| İlyas Salman |
2008 2 Temmuzunda Karacaahmet Mezarlığı’nda Sivas yangınında yakılanları anmak üzere Nesimi Çimen ustanın mezarı başındaydık. Sonra Kadıköy’de İskele Meydanı’nda toplandık. Türküler çalındı, sloganlar atıldı, davet edilen ya da kendi gelen sanatçıları dinledik. Ben de bu çorbada biraz tuzum olsun istedim. Mikrofonu aldım; “Sivas’ta Aleviler ve Alevilik yakılmadı. Bu yangın Alevi-Sünni ayrımından ya da karşıtlığından çıkmadı” diyecektim ki, sunucu arkadaş mikrofonu elimden tapusuyla birlikte aldı. Şunları diyecektim: Sivas yangını bir Alevi-Sünni çatışması değildir. Emekten yana, insanca, hakça bir düzen; yani çalanların değil çalışanların söz sahibi olduğu, emperyalizm karşıtı, oligarşi karşıtı, faşizm karşıtı sosyalist halk cumhuriyeti denen düzeni kurmak isteyenlerle sermayeyi yani onun faşist baskıcı diktatörlüğünü savunan gerici faşistler arasındaki çatışmanın bir parçasıydı. Yoksa sosyalist düzen anlayışının formülünü çözen, yazan Karl Marks “Alman Alevisi” değildi. Ama hâlâ sermaye sevdalıları tükürmek için kemiklerini arıyorlar. Ernesto Bolivya dağlarında faşistlere kurşun sıkarken ya da kurşunu yerken “Bismillah” ya da “Amen” demedi. Mahir Kızıldere’de gözüne mermi girdiğinde bu mermiyi sıkan keskin nişancı Alevi miydi Sünni miydi sormadı. Ömer Ayna’ya kurşun sıkanlar; “Bak Ömer adına kurban olduğum, ne işin var bu kafir Alevilerin içinde” diye düşünmediler. Benim Deniz’im de Sünniydi. 6 Mayıs şafağında teslimiyetsiz ipe giderken; “Şu güzelim Sünni vatandaşları sömürüden kurtarayım da, Allahsız Alevi milleti ne b.k yerse yesin” demedi. Üç güzeller (Sinan, Kadir, Alparslan) Nurhak Dağı’na tırmanırken; “Yetiş canımıza medet mürüvvet ya şahı merdan Ali, dileğimiz sendedir” diye Ali’den imdat beklemediler. Nâzım memleketi Amerika’ya kiralayan, daha açık bir deyimle satan Menderes’e: “Senin ana rahmine düştüğün gün derken “Ulan bu herifin cinsi cibiliyeti belirsiz... Alevi mi, Sünni mi, Türk mü, Kürt mü?” diye sormadı. O, Menderes’ten sonra Süleyman gibi, Kenan gibi, Turgut gibi yeni Menderes’lerin geleceğini biliyordu. Geleceğini ve ondan daha iyi tüccar olacağını biliyordu. Ve onları mezhebine göre sınıflandırmadı. Öldürecekleri devrimcilerin çetelesini tutarken Susurluk’ta trafik kazasında ölen İstanbul Emniyet Yardımcısı Hüseyin Kocadağ da Aleviydi. Ama elini bir çok devrimcinin kanına bulamış olan Abdullah Çatlı’yla beraber öldü. Hatta halkımızın ozanları Hüseyin Kocadağ’ın tabutu önünde “Alevi cemaatinin başı sağolsun” dileğinde bulundular. Cumartesi analarını düşünüyorum. Kızlarının, oğullarının, eşlerinin hangi işkencehanede son nefesini verdiğini, hangi kuytuda canının alındığını bilmeden sarı sıcak bir umutla beklerken hiçbir ananın yanındakinin hangi mezhepten olduğunu merak etmeden zemheri soğuğunun etkisini azaltmak için birbirlerinin sıcağına sığındıklarını biliyorum. Benim Şener abim (Şener Şen) bütün Maho’lu Bilo’lu filmlerde benim Bilo’ya kazık atarken; “Bilo’nun Maho’nun cinsi cibiliyeti nedir? Bu İlyas zibidisi Alevi kökenlidir, şundan iki puan da ben alayım” hesabını yapmadı. Hatta Şener abi kimi zaman; “Ya İlyas, Alevi nasıl olunur?” der. Sen öyle kal! Nasıl olsa her filmin sonunda Bilo, Maho’nun İkiz Kuleler gibi yıkıldığını görüyordu. Yalnız bir tek “Dolap Beygiri” isimli filmin sonunda sırtıma bindiğinde; “Ya Bilo, senin gibi eşekler olmasa biz kimin sırtına binecektik?” diyordu ya onu unutmadım. Alacağı olsun! Bir gün herhangi bir prodüktör ya da yönetmen şu Bilo’yla Maho’yu tekrar karşılaştıralım derlerse o zaman gör Malatyalı mı daha zalim Adanalı mı? Şener abi rica ediyorum olduğun gibi kal. Kişiliğinle, aktörlüğünle güneş gibi güzelsin. Üçüncü bir güneşe ihtiyacımız yok... Sevgili Aleviler, Sünniler, Türkler, Kürtler! Biz devrimcilerin bir daveti var. 2009 Sivas yangınında yakılanları anma gününde Sivas’ta Madımak Oteli önünde birlikte olalım. Şöyle yan yana, can cana yas tutmayalım. Halay ve horonlarla, 40’lar semahıyla, misket, lorke... Cemevindekilerle camidekiler, yani cemle cemaat insan emeğinin kutsallığı yemininde birleşsin. Meydan er görsün, eren görsün. Ha bu arada şeyi unuttum... Bizim derginin yazı işlerinden sorumlu Özgür Erdem ve başyazarı Gökçe Fırat Alevi mi Sünni mi diye sormadım. Çünkü onların yüzünden, dergilerinde yazdığım için Alevisinden de, Sünnisinden de, Kürdünden de, Türk’ünden de çok sinkaf işitiyorum. Hani benim solum en iyisi diyenler var ya, işte onlardan. Neyse canları sağolsun. Küfredecek adresi bilmiyorlarsa bana küfretsinler de dilleri pas tutmasın. Emeğin yanında olmak kaydıyla bütün mezheplerden, bütün ırklardan insanların ellerinden, gözlerinden öpüyorum. Yaşasın tüm dünya insanlarının kardeşliği! Not: Özgür’ün de Gökçe’nin de Türklükleri benden biraz fazla. Ben Anadolu’da yaşayan insanların inanışlarından, her zerreden bir parça almışım. Karmaşığın tekiyim. Bu konuda benimle cebelleşmek isteyenler TÜRKSOLU kanalıyla iletişim kurabilirler.
|