gelmesin diye aman dileyenlerin sonu faşizmin zindanlarında acı çekmek olmuştur. Aynı zamanda dünyanın bütün faşist iktidarları halk hareketleriyle son bulmuştur. Kurban verip durdurulan bir canavar yoktur tarihte. Düşmanın güç kaybetmesini bekleyenler Burada CHP'nin bir başka stratejik hatasından da bahsetmek istiyoruz. Siyasette iktidara gelmenin önemli şartlarından birisi güçlenmektir. Çocukların bile anlayabileceği bir denklem: Güçlenirseniz, iktidar olursunuz. Ancak nedense CHP'liler bu temel denklemi bir türlü çözemiyor. CHP'lilere göre, iktidara gelmenin yolu güçlenmek değil, rakibin güç kaybetmesini sağlamak. Böylece siz yerinizde saysanız bile rakibiniz gücünü yitire yitire bir gün sizden daha düşük oy alacak! Bunu Tayyip'i Başbakan yapan süreçte de gördük. Baykal, Tayyip'in Başbakan olmasının önünü açan Anayasal düzenlemelere niye destek verdiğini soranlara "iktidarda güç kaybetmelerini bekleyeceğiz" diye yanıt veriyordu. Aynı anlayış AKP iktidara geldiğinde bütün Atatürkçülerde vardı. İktidarda yıpranacaklar ve nasıl olsa bir gün iktidarı yitireceklerdi. O yüzden acil önlem almaya çok gerek yoktu. Öyle mi oldu peki? Hayır! 22 Temmuz'da AKP oylarını %50'lere getirdi. CHP ise 6 yıldır stratejisini AKP'nin zayıflamasını beklemekle geçirdi. Bugün kapatma davasında AKP'nin kapatılmamasını tercih edenler de aynı şekilde hesaplar yapıyor. Tezlere göre AKP'yi büyük bir ekonomik kriz beklemektedir. Ve AKP kapatılırsa bu ekonomik krizin yaşanacağı dönemde iktidarda bulunmaktan kurtulmuş olacaklardır. Hatta kapatıldığı için kriz çıktığını savunacak, kendinden sonra gelecek iktidarı da krize sürüklemekle eleştirecektir. Böylece kriz sonrası daha da güçlenerek geri dönecektir. Hatta bu tezleri savunanlar AKP'nin kapatılmayı tercih edeceğini bile söylüyor. AKP ne kadar çok iktidarda kalırsa o kadar çok yıpranacaktır bu çevrelere göre. Hatta AKP kapatılacağına, açık tutulup güç kaybetmesini beklemek onlar için daha tercih edilir bir şeydir. Çünkü böylece AKP ekonomik krizle birlikte halk desteğini yitirecektir de. İşte Atatürkçülerimizin klasik kendisini bir türlü siyasetin öznesi olarak görememe hastalığının bir örneği. Yani iktidarı Atatürkçü halk hareketi değil, başka şeyler güçsüzleştirecek. AKP aleyhinde propaganda olmazsa nasıl güç kaybedecek? Şimdi nedir o dinamikler tek tek hatırlayalım. İlhan Selçuk'un Bush'a hitaben yazdığı mektubu bir hatırlayın. İran operasyonu öncesi Türkiye'de laik bir rejimin olmasını tercih etmesi gerektiğini söylemiyor muydu? İlhan Selçuk bir simge. Bir çevre aklı sıra ABD'yi AKP seçeneğine ikna etmeye çalışıyor. AKP'nin zayıflaması yerine, ABD tarafından ortadan kaldırılmasını beklemek siyasette alınan tavrın güzel bir örneği olsa gerek. Bir başka klasik strateji AKP'nin ekonomik krizle çökeceğini sanmak. 6 yıldır Atatürkçü ekonomistler özellikle yaz aylarında kriz beklentisine girer. Hatta son altı yıldır bakın Atatürkçü ekonomi sayfalarına, zaten ABD ekonomisi de krizdedir. Ve bu uluslararası kriz ortamı Türkiye'yi de etkileyecektir. AKP de sürekli krizi gözden kaçırmaya çalışmakta, gündemler değiştirmektedir. Bir gün de gelecek AKP bu krizin altında ezilecektir. Yani Atatürkçüleri yine bir beklentiye sokan başka bir tez. 6 yıldır ekonomik kriz bekliyoruz. Bekliyoruz ki AKP döneminde ekonominin iyiye gittiğini sananlar gerçekleri görsün. Halbuki bu ülkede fındık mitingleri yapıp AKP'yi yerden yere vuran, hatta polisle çatışan Karadeniz köylüsü bile gidip AKP'ye oyunu vermedi mi? Halbuki Karadeniz'deki o mitingler AKP karşıtı sol bir parti tarafından örgütlense ve AKP karşıtı bir halk hareketine dönüşse o insanlardan biri bile AKP'ye oy vermezdi. Yani AKP'yi tek başına ekonomik krize girmek de çökertmiyor. Örgüt lazım. Daha doğrusu AKP'nin ekonomiyi nasıl çökerttiği propagandası yapacak insanlar lazım. Yoksa AKP'liler gelip ekonominin ne kadar iyi gittiği masallarını anlatıyor ve aksi de söylenmediği için insanlar buna inanıyor. Şimdi kim suçlu? AKP'nin masallarına inanan halk mı? Yoksa AKP'nin masalları yerine gerçekleri halka anlatmayan Atatürkçüler mi? İktidar AKP'yi ılımlı mı yaptı? Bir örnek daha verelim: "İktidar nimetlerinden yararlanan AKP, iktidarı yitirmemek için ılımlı olacak" tezleri. Bu da düşmanın aman dilediğinizde yavaşlayacağı tezlerine benziyor. Ve işler ne zaman kötüye gitse birileri bu umudu pompalıyor. Bunu Refah Partisi'nin Belediye seçimlerinden zaferle ayrıldığı dönemde de yaşamıştık. "İktidarın nimetlerinden faydalanmak için ılımlılaşacaklar" dendi. "Ellerine yüzlerine bulaştırıp başarısız olup yıpranacaklar" dendi. Ama olmadı. Tersine, belediyelerden başlayarak adım adm Türk Milletini daha da Şeriatçı yaptılar ve büyüdüler. Ve iktidarı kaybetmemek için uzlaşmak ve ılımlı olmak bir yana daha da faşistleştiler. Ergenekon operasyonu herhalde bunun en güzel kanıtıdır. Bütün bu tezlerin dönüp dolaşıp vardığı yer aynı nokta: Atatürkçüler hiçbir şekilde siyasette özne olmaları gerektiğinin farkında değiller. Düşmanlarını yıpranmasını beklemekten başka bir şey yapamıyorlar. Peki düşmanları zayıfladığında ne olacak? Kim iktidar olacak? Aslında Atatürkçüler için bu konuda da bir program söz konusu değil. Mesela zayıflayan AKP'yi devirecek bir güç olarak CHP ortaya çıkmıyor. Ya da Atatürkçü dernekler bir iktidar alternatifiyle orta çıkmıyorlar. Tersine, başka güçleri göreve çağırıyorlar. Ya bir teknokrat hükümeti kurulması gerektiği söyleniyor, ya Ordu göreve çağırılıyor, ya da yargı... Yani görevi hep başkaları yapacak. Düşman kendi kendine yıpranacak. O yıpranınca yargı hesap soracak Ordu iktidara el koyacak Ve sonra Atatürkçüler mi yönetecek? Hayır, Teknokratlar yönetecek. Peki Atatürkçüler ne yapacak? Hiçbir şey! Aynen şimdi yaptıkları (ya da yapmadıkları) gibi. Televizyon başında tartışma programları izlemeye devam edecekler. Evde kendi kendilerine ajitasyon yapacaklar. Haber izlerken Tayyip hakkında atıp tutacaklar. İnternet sitelerine girip dert yanıp komplo teorileri kuracaklar. İnternette gördükleri komplo teorilerine inanıp geceleri uyuyamayacaklar. Atatürkçülerin yeni umudu: Abdüllatif Şener Cumhurbaşkanlığı tartışmalarında sol kendi adayını bile çıkarmamıştı. Hatırlayalım, CHP Abdüllatif Şener'in Cumhurbaşkanlığını tercih ettiğini açıklamıştı... Öyleyse gelelim şu Abdüllatif Şener meselesine. Bu garip Atatürkçü stratejinin en son örneğini Şener'in kurmaya çalıştığı partiyle ilgili yaklaşımlarda görüyoruz. Cumhuriyet gazetesinde bir haber: "Başbakan gibi karşılandı." Hadi bakalım Baykal mı ya da bilmediğimiz başka bir sol parti mi diyorsunuz: Hayır. Abdüllatif Şener. Kuracağı parti için gittiği Konya'da 3 bin kişilik bin konvoyla karşılanmış. Cumhuriyet de coşkuyla bundan bahsediyor. Sonra başka bir başlık: "Şener hızlı başladı" Bir Şener propagandasıdır gidiyor. Benzer bir taktik 22 Temmuz öncesinde de yaşanmıştı. Cumhuriyet sürekli Saadet Parti'sinin (SP) adaylarıyla görüşmüş, röportajlar yapmıştı. Amaç belli: AKP'nin oylarını bölmek. Ama komik bir durum söz konusu. Bir kere AKP'ye oy verenler Cumhuriyet okumuyor ki SP'lilerin röportajlarından etkilenip oylarını oraya yöneltsin. Ama meselemiz bu değil. AKP'nin oyları bölünüp SP yükselse ne yazar? Var mı onlara sol bir alternatifiniz? Yani AKP'nin oyunu bölecek SP gibi partileri destekleyeceğinize AKP'ye alternatif bir sol parti çıkarsanıza! Yok. Sol kendi iktidar programının propagandasını yapacağına AKP'nin alternatiflerini öne çıkarıyor. MHP meselesinde de böyle yaptılar. AKP'den kopacak sağ oyların MHP'de toplanması için çaba gösterdiler. Bir kısım Atatürkçümüz ise gitti ANAP ile DYP'nin birleşmesi için uğraştı. Hatta iki partiyi birleştirip DP'yi kuran Sinan Aygün alkışlandı ulusalcı diye. Bir kısım Atatürkçü ise merkez sağı toparlaması için Demirel'e duacı oldu. Sağ bölünsün diye sağa oy veren solcular! Tabloyu görüyor musunuz Atatürkçüler Atatürkçü bir alternatif için değil, AKP'den başka sağ alternatifler için çalışıyor. Zaten bir kısım Atatürkçü bu durumu abartıp gitti MHP'ye oy verdi seçimlerde. Neymiş efendim AKP'nin oylarını bölecekmiş. Barajı aşarsa AKP'nin milletvekili sayısı azalıyormuş,. Böylece CHP'ye küskün pek çok Atatürkçü insanın MHP'e oy verdiğini gördük. Hatta AKP'nin çok güçlü olduğu ve muhalefetin de çok güçsüz oldu yerlerde (Konya gibi) Saadet Partisi'ne oy verilmesi gerektiğini düşünenler oldu. Yani bizim Atatürkçülerimiz aylarca SP, DP, MHP gibi sağ partilerin reklamını yaptı, hatta gitti o partilere oy verdi. Sonuç? AKP bölündü mü? Hayır! Şimdi de Abdüllatif Şener'in hareketi içten içe destekleniyor. Şener'in çıkıp AKP'nin oyların bölmesi bekleniyor. Hatta AKP'nın kapatılması durumunda AKP'nin bölünüp bir kısmının Şener'in yanına gideceğini sanıyorlar. Halbuki durum öyle değil. Çünkü mesele AKP'nin bölünmesi değil. AKP bir güç olarak tamamen ortadan da kalkabilir. Tayyip Erdoğan tamamen tasfiye olur ve Şener de gelebilir bir lider olarak. Ama bu Türkiye için hayırlı bir şey midir? Yani Şener kötünün iyisi mi gerçekten? Bir kere kötünün iyisine razı olmak zorunda değiliz. Ama kötünün iyisi olduğunu konusunda bile şüphe duymak gerekiyor. AKP'nin ortaya çıktığı dönemde, yaşasın RP bölündü diye sevinmedi mi ki-mileri. Şimdi Şener'le röportaj yapanlar o zaman da AKP'nin önde gelenleriyle röportaj yapıyordu. Hatta AKP kadrosunun daha ılımlı olduğu düşünülüyordu. Ne oldu? Son seçimlerde bu sefer tam tersi Milli Görüş çizgisi daha ulusal bulundu ve bu sefer AKP'ye karşı onlar desteklendi. Yani bir önceki seçimde iyi olan AKP 22 Temmuz'da kötü, o zaman kötü olan Milli Görüş 22 Temmuz'da iyiydi. Halbuki AKP, eski RP'den hiç de aşağı kalır değil. En az onlar kadar Şeriatçı, onlar kadar gerici ve onlar kadar Atatürk düşmanı. Şener açısından da aynı şeyler söyleyebiliriz. Yarın Şener AKP'yi alt edip Türkiye'nin başına geçse ABD'nin ortaya koyduğu Kürt-İslam projesinin dışına çıkacak mı sanıyorsunuz? AKP nasıl ABD'nin kontrolünden çıkmadıysa, Şener de çıkmayacaktır. Ama emin olun öyle bir durumda birkaç sonraki seçimde bu sefer de AKP'nin önde gelenleriyle Şener'in nasıl alt edileceği tartışılacaktır. Atatürkçüler izliyor Şeriatçılar malı götürüyor Hani denir ya "Atı alan Üsküdar'a geçti." Aynen öyle. Atatürkçüler Şeriatçı hareketi bölmeye çalışsın, onlar toplam oylarını çoktan %50'ye getirdiler. Peki çözüm olarak birleşmeyi savunanlara ne demeli? Düşmanı bölmek, Atatürkçüleri birleştirmek için uğraştılar. Sonuç. Düşman bölündü doğru. Birkaç partileri var. Atatürkçüler birleşti doğru. Cumhuriyet mitinglerine bütün Atatürkçü dernekler katıldı. Peki sonuç? Bölünen düşman %50, birleşen Atatürkçülerin bir partisi bile yok. Atatürkçülüğe en yakın parti CHP'nin oyu ise %20... Mesele tek başına birleşmek bölünmemek değil. Baktığınız zaman Şeriatçı kesim içinde de büyük bir bölünmüşlük parçalanmışlık var. Sonuçta hepsi tek bir tarikata bağlı değil en azından. Yüzlerce tarikat var ortada. Ama iktidara gelmek ve iktidarda kalmak söz konusu olunca o bölünmüşlüğün bir önemi kalmıyor. Sonuçta bütün o bölük pörçük Şeriatçı parçalar kendi hareket alanlarında içinde yine Türk Milletini örgütlüyorlar. Atatürkçüler ise 2002'den beri birleşmekle meşgul. Ancak zaten Atatürkçü örgütlenme içinde olan insanları birleştirmenin tek başına bir faydası yok. Harekete geçmemiş milyonları siyasileştirmek, sağcılaşan toplumu Atatürkçüleştirmek ve devrimcileştirmek gerekiyor. Bu da Atatürkçülerin birbirleriyle değil Halkla birleşmesiyle mümkün. Bunu yapamazsanız başka sağcıların halkla birleşmesini alkışlamak zorunda kalırsınız. Şener'in başbakan gibi karşılanmasına sevinmeniz gibi. Halbuki Şener'in AKP'den hiç de farklı olmayacağı gezilerine başladığı şehirden belli değil mi: Konya! Yani Milli Görüş'ten çok da farklı olmadığını vurguluyor özel olarak. Ama bizim üzüldüğümüz nokta, Şener Şeriatçıların oyunu bölmeyecek ama kimi Atatürkçülerimiz eminiz Şener propagnadası yapacaktır etrafında. AKP'ye oy vereceklere örneğin Şener'e vermeleri için propaganda yapacaktır. AKP'nin gerçek Müslüman olmadığını söyleyecektir. Ama hiçbiri "şu sağcı adamı solculaştırayım devrimci yapayım, Atatürkçü yapayım" diye uğraşmayacaktır. Halbuki düşman güçleri zayıflatmak yerine öncelikle kendi gücümüzü artırmamız gerekir. Sonuçta biz güçlü olursak, düşmanı zayıflatabiliriz.
|