Sağlık sistemi mi sorunlu, insanlık sistemi mi?
Dışarıdan bakıldığında işin içyüzünü bilmeyenler için ABD, renkli neon ışıklarının altında ve gösterildiği kadarıyla son derece şatafatlı ve albenili görünür. Herkes yaşamından son derece memnundur ve her şey tıkır tıkır işlemektedir. Sistem öyle güzel dizayn edilmiştir ki, dışarıdan Mayo Clinic’leri, John Hopkins’leri gören bir insan için ABD sağlık sistemi hiçbir ülkenin erişemeyeceği bir mükemmelliktedir. Fakat bu, işin yalnızca maddi yönüdür. İnsanlık, ahlak gibi kavramlar ne de olsa görüntüye yansımaz...
Bilimsel verilerle ABD sağlık sisteminin kokuşmuşluğunu insanlara anlatmaya çalışırsınız; ama insanların kafası televizyonda sürekli ABD propagandası içeren bir şeyleri izlemekten artık verilerle değil yalnız görüntülerle çalışmaktadır. Ne kadar bilimsel olurlarsa olsun, rakamlar artık bir şey ifade etmez, önemli olan yalnızca görünendir. Söz konusu ABD olunca insani değerleri işin içine katmanın zaten hiçbir anlamı yoktur. Bu kokuşmuşluk nasıl anlatılabilir diye düşünürken neyse ki sistem gerçekte çok kötü olduğundan eninde sonunda “reality show” tarzında bir açık ortaya çıkar.
Aslında ABD sağlık sisteminin gerçek yüzünü Michael Moore çektiği Sicko adlı belgeselde gözler önüne sermişti. Fakat gerek Moore’un herkes tarafından bilinen muhalif kişiliği yüzünden, gerekse insanların belgesellerden çok “reality show”lara itibar etmesinden dolayı Sicko o kadar da ilgi çekmedi. Fakat ABD sağlık sistemindeki açıklar o kadar fazlaydı ki, bu sistemin gerçek yüzünü gösteren ve kameralara yansıyan son açık gerçekten insanın tüylerini diken diken etti.
Mantıksal olarak bakıldığı zaman, acil bir müdahale gerektiren durumda en şanslı olan insanın, bir hastaneye en yakın insan olması gerekir. Her türlü tıbbi olanak bulunduğu ve doktorların anında müdahale olanağı olduğu için böyle düşünebilirsiniz; ama söz konusu olayın geçeceği ülke ABD olunca işler mantık çerçevesinde yürümüyor.
New York’taki King County Hastanesi’nin kamera kayıtları, bu mantığın nasıl iflas ettiğini gösteriyor. Güvenlik kameralarının saniye saniye kaydettiği olayda ilk önce hastanenin acil servisinin bekleme salonu görünüyor. Derken bekleme salonunda oturan 49 yaşındaki Esmin Gren adlı Jamaika asıllı bir kadın fenalaşarak yere yığılıyor. Bizler gibi kadının çırpınışlarını gören herkesin ilk olarak aklına; “Neyse ki hastanede, hemen müdahale ederler” düşüncesi geliyor. Fakat düşüncelerimizin yanlış olduğunu anlamamız ne yazık ki fazla uzun sürmüyor. Kadın herkesin içinde can çekişirken oturanlardan hiç kimse istifini bile bozmuyor, olayı gören görevli polis memuru da can çekişen kadına şöyle uzaktan bir bakıyor ve sonra uzaklaşıyor.
Fakat iş polis memuruyla kalsa iyi. Acil servisten çıkan sağlık görevlileri de kadının can çekişmesine tanık olmalarına karşın hiçbir müdahalede bulunmuyor ve koridoru dönüp gözden kayboluyor. İşin çok daha acı yanı, kadını daha önce gören polis memuru birkaç dakika sonra bir daha kadına bakıp adeta ölüp ölmediğini kontrol ediyor. Yardım çağırmak için değil, merak ettiği için sadece!
Kameranın olayı kaydetmeye başlamasından tam 64 dakika sonra birileri nihayet insafa geliyor ve kadına ilk müdahaleyi yapıyor. Ancak iş işten çoktan geçtiği için kadını kurtarmak mümkün olmuyor ve 49 yaşındaki Esmin Gren, ABD’nin o çok gelişmiş hastanesinde herkesin gözleri önünde çırpına çırpına can veriyor.
Aslında bunun insanlık skandalı mı yoksa sağlık skandalı mı olduğuna karar vermek kolay değil. Zira her ne kadar sağlık skandalı gibi görünse de işin işinde insani değerlerin tamamen körelmesi olgusu da var. Esmin Gren belki bir Üçüncü Dünya ülkesinin yurttaşı olsaydı, çok görkemli hastanelerde tedavi olamayacaktı ama kesinlikle iyi-kötü bir sağlık hizmeti alabilecekti. Ama bir Üçüncü Dünyalının Beyaz Adamın ülkesinde yaşama şansı ne yazık ki bu kadar!
Bu iç karartıcı haberin ardından şimdi halkı açlıkla pençeleşen, sürüm sürüm sürünen, baskıcı bir rejimin halkı inim inim inlettiği bir ülkeye, yani Küba’ya geçiyoruz! Eminiz ki yukarıdaki olay Küba’da yaşansaydı bütün medya yaylım ateşle Küba’ya saldırır ve günlerce Küba’nın ne kadar geri kaldığı, insanların sefalet içinde olduğu türünden yayınlar gazetelerin baş köşelerinden eksik olmazdı. Ama Küba onlara bu fırsatı vermediği gibi sağlık sistemindeki inanılmaz başarıları ile tüm dünyanın örnek aldığı bir sağlık sistemine sahip olmayı sürdürüyor.
Örneğin Küba daha geçtiğimiz ay akciğer kanserine karşı bulduğu bir aşıyı tescil ettirdi. Dünyada 1 milyondan fazla ileri derecede akciğer kanseri hastası için bu aşı yaşam kalitesini yükselteceği gibi ömrünü de uzatacak.
Küba’dan gelen diğer sevindirici haberse, birçok yerde canlı doğumlarda görülen bebek ölüm oranlarının artık binde 2,8’e düşmüş olması. Karşılaştırmak gerekirse, Sağlık Bakanımız Recep Akdağ 2005 yılında Türkiye’deki bebek ölüm oranlarını binde 42’den binde 28’e düşürdüklerini açıklayarak başarılı bir “Yenidoğan Canlandırma Programı” uyguladıklarını duyurmuştu. Yani Recep Akdağ, canlı doğumlarda görülen bebek ölüm oranını Küba’nın tamı tamına 10 katına düşürmelerini programlarının başarısı olarak göstermişti. Acaba Recep Akdağ, Küba Anne ve Çocuk Programı Başkanı Roman Dominguez Marti’nin Colon, Pedro Betancourt, Perico, Varadero, Union de Reyes, Calimete, Los Arabos ve Cienaga de Zapata’da 2008 yılında hiç bebek ölümü görülmediğini öğrense acaba ne yapardı? İşte Küba ve ABD sağlık sisteminden küçük bir kesit. Karşılaştırmak, vicdanı ve mantığı olan bir insan için hiç de zor olmasa gerek…
|