| Hüseyin Adıgüzel |
Faşizme karşı tek çözüm:
AKP’lilere tarih dersi Geçen hafta içerisinde AB Parlamentosu’nda, Türkiye konusu yine gündem maddesiydi. Yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin demokratikleştirilmesinden tutun da, İmroz ve Bozcaada’nın isimlerinin değiştirilmesine kadar her şey konuşuldu ve yine malum kişiler, ülkemiz aleyhine atıp tuttu. İşin garip tarafı Türkiye aleyhine alınan tüm kararlara AKP milletvekilleri de aynen katıldı. İnanılacak gibi değil, kendi ülkelerinin aleyhine alınan kararların altına imza atarak katıldıklarını beyan eden, herhalde ilk Türkiye (Türk demeye dilim varmıyor) parlamenterleri bunlar. Zannedersem, oturdukları yeri TBMM zannettiler. Oradan alışkınlar ya, her şeye destek vermeye, AB Parlamentosu’nda da aynı şeyi yapmakta bir beis görmediler! Kesinlikle tarihe not düşülmüştür. Aynen Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, kendi ülkesini AB Parlamentosu’na şikayet etmesi gibi… Bunlar, yani AKP’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki Türkiye Milletvekilleri, zannedersem, neyin söylendiğini ve neyin, niçin karar altına alındığını bilmeden, anlamadan ya altına imza attılar, yani karara katıldılar ya, kendi tarihlerini, hiç olmazsa son yüzelli yıllık tarihi, cereyan eden olayları hiç bilmiyorlar, zır cahiller ya da ülkelerine ve yemin ederek savunacaklarını söyledikleri Türkiye Cumhuriyeti devletine ihanet ediyorlar, yani her şeyi bilerek ve düşünerek yapıyorlar! Şimdi biz, kusurun en hafifinin geçerli olduğunu ve cahil olduklarını, kendi tarihlerini bilmediklerini düşünelim ve biraz tarih dersi vermeye çalışalım. Yirminci yüzyılın başında Balkanlar, bugünün Güney Doğusu gibiydi. Bulgar, Yunan, Sırp, Makedon, Arnavut ve Ermeni çeteleri, devlete isyan etmişler, köylere, kasabalara, şehirlere saldırıyorlar, akıl almaz suikastler düzenliyorlar, masum ve sivil halkı öldürüyorlardı. Bu insanlık dışı vahşete karşı Türk Ordusu harekete geçiyor, çetecileri teker teker temizliyor, tutukluyor ve hapse tıkıyordu. İsyanların yatıştığı anda Avrupa devletleri devreye giriyor, devlete baskı yapıyor ve af kanunları çıkartarak (aynen bugün çıkarılan eve dönüş yasası gibi) çetecileri hapisten kurtarıyor ve onlar da soluğu yeniden dağda alıyorlardı. (Aynen bugün olduğu gibi) Ve isyan hareketi yeniden başlıyordu. Daha sonra Avrupa devletleri, çetecilerin affedilerek dağdan inmelerini ve parlamenter yapılmalarını, yani siyasallaştırılmalarını istemeye başladılar (Aynen bugün PKK’nın siyasallaşmasını istedikleri gibi). 1908 inkılâbından hemen sonra, dağda eşkiyalık yapanlar millet meclisinde parlamenter oldular (Bugün DTP’lilerin olduğu gibi). Meclis’te Türkiye aleyhine kararlar alınması için çalıştılar. Serbestçe meydanlarda Türkiye’nin parçalanması için, nutuklar attılar, gösteriler yaptılar (Aynen bugün DTP’lilerin yaptığı gibi). Ve devamlı arkalarında Avrupa devletlerini bulmanın rahatlığı ile bağımsız devletlerini kurdular. Balkan Savaşı (1913) ile de Türk Devleti’nden ve milletinden çok acı bir intikam aldılar. Milyonlarca kilometre kare toprağımızın yanında dört buçuk milyon insanımızı da kaybettik. Hem de insanlık dışı metotlarla… Soykırım arayanlara duyurulur! Bir incelesinler, soykırımın ne olduğunu bir görsünler ve sonra Ermeni soykırımdan bahsetsinler bakalım! Dün Avrupalı büyük devletler (Düvel-i Muazzama) ve Rusya’nın iştiraki ile Rum, Ermeni, Bulgar, Makedon, Sırp çetecilerine verdikleri desteğin aynısını, bugün AB ve ABD olarak PKK terörüne ve Kürt ırkçılarına vermektedirler. Benzerlikleri yukarıda işaret ettim. Eğer, gerekli önlemler ve tarihten ders alınmazsa, bugün yaşananların sonucu da diğerinin sonucundan farklı olmayacaktır. Çünkü, bakınız, Türkiye’nin aleyhine alınan AB Parlamentosu kararlarına imza atan Türkiye milletvekilleri var. Yani, onların yapmak istediklerine destek TBMM’den geliyor. Bu kadar aymazlık olur mu demeyin, oluyor işte! Ergenekon’da hedef, Yaşar Paşa ve Türk Ordusu Sabah sabah Türkiye yine gözaltına alınmalarla birlikte uyandı. İlk defa ordu komutanı ve kuvvet komutanı düzeyinde emekli askerler gözaltına alınıyor. Bu bir milattır! Bundan sonraki gelişmeler daha çarpıcı olacak ve aylardır işaret ettiğimiz nokta hedefe kesinlikle ulaşılacaktır. Görünen köy kılavuz istemez. Özden Örnek Paşa’nın günlüğünden söz ediliyor ve gözaltına alınmalar, herhalde günlükte adı geçenler arasından yapılıyor. Zamanlamaya da dikkat! Anayasa Mahkemesi’nde Başsavcının kapatma davası ile ilgili mütalaa vereceği gün özellikle seçiliyor. Başsavcının söyledikleri bu suretle güme gitmiş oluyor. Bu gözaltıların Ordu’yu yıpratma, halkın nazarında gözden düşürme operasyonu olduğunu ilk günden yazdık ve başlangıcını Şemdinli olarak işaret ettik. Adım adım Şemdinli komplosuna doğru gidiyoruz. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Paşa’nın o günlerde söylediklerini hatırlayınız. Bomba atan olarak tutuklanan iki ast subay için “bunları tanırım, iyi çocuklardır!” demişti. Bu sözler Yaşar Paşa’nın başını çok ağrıtacak gibime geliyor. Hedef belli… Yaşar Paşa üzerinden göz dağı vermek ve orduyu yıpratmak… Bu operasyonların başka bir hedefi daha olduğunu zannediyorum. Polis devleti baskısını bütün kurumlarda ve millet üzerinde hissettirmek, halkı korku ve dehşete düşürmek! Bu hedefe daha çabuk ulaşacakları belli oluyor. Geniş halk kesimleri korkuyu hissetmeye başladılar bile… Artık meydanlara çıkacak milyonları bulmak bir hayal olacak gibime geliyor. O muhteşem Cumhuriyet Mitinglerinde meydanlardaki insanları yönlendiremeyenler, bugün göz altına alındılar, “siz bir şey yapamadınız, ama bakın biz neler yaparız” der gibi… bunlar birer ders nitelindeki olaylar, alabilene ne mutlu! Faşizm geliyor dedik ama kimseye dinletemedik Baştan beri yazıyor ve söylüyoruz… Kürt-İslam faşizmine gidiyorlar. Demokrasi, insan hakları gibi söylemler, sadece birer araç… “Uyanın ve örgütlenin, böyle bir faşist iktidarın hakkından ancak örgütlü mücadele ile gelinir. Halkın gücü ile gelinir” diye iki yılı aşkındır söylüyoruz. Ama maalesef dinletemedik. Bizi ciddiye almadılar. Belki bugünkü son olaylar, bazılarının aklını başına getirir. Baştan beri söylediklerimizi yineliyoruz. “Kürt- İslam faşizmi burnumuzun dibinde… darbe ile, ordu ve yargı yolu ile bunlarla mücadele edemezsiniz. Henüz zaman varken bunlarla, devrimci, örgütlü bir halk ile mücadele yapabiliriz. Gelin bu mücadelenin odak noktası olan Milli Mücadele Derneğinde birleşin. Kişisel kaygılarınızı, ön görülerinizi bir kenara koyun ve bize katılın !” Türkiye’nin son altı-yedi yılda yaşadığı travmalar hakkında yaptığımız tüm yorumlar ve tespitler tek tek doğrulandı. Geldiğimiz noktayı, kimlerin göz altına alınacağına kadar aylar öncesinden yazdık ve söyledik. Bunları bildiğimiz için örgütümüzü kurduk ve çalışıyoruz. TÜRKSOLU ve Milli Mücadele Derneği olarak mücadelenin tam ortasındayız. Yalnız biz, ne yargıya, ne de Ordu’ya güvenerek yola çıkmadık. Biz sadece halkımıza güveniyoruz ve bu iktidarı geldiği gibi göndermeye kararlıyız. Eğer sizde kararlıysanız, bizlere katılın! Bize güvenin ve inanın! Şimdi, dinci ve liberal medyayı sıkı takip edin. Bakın neler yazacaklar? Neler söyleyecekler? Aynı AKP genel başkan yardımcısı Dengir Mir Fırat gibi… Daha üç gün önce bu yargıya güvenmediğini, ağzına ne gelirse söyleyen ve yargıya AB ve ABD ilgililerini bile karışmaya çağıran Bay Fırat, şimdi oturmuş ahkam kesiyor “yargıya müdahil olmayalım” gibi akla ziyan bir açıklama yapıyor. Zannedersiniz ki, adam yargıya son derece saygılı, yargı kararlarına bağlı, yargının denetimine açık… Daha önce söylediklerine de bakarsanız, yargıya düşman, bu yargının ortadan kalkması gerektiğini söyleyen bir kişilik… Hangisi doğru? Elbette ikincisi. İşine geldiğinde cici, işine gelmediğinde tu kaka! İşte bu ülkeyi yönetenler bunlar! Her şeyleri sahte, yalan ve dolan üzerine kurulu… Medyası da aynı… Neler yumurtlayacaklar ve hiç utanmadan demokrasi ve insan haklarından bahsedecekler. “Demokrasilerde parti kapatılamaz” yaygaraları gibi, şimdi de “demokrasilerde darbe olmaz!” (sanki olacağını söyleyen varmış gibi…) yaygarasına başlayarak bir sürü suçsuz ve günahsız insanı hedef tahtası haline getirecekler. Fakat, onüç aydır hazırlanamayan iddianameden hiç söz etmeyecekler. Onüç ay içeride hiçbir iddia ortaya koymadan tuttukları insanların, insan haklarından hiç bahsetmeyecekler. İnsanlık onuruna yakışmayacak gözaltına almaları hiç gündeme getirmeyecekler. “Bunlar demokrasi düşmanları, bunlar darbeci, bunlar cici demokrasimizi yok etmek isteyenler” diyerek demokrasi havarisi kesilecekler. Demokrasi onların tekelinde, onlardan ve onların yağdanlıklarından başka demokrasiyi ne bilen ne de anlayan var bu ülkede… İşlerine geldiği zaman, anti demokratik ne kadar uygulama varsa yaparlar, işlerine gelmediği zaman ise “demokrasi havarisi” kesilip demokrasiden medet umarlar. Her şey takiye; Türkiye “Darül Harp”, “dinin gerekleri bile yerine getirilemiyor” diyerek Avrupa’ya ülkelerini şikayet bile ederler. Hem de bir bakan düzeyinde, milletvekilleri düzeyinde… Kurtuluş devrimci örgütlenmede... Arkalarına bir bakın kimler var ve sonra karar verin; bunlar kimlerle birlikte çalışıyorlar ve kime hizmet ediyorlar? Türk Milleti’ne olmadığı kesin de, biz arkasındakileri sayalım da kime hizmet ettiklerine siz karar verin. AB, ABD, Barzani, Barthelmos, Ermeni Patriği Mutafyan, Fethullah Cemaati, Nakşibendi Şeyhleri, Arapların siyonizme teslim olmuş sermayesi…. Başbakan “karanlıklar aydınlanmalı” diyor. Nasıl? Aldıkları her karar ve yaptıkları her uygulama ile daha çok karanlığa gömülen bir ülke nasıl aydınlanır? Oturup düşünmek gerekir: Sakın bu aydınlık sözü, “Nur” ışık anlamında kullanılmış olmasın. Malum ya Nurcuların Fethullah’ı bugün, yarın yurda dönecek ve bıraktığı yerden yeniden başlayacak. Yurt sath-ı mahali belki de onun gelişi için temizleniyor, hazırlanıyor. Hazret’in (!) dikensiz gül bahçesine girmesi için belki birkaç tane daha göz altı olabilir. Önümüzdeki birkaç gün, bize göre, daha büyük çalkantılara gebe gibi görünüyor. AKP’nin kapatma davası sonuçlanmak üzere, arkasından kopacak fırtanayı şimdiden hissediyorum. Bakın bugün “Adalete güvenin” diyenler, o gün adalet ve yargı için neler söyleyecekler, ya da neler yapmaya teşebbüs edecekler? İ bret alınması gereken bir husus olduğunu düşünüyorum. Askerler konuşmuyor gibi görünüyor, Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ “Başbakanla bu konu (göz altılar) hiç gündeme gelmedi” diyor ve hemen arkasından ekliyor, “gelmesi de mümkün değildir”. Burada esas üzerinde durulması gereken cümle budur. Yani, siyasi iktidar böyle konuları bizimle konuşamaz mı demek istiyor, ya da bu konular siyasidir, bizi ilgilendirmez mi? Doğrusu merak ettim! Bu açıklamanın hemen arkasından Başbakanlık, Kara Kuvvetleri Komutanı’nı teyit ediyor. Genelkurmayın internet sitesinde de, “lojmanlardaki aramaların askerler tarafından yapıldığı” yazılıyor, ama televizyon görüntüleri ve gazetelere aks eden resimler, bu yazılanı adeta yalanlıyor. Neler döndüğünü, şu gün için anlamak olanaksız gibi görünüyor. Bekleyip göreceğiz. Yalnız ortada bir gerçek var; “bütün bunlar Kürt- İslam faşizminin ayak sesleridir.” Uyanık olmak gerekir. Yani Kürt- İslam faşizmi kapıya dayanmıştır. Bir polis devleti kuruluyor, korku ve şiddetle toplum, kesinlikle sindirilmeye, yıldırılmaya ve korkutulmaya çalışılıyor. Bunun adı da “Psikolojik Darbe”dir. Bu sadece Ordu mensuplarına değil, milletin tümüne yöneltilmiş bir darbedir ve darbeciler, işin garip tarafı iktidar koltuğunda oturmaktadırlar. İşin esası bunları iktidardan indirmektir. Kürt- İslam faşizminden kurtulmanın görünen tek yolu da budur. Nasıl geldilerse öyle gitmelidirler. Bunun için, çalışmak ve devrimci bir duruş sergilemek gerekir. Atatürk gibi olmak gerekir. Geride bırakacaklarımızı değil, ileride elde edeceklerimizi düşünerek çalışmak gerekir. Bu çalışmaların örgütlü olması, bir örgüt çatısı altında sürdürülmesi gerekir. Atatürkçü, tümüyle Atatürk’ü ve Atatürk ilke ve devrimlerini kucaklayan, tam bağımsızlıkçı, AB’ye, ABD’ye ve onların uzantılarına “Hayır!” diyebilen, antiemperyalist bir partinin gerekliliği her yerde konuşuluyor. Biraz daha sabır! Böyle bir partinin hazırlığı sonlara yaklaştı. Birkaç ay içinde daha geniş açıklamalar yapacağız. Geliyoruz, karanlıkları aydınlığa, gericiliği ilericiliğe, faşizmi demokrasiye, etnik bölücülüğü millet gerçeğine döndürmeye, “Tam Bağımsız Türkiye” ülküsünü hayata geçirmeye geliyoruz!
|