Petrol fiyat şoku
ve
dünya sistem krizi
Dünya Enerji Ajansı’nın Türkiye’deki papağanları
Dünya Enerji Ajansı’nın petrol fiyatlarının 22 ile 28 dolar arasında olacağı kestiriminde bulunduğu 2002 yılı sonunda yazdığım yazıda Irak’tan petrol akışının kesilmesi nedeniyle 2003 yılı içinde 50 doları, İran’daki olası bir kriz nedeniyle de 70+20 doları, yaklaşık 100 dolar sınırını geçeceğini vurguladım. Ve bu vurgulamanın ardından bu fiyatların dünyadaki ekonomik krizi tetikleyeceğini açıkça belirttim. Benim bunları söylediğim dönemde Türkiye’deki sözde petrol uzmanları, Dünya Enerji Ajansı’nın papağanlığını yaparak petrol fiyatlarının 30-35 doları kesinlikle geçmeyeceğini vurguluyorlardı.
Benim yukarıda yaptığım tespitler Stratejik Analiz dergisinin 2002 yılı Aralık ayı sayısında Körfez savaşı başlamadan evvel yazılmıştı. Bana da abartılı gelen bu kestirmelerim ve petrol fiyatlarını saptamam aslında dünya petrol yataklarının rezervlerinin dağılımının ve dünya petrol ticaretinin günlük ve yıllık dağılımının analiziyle belirlenmekteydi.
Gerek jeopolitik, gerekse ekonomik tespitler, duygularımızı ve tercihlerimizi aşacak şekilde net bir sürecin resmini çizmektedir. Yeter ki bu sürece bilimsel olarak yaklaşmasını bilelim. Türkiye’de gerek jeopolitik, gerek politik konularda gerekse de ekonomi ve petrol konularında yüzlerce yazı yazılmıştır. Ciltler dolusu petrol kitabı piyasada dolaşmaktadır. Buna karşılık benim ulaştığım sonuca yaklaşan hiçbir yazı ve çalışma olmadığı gibi, genel olarak birbirini tekrar eden sözcüklerden oluşmuş büyük hacimler söz konusudur.
Geçmişte yazdıklarım günümüzde doğrulandı
Burada vurguladığım gerçeği 2002’deki “Petrol Şokunun Dünya Ekonomik Sistemine Etkisi” isimli makalemde açıkça belirtmiştim. Bu makaleden bir alıntıyla yazımıza devam ettiğimizde yazının bugün yazıldığı düşüncesini verecek kadar günümüzle uyumlu olduğu aşağıda görülecektir:
“Kısaca özetlediğimiz dünya ekonomik sisteminin gelişimi ve bu gelişme üzerindeki petrol ve gelecekteki doğalgazın etkisi direkt bir etkidir. Petrol ve doğalgazın dünya sanayi sistemine etkis i 21. yüzyılda daha da artacak, petrol ve doğalgaz vazgeçilmez enerji kaynağı olacaktır. 21. yüzyılda dünya ekonomik sisteminin maddi genişleme döngüsü, petrol ve doğalgaz ile bağlantılı bir coğrafik denetimin kontrolünde gerçekleşecektir.
Günümüzde ABD’nin süper güç görünümü petrol bölgeleri üzerindeki egemenliği nedeniyledir. ABD’nin küresel askeri ve politik hegemonyasının 21. yüzyılda da sürmesi, Yeni Dünya Düzeni’nin ABD tarafından yönetilmesi, ancak petrol ve doğal gaz bölgelerinde ABD egemenliğinin sürmesi ile olanaklıdır. Ortadoğu, İran ve Hazar çanağı petrol yataklarının kimin kontrolünde olacağı, Almanya ile Amerika arasındaki 21. yüzyıldaki sürtüşmenin ana konusunu oluşturacaktır.
Avrupa sanayi sisteminin gereksinimi olan yıllık 625 milyon ton petrolün 160 milyon tonu Avrupa’dan, 115 milyon tonu, Norveç’ten, 45 milyon tonu İngiltere’den 140 milyon tonu Rusya’dan, 50 milyon tonu Ortadoğu’dan, 70 milyon tonu Kuzey Afrika ve 70 milyon tonu Nijerya’dan sağlanır. Avrupa, özellikle Rusya Hazar çanağı, İran, Irak ve S. Arabistan’dan tüketiminin yarısını sağlar. Avrupa sanayinin enerji damarlarında bu bölgeden kaynaklanan petrol akar. Bu bölgelerin politik olarak istikrarsız oluşu ve 21. yüzyılda da bu bölgelerin politik olarak yeniden yapılandırılma etkinlikleri nedeni ile Almanya ve Amerika’yı karşı karşıya getirecektir.
ABD, 350 milyon tonluk üretimle dünya petrol üretiminde S. Arabistan’dan sonra ikinci sırayı almaktadır. Bunun yanında petrol ithal eden ülkeler sıralamasında ABD, 500 milyon ton ile birinci sıradadır. ABD’nin 2001 yılı petrol tüketimi 850 milyon tondur. ABD’nin 2000 yılı iç üretimi 8 milyon varil/gün, tüketimi ise 20 milyon varil/gün’dür. Bu açık 2020’de 7 milyon varil/gün iç üretime karşılık 27 milyon varil/gün tüketim olarak 20 milyon varil/güne yükselecektir.
ABD, 550 milyon tonluk 2001 yılı ithalatının 145 milyon tonunu Kanada ve Meksika’dan, 85 milyon tonunu Venezüella’dan, 55 milyon tonunu Norveç ve İngiltere’den, 140 milyon tonunu Irak ve S. Arabistan’dan ve 150 milyon tonunu da Nijerya ve Orta Afrika’dan sağlamaktadır. Görüldüğü gibi, ABD’nin dış petrol kaynakları küresel olarak yayılmıştır. Bu da ABD’nin askeri ve politik güç olarak küresel hegemonyasını zorunlu kılar. Dünya petrol bölgeleri üzerindeki kontrolünü kurma zorunluluğu içsel bir zorunluluktur. ABD’nin, hegemonyası dışında kalan Rusya, Hazar Çanağı, İran, Kuzey Afrika (Libya, Cezayir ve Nijerya) Avrupa’nın ağırlık olarak petrolünü sağladığı bölgelerdir. Avrupa ve ABD’nin tüketiminde Ortadoğu’nun petrollerinin oranı eşit ağırlıktadır.
ABD’nin yeni bir Körfez Savaşı sürecinde Hazar Çanağı, İran ve Ortadoğu petrolleri üzerinde yeni bir egemenlik düzeni kurması, Avrupa sanayinin damarlarında akan petrolün kontrolünün ABD eline geçmesi demektir.
Yeni bir Körfez Savaşı sürecinde kaçınılmaz olarak oluşacak petrol şoku, öncelikle finansal krizini aşamayan Japonya ve çevresi sanayi sistemini vuracaktır. Avrupa da bu krizden etkilenecektir. Bu etkiyi Ortadoğu petrol arzının kesilmesi ile dünya petrol fiyatlarının jet yükselişi oluşturacaktır.
Stratejik projeksiyonlar petrolün 20 yıl sonra tükeneceği varsayımına dayanmaktadır. Oysaki petrol rezervlerinin en az 100 yıl, doğalgazın ise birkaç yüzyıl daha yeterli olacağı yeni hesaplamalar ile ortaya çıkmıştır. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2001 raporunda, 2000-2020 arası dünya petrol ve doğalgaz tüketim projeksiyonuna göre, 1970’te 2,3 milyar ton/yıl olan tüketimi 1975-1980 petrol krizi döneminde 3 milyar ton/yıla düşen tüketim 2020 yılına doğru düzenli bir artış trendi göstererek 5 milyar ton/yıl tüketimi öngörür.
Dünya ekonomik sistemini oluşturan üç kutuplu sanayi sistemleri arasındaki enerji tüketiminin günümüzdeki analizi, gelecekte keskinleşeceği varsayılan enerji petrol krizini açıkça göstermektedir. Bu süreçte ABD sisteminin küresel egemenliğini ve hegemonyasını sürdürebilmesinin yegâne koşulu, Amerikan kontrolü altında olmayan Hazar çanağı Sibirya ve Volga-Ural, İran petrollerinin ve Ortadoğu petrol bölgelerinin yeniden yapılandırılarak ABD kontrolünün egemenleştirilmesidir.
 |
 |
2005 yılında TÜRKSOLU’nda petrol üzerine yazmaya başladığım bu makaleler daha sonra 2006 yılında
“Petrol Şoku” adıyla
kitap olarak yayınlandı.
Bu kitapta 2006 yılına göre yaptığım varsayımlar bugün yazılmış gibi günümüzdeki durumu anlatmaktadır.
Bir başka ifadeyle petrol olgusunu kaleme alan yazarlar, 2006 yılında benim açıklıkla ortaya koyduğum günümüz petrol şoku resmini bugün dahi görememektedirler. |
|
Günlük dünya petrol ticareti
2003 yılı dünya petrol tüketimi OPEC verilerine göre 77 milyon varil/gün, Enerji Ajansı’na göre 78 milyon varil/gündür. Bu miktardan 52,4 milyon varil/gün OPEC dışından 24,5 milyon varil/gün ise OPEC tarafından karşılanır.
Günümüzde (2002) petrol üreten ülkelerin günlük net ihraç fazlası miktarları, S. Arabistan 6,7 milyon. Rusya 4,8 milyon, Norveç 3,2 milyon, İran 2,4 milyon, Venezüella 2,3 milyon, B. Arap Emirlikleri 1,9 milyon, Nijerya 1,9 milyon, Irak, 1,65 milyon, Kuveyt 1,6 milyon, Meksika 1,6 milyon, Cezayir 1,2 milyon, Libya 2 milyon varildir. Görüldüğü gibi Körfez’den yapılan toplam günlük ihracat; Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden olmak üzere 5,1 milyon varildir. Petrol arzı bir ambargoya dönüşürse ve Suudi Arabistan da petrol ihracatını keserse toplam açık 12 milyon varile ulaşır ki, bu durum petrol krizinin bir şoka dönüşmesine neden olabilir.
2002 yılı için OPEC’in fiyat kestirimleri 22-28 dolar bandında olmasına karşın; Amerika’nın Irak’a henüz müdahalesi gerçekleşmese de psikolojik etki nedeni ile petrol fiyatları 30 doları aşmıştır. Savaşın başlaması ile Körfez’den petrol ihracının azalma miktarı ile orantılı olmayan bir oranda fiyat artışı gerçekleşeceği görülmektedir.
Bu gidişi kavrayabilmek için 1970’li yıllardaki petrol krizi sürecini ele almak gerekmektedir. Bugünkü kriz 1990’lı yıllardan çok 1970’li yıllara paralel bir gidişatı işaret etmektedir. 1970’lerde 5-10 dolar olan petrol fiyatı 1973-76 yılları arasında jet bir yükseliş ile 40 dolara fırlamıştır. Bu süreci tetikleyen olgu 1973 yılında Arap-İsrail Savaşı’nda Batının tavrına karşı OPEC ülkelerinin petrol ambargosu olmuştur.
Bu süreçte altı ay süren günde 3,5 milyon varil petrol kesintisi ve 1979-1980 İran-Irak Savaşı nedeniyle üç ay süre ile günde
3,3 milyon varil petrol kesintisi sonucu, petrol fiyatları tarihin en yüksek değerine ulaşarak 70 dolara çıkmıştır.
Bu yüksek petrol fiyatı, OPEC ülkeleri gelirlerini anormal biçimde artırmış ve dünya ekonomik sisteminde petro dolar olarak isimlendirilen para-sermayenin şişmesine yol açmıştır.
Diğer taraftan küresel finansal gelişme sürecinde gerçekleşen petro dolar olgusu, maddî genişleme sürecini tam anlamıyla söndürmüştür.
Körfez krizi ve petrol fiyat şoku
Günümüz Körfez krizi, dünya ekonomik sisteminin finansal gelişme balonunun patladığı fakat yeni bir maddi genişleme sürecine girilmediği bir konjonktürde oluşmuştur. Bu kriz ABD’nin Ortadoğu ve Hazar Çanağı petrol bölgelerinin yeniden düzenlenmesi hedefinin çekirdeğini karnında taşımaktadır.
Irak’a olan müdahale sınırlı bir sürede ve sınırlı bir coğrafya ile kısıtlanabilirse petrol fiyatları 30-40 dolar bandı arasında kalır. 1990 Körfez Savaşı krizi 20-30 dolar bandı arasında kontrol edilerek aşılabilmiştir. Fakat savaşın ABD’ye karşı Arap ülkelerinin ortak tepkisini harekete geçirmesi olası görülmektedir. Çünkü ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden düzenlemesi projesi gizlenemeyecek kadar aşikârdır.
Bu durumda OPEC boykotu petrol fiyatlarının 50 doları geçmesine yol açacaktır.
Bu durumda savaşın Irak’tan sonra İran’a taşınması aşikar görünmektedir. Bu süreç Almanya-Rusya ittifakı ile Amerika’yı doğrudan karşı karşıya getirir. ABD böyle bir çatışmayı göze alabilirse, petrol fiyatları 1980 yılında İran pet-rolünün arzının kesilmesinde olduğu gibi 100 dolar eşiğine ulaşabilir.
Bu durum uzun süreli bir kriz süreci olup dünya ekonomik sisteminin bu krizi aşabilmesi çok zor olacaktır.”
2002’de yazdığımız bu yazıda belirttiğimiz petrol fiyatlarının jet hızıyla yükseleceği tahmini dünyada hiçbir yazar tarafından ortaya konulmamıştı. Benim burada vurguladığım başka bir nokta ise ABD’nin eğer Arap petrolleri dışında Hazar, Volga ve Sibirya petrolleri üzerinde küresel bir egemenlik kuramazsa küresel hegemonyasının sona ereceğiydi. Bir başka ifadeyle Amerika’nın bu bölgeleri Rusya’ya kaptırmasıyla bugün içinde bulunduğu kriz arasındaki ilişki bu makalenin okunmasıyla ortaya çıkmaktadır.
2006 yılı dünya
petrol ticareti analizi
2005 yılında TÜRKSOLU’nda petrol üzerine yazmaya başladığım bu makaleler daha sonra 2006 yılında “Petrol Şoku” adıyla kitap olarak yayınlandı. Bu kitapta 2006 yılına göre yaptığım varsayımlar bugün yazılmış gibi günümüzdeki durumu anlatmaktadır. Bir başka ifadeyle petrol olgusunu kaleme alan yazarlar, 2006 yılında benim açıklıkla ortaya koyduğum günümüz petrol şoku resmini bugün dahi görememektedirler. 2006’daki tespitimin daha iyi kavranması ve geleceğe yönelik kestirmelerin yapılabilmesi için 2005 yılında kaleme aldığım yazılarla yazıma devam etmem bu durumu açıklıkla gösterecektir:
Günümüz (2006) dünya petrol üretimine baktığımız zaman, günde yaklaşık 86 milyon varil petrol üretildiğini görmekteyiz. 2006 yılı ile hesapladığımız zaman bu miktarın 9.2 milyon varilini Suudi Arabistan üretmektedir. İran 4 milyon varil, Irak 1.8 milyon varil, Birleşik Arap Emirlikleri 2.3 milyon varil, Kuveyt 2.1 milyon varil üretim yapmaktadır. Bu bölgedeki diğer ülkeleri de hesaba kattığımız zaman, günde 24 milyon varillik üretim ortaya çıkmaktadır.
2002 yılında Körfez’den Amerika’ya günde 7 milyon varil petrol akışı olduğunu, 2030 yılında ise bu akışın günde 20 milyon varile ulaşacağını görmekteyiz. Japonya’ya 2002’de akan günlük 5 milyon varil petrol 2030 yılında 8 milyon varile, Avrupa’ya akan 3 milyon varil ise 7 milyon varile ulaşacaktır.
Bugün Çin günde 7.1 milyon varil petrol ile Amerika’dan sonra ikinci büyük tüketicidir. Avrupa ülkeleri günde 15.6 milyon varil petrol talep etmektedir. Kuzey Amerika ise günlük 26 milyon varil petrol talep etmektedir. Bu boyutuyla bakıldığı zaman Avrupa’nın talep ettiği 15.6 milyon varil petrol dışında, Pasifik bölgesi ve Çin de önemli miktarda petrol talep etmektedir.
Çin’in 3,6 milyon tonluk günlük petrol üretimi kendisi için son derece düşük bir miktar olup, tüketimi 9 milyon varile doğru gitmektedir. Petrol fiyatlarının çok düşük olduğu yıllarda Çin hızlı bir şekilde büyümesinin gerçekleştirmiştir. Ama petrol fiyatlarının 100 dolara doğru tırmanmayı sürdürdüğü noktada Çin bu büyümeyi sağlayamayacağı gibi büyük bir kriz yaşayacağı da ufukta görünmektedir. Aynı olgu Japonya için de geçerlidir.”
Petrolün 160 doları
aşacağı kestirimi
TÜRKSOLU dergisinin 2006 yılı 5 Mayıs tarihli 108. sayısında kaleme aldığımız bu tespitte, Hürmüz Boğazı’nın ve İran’ın dünya petrol sistemindeki öneminin altı çizilmiştir. Buradan devamla, İran’a yapılacak bir operasyonun petrol fiyatlarını 160 dolara yükselteceği kestirimimde artık yalnız da değildim. Amerika’nın Stratejik Petrol Kriz Kabinesi benim bu görüşlerimi paylaşmaktaydı:
“Günümüz dünyasının petrol üretim ve tüketim denklemini analiz ettiğimizde günlük olarak 86 milyon varil petrol tüketildiği karşımıza çıkmaktadır. Üretimdeki %1’lik kesintinin ve bu kesintinin birkaç ay devam etmesinin petrol fiyatlarını %10 artırdığını daha önceki deneyimlerimiz bize göstermişti.
Bu yaz başında Amerikan petrol uzmanların oluşturduğu bir kurul, İran’da oluşacak bir kriz nedeniyle petrolün varilinin 100 dolarlara ve hatta özel senaryolarda 160 dolarlara kadar çıkacağını ileri sürdü. Bu bizim 2002 yılındaki mantığımızın 2006’daki bir tekrarı olarak karşımıza çıkmıştı. Daha önceki yazılarımızda da bunu vurgulamıştık.
Yaz başında bu süreç gündemdeyken Amerikalı stratejistlerin Alaska’da ve Nijerya’daki olaylar Suudi Arabistan’a terörist atakla ilişkin olarak maksimum 160 dolarlık senaryo modelinde aslında gerçekten hedeflenen Irak’tan İran’a kaydırılan bir operasyonla Basra Körfezi’nden günde çıkan 20 milyon varil petrolün kesilmesiyle petrolün şok bir kriz oluşturacağı tezi ileri sürülmekteydi. Ortadoğu uzmanları tarafından İran’daki nükleer krizle ilişkili bir operasyonun eli kulağında olduğu vurgulanmıştı.
Çin’in enerji açmazı
ve dünya krizi
Çin petrol tüketiminin en hızlı arttığı ülkelerden biridir. Bu anlamda bakıldığı zaman Çin’in 2002’deki 5 milyon varil günlük talebi 2005’te 7 milyon varile yükselmiştir. Bir başka ifadeyle 2002 ile 2005 arasında Çin’in petrol talebi %40 artmıştır. 2006 yılında ise Çin’in günlük petrol talebi 7,5 milyon varile çıkmıştır. Kuzey Amerika’nın 2002’de 24 milyon varil olan günlük petrol talebi 2006 yılında 26 milyon tona çıkmıştır. Avrupa’nın 2002’de 15 milyon varil olan günlük petrol talebi 2006 yılında 16 milyon varile çıkmıştır.
Çin’deki üretime baktığımız zaman 2002 yılındaki 3,4 milyon varil günlük üretim 2006 yılında fazla bir artış olmaksızın 3,6 milyon varile çıkmıştır. Günlük 86 milyon varil dünya petrol talebinde Çin’in 2 milyon varillik talep artışının önemli olmadığı aşikarca görülecektir. Başka bir ifadeyle Çin’in petrol tüketiminin kendi ölçüsünde %50’lik artışı, dünya petrol fiyatlarını bu denli tetikleyecek bir olgu değildir. Dünya ekonomik sistemi açısından olaya baktığımız zaman ise, petrol fiyatlarındaki bu yükseliş Çin’in balon tarzdaki büyümesine karşı bir denge oluşturacaktır.
Bu artışı hesapladığımız zaman petrol fiyatlarının yarattığı bir dengeleme olacaktır. Ama Çin’de maliyetlerin çok düşük olması bu anlamda bir krize neden olmayacaktır. Asıl kriz, dünya ekonomik sisteminde Çin’in yıllık 1 trilyon dolarlık ihracat yapma kapasitesini dengeleyecek ülkelerin olmamasıdır. İran’a yapılacak bir operasyonunun Çin’e ve Japonya’ya giden petrolü kesmesi noktasında bu ülkelerde dışa açık büyüme duracaktır ve bunun sonucunda da bu ülkelerin tedarikçisi olan ülkelerde de kriz olacaktır. Avrupa ve ABD olabilecek böyle bir krizden en az düzeyde etkilenmek için kendi içgüdümlü büyümelerini önermektedir.
Sonuç
Sonuç olarak yukarıdaki alıntılar günümüzdeki durumun ve gelecekteki petrol şokunun nedenleri olarak görülmelidir. Günümüz jeopolitiğine damgasını vuran Putinci Rusya’nın Avrasyacılık yaklaşımı ile tüm Avrasya’daki petrol yatakları üzerine kurduğu egemenliği sonucu Amerika’nın ve Avrupa’nın ekonomik sistemlerini krize sürüklemekte ve politik sistemlerini ise Rusya karşısında bütünleşmeye itmektedir. Bu anlamda Suudi Arabistan’da Selefi ve El Kaide ağırlıklı bir iktidarın egemen olması politik ve ekonomik olarak imparatorluğun sonunu getirecek bir risktir. Bu riskler karşısında imparatorluğun, Amerika’nın risk tehdidi yer değiştirmiştir. Yani İran’la olan çelişkisi, Irak’tan sonra İran’a operasyon beklentisi gündemden düşmüştür. Bundan önceki yazılarımda açıkça vurgulamama karşılık, günümüzde dahi Amerika’nın birinci saldırı bölgesi İran’dır gibi gerçekten kopuk bir jeopolitik resim çizilmektedir. Amerika İran’la ilişkilerini pekiştirmek, Şii hilali oluşturarak İran Şii rejimiyle uzlaşma stratejisini hayata geçirmek durumundadır.
|