| Barış Özkarabekir |
Atatürkle sorunu olanların
Birinci Balkan Savaşı travma değildi. Savaştan çıkan Türk halkı verilen kayıplar sonrası hiçbir travma yaşamadı. Birinci Dünya Savaşı sonrası, ezilen Türk halkını kuşatan emperyalistlerin dayatmış olduğu Serv Antlaşması gerçek anlamda bir travma yaratmadı. Çanakkale’de, Sakarya’da, Kütahya’da ve ülkemizin her bir cephesinde verilen binlerce şehit, dökülen tonlarca kan ve yetim kalan çocuklar travma ve trajedi yaşamadı. Devrim bekçisi Asteğmen Kubilay’ın kafasının gerici, yobaz, testereli vatan hainleri tarafından din adına acımasızca kesilmesi hiç travma yaratmadı. Kurtuluş Savaşı’nda zararlı cemiyetler kurarak emperyalistlerin desteğiyle köylerde katliam yapan Ermeni, Rum, Yunan, Kürt çeteleri travma yaratmadı Ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ulusunu çağdaş medeniyetler seviyesine taşıyan devrimleri, AKP’nin ikinci adamı konumunda olan Dengir Mehmet Fırat’ta derin travmalar yaratmış. Aslında travma yaşayan sadece Dengir Mehmet Fırat mı sizce? Cevap: Hayır! Cumhuriyet devrimleri ile sorunu olan o kadar çok travmatik bakan ve milletvekili var ki! Başı Recep Tayyip Erdoğan çekiyor. Gömleğini değiştirmeden önceki düşünce tarzı ve Atatürk devrimlerine karşı duyduğu rahatsızlık oldukça travma yaratmış olacak ki, Milli Görüş gömleği ile yıkamayacağı Atatürk Cumhuriyeti’ni gömleğinin üzerine giymiş olduğu teokratik demokrasi ise sindirmeye çalışması ve yaşadığı travma sonrası sağa sola saldırması, hakaretler yağdırması, henüz ulaşamadığı ılımlı İslam cumhuriyeti kimliğinin yaratmış olduğu travma ile karşılanabilir Daha sonra Milli Eğitim Bakanımızın yaşadığı travma gazetelere yansır: “Eğer Cumhuriyet’in başında Bediüzzaman resmi makamlarca dinlenseydi, bugün ülkenin durumu şüphe yok ki böyle olmazdı. Maneviyattan yoksun olarak yetiştirilen Doğuluların Kürtçü, Batılıların da Türkçü olmamalarını beklemek iyimserlik olur.” Tarikatlarla oldukça içli dışlı olan, onlarla ya da onlarsız hiçbir adım atmayan, onların düzenlediği hiçbir etkinliği kaçırmamaya özen gösteren Hüseyin Çelik yıllardır Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleri yüzünden nasıl bir travma içinde olduğundan ve Cumhuriyet devrimlerinin Bediüzzaman hazretlerine danışılarak yapılmamasının oldukça büyük bir hata olduğundan yakınadursun bir başka travma geçiren AKP’li ise Dışişleri Bakanı Ali Babacan. Ülke dışına çıktıklarında ülkelerini emperyalistlere şikayet eden AKP’li zihniyetin son temsilcisi Ali Babacan, Avrupa Parlementosu Dışişleri Komitesi’nde ne demişti: “Ülkemizdeki Müslümanlar dini özgürlük yönünden baskı altında.” Onlara göre kim baskı altına almış Müslümanları? Laik kesim, Atatürkçüler, ulusalcılar, derin laikler, darbeciler vs.vs. Dışişleri Bakanı Ali Babacan iktidardaki arkadaşları gibi özel bir travma geçiriyor. Bilmem yakın tarihle ilgisi olan bilir mi? Ali Babacan’nın halası Hatice Babacan, türban nedeniyle üniversiteden atılan ilk öğrenciydi. 1990 yılında bir suikast ile öldürülen Doç. Dr. Bahriye Üçok’un, 1968 yılında Ankara İlahiyat Fakültesi’nde verdiği derste, türbanını çıkarmamayı savunan Hatice Babacan, sınıfta meydana gelen atışmalardan sonra disipline verilmişti. Babacan şimdi halasının kendince başlattığı türban davası denen bu menem şeyin bayraktarlığını yapan bir siyasi oluşumda. Yabancı uluslara, halasından başlayarak Müslümanların baskı altında olduğunu şikayet etmesi, Avrupalı güçlerden yardım istemesi, aslında Cumhuriyet devrimlerinin bu kesimde yarattığı büyük travmanın Ali Babacan’a kadar geldiğini gösteriyor. Görüyoruz ki Dengir Mehmet Fırat aslında Atatürk devrimleri sırasında travma geçiren halk olarak Türk halkını değil, bu topraklarda yaşayan tarikat ve gericiliğin batağına saplanmış oluşumları işaret etmiştir. Bunda da oldukça haklıdır! Mustafa Kemal Atatürk devrimleri yaparken hiçbir tarikatın ya da gerici güç odağının etkisinde kalmadığı için bu devrimler onlar için korkunç boyutlara ulaşmıştır. Çünkü zamanın tarikat ve gerici oluşumlarının Türk’ün ateşle imtihanı sırasında İngilizlerin ve Fransızların kucağında şefkat aradığını hiçbir zaman unutmadık. Şu anda AKP her ne kadar % 47 oy potansiyelini demokrasiymiş gibi insanların gözüne gözüne böbürlenerek soksa da, gerçek gücünü % 47’lik bir toplumdan değil, tarikatlardan, İkinci Cumhuriyetçilerden ve komprador soldan almaktadır. Gerçek olan şu ki, bu kesim Cumhuriyet kurulduğundan beri Atatürkçülere karşı derin garezleri olan şer odaklarıdır. Tayyip Erdoğan, Ali Babacan ve Dengir Mehmet Fırat kapatılma davasından sonra gerek yabancı basına, gerekse ulusal basına alenen Türk yargısını, anayasal kurumları ve laik-üniter yapıyı koruyan kurumları hedef alan demeçler vermeleri, kapatılma davasında AKP’nin nasıl bir karar istediğinin göstergesidir.
|