Ümmi Takım tartışması devam ediyor
TÜRKSOLU’nun önceki iki sayısında EURO 2008 dolayısıyla futbol ve özellikle de Milli Takım üzerine değerlendirmelere yer vermiştik. Futbol camiasındaki cemaatleşmenin geldiği son nokta, EURO 2008 Şampiyonası’nda iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamıştı.
Türkiye Milli Takımı’nın forma renginin değiştirilmesiyle başlayan tartışma aslında Milli Takım’ın yeni bir kalıba sokulmaya başlamasının da başlangıcını oluşturuyordu. Daha sonra da arkası geldi. Toplu halde Cuma namazına gitmeler, yaratana sığınıp topa vurmalar, Federasyon Başkanı Hasan Doğan’ın türbanlı karısının protokol tribünündeki sevinç gösterileri derken son iki maçta da Tayyip’le Gül’ün de tribünlerdeki yerlerini almalarından sonra tablo tamamlanmıştı.
Milli Takım üzerindeki Kürt-İslamcı kuşatma nedeniyle bu turnuvada Türkiye’yi desteklemek pek içimizden gelmedi. Ama bu tavır sadece bize has bir tavır değildi. Kazanılan maçlardan sonra sokaklarda yapılan sevinç gösterileri bile her zamankinden farklıydı. Türk Milleti futbolsever bir millettir. Bu tür turnuvalar ise Türk insanı açısından bir ölüm kalım meselesidir. Ama bu alanda tarihinin en büyük başarılarından birine imza attığı halde Türk Milleti bu başarıya sevinemiyordu. Bunun en büyük sebebi ise Türk Milli Takımı üzerindeki bu Kürt-İslamcı kuşatmaydı.
Türkiye Milli Takımı’na karşı aldığımız tavır son iki haftadır tartışılıyor. Bu tavrın abartılı olduğunu düşünenler kadar çok doğru bir tavır olduğunu ifade eden mesajlar da aldık. Ancak geçtiğimiz Çarşamba günü Hürriyet’in Kelebek ekinde yazan Yurtsan Atakan’ın Milli Takım üzerine yazdığı yazı, bu konuda yalnız olmadığımızı kanıtladı. İsterseniz Yurtsan Atakan’ın 02.07.2008 tarihli “Osmani Yeşil Olmadı Turkuaz Verelim” başlıklı yazısını hep birlikte okuyalım:
“Maçın heyecanı biraz durulduğuna göre seyretmesi de yazması kadar zor olan Türkiye-Almanya maçıyla ilgili duygularımı değil ama düşüncelerimi yazabilirim artık. Duygularımı değil düşüncelerimi diye özellikle vurguladım.
Türkiye-Almanya maçını, hiçbir maçta olmadığı kadar karmaşık duygularla seyrettim çünkü...
Türkiye gol atıyor, sevinçten naralar atarak havalara fırlıyorum. Almanya atıyor, Türkiye’nin golüne içten, coşkulu sevincim gibi olmasa da oturduğum yerden boğuk bir sesle “gol” diyerek seviniyorum.
Duygularım Türkiye kazansın diyor, mantığım Almanya...
Duygularımın her Türk gibi neden Türkiye dediği malum. Mantığımın neden Almanya dediğine gelince...
Mantığım Almanya kazansın diyor, çünkü Avrupa Şampiyonası gibi bir spor olayının haddinden fazla siyasileştirildiğini, AKP’nin siyasi şovuna dönüştürüldüğünü düşünüyorum.
AKP iktidarı ilk yıllarında Kemal Derviş’in, IMF’nin ve dünya konjonktürünün hazırladığı ekonomik istikrarın meyvelerini yemiş, kendisinin en ufak payı olmadığı bir başarıdan siyasi rant sağlamıştı. AKP’nin yine başkalarının eseri olan bir başarının meyvelerini hazır lop yemeğe kalkışmasından haz almıyorum.
Milli Takım’ın Avrupa’nın en iyi dört takımı arasına girme başarısının mimarı Haluk Ulusoy başkanlığındaki federasyon. AKP ise bu başarıyı her mevkiye eşi türbanlı olanları getirme trendinin son örneği olan Hasan Doğan başkanlığındaki federasyona mal etmeye çalışıyor. Türk Milli Futbol Takımı’nın başarısından kendi iktidarına rant çıkarma yarışı içerisinde.
Hasan Doğan’ın türbanlı eşinin tribünlerde şov malzemesi olarak kullanılması da, AKP’nin en başından beri yürüttüğü stratejinin parçası. Bu strateji, türbanlı eşleri her yurtdışı gezisine dahil ederek, türbanlı eş sahibi olmanın toplumda yükselmenin bir şartı olduğu imajını yaymak, türbanı moda yapmak. Şapka devriminde kullanılan stratejiyi taklit ederek Cumhuriyet’in rövanşını almak.
Türk Milli Futbol Takımı’nın ulusallığının AKP’nin umrunda olmadığı, milli formanın rengini kırmızıdan turkuaza çevirmeye kalkışmasından belli.
Tribünlerde dalgalanan hilkat garibesi turkuaz ay-yıldızlı bayrakları görmüşsünüzdür. AKP’nin Türk Milli Futbol Takımı’nın formasını turkuaza döndürmekteki nihai amacının simgeleri gibi dalgalanıyorlardı mavi mavi...
Türkiye’nin gollerine havalara zıplayarak sevinirken, Almanya’nın gollerine içim burkula burkula iyi oldu dememin nedenleri bunlardı işte. Türkiye kazansaydı herkes gibi sokaklara dökülecektim kuşkusuz. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin en kemikleşmiş simgelerinden biri olan ay-yıldızlı kırmızı beyaz bayrağın rengini değiştirme sürecini başlatan bir partinin emellerine hizmet eden galibiyetin, sevinci de buruk olacaktı kuşkusuz.”
Görüldüğü gibi aklın yolu bir. Meseleye duygularımızla değil mantığımızla yaklaştığımızda gerçeğin o kadar da uzak olmadığını anlayabiliyoruz.
Bu arada kötü bir haber: Fatih Terim 2012 yılına kadar Milli Takım’ın başında. Yani önümüzdeki Dünya Kupası eleme maçlarında ve şayet katılabilirlerse Dünya Kupası finallerinde de Terim’e mahrum kalacağız.
Söz burada Terim’den açılmışken bir dönem Galatasaray’ın da formasını giyen Hollandalı futbolcu Frank De Boer’in Fatih Terim gözlemlerini aktaralım: “2000 yılında kazanılan UEFA Kupası'ndan dolayı bana göre başı hala göklerde, bulutların arasında geziyordu. Ama şunu söyleyebilirim ki, çok mükemmel bir antrenör değildi. Kendisi futboldan çok dış görünüşüyle meşguldü. Benim hiçbir yerde görmediğim bir şeydi. Yarım sezonluk bir dönemde aynı kıyafetle diğer antrenmana çıktığını görmedim. Her seferinde başka kıyafet giyerdi. Bu gerçekten inanılmazdı. Tam anlamıyla gerçek bir megalomandı.”
Başarı, bazı insanlara adamlık kazandırırken bazılarının da aklını başından alır.
|