30.06.2008/Sayı:193
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Gökhan Özbek

Milli Mücadele’deki
Milli komünistler

Durum muhakemesi

1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basmasıyla başlayan milli mücadelenin önünde ki en önemli sorun işgalin nasıl durduralacağı ve sonra bağımsızlığın nasıl kazanılacağıydı. 1918’da imzalanan mondros ateşkes antlaşmasından sonra iki yıla yakın bir süre geçmesine rağmen emperyal devletler hala bir barış antlaşması üzerinde anlaşamamışlardır. Diğer taraftan Rusya’da patlak veren devrim yavaş yavaş kafkaslara doğru ilerlerken, itilaf devletleri arasındaki paylaşım konusundaki belirsizlikten yararlanan Yunanlar ege’den anadolu’ya saldırıya geçerken, 1917 devrimi sonu başıboş kalan Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan bağımsızlığını ilan etti. Batıda hızla ilerleyen bir yunan işgali ve doğuda tamamen ingiliz denetiminde olan ve Türkiye’ye karşı fiili taaruzza geçen kafkas ülkeleri. Batı’da işgale karşı yerel milis örgütlenmeleri oluşurken doğuda Taşnak ve Gürcü saldırısına karşı Osmanlı’dan arta kalan ve dağıtılmayan Kazım Karabekir komutasındaki 15. kolordu direniyordu. Üstelik Batı’daki verilen savaşta düzenli bir orduya ihtiyaç varken 15. Kolordu uzunca bir süre doğu da kalması milli mücadeleyi yavaşlatıyordu.

1920’e girdiğimizde batı ve doğu kuşatmasını bir arada ele alan Mustafa Kemal bu kuşatmanın ana ekseninin İngiltere odaklı olduğunu tespit ederek kuşatmayı güç harcamadan nasıl kıracaklarını tasarlıyordu. Başta ingiltere olmak üzere emperyal devletler ilerleyen sovyet devrimine karşı kafkas ülkelerine yığınak yapmaya başlarken Türkiye’nin işgalini hızlandırarak Sosyalizm tehlikesine karşı tampon ülke konumunda değerlendirmeyi hedefliyorlardı. Üstelik Anadolu’ya hapsedilmiş ve sözde yönetimi esaret altında olan bir ülke onların hesabına göre böyle bir işgale ses çıkarmaz ve Sovyetleri Uzak cephe olan Türkiye’de durdurulardı. Tabi ki Nasıl ki Yunan’lara ege vaad ediyorlarsa, Gürcistan’a Batum ve Doğu Karadeniz sahilini, Ermenistan’a da Doğu Anadolu’yu vaad ediyorlardı. Her ne kadar ingiliz destekli kurulsa da azerbaycan’a ingilizler güvenmediği için Türkiye ile arasına ermenistanı yerleştirerek olası bir türk birleşmesinide engelliyordu. Mustafa Kemal bu proje için kafkasya seddi olarak adlandırırken “…Bu yüzden kafkasya seddinin yapılması Türkiye’nin kesin mahvı projesi sayıp bu seddi İtilaf Devletlerine yaptırmamak için en son vasıtalara başvurmak ve bu uğurda hertürlü tehlikeleri göze almak zorundayız. Karşı koyma nedenlerimizi yok edecek tedbirlerin ikincisi fiilen varolan ortak idareden yararlanarak Türkiye’yi dahilden oyarak çökertmektir …” 1920’nin Ocak başında yaptığı bu tespit çok önemlidir. Zira daha Serv anlaşması imzalanmamış, ortada ne ordunun ne hükümetin varlığının bile söz konusu olmadığı üstelik fiili bir işgalin başladığı dönemde Mustafa Kemal’in dikkat çektiği en önemli tehlike Kafkasya Seddi’dir. Bu seddin oluşmaması ve oluşan kısımların yıkılması içinse Mustafa Kemal’in iki önlemi vardır. “… Birinci derecede kafkasya planını ve ikinci derecede iç çöküntüyü sağlamaya gerekli zamanı itilaf devletleri ancak zayıf, kararsız hükümetler sayesinde sağlayabilirler…” 5 Şubat 1920’de bu tespitle çok acilen bir milli hükümetin kurulması gerekitiğini bütün komutanlara ve bütün kuvayi milliye önderlerine bildirir. Diğer bir önlemiyse daha dikkat çekicidir. “… doğu cephesinde resmi ve resmi olmayan seferberlik yaparak kafakas seddini arkadan yıkacak yığınağa başlamak, yeni kafakas hükümetleriyle ve özellikle Azerbaycan ve Dağıstan islam hükümetleri ile acele ilişki kurarak itilaf planına karşı kararlarını ve durumunu anlamak, kafkas milletleri bize set olmağa karar verdikleri halde taarruz hareketimizi birleştirmek için bolşeviklerle anlaşmak ve içeride milli teşkilatı son derecede genişletmek ve güçlendirmek ve silah , cephane ve malzemezi vermemek için silan kullanmaktır. En önemli görev ise İtilaf devletlerinin zaman kazanmasına meydan vermemek ve onların maskesini atıp memleketin bütün mukavemet unsurlarını birleştirecek elverişli fırsat vermesine zorlamaktır…” görüldüğü gibi Mustafa Kemal emperyal işgali durdurmak için onların zayıf olduğu yerden vurarak hareket etme kararlığını gösteriyor. Bu planla emperyal devletler devre dışı kalacak sadece Anadolu’daki fiili işgaline devam eden yunanlıları da savaşarak bağımsızlığını ilan edecek.

Milli Komünistler tarih sahnesinde…

1917’de çarlığın yıklımasıyla başıboş kalan kafkas ulusları ingiliz destekli olarak ardı ardına bağımsızlığını ilan ederken, Lenin’le başlayan Sovyet inşası önce Rusya’da daha sonra Kırım ve Türkistan’la ve en sonunda ise kafkasya’ya kadar ulaşmıştır. 1920 yılına gelindiğinde Tataristan’da Galiyevlerin öncülüğünde, Türkistan’da Rıskılovların öncülüğünde kurulan sovyetler kafakasya’da ilk olarak Nerimanov’un öncülüğünde Azerbaycan’da kurulmuştur.

Azerbaycan’ın sovyetlere katılması milli mücadeledeki doğu cephesinin biraz daha rahatlamasına sebep olmuştur. Zira Kafkasya seddindeki ülkelerle Türkiye dışında mücadele edecek bir başka ülke daha ortaya çıkmıştır. Zaten Azerbaycan sovyetini ilk tanıyan ve birliktelik mesajını veren Mustafa Kemal’dir. Fakat ingiliz destekli taşnak saldırıları gerek Azerbaycan’ı gerekse Türkiye’yi tehdit ediyor olması, Gürcistan’a konumlanan ingilizlerin nüfuzunun ve askeri gücünün artması hala tehlike konumundadır. Kazım Karabekir bu tehditlere karşı Doğu Seferine başlamayı önerirken, Mustafa Kemal bunun yerine milis kuvvetler örgütleyerek, batum ve ermenistanda taşnaklara karşı savaşmayı önerirken, Azerbaycan’ı mücadeleye milli komünistler aracılığıyla davet ediyordu.

Tamamı müslüman ve Türklerden oluşan 11. Kızılordu Bakü’de oluştururlurken, yine 1920 Eylül’ünde düzenlenen “Doğu Halkları Kurultayı” ile Mustafa Kemal’e destek çağrısında bulunuluyordu. 10 Eylül 1920’de Mustafa Suphi’ler Bakü’de Türkiye Komünist Partisi’ni kurarak, milli mücadeleye katılma kararı alıyorlardı.

Mustafa Suphi Kasım 1920’de Mustafa Kemal’e yazdığı mektupla milli mücadeleye katıldıklarını bildiriyor. Yalnız bu mektupta dikkat çeken en önemli nokta ise mektubun 4. başlığında yer alıyor. “… 4. Partimiz tarafından Anadolu Harekatına yardım olmak üzere teşkilinden önceden haber verdiğimiz “Türk Kızıl Alayı” Merkez Komite üyesinden Mehmet Emin Yoldaşın kumandası altında takriben üç hafta önce Nahçıvan yoluyla Kazım Karabekir Paşa emrie girmek üzere gönderilmiştir…”

TKP ilk iş olarak Mustafa Kemal’in bilgisi dahilinde 11. Kızılordu bünyesinde “Türk Kızıl Alayı” oluşturuyor. Oluşturlan ordu Türkiye 15. Koloordu komutasına girmek üzüre yola çıkıyor. 11.Kızılordu ise kasım 1920’de Ermenistan’a saldırarak Taşnak Hükümetini devirmeye başlarken TKP’nin Türk Kızıl alayı ise Nahcıvan yakınlarında Taşnaklarla mücadele ye girerek Taşnakları Keresid’den başlayarak Pazarçayı’na kadar geri çekilmeye zorluyor. Bu taarruz esnasında Türk kızıl alayı 11 şehit vererek doğu cephesinin ilk şehitlere olarak tarihe geçiyorlar. Türk Kızıl Alayı’nın varlığını 3. Kafkas Tümen Komutanı Albay Rüştü Mustafa Kemal’e 19 Temmuz 1920’de şöyle bildiriyor “…TKP merkez Komitesi Türkiye’ye götüürlümek üzere 50 top, 70 makinalı tüfek, 17 bin kadar tüfek ve gereği kadar cephane hazırlamıştır. Komitenin başkanı Mustafa Suphi’dir…” Yine aynı raporda 11. Kızıl alayı tamamen yreli bolşeviklerden oluşmuş olup tahmini 70 bin kişilik bir ordusuyla Bakü’de hazır bulunmaktadır denmektedir. Mustafa Kemal bunun üzerine TKP başkanı Mustafa Suphi’ye ve TKP MK üyesi / Türk Kızıl alayı Komutanı Mehmet Emin’e yolladığı mektupla TKP bütün faaliyetlerini Büyük Millet Meclisinin kontrolünde ve izninde yapmasını ve BMM tarafından azerbaycana gönderilen Memduh Şevket beyle ilişki kurarak gerekli kolaylığın sağlanmasını istemiştir. Bunun üzerine Memduh Şevket Bey Bakü’ye geldiğinde TKP tarafından karşılanıp hertürlü kolaylığın sağlanarak Moskova’da Stalin ile görüştürülmesini sağlanmıştır. Mustafa Suphi, Mustafa Kemal’i çektiği telgrafla bilgilendirirken Enver paşa ve arkadaşlarının milli mücadele’de ihtilaf yarattığını düşünerek Enver paşa’yı rusya içerisinde bertaraf etmiştir. Yine anadolu hükümeti adına Sovyetlerle anlatlaşma imzalamaya kalkan karakol cemiyetini pasifize edereken milli mücadele yi küçümseyen hatta karşı propaganda yapan sözde komünistleride partiden uzaklaştırmıştır.

Aynı dönemde Nerimov’un liderliğindeki Sovyet Azerbaycan’ı 1921 yılında Taşnak Ermenilerini mağlup ederek ermenistan’ı sovyetlere dahil ederken Gürcistan ise kansız bir şekilde sovyetler ilan edilerek ingilizlerin kafkas seddi kurulmadan çöküyor.

Tarihsel akış içerisinde kurtuluş savaşının belkide en önemli cephesi olacak olan doğu cephesi milli komünistlerce sağlamlaştırlırak tehdit olmaktan çıkıyor. Yine bu dönemde milli mücadele’ye azerbaycan sovyeti üzerinden para, silah ve gıda yardımı yapılarak batı cephesi destekleniyor. Bunun yanı sıra Türkiye’ye yardım eden bir ülke bir lider daha çıkıyor. Türkistan Sovyeti’nin başkanı Turar Rıskılov. 1930’larda stalin tarafından tutuklanıp idam edildiğinde suçlandığı iki ana gerçek ortaya çıkıyor. Birincisi milli komünist yani galiyevci olması ikincisi Mustafa Kemal’e destek olması. Tarihin garip bir cilvesi olsa gerek Milli Komünistlerin hepsi hem fikirsel anlamda, hemde fiili anlamda Kurtuluş savaşına destek olmalarına rağmen hepsi bu desteklerini bedelini canlarıyla ödemişlerdir.

Nerimanov, kafkasları emperyalizme karşı sosyalistleştiren ve kurtuluş savaşının en büşük destekçisi şüpheli bir ölümle moskova’da ölürken. 1920 yılında Azirbaycan KP sinin ve Azerbaycan Sovyetinin bakanlar kurulu üyeleri davut hüseyinov, H. Sultanov…. Dahil 11 kişi 1938 yılında karşı devrimci oldukları gerekçesiyle idam edilen diğer azeri milli komünistler olarak kurtuluş savaşını desteklemenin bedelini ödemişlerdir.

Galiyev, kurtuluş savaşını kurduğu Müslüman Sosyalist Komite ile destkeleyen -doğunun büyük devrimcisi- nerede, nasıl bile öldüğü bilinmeden ortadan kaldırılmıştır.

Turar Rıskulov, gerek doğu halkları kurultayında gerekse Azerbaycan üzerinden verdiği destekle ve de en önemlisi milli mücadelinin en önemli iç düşmanlarından olan enver paşa’yı yenerek milli mücadele destek olmuş ve stalin tarafından oda idam edilerek bunu hayatı pahasına ödemiştir.

Ve Türkiye, Mustafa Suphi ve Milli Komünistler… Daha Mustafa Suphi Kurtuluş Savaşına katılmadan, Trabzonda stalinci bir komlo ile 1921’de trabzon’da tam on dört yoldaşı ile can vermiştir. Ama hiçbir zaman milli mücadeleye katıldığı için kendini küçük görmemiş, dahası milli mücadeleyi faşistlikle suçlamamıştır.

Bugünün türkiyesi, hani Mustafa Suphi’nin TKP’si… Bugün Mustafa Kemal’i küçümseyen, kurtuluş savaşını ingiliz destekli bir hareket olan TKP… Sadece Mustafa Suphi’nin yaşamına baksınlar, nede olsa oda bir faşist, oda ingiliz ajanı değilmi? Türk Kızıl Alayı da olsa olsa adında Türk var ya onda Faşist bir alay olur…


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe