23.06.2008/Sayı:192
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Yunus Yılmaz

CHP’de 180 derecelik dönüş
Türk milliyetçiliğinden
Kürt etnikçiliğine

Mustafa Kemal Atatürk

Tony Blair

Dünyanın ilk antiemperyalist liderlerinden Mustafa Kemal ile ABD ve İngiliz emperyalizminin Irak işgalinin liderlerinden Tony Blair’i yan yana getirebilir misiniz? Bugün Kemalizmle Sosyal Demokrasiyi aynı potada eritmeye çalışanlara hatırlatmak isteriz: İşgalci Blair İngiltere İşçi Partisi’nin lideridir. Ve ABD’nin muhfazakar partisi Cumhuriyetçi Parti’nin lideri bir diğer işgalci Bush’un da en yakın dostudur. Öyleyse Blair’in yanınan konması gereken asıl resim Bush’unkidir.

Sosyal demokratların CHP’ye olan tepkisi

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’ye gelen Almanya Parlamentosu Sosyal Demokrat Grubu, Ankara’da yoğun temaslarda bulunmuştu. Bu temaslar içinde kendisini bir zamanlar Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlara benzeten, ama şimdilerde partisi siyasal İslamcılıktan kapanma noktasına gelen AKP bile ziyaret edilmişti.

Bununla kalınsa iyi, DTP gibi PKK’ya açıktan destek veren bir parti ile Kürtçülüğü tescillenmiş İHD gibi dernek de ziyaret edilmişti. Heyet, Türkiye’deki sosyal demokratların görüşlerini ise SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın’ dan dinlemişti.

Alman heyeti, CHP’den ise randevu istememiş. Alman heyetin, CHP’nin artık sosyal demokrat olmadığı gerekçesiyle randevu talebinde bulunmadığı söyleniyor. Heyet üyelerinden Johannes Kahrs; “CHP’nin insan hakları gibi konularda ilerlemeye yardımcı olduğunu sanmadıklarını” belirtmiş. Devamında ise; “AKP’yi bize daha yakın hissediyorum” demiş.

Aslında bu haberin can alıcı noktası Alman heyetin CHP’den randevu talebinde bulunmaması değil, AKP’yi kendilerine daha yakın hissetmeleridir! Öyle ya, AKP ne diyordu: “Biz, Türkiye’nin Hıristiyan demokratlarıyız.”

Ha liberal demokrasi ha sosyal demokrasi! İkisi de aynı şey!

Herkesin bildiği gibi Almanya’da iki güçlü parti vardır. Biri sağcı Hıristiyan Demokratlar diğeri ise solcu Sosyal Demokratlar’dır. Bu iki parti Almanya’da birbirine muhalif olsa da, özde savundukları aynıdır. Hani biri sağcı diğeri solcu olduğu için farklı ideolojiye sahip olduğu iddia edilebilir. Görünüşte böyledir, ama savundukları görüşleri iyice irdelersek, aralarında pek de bir fark olmadığı çok rahatlıkla görülecektir.

Alman Sosyal Demokratlar’ın, kendini Hıristiyan demokrat olarak niteleyen AKP’ye bu nedenle sıcaklık duymasının nedeni budur belki de! Bilemeyiz. Ama bildiğimiz bir şey var, o da sosyal demokrasi ile liberal demokrasi arasında pek bir fark olmadığıdır.

Emek-sermaye ittifakı gibi bir saçmalığı savunan sosyal demokratların, zaten liberal demokratlarla uzlaşmaması için hiçbir neden yoktur. Bilindiği gibi sosyal demokratlar, Marksist-Leninistler gibi sınıf çatışmasını savunmazlar, sınıf çatışmasına inanmadıkları için de emek-sermaye ittifakı gibi bir saçmalığı savunurlar.

Yine sosyal demokratlar, proletarya ihtilaliyle iktidarı gelmek yerine parlamenter yoldan iktidara gelmeye çalışılır. Bunun gibi sayabileceğiz birçok görüş farklılığı nedeniyle Marksist-Leninistler, sosyal demokratlığı sol bir ideoloji olarak kabul etmezler.

Zaten Marksist-Leninist görüşleri eleştirenlerin kurmuş oldukları sosyal demokrat partiler de, Avrupa’da her daim liberal demokratlarla işbirliği içinde olmuştur. Hatta bu öyle bir işbirliğidir ki, sözde sömürüye karşı olan sosyal demokratlar, kendi ülkelerindeki burjuvanın doğuyu sömürgecilik yoluyla sömürmesini eleştirmediği gibi destek çıkmıştır.

Evet, birilerinin öve öve bitiremediği sosyal demokratlığın gerçek yüzü budur işte. Zaten Batı kaynaklı olan ve burjuvazisi ile işbirliği yapan bir soldan, sömürüye ve ezilmeye karşı olmasını beklemek de ahmaklık olacaktır!

Bizim bu yazımızda asıl eleştireceğimiz konu da; özünde tam bağımsızlık, Milli Kurtuluşçuluğu esas almış, emperyalistler tarafından sömürülmeye ve ezilmeye milliyetçilik temelinde mücadele vermiş milli-devrimci bir partinin, Kemalist sol bir ideoloji savunmak yerine kökeni Hıristiyan Batıya dayalı, bu toprağın insanına yabancı, üstelik sömürgeci burjuvazi ile işbirliği yapmış bir ideolojiyi savunmasıdır.

Sizi sömürmeye çalışan ve sömürülmenize destek veren bir sosyal demokratlık anlayışını, sömürülmeye karşı Milli Mücadele vermiş olan bir partinin savunması kadar abes bir şey olabilir mi? Oluyor işte, Türkiye’de bu Batıcılık sevdası olduğu sürece de olacaktır.

Baykal "İnanın demokratım" diyecek

Alman Sosyal Demokrat Partisi heyeti “sosyal demokrat olmadığı gerekçesiyle” CHP’den randevu almamıştı.
Hatta “kendilerine daha yakın hissettikleri” AKP ile görüşmüşlerdi. CHP ise bu durumla gurur duyacağına, kendilerini Alman Sosyal Demokratlarına beğendirme telaşına düştüler. Ve “asıl demokrat biziz” demek için harekete geçtiler!

Hem sosyal demokrat
hem de Kemalist olunamaz

Üçüncü Dünya halklarına örnek olan bir Milli Kurtuluş, tam bağımsızlık hareketi olan Kemalizm ile Üçüncü Dünya halklarının sömürülmesine destek veren sosyal demokratlığın uyuşması söz konusu değildir. Zaten bugünkü CHP’nin yaşadığı sorun da budur.

Bir Atatürkçü, bir sosyal demokrat takılmaya çalışan CHP’nin bugün yaşamış olduğu çelişki sürekli olarak gün yüzüne çıkmaktadır. Özellikle özelleştirmeler yoluyla Kemalist Türkiye’nin pazarlanmasına CHP’nin yeterli muhalefet yapamadığını görmekteyiz. Çünkü özelleştirmelere CHP de diğer sağ partiler kadar sıcak bakmaktadır.

Emek-sermaye ittifakına inanan bir sosyal demokratlığın özelleştirmelere de mantıken karşı olmaması gerekir ki, zaten karşı değildir. Hatta özelleştirme konusunu CHP’li sosyal demokratlar, bugün ülkemizde liberal düşünceye sahip olanlardan daha çok savunmaktadırlar!

Oysa Kemalizmin özünde özelleştirme değil, millileştirme (devletleştirme) söz konusudur. Bu konuda da sosyal demokrasi Kemalizm ile ters düşmektedir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nda silahlı mücadele verdiği gibi Kurtuluş Savaşı sonrasında da halkçı-devletçi bir anlayış ile devletin önemli kurumlarının yabancı devletler tarafından sömürülmesini karşı olmuş bir devlet adamıdır. Şimdiki CHP ise, özelleştirmelerden taraf olarak Atatürk’ün bu hassasiyetine özen göstermemektedir.

Eğer CHP Atatürk’ün partisiyim diyorsa, ki diyor, o zaman sosyal demokrat olmaya çalışmak yerine Kemalist olmaya gayret etsin. Bu CHP için daha hayırlı olacaktır.

Sosyal demokratlığın kökeni Hıristiyan-laik anlayışa dayanır

Sosyal demokratlık, köken olarak Batının Hıristiyan-laik anlayışından gelmektedir. Yani bu ideoloji köküne kadar Batı anlayışı kokmaktadır. Ülkemizdeki sosyal demokratların da çok koyu Batıcı olmaları da bu yüzdendir. Özelleştirmeler konusunda göstermiş olduğu ilkesizliği sosyal demokratlarımız, maalesef AB’ye giriş konusunda da göstermektedir.

Daha düne kadar Türkiye’nin AB’ye girmesi gerektiği yönünde en fazla gayrette bulunanların yine sosyal demokratlar olduğunu hatırlayalım lütfen. Hatta Türkiye laik bir ülke olduğu için, Türkiye’nin AB’ye girişinin çok kolay olacağını düşünen sosyal demokratlar, bu tezlerinde de yanılmıştırlar.

Çünkü sosyal demokrat laiklerimiz Batıya özense de, Avrupalı sosyal demokrat laikler arasında köken farkı mevcuttur. Bir tarafta kökenini Hıristiyanlıktan almış laik sosyal demokratlar, diğer tarafta ise kökenini Müslümanlıktan almış bir Kemalist-laiklik anlayışı ile Batılı olmaya çalışan sosyal demokratlarımız. Gerçi ülkemizdeki sosyal demokratların Müslümanlığa yaklaşımı pek olumlu değildir ama olsun!

Yani Hıristiyan olmadan, Hıristiyan laik anlayış ile Batılı olmaya çalışmanız sizi Batılı sosyal demokratların kabul etmesine ve aynı düşünceye sahip olmanıza vesile olmadığı gibi, kendi toprağınızdaki halkınızdan kopmanıza bile neden olmaktadır.

Batılı sosyal demokratların Türkiye’ye olumsuz bakmalarının temelinde Hıristiyan-laik anlayışları yatmaktadır! Bu nedenle Türkiye’deki sosyal demokratlar ile Avrupalı sosyal demokratlar tam anlamıyla uyuşamamaktadır. Uyuşanlara dikkat ederseniz, bu ülkenin dini ve ahlaki değerleriyle uyuşamadığı gibi Kemalizmle de uyuşamadığı çok rahatlıkla görülecektir.

Sosyalist enternasyonalizm meselesi

Bugünkü CHP’nin de içinde bulunduğu Sosyalist Enternasyonal’in temeli İkinci Enternasyonal ile atılmıştır. Birinci Enternasyonal, Karl Marks’ın sağlığında yapılmış ve Marksist teorilerin kabul edildiği bir toplantı niteliğinde olmuştur. İkinci Enternasyonal toplantıları ise, Marks’ın ölümünden sonra gerçekleşmiş ve Marksizm-anarşizm tartışmalarıyla geçmiştir. Bu toplantılara Lenin de katılmış ama düşünceleri kabul bulmadığı için Lenin, İkinci Enternasyonal’i ve Karl Kautsky’i çok sert bir dille eleştirmiştir.

Özetle bugünkü Sosyalist Enternasyonal’in temelinin atıldığı İkinci Enternasyonal, sosyal demokratların hükümranlığı ile sonuçlanmıştır. İkinci Enternasyonal’in dağılmasında en büyük etken ise enternasyonal bir birlik yerine, o yıllarda süren savaşlarda sosyal demokratların kendi ülkelerinin savaşını desteklemesi olmuştur.

Yakın bir vakte kadar çok koyu bir Türk milliyetçiliği yaptığı için TÜRKSOLU gazetesinin de desteğini alan CHP’nin, milliyetçi olduğu için sosyal demokrat olamayacağını ileri sürenlere bu tarihi gerçekleri de hatırlatmak isteriz.

İşte bakın ki, Avrupa’daki sosyal demokratlar milliyetçiliğin dik alasını yapmış. Ama bu tarz bir milliyetçilik anlayışını kendi ülkemizde kendini sol olarak niteleyen partilere yakıştıramıyoruz her nedense. Üstelik Avrupa’daki sol partiler; ezilen, sömürülen bir milliyetçilik anlayışı yerine ezen ve sömüren bir milliyetçiliği savunarak gerici bir zihniyetle burjuvalaşmıştır. Oysa CHP, kökeninde ezilen, sömürülen bir milliyetçilik anlayışı ile ortaya çıkan ilerici bir partidir.

Atatürk’ün ölümüyle Kemalizmden yavaş yavaş kopmaya başlayan ve giderek Batıya yaklaşmaya çalışan CHP, belirli aşamalar ile kökeninden kopmuştur.

Özellikle sosyal demokratlık anlayışı CHP’de 1960 yıllara doğru oturtulmaya çalışılan bir kavram olmuştur. CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’e girmesi ise 1976 yılında Ecevit döneminde olmuştur. Bu gelişmeler CHP’nin Ulusal Sol anlayıştan koparak enternasyonal bir sol anlayışa yaklaşmasına ve giderek halktan kopmasına neden olmuştur.

CHP ille de bir enternasyonale girecekse Komünist Enternasyonal’e girsin!

Komünist Enternasyonal’in temeli ise İkinci Enternasyonal’i sert bir dille eleştiren Lenin’in girişimleri sonunda kurulan Üçüncü Enternasyonal ile atılmıştır. Komünist Enternasyonal’in en büyük özelliği ise Milli Kurtuluş hareketlerinin desteklenmesi kararının alınmış olmasıdır!

O nedenle bugünkü CHP’nin yapısına uyan sosyalist enternasyonalizm değil, komünist enternasyonalizmdir! Gerçi ortada komünist enternasyonalizm diye bir şey kalmadı, ama olsun. En azından CHP böylelikle özüne biraz daha yaklaşmış olur!

Belki 1920’li yıllarda vermiş olduğu Milli Kurtuluş Savaşı’nı hatırlar da, özünde sosyal demokrat değil milli-devrimci bir parti olduğunu hatırlar. Bakarsın buradan Kemalizme bir geçiş yapar, olur mu olur! Hem Alman sosyal demokratlar da hazır CHP’yi sosyal demokrat bulmamışken çok iyi olurdu!

Sosyal demokratlar, Marksizm-Leninizme düşman oldukları gibi Kemalizme de düşmandırlar. Çünkü Milli Kurtuluş teorisini savunan her ideolojiye düşmandır sosyal demokrasi. Nasıl düşman olmasın ki, eğer Milli Kurtuluş mücadeleleri olmasaydı Avrupa, dolayısıyla sosyal demokratlar daha zengin olmayacak mıydı? Olacaktı haliyle. İşte düşmanlığın asıl nedeni budur!

CHP’nin Kürtçülüğü, sosyal demokrat anlayışından dolayı gelmektedir

Aslında Alman heyet tarafından CHP’nin sosyal demokrat olarak görülmemesi bizim için sevindirici olmalıdır. Ama durum hiç de öyle değildir. İçinde kendini Atatürkçü veya Kemalist olarak niteleyenlerin giderek azaldığı, bunun yerine milliyetçiliğe alerji duyan sosyal demokratların giderek çoğaldığı bir parti olmuştur.

Özellikle son dönemlerde aşırı Türk milliyetçiliği yaptığı, bunun da Kürtlerin oyunun CHP’ye gelmesine engel olduğu yönündeki eleştiriler, CHP’yi tekrar Kürtlerin oyunu almak için Kürtçülük yapmaya itmiştir. Bunu en son Baykal’ın Kürt açılımı ile de görmüştük. Gerçi Baykal, SHP’nin yükselişte olduğu dönemde de çok iyi Kürtçüydü! Belki o dönemlere bir özlem duydu, kim bilir?

Zaten dünyadaki tüm sosyal demokrat partilere bakın, azınlıkları veya etnik unsurları şımartmak üzerine kurulmuş bir programları vardır. Özellikle Türkiye’nin AB’ye girmesi için sözde en büyük desteği verip, Türkiye’de sözde etnik unsurların tanınması için en büyük baskıyı da kuranlar yine sol partilerdir. Özellikle sosyal demokratlar bunların başında gelir.

Deniz Baykal’ın başında olduğu CHP de bu özelliğini, o hep özendiği Batıdaki sosyal demokratlardan almış olmalı ki, Kürtçülük yapmadan duramıyor.

Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki CHP, etnik milliyetçiliği kabul etmeyerek, Türk milliyetçiliği yaparak ülkede birlik beraberliği sağlamıştır. O yıllardaki CHP’de; “Türk-Kürt kardeştir” gibi söyleme nedense hiç rastlayamıyoruz?

Şimdiki CHP’ye bakın, bir de o yıllardaki CHP’ye. Nereden nereye! İşte bu bize Kemalizmden, özünden kopan CHP’nin durumunu çok iyi özetlemektedir. Tam da ibretlik bir durumdur aslında bu.

Tüm dünyada solun bir sorunu vardır. O da iktidara gelme sorunudur. Bunun nedenini biraz kurcalayınca da azınlık haklarını savunmaktan ileri geldiği görülmektedir! Adı üstünde azınlık, sen bunun hakkını savunsan da alacağın oy az olacak demektir. Haliyle de iktidara gelmen de güç olacaktır. Şimdi bütünlüğü mü kucaklamak mantıklıdır yoksa azınlığı mı? Tabii ki çoğunluğu sahiplenmek mantıklıdır.

İşte CHP de, Türk’ün, Türk emekçisinin hakkını-hukukunu savunmak yerine sözde Kürdün haklarını savunarak iktidara geleceğini sanmaktadır. Hep bir mantık vardır, o da çoğunluğun sözde azınlığı ezdiği mantığıdır. Bu aslında doğrudur, ama bir tek Türkiye’de tersine işlemektedir. Hiçbir şekilde ezilmeyen ve sömürülmeyen sözde Kürt halkı, Türk’ü asimile etmekte ve sömürmektedir. TÜRKSOLU’nun bunu delilleriyle ortaya koyduğunu da buradan hatırlatmak isteriz.

O zaman CHP’ye düşen de, asıl ezilen ve sömürülen Türk’ün hakkını savunmaktır, yoksa sözde Kürtleri savunmak değil. İster CHP olsun, isterse Türkiye’deki diğer sol partiler, ne zaman bu zihniyete ulaşırlarsa o zaman iktidar olabilirler.

CHP’ye dost nasihati

“Etnik kimlik şereftir” gibi bir açıklama bile CHP’nin, ne Kürtlerin gözünde ne de sözde Batılı dostlarının gözünde imajını düzeltmemiştir. Öyleyse böyle talihsiz açıklamalar ile Türk’ü, Türk emekçisini üzmektense Türk milliyetçiliğinde ısrar ederek kazanmak daha mantıklı değil midir?

Eğer Atatürk’ün partisiysen, Atatürk gibi Türklüğü korumaya, yüceltmeye çalış, yoksa sözde Kürt etnik kimliğini değil. Atatürk’ün; Kürtlük, Çerkezlik gibi etnik kimlikleri ön plana çıkaranları sert bir dille eleştirmesi boşuna mıdır, Baykal’a sormak isteriz...

Atatürk ile ters düşen böyle birinin Atatürkçü olması da söz konusu değildir. Öyleyse ya gerçek Atatürkçü ol, olamıyorsan da Atatürk’ü ağzına alarak kirletme.

CHP bu yanar döner hareketleri ile halkın gözünde daha da küçülmektedir. Milliyetçilikte ısrar etse, hani belki de yine büyüyemezdi ama en azından küçülmezdi de! CHP, asıl bu tarz söylemleri ile şimdi küçülmüştür. Bu, manevi anlamda olduğu gibi sayısal anlamda da geçerlidir.

Burada üzüldüğümüz CHP değildir. Ona oy veren Türk milliyetçisi Atatürkçülere, ona oy veren Cumhuriyetçilere, laiklere üzülüyoruz. CHP böyle tavırları ile halkı soldan, Atatürkçülükten soğutmaktadır, yoksa bizim tek derdimiz budur. Bir yararın yoksa, bari zarar verme diyoruz, ama anlayana!

Düş artık Türk’ün yakasından! Atatürk’ün partisiyim diyerek milleti Atatürk’ten soğutma! Yoksa CHP’den daha iyi Türkçülük, milliyetçilik, solculuk, Atatürkçülük, devrimcilik yapacak bir parti vardır. Yoksa da bu halk bağrından çıkarmasını bilir.

Gün olacak bu halk gerçek solcu ve Atatürkçü olmadığınızı anlayacak. İşte o zaman Atatürk’ün partisi olduğunuzu yine söyleyeceksiniz ama o da fayda etmeyecek. Zaten bu halk CHP’ye isminden ve Atatürk’ün partisi olduğundan dolayı oy vermiyor mu?


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe