07.07.2008/Sayı:194
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


 Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Kara Parti son günlerini yaşıyor

Kapatın GitsinKapatma davasında son viraj

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın 14 Mart tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun ardından başlayan süreç sonlanıyor. Üç buçuk aylık sürecin sonunda geçtiğimiz hafta Başsavcı Yalçınkaya iddianamesini sözlü olarak mahkeme heyetine sunarken, AKP adına da Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek sözlü savunmasını verdi.

Bundan sonraki süreç ise teknik olarak şöyle işleyecek. Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can, davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayarak esas hakkında bir rapor hazırlayacak. Bu işlem süresince taraflar iddianameye veya savunmaya ek yapabilecekler. Hazırlanan rapor mahkeme üyelerine dağıtılacak ve Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç toplantı gününü tayin edecek. Bütün bu işlemlerin gerçekleşmesi sonucunda toplanacak mahkeme heyeti, AKP hakkında nihai kararını verecek.

Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın başvurusundan itibaren çokça tartışılan kapatma davası, gerek başvurudan itibaren geçen süreçte, gerekse son olarak AKP’nin verdiği sözlü savunmada açıktan hukukun ve yüksek yargı organlarının tehdit edildiği ve suçlandığı bir süreç olarak tarihe geçti. Böyle bir olay Türkiye tarihinde olmadığı gibi dünya tarihinde de yoktur.

Davayı açan Başsavcı Yalçınkaya’ya ve davayı kabul eden Anayasa Mahkemesi üyelerine yönelik baskı ve yıldırma çabaları bile aslında bu partinin kapatılması için yeterli bir nedendir.

Devlet düşmanı, rejim düşmanı, yargı düşmanı AKP

AKP iktidara geldiği 2002 Kasımından itibaren yaptığı bütün icraatlarında Türk Milletinin çıkarlarını değil ABD ve AB’nin çıkarlarını savundu. Hem iç politikada hem de dış politikada atılan tüm adımlar istisnasız Türk düşmanlarının çıkarına hizmet etti.

Başsavcı Yalçınkaya kapatılma gerekçesi olarak “laikliğe aykırı kesimin odağı olmak” niteliğini gösterdi ama AKP’nin tek suçu laiklik karşıtlığı veya türban gibi konular değil.

Geçtiğimiz hafta AKP adına savunma veren Cemil Çiçek, AKP döneminde Türkiye’nin ne kadar itibar kazandığını anlatıp durdu. Ama yaşadığımız gerçek hiç de Çiçek’in söylediği gibi değil.

AKP’nin iktidarda kaldığı 6 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti AB’ye girmek adına ya da ABD ile yapılan “stratejik müttefiklik” gereği verilen tavizler neticesinde bugün hem bölünmenin eşiğine geldi hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olan bağımsızlık ilkesine aykırı hareket edilmiş oldu. AKP’nin sırf ülkenin bütünlüğünden ve bağımsızlığından verdiği tavizler bile aslında kapatılmasını gerektirmektedir.

Bugüne kadar Kıbrıs’tan Ermeni ve Kürt meselesine kadar bütün hayati konularda Türk Milletine ve Türk devletine karşı bir politika yürüten AKP, aslında çoktan kapatılmayı hak ediyordu.

AKP’nin tek suçu ülkenin bağımsızlığını ve bölünmez bütünlüğünü tehlikeye atmak değil elbette. Cumhuriyet rejimine ve kurucusu Atatürk’e bitmez tükenmez bir düşmanlık besleyen AKP, her fırsatta bu yönünü ortaya koymaktan çekinmedi. Son travma açıklamaları AKP’lilerin Atatürk düşmanı tavırlarını açıkça gösteren bir örnek. 6 yıllık AKP iktidarı boyunca zaman zaman ısıtılıp önümüze getirilen başkanlık sistemi ve federasyon tartışmaları bile AKP’nin rejim düşmanı yapısını ortaya koyuyor.

Sadece rejimle değil milletle de kavgalı olan AKP, bu yönünü de Tayyip eliyle sık sık gösterdi. Mersinli çiftçiye söylediği “Ananı da al git” lafı ve teröre karşı bir şeyler yapılmasını isteyen şehit ailesine “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözleri, Tayyip’in ve AKP’nin millet düşmanlığını ortaya koyduğu en belirgin örnekler olarak toplumsal hafızaya kazındı. Şehitlere “kelle” diyen Tayyip, teröristbaşı Apo için ise “sayın” hitabını uygun görmüştü.

Türk devletinin Ordusu ve üniversiteleri de AKP’nin sürekli saldırısı altında kaldı. Türkiye, yıllardır hain teröre karşı mücadele eden Türk Ordusu’nun neredeyse PKK ile aynı kefeye konduğu günleri AKP iktidarında yaşadı. AKP, ABD ve AB ile birlikte ülkenin bölünmez bütünlüğünün ve Cumhuriyet rejiminin teminatı olan Türk Ordusu’nu etkisiz hale getirmek için elinden geleni ardına koymadı.

Cumhuriyet’in ve laikliğin koruyucularından üniversiteler de yine AKP’nin öncelikli hedefi oldu. AKP’nin üniversiteleri ele geçirme ve gericileştirme çabaları hiçbir zaman azalmadı. Türkiye’nin en büyük üniversitelerinin rektörleri, AKP yöneticileri tarafından tıpkı Menderes gibi “kara cübbeliler” olarak tanımlandı, hedef tahtasına oturtuldu.

AKP’nin düşmanlık ettiği bir diğer kurum ise bağımsız Türk yargısı oldu. Bakmayın siz Dengir Fırat’ın bugünlerde “Yargıya saygısızlık etmeyin” dediğine. Kendisi başta olmak üzere AKP yöneticilerinin yargı mensuplarını Anayasa Mahkemesi’ni, Danıştay’ı tehdit eden sayısız demeçleri vardır.

Anayasa Mahkemesi’nin son türban kararından sonra kendisi de bir hukukçu olan Ahmet İyimaya’nın; “Kararı yok sayalım”, “Anayasa Mahkemesi’ni kaldıralım” çıkışlarının üzerinden çok zaman geçmedi. Şeriatçı gazetelerin kararı veren Anayasa Mahkemesi üyelerine ağızlarından salyalar akıtarak; “9’u da yargılansın” diye saldırmaları unutulacak gibi değil. Ya da Bülent Arınç’ın kapatma davasını açan Yalçınkaya’ya ölümü hatırlatması AKP’lilerin yargıya saygıdan ne anladıklarını ortaya koyuyor..

Hak-Par kararı esas alınsın
AKP mutlaka kapatılmalı AKP açısından durum bu kadar içler acısı. Tayyip her ne kadar kuyruğu dik tutmaya çalışsa ve bu ucuz propaganda metnine “Sokrates Savunması” da dese gerçek bu. Aslında yaptıkları tek şey var. Başsavcının iddialarına
laf yetiştirmek ve mahkeme heyetine de “biz şöyle şöyle işler yaptık, aman bizi kapatmayın” demek. Başka bir şey değil!

Yalçınkaya: AKP mutlaka kapatılmalı

1 Temmuz günü Anayasa Mahkemesi heyetine iddianameyi sözlü olarak aktaran Başsavcı Yalçınkaya, iddianamenin çatısını AKP’nin laiklik karşıtı söylem ve eylemleriyle, rejimi değiştirme gayretleri üzerine kurmuş.

İddianamede öne çıkan satır başlarından birisi AKP’nin Şeriat devleti istediği ve bunun açık ve yakın tehlike olduğu yönünde. “AKP iktidardayken, Şeriat modeli riski her geçen gün artıyor” diyen Yalçınkaya, buna delil olarak da AKP’lilerin bütün söylem ve eylemlerinde dini referans alan açıklamalar yapmalarını, “ulemaya danışma” tavsiyelerini, kadrolaşma çabalarını ve toplumu dönüştürme gayretleriyle toplum içinde kutuplaşma yaratmak istediklerini gösterdi. Bunlara ek olarak mahkemelerin özellikle laiklikle ilgili kararlarından sonra yargıya yönelik hakaret ve tehdit içeren sözler de unutulmamalı.

Bütün bunlara bir de Tayyip’le El Kadı arasındaki bağlantıyı delil olarak sunan Yalçınkaya, AKP ile uluslararası Şeriatçı terör örgütleri arasında da bir bağlantı olduğunu iddia etti. Hatırlarsınız Tayyip vakti zamanında El Kadı için “kefil” olmuştu.

İddianamenin sözlü olarak aktarılması sırasında AKP’nin iddianame ve dava ile ilgili karşı çıkışlarını da yanıtlayan Yalçınkaya, AKP’nin bütün iddialarını çürütüyor.

İlk olara Venedik Kriterleri’ne değinen Yalçınkaya, Şeriat tehlikesinin açık, yakın ve somut olduğunu belirterek Venedik Kriterleri’ndeki korunmalardan AKP’nin yararlanamayacağını belirtti.

Son günlerde Şeriatçıların sarıldığı “Google davası” tezlerinin ise çok fazla üzerinde durmayarak; “Kapatma davası açma yetkisi bana ait. Kanıtlar usulüne uygun toplanmıştır. Nesnel, somut ve yeterlidir” demekle yetinmiş.

Atatürkçü kesimler içinde de dillendirilen bir iddia daha var ki, o da türban kararının AKP hakkındaki iddiaları ortadan kaldırdığına ilişkin olan iddia. Anayasa Mahkemesi, türbanın siyasi bir simge olduğu için üniversitelerde serbest bırakılamayacağına karar vermişti. Bu karar, AKP davası için türban delil gösterilemez demek değildir. Tam tersine, AKP’nin bir icraatı Anayasa Mahkemesi tarafından engellenmiştir. Bu şartlar altında söz konusu karar AKP’nin suçsuz olduğunun değil, suçlu olduğunun ispatıdır.

AKP savunması, Yalçınkaya’ya hakaret ve AKP propagandası

3 Temmuz tarihinde ise sıra AKP savunmasının sözlü olarak sunulmasına geldi. AKP adına sözlü savunmayı, Cemil Çiçek yaptı.

Savunma temel olarak, Anayasa Mahkemesi’nin HAK-PAR hakkında kapatma davasının reddedilmesiyle ilgili 1 Temmuz günü resmi gazetede yayınlanan gerekçeli kararına dayandı. Söz konusu kararda geçen; “Açık ve yakın tehlike oluşturmadığı sürece siyasi partilerin söylemleri ifade özgürlüğü içinde kalır” ifadesi AKP savunmasındaki yerini aldı.

AKP, Anayasa Mahkemesi’nin HAK-PAR ile ilgili kararına çok güveniyor olabilir ama yukarıda da belirttiğimiz gibi “açık ve yakın tehlike” ifadesi AKP için oldukça gerçekçi. Zaten Başsavcı Yalçınkaya’nın bütün iddianamesi de bunun delilleri ile dolu.

Onun dışında Cemil Çiçek’in okuduğu iki yüz sayfalık savunma denen dosya baştan sona AKP propagandasından ibaret. Başsavcı Yalçınkaya’nın iddianamesini sunması 1.5 saat sürerken, Cemil Çiçek sabah 10.00’dan akşama kadar Anayasa Mahkemesi üyelerine propaganda çekti. AKP’nin iktidar olduğu dönemde Türkiye’nin ne kadar geliştiği, ekonomisinin ne kadar büyüdüğü, dünya ülkeleri arasında itibarının ne kadar arttığı konusunda mahkeme heyetini bilgilendiren Çiçek, AKP’nin kapatılmaması gerektiğini söyledi. Savunmalarına “yanıt” diyecek kadar küstahlaşan AKP’liler anlaşılan Yalçınkaya’nın her iddiasına bir icraatla karşılık veriyorlar.

AKP savunmasında yer alan bir diğer ayrıntı da Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya ile ilgili hakaretamiz ifadeler. Daha önce Başsavcıyı “paranoyak olmakla” suçlayan AKP’liler bu kez de Yalçınkaya’yı “hayal âleminde yaşamakla” suçladılar. Savunmada, Başsavcının her şeye boyun eğen bir milletvekili tipi istediği belirtilerek; “Gerçek dünyada böyle şeyler olmaz” denildi.

Savunmaya yandaşları bile inanmıyor

AKP’nin savunması hazırlanır hazırlanmaz metni basında yer aldı ve tartışılmaya başlandı. Özellikle dikkati çeken nokta ise pek çok farklı kesimden isimlerin savunmanın zayıflığı konusundaki ortak kanaatiydi. AKP’nin “Sokrates Savunması” adını verdiği metin, yandaşları tarafından bile bir savunma metninden ziyade iddianame niteliği taşımakla eleştirildi ve söz konusu yandaşlar bile bu savunmayla AKP’nin kapatılacağını kısık sesle bile olsa söylemeye başladılar. Anlaşılan Tayyip’in treninden firarlar başladı.

Savunmayla ilgili en ümit kırıcı değerlendirmeyi ise Taraf gazetesinden Emre Uslu yaptı. Emre Uslu ve Polis Akademisi’nde hocalık yapan Önder Aytaç birlikte Taraf’ta “Apoletika” isimli bir köşe yazıyorlardı. Ancak bu aralar Emre Uslu yalnız takılmak zorunda kalıyor. Çünkü köşe arkadaşı Kültür Bakanlığı’na Müsteşar oldu.

Her neyse, AKP savunmasını yerden yere vuran Uslu; “Yerköy Adliyesi’nde savunma yapan bir avukatın üslubuyla yazılmış bir savunma ile bu partinin kurtulması çok zor görünüyor” şeklinde bir nitelemede bulunmuş. Emre Uslu şöyle devam ediyor:

“Sonda söyleyeceğimi hemen söyleyeyim: Bu savunma bir hukuksal savunma metninden ziyade çok kötü bir demagoji örneği gibi görünüyor. Elbette açılan davanın da benzer zorlama ve demagojilerden ibaret olduğuna inanıyorum ama en azından savunma daha iyi olabilirdi, olmalıydı.”

Ve savunma ile ilgili kendince birtakım değerlendirmeler yapan Uslu, AKP ile ilgili son hükmünü veriyor: “AKP savunmasını yazanlar partinin suçsuz olduğunu mu savunuyor yoksa suçluyuz da bize daha az ceza verin mi diyor ben anlamadım?”

Zaten Tayyip ve saz arkadaşlarının kendilerine aşırı güven duyması da bu şekilde yorumlanmalıdır. İstediği kadar kapatma davasını yok saysın, istediği kadar Anayasa Mahkemesi üyelerinin peşine polis taksın, hazin sondan kurtulamayacak ve AKP, kapatılan diğer Şeriatçı partiler arasındaki yerini alacak.

AKP açısından durum bu kadar içler acısı. Tayyip her ne kadar kuyruğu dik tutmaya çalışsa ve bu ucuz propaganda metnine “Sokrates Savunması” da dese gerçek bu. Aslında yaptıkları tek şey var. Başsavcının iddialarına laf yetiştirmek ve mahkeme heyetine de; “Biz şöyle şöyle işler yaptık, aman bizi kapatmayın” demek. Başka bir şey değil!

Adaletten kaçılmaz

Tayyip ve arkadaşları istedikleri kadar esip gürlesinler adaletin pençesinden kurtulamayacaklar. İstedikleri kadar istikrar desinler, aslında onların istikrar dedikleri şeyin bugünkü karşılığının faşizm olduğu apaçık ortaya çıktı. Çok sevdikleri II. Abdülhamit’i bile mumla aratacak bir düzen kurmaya çalışan AKP treni, Cumhuriyet yargısına tosladı ve tosladığı yerde dağılacak.

O kadar istikrar propagandası yapıyorlar ama akli melekeleri olan herhangi bir insana şu son iki yıldır Türkiye’de olan biten olayları alt alta sıralasanız adam “Bu ülke nasıl ayakta duruyor?” der. İşte istikrar denen boya kazındığında altından çıkan gerçek budur.

Herhalde istikrar deyince kimse Danıştay üyelerinin kurşunlanmasını, AKP’lilerin Türk Milletine, Türk yargısına hakaret etmelerini, bölücü terörün artmasını, Türkiye’nin bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını, ulusal egemenliğimizi ABD’ye, AB’ye devretmemizi anlamıyordur. Siyasette olsun, basın-yayın alanında olsun tek seslilik kastedilmiyordur.

Ya da ekonomik istikrar denilince Türk Milletinin yoktan var ettiği zenginliklerinin AKP yandaşları ve yabancı sermaye arasında paylaşılması akla gelmiyordur.

Yani anlayacağınız dünyanın hiçbir ülkesinde bizim ülkemizde yaşananların eşi benzeri yok. Zaten dünyanın hiçbir yerinde AKP benzeri bir parti de yok. Çünkü kurdurmuyorlar. Es kaza kurulsa bile seçimlere sokulmuyor ya da başka türlü önlemlerle bu tür partilerin siyasi hayatta fazla etkili olmaları bir şekilde engelleniyor. Bizde ise kapatma davası için başvurdu diye Başsavcıyı neredeyse bir kaşık suda boğacaklar.

Ama artık sona gelindi. Çanlar artık Tayyip ve partisi için çalıyor. Bu noktadan sonra yapacakları bütün manevralara rağmen AKP kendisini bekleyen hazin sondan kurtulamaz. Darbe karşıtı panellere katılan raportör istediği kadar AKP için olumlu rapor bildirsin, AKP’liler istedikleri kadar baskıya ve tehdide devam etsin. Cumhuriyet Yargısı başladığı işi bitirecek. Yargı hesabını kestikten sonra ise Tayyip’i daha zor günler bekliyor. Çünkü halkın soracağı hesabın yanında yargınınki hiçtir.

Kapatmak şart; ama çare değil

Kürt-İslamcı AKP’nin kapatılması Türkiye’nin geleceği için şart. Daha kapatma davası sürecinde yargıya böylesine gözü dönmüş bir şekilde saldıran AKP’nin kapatılmama ihtimali tam anlamıyla bir kabus senaryosu olacaktır.

Ancak AKP’nin kapatılmasının da tek başına bir faydası olmayacağını bilelim. Bundan önceki kapatmalar herkesin hatırındadır. Milli Görüş partileri her kapatıldığında yeni kurulan partileri daha güçlü geldi. Bunun sebebi kapatılan partilerin haksızlığa uğraması ve vatandaşın onlara sahip çıkması falan değildi. Hepimiz biliyoruz ki, bunun sebebi o partilere alternatif olması gerekenlerin üzerlerine düşeni yerine getirememesiydi. Kapatmanın çare olabilmesi için kapatılan partiye veya o zihniyete karşı güçlü, devrimci bir seçenek yaratmak gerekir.

Yanlış anlaşılmasın, bu çağrımız dilekçe muhaliflerine ya da umut satan Zübüklere değil. Bizim çağrımız sadece ve sadece Türk Milletinedir. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin çözümü geçici çözümdür. Kalıcı çözümü ise Türk Milleti ortaya koyacak.

O nedenle kendine Atatürkçü, devrimci diyen herkesin antiemperyalist, antifaşist bir mücadele için örgütlenmeleri en acil ihtiyaç.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe