| Kaya Ataberk |
Sağcıların
Sosyalist Enternasyonal Genel Kurulu ve CHP Geçtiğimiz hafta Sosyalist Enternasyonal’in 23. Genel Kurulu Atina’da Dönem Başkanı Yorgo Papandreu’nun ev sahipliğinde toplandı. CHP yıllardır üyesi olduğu örgütün toplantısına, Baykal’ın başkan yardımcısı olmasına rağmen katılmadı. CHP toplantıya katılmamasının gerekçesini, örgüt içinde yer alan bir lobinin, kendilerine saldıracak olmasıyla açıkladı. CHP, bu lobinin Kürt lobisi olduğunu açıkça ifade etmese de asıl tehlikenin buradan kaynaklandığı çok açıktı. Genel Kurula Türkiye’den tek katılan parti DTP olurken, Talabani’nin KYB’sinin tam üyeliği, İran KDP’nin de istişari üyeliği kesinleşti. Bunun da ötesinde Talabani, Baykal’ın yerine başkan yardımcısı seçilmiş bulunuyor. Baykal, durumu açıklarken; “CHP’ye kimsenin laiklik dersi vermeye, bölücülük edebiyatı yapmaya hakkı yoktur. Orada bazı lobiler kendi özel kavgasını götürüyor. Buna Sosyalist Enternasyonal’in alet olması Sosyalist Enternasyonal’in ciddiyetini kaybetmesi demektir” diyordu. Gerçekten de geçtiğimiz toplantılarda Baykal’ın, Talabani’ye tavır almasının rövanşı alınmak istenecek gibi görünüyordu en baştan itibaren. CHP’nin çekindiği gibi bir kınama kararı Genel Kuruldan çıkmadı ama Talabani’nin Sosyalist Enternasyonal’de önemli bir konuma getirilmesi de bu durumun aslında farklı bir tarzda ifadesinden farklı bir şey olmadı. CHP’yi Sosyalist Enternasyonal düzleminde eleştiren tek kesim Kürtler değildi. Aynı zamanda Türkiye’den Şeriatçıların da CHP’yi Sosyalist Enternasyonal’e şikayet etmelerine şahit olduk. CHP’nin gündeme getirilen “suçlarının” ana başlıklarını ise 301. maddeyi savunmak, TSK’nın Kuzey Irak’a sınır ötesi müdahalesini istemek ve kapatma davasında alınan tavır oluşturuyordu. Aslında CHP’nin yapmamasına rağmen, yakınından bile geçmesinin tehlikeli(!) olduğu konular masaya yatırılacaktı. Yani bizler açısından CHP’nin yerine getirmediği görevleri eleştirilecek ve CHP, Sosyalist Enternasyonal’den aforoz edilecekti. Türkiye’de bunu bir kampanyaya dönüştürenlerin tavrını ve CHP’nin duruşunu sorgulamadan önce üzerinde bunca tartışmanın döndüğü Sosyalist Enternasyonal’in ne olduğuna biraz daha yakından bakalım… Sosyalist Enternasyonal: Emperyalizmin “sol” örgütü Bilindiği gibi Marks, sosyalizmin teorisinde ve pratiğinde o büyük dönüşümü gerçekleştirdiğinde ideolojisinin yumuşak karnını oluşturacak olan enternasyonal proletarya mücadelesini en önemli yere yerleştirmişti. Marks ve Engels ilk Enternasyonal İşçiler Örgütü’nü bu çerçevede kurdular. Örgütün toplantıları anarşistler ile Marksistler arasındaki mücadele ile geçti ve en sonunda bu iki akımın yollarını ayırmasıyla, I. Enternasyonal dağıldı. Ardından kurulan II. Enternasyonal öz olarak Marksist olan grup ve partilerden oluşmaktaydı. Ancak burada etkin olacak çizgi de reformculuğa kayan ve daha da önemlisi I. Dünya Savaşı sırasında kendi ülkelerinin burjuvalarının yanında tavır alan sosyal demokrat partilerin çizgisi oldu. Lenin’in çevresinde kümelenen ve antiemperyalizmi temel teorik ilke olarak kabul eden devrimciler buradan ayrılarak Komünist Enternasyonal olarak da adlandırılacak olan III. Enternasyonal’i oluşturdular. Zamanla bu kurum da Stalin tarafından yozlaştırılarak Sovyetlerin hegemonya aracına dönüştürülecekti. Bu noktadan sonra da Marksist-Leninist partiler kendilerini Kautsky çizgisinden ayırt etmek için sosyal demokrat adı yerine komünist adını kullandılar. Esas ayrışılan meselenin emperyalizme karşı alınan tavır olduğu görülmektedir. Bugün ortada Marksist-Leninist bir enternasyonal yoktur ama diğer taraftan Kautsky ve benzerlerinin sosyal emperyalist çizgideki II. Enternasyonal’i Sosyalist Enternasyonal olarak varlığını sürdürmektedir. Aslına bakılırsa Sosyalist Enternasyonal, bizim eleştirdiğimiz enternasyonal solun da gerisinde kalmış ve emperyalist dünya sisteminin tamamen içinde yer alan bir yapılanmadır. Solla ya da sosyalizmle de bir ilgisi kalmamıştır. Sosyalist Enternasyonal’in Avrupa ülkelerinden gelen üyeleri İngiliz İşçi Partisi gibi emperyalist, çevre ülkelerden gelen üyeleri ise Kürt partileri gibi işbirlikçi ve haindir. Sosyalist Enternasyonal, bizim anladığımız anlamda sol bir örgüt olmamanın da ötesinde emperyalizmin oldukça işlevsel bir kurumudur. Şeriatçılar, liberaller ve Sosyalist Enternasyonal Bu nedenle Sosyalist Enternasyonal, Türkiye’deki tüm Şeriatçıların, İkinci Cumhuriyetçilerin, liberallerin sevdikleri bir yapılanmadır. Bizim işbirlikçilerimiz açısından emperyalistin sağcı olanı ne kadar itaati hak etmekteyse, “solcusu” da o kadar etmektedir. Sonuçta solcu olmak onu belki ikinci sınıf bir efendi yapar ama gene de pek bir şey kaybettirmez. İşte sağcılarımızın Sosyalist Enternasyonal’e olan aşkı da burada başlamaktadır. Fethullahçı ve Şeriatçı basının manşetlerine bir bakalım. Bugün; “Avrupa’dan Baykal’a Veto” derken, Zaman; “Avrupa Solunun Karşısına Çıkamadılar” demektedir. Vakit ise yıllardır işbirliği içinde olduğu Kürtçü kesimleri yardıma çağırarak Şanar Yurdatapan, Fikret Başkaya ve eski CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan’a “CHP Enternasyonal’den çoktan atılmalıydı” açıklaması yaptırıyor. Gene bu taifeden Star gazetesi; “Cuntacı Partiye İhraç” manşeti altında Fiji İşçi Partisi’nin aldığı uzaklaştırmanın ardından CHP’nin de aynı akıbete uğrayacağının propagandasını yapıyor. AKP Milletvekili Haluk Özdalga ise belki de dünyada bir ilki gerçekleştirerek; “CHP askeri tahrik ediyor ve sosyal demokrasinin yüz karasıdır” diyerek CHP’yi Sosyalist Enternasyonal’e şikayet etti. Görenlere “Bunlar ne kadar da sol dostuymuş” dedirtecek kadar işi abartan sağcılar, solculuk dersi verme komedisine de başvurdular. Madem sol o kadar iyiydi, yıllardır neden sola düşmansınız? İlk çıkışlardan bir tanesi bugün tamamen AB’ci ve liberal saflarda yer alan Zülfü Livaneli’den geldi. Zülfü’nün bir anda solculuğu aklına gelmişti ve CHP’nin zaten solla bir alakası olmadığını bu nedenle de Sosyalist Enternasyonal’de dışlanmasının doğru olacağını anlatıyordu. Ama Zülfü’nün, CHP’nin solcu olmadığına dair kullandığı argümanlar, “CHP antiemperyalizmden uzaklaştı” ya da “CHP, Altı Ok devrimci programını savunmuyor” gibi yaklaşımlar değil… Zülfü Livaneli’nin “CHP’nin Solla Ne İlgisi Var?” başlıklı yazısında CHP’yi suçladığı milliyetçilik ya da 301. maddeyi savunmak gibi maddeler kendi liberal ve komprador tavrını bir kez daha gözler önüne seriyor. Biz de onun iyice sağcılaşmış ve kompradorlaşmış tavrını bildiğimiz için; “Zülfü’nün solla ne ilgisi var?” diye sormadan edemedik. Tabi aynı şey Oral Çalışlar gibi isimler için de geçerli. CHP’nin devrimcilikle ve solla ne kadar az ilişkisi kaldıysa, bu tip çevrelerin en az onun kadar kötü durumda olduklarını görmek önemli. Çünkü eleştirdikleri şeyler de aslında CHP’nin nadiren yaptığı doğrular! Bir de tescilli liberallerin ve sağcıların yaptığı çıkışlarla karşılaştık. Mesela yılların sağcısı Nazlı Ilıcak; “CHP sağcı mı solcu mu?” diye sorarken önce İdris Küçükömer’in sağcılığının ne kadar halk içinde örgütlenmiş bir ilericilik olduğunu iddia eden müthiş fikirlerini sıralamış, ardından da bugün AKP’nin Sosyalist Enternasyonal’e alınacak kıvamda olduğunu ama CHP’nin artık solcu olmadığını anlatmış. Yani insana sorarlar; “Kardeşim, madem solculuk bu kadar iyi bir şeydi de neden o zaman yıllarca sol düşmanlığının bir numaralı temsilciliğini yaptın?” diye… Aslında Ilıcak’ın fikirlerinin kendi içinde de bu anlamda tutarlılığı yoktur. Liberalliği, Fethullahçılıkla kaynaştıran Eser Karakaş ise gene bir komediye imza attı. CHP’nin sosyal demokrat olmadığını kanıtlamaya çalışırken tüm sağcıların saydığı klasik “Ordu yandaşlığı” gibi iddiaların da ötesine geçiyordu: “CHP’nin son senelerde sosyal demokrasinin olmaz ise olmazı olarak nitelendirilebilecek konularda bir üretim yapamadığı da ortadadır; CHP’nin bugün uygulanabilecek bir alternatif işsizlik sigortası, bir sağlık sistemi, bir eğitim sistemi öneriler demeti bulunmamaktadır ve böyle bir siyasi harekete sosyallik yönü için ne denilebileceği kuşkuludur.” Aslında Eser Karakaş’ın söyledikleri ciddi anlamda doğruluk payı içermektedir. CHP’nin halkçılık adına ortaya koyduğu hiçbir şey olmadığı gibi, liberal sağ partilerden ekonomik program anlamında da hiçbir farkı yoktur… Ama Eser Karakaş da azılı bir liberaldir ve bunları söyleyebilecek Türkiye’deki en son kişidir belki de! Kendini sağa oyuncak eden CHP ve Atatürkçü solcu seçenek Mehmet Altan’sa tartışmaya farklı bir noktadan dahil oldu ve CHP’nin sorununun “solcu değil Kemalist olmak” olduğunu iddia etti. Altan’a göre Türkiye, sanayi toplumu aşamasına hiç ulaşamadığı için onun ürettiği sol ideolojiye de hiç ulaşamamıştı. Altan; “Ülkeyi Batının üretme biçimine göre değil de tüketme biçimine göre modernleştirmeye kalkan, bu modernleştirmeyi de Ordu’ya devreden ‘Kemalizm’ sol diye yutturuldu… Kendisini sol diye sunan sol partiler, solun kurucu babaları olan Karl Marks ve Fredrick Engels’in resimlerini bulundurmak yerine ‘sol’ ideolog olarak Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerini sahiplenmeyi yeğlediler” diyerek solculuk dersi verme kılığında, Atatürk düşmanlığı yaptı. Evet, sağcılar bu kadar basit numaralarla CHP’yi kendilerine oyuncak etmektedirler ama burada da asıl hatalı olan CHP’nin kendisidir. CHP, yıllardan beri Avrupa solunun ve sosyal demokrasinin peşinden koşarak kendi antiemperyalist kökenlerinden ve Atatürk’ten kopmuştur. Bu kopma da onu sağcılaştırmıştır. Aslında Atatürkçülükle, sosyal demokrasinin birbirine zıt ideolojiler olduğu doğrudur. Atatürkçülük ezilen dünyanın gerçek solunun öncü bir unsuru olarak ortaya çıkmışken, sosyal demokrasi Batı Marksizminin iyice sulandırılmış ve emperyalizme entegre olmuş bir parçası olarak karşımızda yer almaktadır. Atatürkçülük, Türkiye’ye özgü halkçı-devrimci solun ta kendisidir. Ancak CHP, Atatürkçülüğün bu anlamda takipçisi olmayı, Türk ve sol olabilmeyi, Altı Ok programına sahip çıkmayı başaramadığı için bugün sağcıların oyuncağı durumuna düşmüştür. CHP, tabi ki sağcılardan ders almakta, sosyal demokratlık adı altında Batıcı-sağcı politikalara devam etmekte serbesttir. Ama ulusal sol ne kimseden ders alacaktır ne de antiemperyalizmin ve antikapitalizmin tutarlı savunuculuğundan taviz verecektir. Tek gerçek sol Ulusal Sol’dur, tek devrimci seçenek de ezilen Türk Milletinin kendine has sosyalizmidir: TÜRKSOLU’dur.
|