30.06.2008/Sayı:193
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Kontrgerillanın iki atlısı:
Taraf ve Aydınlık

Taraf

Aydınlık

Kontrgerilla konsepti

Dağlıca baskını biliniyordu

Genelkurmay'ın yeni kontrgerilla planı

Taraf’ın “Kontregerilla planı” başlığıyla yaptığı haberler Haziran ayında Aydınlık’ta da kapak olmuştu: “Özel Savaşta Tarihi Hazırlık”. Böylece Ordu düşmanı koroya Perinçek de katılmış oldu. Burada Perinçek’in yaptığının da vatanseverlik ve devrimcilikle alakası olmadığını da belirtelim. Eğer gerçekten böyle bir belge varsa, bu belge hiç kuşkusuz vatan savunması içindir. Zaten belgede yazan da o. Herhangi bir düşman işgaline karşı yapılacak hazırlıktan bahsediliyor. Böyle bir harekat planının her halükarda gizli kalması gerekir. Olması gereken nedir? Şayet düşman tarafından esir alınsan ve sana bu planı sorsalar inkâr edeceksin. Devrimci tavır da, vatansever tavır da budur. Şimdi sen tutup da gizli kalması gereken bir belgeyi ortaya çıkarırsan sana vatansever değil vatan haini derler.

Gündem allak bullak

Türkiye’nin gündemini tespit etmek son birkaç aydır oldukça zor. Tayyip’in “Velev ki siyasi simge” çıkışı, MHP’nin kendisine oy verenlerin yüzünü kızartırcasına AKP’ye koltuk değneği olması, önce AİHM’in, ardından Anayasa Mahkemesi’nin türban kararları, tabi bunların arasında bir de AKP’ye açılan kapatma davası gündemi allak bullak etti.

Her gün gündeme bomba gibi düşen haberler veyahut da AKP’li birinin yaptığı abuk sabuk açıklamalarla gündem alt üst ediliyor. Netice itibariyle de hiçbir mesele tam olarak tartışılamadan ve çözüme bağlanamadan ertesi gün yeni bir gündem maddesi üzerine tartışmalar başlıyor.

Son dönemde ise tartışmaların odağında Ordu var. Tartışmaların odağında olmasının sebebi de her Allah’ın günü Karargâh’tan sızan belgeler ve bu belgelerin her ne hikmetse hep Türk düşmanı kesimlerin eline geçmesi. Sırf Haziran ayı başından beri sızan belgelerin sayısı 4-5 tane iken insanın aklına Karargâh’ta neler oluyor sorusu geliyor.

Kapatma davasının açılmasıyla birlikte Başsavcı Yalçınkaya’nın üzerine yüklenen Kürt-İslamcılar son olarak da Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt’ü takibata uğrattılar. İki aydır izlendiğinden kuşkulandığını söyleyen Paksüt’ün kuşkuları doğru çıkmış ve Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ile görüştüğü istihbarat birimleri tarafından ortaya çıkarılmıştı.

Ordu’nun tepe noktasına kadar girebilen Kürt-İslamcılar bundan sonra artık Ordu’nun komuta kademesini hedef aldılar. Bunu yaparken de ellerindeki ikinci büyük gücü devreye soktular: Kürt-İslamcı medya.

Kürt-İslamcı medyanın rolü

AKP’nin 6 yıllık iktidarı boyunca yaptığı en büyük yatırım belki de Kürt-İslamcı bir medya oluşturulmasıydı

Daha bir iki yıl önce adı sanı duyulmayan adamlar Kürt-İslamcı medya tarafından çok büyük gazeteciler, fikir adamları gibi öne çıkarıldı. AKP’yi savunmaktan ve sağa sola çamur atmaktan başka meziyeti olmayan bu insanlar her gün gazetelerden ve televizyon kanallarından Türk Milletini zehirlemeye başladılar. İş öyle bir noktaya geldi ki, Fehmi Koru gibi adamların işaret ettiği kişiler Ergenekon zanlısı olarak tutuklanmaya başladı. Anlayacağınız Abdülhamit dönemi jurnalcilerinin yerini günümüzde birtakım köşe yazarları aldı.

Bir bakıyorsunuz Vakit’te İlker Başbuğ’un İsrail’de çekilmiş fotoğrafları yayınlanıyor; öbür gün ise Star’da Genel Kurmay İkinci Başkanı Ergun Saygun’un sağlık raporları. Sanki bir takım insanlar kendi aralarında bir çizelge yapmışlar ve bu çizelgeye göre her gün bir Şeriatçı gazeteye servis yapmaktalar. Genelkurmay ise olan biteni sessizce izlemekte.

Taraf’a ayrı bir parantez

Sözün burasında koroya son katılan Taraf’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Yayın hayatına 7.5 ay önce başlayan Taraf gazetesi bugün yılların Yeni Şafak’ı ve Zaman’ına bile bazı konularda kaynak olabilecek noktaya geldi.

Çıktığı ilk günden itibaren Türklük ve Ordu düşmanı bir çizgi izleyen Taraf, bugün gelinen noktada Türk devletine karşı faaliyet yürüten bir istihbarat bülteni gibi çıkmaya başladı. Taraf’ın son bir iki aydır yaptığı yayın tamamen Ordu üst kademesi hakkında yapılan istihbarata dayalı haberlerden ibaret.

Bu gazetenin tirajı (takip edenler bilir) birkaç binden ibaret ve her çıktığı gün yüz milyarlarca lira zarar ediyor. Buna bir de son dönem yaptığı transferleri eklediğinizde (Murat Belge gibi) insan bu değirmenin suyu nereden geliyor diye sormadan edemiyor. Öyle ya, bir gazetenin en basitinden kağıt masrafı var. Bunun yanı sıra çalışanlarının maaşıdır, yapılan flaş(!) transferlerin kaynağıdır, dağıtımıdır vesaire oldukça önemli bir meblağ tutuyor. Kimse kusura bakmasın ama bütün bu masrafları bir yayınevi sahibinin karşılayacağına bizi kimse inandıramaz. Hadi dağıtımı Sabah’ı da alan Tayyip’in damadına bağlı Turkuvaz grubu yapıyor (hatta baskısının da Sabah’ın tesislerinde yapıldığına dair iddialar var) yine de bu masrafın altından kalkmak imkânsız.

Bir de tabii gazetenin kadrosu ayrıca incelemeye değer. Gazetenin başında hepinizin bildiği gibi porno romanlarıyla ün yapmış Ahmet Altan var. Ahmet Altan’ın yanı sıra dikkati çeken isimler olarak Milliyet’te “Washington’un sesi” işlevi gören Yasemin Çongar ve yakın zamanda kapatılan Nokta dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş var. Nokta dergisi de hatırlayacağınız gibi son sayılarında Ordu hakkında birtakım istihbarata dayanan yayınlar yapmış, sonunda da kapanmak zorunda kalmıştı. Şimdi de Alper Görmüş Nokta’nın günlük versiyonu haline gelen Taraf’ta karşımıza çıkıyor.

Bizce Taraf’ın ayakta tutulmasının tek ama tek bir sebebi var. O da Türk devletine karşı yürütülen kontrgerilla operasyonunda oynadığı kilit rol. Çünkü son gelişmelerle birlikte ortaya çıkmıştır ki, Taraf sadece Emniyet istihbaratının değil, aynı zamanda yabancı istihbaratın da piyonu haline gelmiştir. Bütün işlevi de sadece ve sadece Türk Ordusu’nu yıpratmaktan ibaret. Anlaşılan o ki, Taraf bu görevini en azından AKP’nin kapatma davası sonuçlanıncaya kadar yerine getirecek. Şayet Anayasa Mahkemesi AKP hakkında kapatma kararı alırsa Taraf’ın da işlevi sona erebilir.

Taraf’tan bomba istihbarat

Taraf’ın son istihbarat çalışması ise hepimizin malumu olduğu üzere Genelkurmay’a ait olduğu iddia edilen eylem planı. Taraf’ın yayınladığı sözde belgelere göre söz konusu eylem planı geçtiğimiz yıl Eylül ayında hazırlandı ve yürürlüğe kondu.

Taraf’ın haberine göre bu sözde eylem planı birkaç başlık altında toplanabilir:

1- Üst yargı organı başkanları TSK çizgisine çekilecek.

2- Basın mensupları ve medya kanalları yönlendirilecek ve yandaş kılınacak.

3- TSK muhalifleri yıpratılacak.

4- Toplumda etkili olduğu bilinen kanaat önderleri yönlendirilecek.

5- DTP’nin terörist olarak görüldüğü vurgulanacak.

6- Kürt bölgesi silahla rahatsız edilecek.

7- Etki altındaki sivil toplum örgütleri kullanılacak.

Taraf bu sözde eylem planını yine sözde belgeleriyle birlikte yayınladı. 20 Haziran Cuma günü yayınlanan haber epey yankı da yarattı. Aynı gün Ahmet Altan’ın yayınlanan yazısı da konu ile ilgiliydi. O yazıda Altan; “Dokuz ay önce yürürlüğe giren bu ‘planı’ inceleyince, o günden bu yana yapılanların hepsi bir ‘anlam’ kazanıyor.” Yani aslında Ahmet Altan’a göre AKP’ye kapatma davası açılması ya da Anayasa Mahkemesi’nin türban aleyhine karar vermesi gibi Türkiye’yi sarsan olaylar hep Ordu’nun söz konusu planı dahilinde gelişen olaylar ve hepsi Ordu’nun hakimiyetini pekiştirme amaçlı.

Kürt-İslamcı medya mal bulmuş Mağribi gibi olayın üstüne atladı. Taraf’ı göstermiş oldukları başarıdan dolayı kutlayan yandaşları koro halinde Ordu’ya saldırmaya başladılar.

Bir kere yapılanın gazetecilik olmadığı ortada. Tamam, gazeteci dediğiniz belge yayınlar ama gazetecinin tek işi belge yayınlamak değildir. Şimdi bu arkadaşlar biz çok başarılı gazetecilik yapıyoruz pozlarına girmekteler ama yaptıkları asıl iş istihbarat elemanlığıdır, bunu böyle bilsinler.

Buradan hareketle söz konusu eylem planına gelecek olursak, ortada bir eylem planı olduğu muhakkak ama bu eylem planı şu anda tamamen onu düzenleyenlere karşı çalışıyor.

Yargıçlar Ordu çizgisine çekilecek diyorlar, yargıçlar daha iki hafta önce Alper Görmüş’ü beraat ettirdiler.

Gazeteciler yandaş kılınacak diyorlar, bugün istisna birkaç ismin dışında kendini gazeteci olarak tanımlayan herkes Ordu düşmanı.

TSK muhalifleri yıpratılacak deniyor, bugün TSK’nın başındaki kişi bile artık olan bitene yorum getiremez hale geldi.

DTP’nin terörist örgüt olarak kabul ettirilmesine gelince, bırakın DTP’yi terörist ilan ettirmeyi, askerle DTP’liler aynı ortamda bile bulunamıyorlar. Yani anlayacağınız bu planda yazılan ne varsa bugün tam tersini yaşamaktayız.

Taraf ve Aydınlık yan yana

Haziran ayı başında yine buna benzer bir senaryo üretilmiş ve Taraf’a servis edilmişti. Taraf gazetesi 2 Haziran tarihli nüshasında “Genelkurmay’ın Yeni Kontrgerilla Planı” manşetiyle çıkıyordu. Taraf’ın haberine göre bu plan dahilinde Gayrinizami Harp Birimlerinin görev tanımı ve alanı genişletilerek kapsamlı bir çalışma başlatılıyordu. Taraf’ın “Genelkurmay’daki yetkili” kaynağı, bu gayrinizami harpte görev alacak kişilere Org. Büyükanıt imzalı kartlar bile verileceğini duyurmuştu.

Bu haberin Taraf’ta yer almasının ardından yine her zaman olduğu gibi “Ordu darbe peşinde” gibi yorumlar yer aldı. Bunu ilk dillendiren ise hemen ertesi gün sürmanşetten Yeni Şafak oldu: “Gayri Nizami Kart İddiası.”

Zaten son aylarda hep böyle oluyor. Birileri iktidar yalakalarına istihbaratı veriyor. Bunlardan biri -ki bu genellikle Taraf oluyor- bunu yayınlar, sonra da diğerleri “Şurada yer alan iddialara göre” diyerek olayın üstüne çullanırlar.

Tam da burada Perinçek ve Aydınlık ekibi devreye giriyor. Aydınlık’ın 8 Haziran tarihli sayısı; “Genelkurmay’ın Halka Dayanan Planı Düşmanı Telaşlan-dırdı. Özel Savaşta Tarihi Hazırlık” başlığıyla yayınlandı.

Söz konusu sayıda; “Ergenekon’u Şimdi Göreceksiniz” başlıklı yazısı yayınlanan Perinçek, TSK’nın artık etkin olarak rol oynamaya başladığını belirterek “Özel Harekât, Milli Hükümet” müjdesini veriyor.

Bir taraftan Ordu’yu savunma rolüne soyunan Perinçek aslında jurnalci tayfaya katılarak “Evet, haklısınız Ordu’nun böyle bir planı var ve bu planın içinde bir Milli Hükümet planı da var” diyor. Herhalde o Milli Hükümetin Başbakanı da Perinçek olur!

Bu adam gerçekten ilginç bir hayal dünyasında yaşıyor. Eğer gerçekten böyle bir şeye inanıyorsa ‘Başbakanlık kısmı!) en yakın hastanede müşahede altına alınmalıdır. Psikolojik bakımdan incelenmesi, bu bilimin gelişmesine katkıda bulunabilir. Gerçi ünlü psikologlardan Kaan Arslanoğlu “Politik Psikiyatri” kitabında Perinçek’in ruh sağlığı konusunda bir değerlendirmede bulunmuştu: “Aşırı komplocu bakış paranoid düşünce dizgelerini çağrıştırmaktadır.”

Böylece Ordu düşmanı koroya Taraf ve Yeni Şafak’tan sonra bir de Aydınlık katılıyor. Ama Aydınlıkçıların bir farkı var. O da vatansever görünüp arkadan vurmaya çalışmak.

Burada Perinçek’in yaptığının da vatanseverlik ve devrimcilikle alakası olmadığını da belirtelim. Eğer gerçekten böyle bir belge varsa, bu belge hiç kuşkusuz vatan savunması içindir. Zaten belgede yazan da o. Herhangi bir düşman işgaline karşı yapılacak hazırlıktan bahsediliyor. Böyle bir harekat planının her halükarda gizli kalması gerekir.

Olması gereken nedir?

Şayet düşman tarafından esir alınsan ve sana bu planı sorsalar inkâr edeceksin. Devrimci tavır da, vatansever tavır da budur. Şimdi sen tutup da gizli kalması gereken bir belgeyi ortaya çıkarırsan sana vatansever değil vatan haini derler.

Son bomba: Dağlıca baskını olayı

Taraf’ın yayınladığı son belge ise tam anlamıyla şok etkisi yarattı. 21 Ekim 2007 tarihinde PKK’nın gerçekleştirdiği Dağlıca baskınında 13 askerimiz şehit olmuştu. Tüm Türkiye’yi yasa boğan olayda 8 asker de PKK tarafından alıkonularak Kuzey Irak’taki PKK kamplarına götürülmüştü. Daha sonra iade edilen askerler “vatana ihanet” suçlamasıyla Askeri Mahkeme’de yargılanmış ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

Yayınlanan belgeden anlaşıldığı kadarıyla Dağlıca baskınından 9 gün önce böyle bir eylemin gerçekleştirileceğine dair istihbarat bilgisi başta Genelkurmay olmak üzere tüm ilgili birimlere bildirilmiş. Hatta eylemi gerçekleştirecek grubun lider kadrosunun isimlerine kadar çok ayrıntılı bilgilere ulaşılmış. Ancak bu istihbarat bilgisine rağmen herhangi bir tedbirin alınmadığı ortaya çıkıyor.

Ordu’nun itibarını derinden sarsacak bu iddia şayet doğruysa ortada basit bir tedbirsizlik veya savsaklamanın çok ötesinde bir durum var demektir.

Dağlıca baskını gerçekleştirildiğinde biz TÜRKSOLU olarak bu baskının sıradan bir baskın olmadığını ve alıkonulan 8 askerin de PKK ile bağlantısı olduğunu tespit etmiştik. Son yaşanan gelişmeler de ortaya koyuyor ki, bizim o dönem yaptığımız bütün tespitler doğrulanmıştır. Şu da ortaya çıktı ki bu iş sadece birliğin içerisine sızan PKK’lılardan ibaret değil.

Ordu ne yapacak?

Ancak bu noktada Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ın tavrını anlamak mümkün değil. Saldırıların artmasına paralel olarak Genelkurmay Başkanı’nın sürekli geri adım atması da kafaları karıştıran başka bir konu.

Fikri Sağlar’ın Tayyip’le Büyükanıt arasında gerçekleşen Dolmabahçe görüşmesi ile ilgili iddialarına Başbakanlık’tan yapılan açıklama “hayasızlık”tı. Büyükanıt’ınki ise “ahlaksızlık”tı. İddiaları sayfalarına taşıyan Vatan gazetesi için ise “adice bir saldırı” kelimelerini kullanan Büyükanıt, Vatan’ın akreditasyonunu iptal ettirdi. Buna karşılık yukarıda bahsettiğimiz haberleri yayınlayan Taraf’a tepkisi ise “etik değil” oldu.

Ne oldu da Büyükanıt’ın tavrı birdenbire bu kadar değişti?

Bugün kafaları en çok kurcalayan sorulardan biri de bu. Mesela Vatan’a dava açan Genelkurmay Başkanlığı ve Büyükanıt aynı şekilde Taraf hakkında da bir girişimde bulundu mu?

Ya da İlker Başbuğ’un Kudüs’te çekilen resimlerini yayınlayan Vakit için herhangi bir dava açıldı mı?

Taraf’a, Vakit’e ve Star’a bilgi-belge sızdıran kaynaklar hakkında herhangi bir işlem başlatıldı mı?

Bunlar ilk akla gelen ve Genelkurmay açısından güven sarsıcı sorular.

Bütün bu istihbarat savaşları da gösteriyor ki, Ordu’nun içinde de belli bir hesaplaşma başladı. Bir anda Karargâh’tan bu kadar belgenin sızmasının başka bir açıklaması yok.

Taraf’ta Ahmet Altan açıkça Genelkurmay’daki kaynağından bahsediyorsa, Ordu açısından durum vahim demektir.

Bu mesele Ordu’nun kendi iç mekanizmalarını işleterek çözebileceği bir mesele ve Genelkurmay Başkanlığı’nın acilen duruma müdahale etmesi gerekiyor.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe