21.07.2008/Sayı:196
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Kaya Ataberk

Teslim alınmış ordu
esir millet demektir

Ordu’ya tasfiye, ulusa tasfiyedir

İki haftadır Türkiye Ergenekon’la yatıyor, Ergenekon’la kalkıyor. Gerçekten de olayların boyutunun bu kadar büyümesi, TÜRKSOLU’nun yaklaşık olarak bir buçuk yıldır yaptığı tüm faşizm uyarılarına karşın şaşkınlıkla karşılandı.

Özellikle artık operasyonun kapsamının en üst düzeyden emekli askerlere kadar uzandırılması, Atatürkçü ve “ulusalcı” kesimler üzerinde bir şok etkisi yaratmış durumda.

Biz bu noktada şok geçirilecek ya da şaşırılacak bir şey bulmuyoruz. AKP diğer klasik faşist baskı rejimleri gibi kendisine muhalif olacak tüm kesimleri sindirerek, devlet yapılanmasını da yine tamamen kendisine bağlı bir polis devletine dönüştürmenin çabası içerisindedir.

Diğer taraftan operasyonun içinde AKP’nin sadece bir taşeron olduğu ve esas yönlendiricinin Amerikan emperyalizmi olduğu ortadadır. TÜRKSOLU’nda daha önceden tespit ettiğimiz bu durum bir anlamda emperyalizmin ulus-devlete onun en önemli kurumu olan Ordu’yu vurarak saldırması olarak şekillenmektedir.

Emperyalizmin hedefi Türk Ordusu’nu İran operasyonunda lejyoner yapacak, Kürt devletinin ilanına ve topraklarının Türkiye aleyhine genişletilmesine ses çıkarmayacak edilgen bir durumun içine düşürmektir. Emperyalizmin Ortadoğu’da egemenliğini istediği gibi kurabilmesinin önündeki en büyük engel Türk devletinin ve özellikle de Türk Ordusu’nun bu noktadaki aşılamayan direncidir.

AKP’nin iktidarıyla beraber sistemli olarak saldırı altında tutulan Ordu’ya artık ölümcül darbenin vurulması için karar alınmıştır. İstihbarat teşkilatlarından, Fethullahçılara, Soros “solcuları”ndan Muhsin Yazıcıoğlu gibi azılı faşistlere kadar geniş bir cephe kurulmuştur ve saldırı başlatılmıştır.

Emperyalistler çok iyi bilmektedirler ki teslim alınmış bir Ordu, teslim alınmış bir devlet; o da esir edilmiş, sömürülmüş ve yurdundan sürülmüş bir millet demektir.

İşte gerici-Kürtçü faşizmin ve onun efendisi emperyalizmin bizler için planı!

Ve maalesef bugün bu senaryonun bizim aleyhimize tıkır tıkır işletildiğini izlemekteyiz.

Emperyalizmin için en tehlikeli şey nedir?

Marks ve Engels, Komünist Manifesto’yu kaleme alırlarken, ideolojilerinin ve hareketlerinin Avrupa burjuvaları için bir kabus haline geldiğinin farkındaydılar. Bu durumu da “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor, komünizm hayaleti” diyerek anlatıyorlardı. Zamanla Batı işçi sınıfının ve onun siyasal temsilcisi olan partilerin sistemle uzlaşması bu hayaleti “sevimli hayalet Casper” gibi bir şeye dönüştürecekti.

Ancak diğer taraftan Üçüncü Dünyanın dört bir yanında tutuşan ulusal kurtuluş hareketlerinin yaktığı ateş; ABD’li emperyalist McNamara’ya; “çağımızın en tehlikeli silahı ulusal kurtuluş hareketleridir” dedirtecek kadar etki olmuştur. Yani emperyalizm açısından en tehlikeli ve korkunç olan ezilen ulusların kurtuluş mücadeleleri ve onların zaman içinde sosyalizme evrilerek ilerleyen ulusal ve halkçı devlet yapılarıydı.

Artık Batının sosyalizm gibi bir derdi olmadığı gibi Batı’ya karşı, Batı içinden gelişebilecek bir tehlike de yoktur. Bu nedenle emperyalizm tüm gücüyle uluslara ve onların direniş ve var olma birimleri olarak tanımayabileceğimiz ulus-devletlere saldırmaktadır.

Bu durum ezilen ülkelerin sağcıları açısından da aynen geçerlidir.

Onlar da artık “komünistler”le mücadele etmeyi bırakmışlardır, milliyetçilikle ve devletle mücadele etmeye başlamışlardır.

Bu anlamda da şablonlar tamamen alt üst olmuştur. Bu dönüşümü anlayamayacak kadar körleşmiş olanlar da sol adına isimlerini ihanet cephesine yazdırmaktadırlar. Devlet ve milliyetçilik karşıtlığını en sağcı, en faşist kesimlerle beraber sürdürmektedirler!

Ulusal kurtuluşçuluktan ulus devlete

Ulus-devlet derken burada Batının devletlerine pek de benzemeyen bu yapıların nasıl kurulduğuna da yakından bakılması gerekmektedir. Sömürgecilik ulusları sadece sömürmez, aynı zamanda onların ulus olarak varlıklarını ortadan kaldırmanın ve moleküllerine ayrılmış insan yığınları yapmanın da planlarını yapar. Bu açılardan etnik bölücülük ve Şeriatçılık emperyalizmin en önemli aracı, ideolojik ve siyasal aygıtıdır. Ulus varsa direniş vardır, ulus yoksa her emri ses çıkarmadan yerine getirecek köle yığınları…

Uluslar ise bu karanlık cephe karşısında yok olmamak için direnmek ve savaşmak zorundadır. Emperyalizmin ölüm noktasına kadar getirdiği uluslar, savaşarak dirilmeyi ve devlet kurarak var olmayı seçmişlerdir. Çağımıza kadar imparatorluklara bölünmüş olan Üçüncü Dünya artık ulus devletlerin ardı ardına bağımsızlıklarını kazandıkları ve emperyalizme karşı direndikleri bir görünüm kazanmıştır.

Burada ulus devletin ortaya çıkışının birkaç anlamı vardır. Bir taraftan olayın siyasal bağımsızlık kavgası olması, emperyalistler karşısında siyasal tavır almayı gerektirmektedir. Bu nedenle ulus devlet doğası gereği siyasal olarak antiemperyalist olmak durumundadır.

Ancak işin tek boyutu bu da değildir. Ulus devlet aynı zamanda emperyalizmin dünya çapında kurduğu iktisadi sömürü sisteminin de dışına çıkmayı gerektirmektedir. Bu da ezilen ülkenin metropolle ekonomik bağlarını kopartması anlamına gelmektedir ki bu da en az siyasal bağımsızlık kadar emperyalizmin canını yakacak bir durum oluşturmaktadır. Ezilen ulus bağımsız kalabilmek ve gerçekten halkına refah sunabilmek için kapitalizmle kavgaya tutuşmalıdır.

Bu anlamda açıkça görülmektedir ki ulus devletler birebir Ulusal Kurtuluşçuluğun devamı ve doğal sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Verilen kurtuluş mücadelesinin gerçek sonuçlarına ulaşabilmesinin tek yolu ulusun devlet etrafında örgütlenerek, emperyalizmin saldırılarına karşı çıkmasıdır.

Bu yapılarıyla emperyalizm ulusu reddeden Sovyet tarzı sosyalizmleri rahatça çökertmiştir ama ulus devletler karşısında hala bocalamaktadır ve sonuç alamamaktadır. Bu devletleri “haydut devlet” ilan ederek saldırı odağı durumuna getirmektedir ama beklemediği bir direnç karşısında afallamaktadır.

Bu dayanıklı yapıların en önemli örneği olarak da Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetimiz gelmektedir. Yıllardan beri sağcı ve Amerikancı iktidarlar elinde yıpratılmasına ve yozlaştırılmasına karşın Türk devleti gene de nesnel olarak ulus-devlet tavrını korumaktadır ve bunun sonucu olarak da emperyalistlerin düşmanlığına uğramaktadır. Bunun en başında da Türk Ordusu’nun kurumsal varlığı gelmektedir.

Sosyalizm ve ulus-devlet

Atatürk ulus-devleti Altı Ok programı zemininde hayata geçirmişti. Altı Ok’u bir arada değerlendirdiğimiz zaman ezilen dünyanın tümünde ulusal kurtuluş savaşlarının ardından hayata geçirilen bağımsızlık girişimlerinin özünü görürüz.

Bu program dahilinde antiemperyalizm ve antikapitalizm somutlaşmaktadır. Milliyetçi ve solcu bir program ulus-devletin kurucu ideolojisi olmaktadır aslında.

Şablonlar içerisinde kısılıp kalanlar için bu çok anlaşılmaz ve kabul edilemezdir. Ama hayatın ve mücadelenin gerçeği budur.

Bizim ulus-devletimiz de içinde olmak üzere tüm ulus-devletler ortak bir tarihsel dönemleştirmeye sahiptirler. Genellikle emperyalizme ve onun sömürüsüne karşı tepkiyle girişilen hareket zamanla görmektedir ki dıştan gelen baskıyı engellemenin yolu, Batılıların ülke içinde kurdukları işbirlikçi düzenin yıkılmasıyla gerçekleşebilir.

Bu aşamadan itibaren artık ciddi bir devletçi-kamucu ekonominin kuruluşuna ve Marksist rejimlerden çok daha fazla kapitalizm dışına çıkmış bir yapılanmanın oluşumuna tanık oluruz.

Gerçekten de bugün Sovyetler ve Doğu Bloğu dağıtılıp yeniden kapitalist sistem içinde evcilleştirilirken, ezilen dünyanın ulus-devletleri sistemin dışına çıkabilmenin aracı olmaktadırlar.

Günümüzde özellikle Küba ve Venezüella gibi Latin Amerika ülkelerinin girdiği ulusal sosyalist yol bu anlamda Amerikan emperyalizmi açısından önemli bir tehdittir. Tabi tam ters noktadan olaya baktığımızda da bizler açısından önemli dersler çıkarmamız gereken örnekler vardır bu tecrübede…

Bu noktaları göz önüne aldığımızda artık, emperyalizm neden uluslara ve ulus-devletlere saldırıyor sorusunun da yanıtı alınmaktadır. Bir diğer taraftansa ulusu ve devleti savunmak için ideolojiye gerek olmadığı artık sağ-sol kavramlarının bittiğini iddia eden sığ ulusalcı tezler de çökmektedir.

Bu iddiaların tam aksine ulusu savunmak için her zamankinden daha çok solculuğa ve kapitalizm karşıtlığına ihtiyaç vardır. Soldan ürken bir ulus-devlet savunuculuğunun varacağı durumun sonuçsuzluğu da tecrübeyle sabitlenmektedir.

Gerçek mücadele: Ezilen ulusların kaybedecek bir şeyi yok!

Emperyalizmin kurduğu sistemden tüm Batılıların çıkarı vardır. Kurulu bulunan sistem kapitalizmi geliştirmekte ve bu gelişim Batının tüm sınıflarının ciddi anlamda durumunu düzeltmektedir. Bu açıdan Batı kapitalizminin kendi iç çelişkileri sonucunda yıkılacağı tezleri artık geçerlilik taşımamaktadır.

Kapitalizmin gelişmesinden ve varlığını sürdürmesinden beklentisi olmayacak tek bir kesim vardır o da ezilen ulusun ta kendisidir. Kapitalizm istediği kadar ilerlesin bu ezilen ulusun yoksulluğuna yoksulluk katmaktan ve onun kimliksizleştirilmesinden başka bir şeye hizmet etmeyecektir. Dünyanın büyük kısmını sömüren bu sistemi yıkacak olan gene bu sistemin gerçek mağdurları ve dışlanmışları olan ezilen uluslar olacaktır.

Kısacası ezilen ulusların kaybedecek bir şeyleri yoktur!

Bugün ezilen ulusların mücadelesinin bu kadar merkezi bir önemi ve anlamı var. Çağımızda emperyalizmin öyle ya da böyle hizaya sokmak istediği ulus-devletler bu nedenler dolayısıyla sistemin özüne aykırı bir durumu yaratmaktalar. Türkiye’de yaşadığımız ve sadece bir Şeriatçı-”ulusalcı” kavgası olarak gösterilmek istenen kavganın, operasyonun temelinde de bu gerçekler yatmaktadır.

Ezilen ulusların kaybedecek bir şeyi yoktur dedik… Gerçek mücadelenin zeminini de bu anlamda kurmak gerekir. Ama bir taraftan da artık Türkler olarak şunu da bilmeliyiz ki bizim açımızdan kaybedilmek üzere olan bir devlet ve bir vatan var.

Cephemizi buraya kurmakta tereddüt etmemeliyiz.

Türk milleti bağımsızlığına ve devletine sahip çıkmalıdır.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe