| Cem Yağcıoğlu |
İşgale başkaldırın!..
Yol yakınken “gel dönelim” dese biri. Akl-ı evvellere duyurulur: Ben bir savaş karşıtıyım. Ben bir insan hakçısıyım. Ben bir özgürlük sevdalısıyım. Ben bir keyif adamıyım. Ben bir çevreciyim. Ben bir demokratım. Ben bir; bir sürü şeyim… Amma! Ülkem işgal altında ise… Ben, tek bir şeyim: Savaşçı… Irak’ta “direnişçi” derler adıma. Kuzeydeki işbirlikçiler utansın… Utansınlar artık; binlerce yıllık işbirlikçi-isyanlardan uyansınlar artık. Büyük Okyanus’ta “katil balina” derler adıma. Moby Dick’ler utansın… Şu an kiminiz işyerinde, kiminiz evinizde, kiminiz de başka bir yerlerde olabilirsiniz. Evli veya bekarsınız. İş adamı veya çalışansınız. Kadın veya erkek. Genç-yaşlı…Çok değil, bugün doğanlarımız dahil, en geç yüz yıl sonra hiç birimiz yokuz! Tabii birkaç tane yüz sınırını aşacak olan nümuneler hariç. Ona da gerek yok. Tam yüz elli yıl sonra altı buçuk milyar insandan eser kalmayacak. Ne garip değil mi? Kainat güzellerini gözünüzde canlandırın, yok olacaklar, ortanca dağları ben yarattım edalarıyla beraber çürüyüp gidecekler… İşte olaya böyle bakan bazı akl-ı evveller, aslında hiçbir şey için savaşmaya gerek olmadığı yanılgısına düşerler. Toplasan iki, bilemedin üç felsefi kitap okur, hele ki nihilizmin (hiççilik) tarifinde takılırlarsa, her şeyi aştıklarını sanırlar. “Savaşma, seviş” derler. Biz bilmiyoruz ya sevişmeyi. “Toplam kaç pozisyon?” diye sorarsın; afallar kalırlar… Savaş karşıtıdırlar! Ne güzel. Eğer bugün bir Amerikan veya bir İngiliz vatandaşıysan savaş karşıtı olman yapacağın en onurlu duruştur. Ama sen Irak vatandaşı Cemil Efendi’sin ve savaş karşıtısın. Hadi oradan. Sen korkaksın arkadaş. Ülken işgal altında, sen sevişmeye devam! Bir zat çıkıyor televizyona; giyim desen aristokrat, cümle kuruluşları entellektüelizmin doruklarında seyrediyor, en pahalı puro elinde, eurolar cebinde ve programın kapanış cümlesi: “Milliyetçiliğin güçlenmesi, ulusçuluğun ivme kazanması geleceğimiz açısından endişe verici bir hal almıştır.” Gelecek dediği kendi geleceği oysa… Milli Takım’a ne idüğü belirsiz mavi renk formayı giydiren de bu kafa. Türk’ü az diyemiyorlar, turkuaz diyorlar! Ben her zaman, sınırların kalkmasından yana oldum. Bana göre, bırakın milliyetçiliği, bırakın ulusçuluğu;tüm dünyanın ve hatta uzayın bile tüm insanlığa ait olması gerektiğini düşündüm. Savaşmayı bir kenara koyun, mahalle kavgalarına bile karşı oldum… Hani şu, her şeyi aşmış gibi görünen (bazı! rockcılar-metalciler-v.s…) ve toplumsal duruş dışında kalmayı aykırılık (onların deyimiyle cool) sanan, memleket sevgisini faşizm sayan, yeni yetme güruh var ya, işte onlardan ve fikirlerinden salata bile olmaz. Üç tane yabancı kelime kullanarak kurdukları cümleler, okudukları üç kitaptan alıntıdır. O üç kitap da, sahte cennet tarikatlarının üçlemesidir. Evet... Bu yazı internet dünyasında vakit geçiren genç arkadaşlarımıza nasihat olsun: Öyle süslü kelimelerle, süslü cümlelerle bezenmiş devşirme fikirlere itibar etmeyin. İlla da aykırı olmak istiyorsanız, dünyanın gelmiş-geçmiş en aykırı adamı, Mustafa Kemal Atatürk gibi olmayı deneyin. İşgale başkaldırın!.. O’nun gibi, evlat olun… O’nun gibi, baba olun… O’nun gibi… Adam olun! O’nun gibi… Devrimci olun! Ey dini kendi emellerine alet eden sahtekâr-işbirlikçi! Ey bu vatanı kendi emelleri için satan sahte Müslüman! Ey Milli Mücadele yıllarından arta kalan pisliğin tohumu! Bize mahalle baskın sökmez a gülüm. Baskın basanındır! Basar geçeriz Kemal’in mührünü dağa-taşa… Biz devrimciyiz arkadaş! Adam yemeyiz. Kavga bile etmeyiz. Ve tek bir şeyi affetmeyiz: İhanet! “… Der, savaşa girişiriz… Onun dışında oturur konuşuruz. Sen, yollar çift şerit olsun dersin, ben üç şerit, anlaşırız. Sen güle aşıksındır, ben nergise. Sen çimen dersin, ben şimendifer… Anlaşırız be arkadaş. Seni acıtan ne varsa, bizi acıtmaz mı sanırsın? Senin kılına zarar gelse, ben uyur muyum sanırsın? Senin kız kardeşin, benim kız kardeşim… Dedim ya a gülüm; yeter ki memleketi satma, ya da satanlarla aynı safta olma. Onun dışında kapımız açık. Nefes mi alamadın? Yüreğimizi sök al, gıkımız çıkarsa namerdiz… İşte böyle. Yani kim olduğunun, ne olduğunun pek bir önemi yok. Zengin-fakir, erkek-kadın, yaşlı-genç, dindar-ateist, travesti-gay... Adam olmak erkekliğe dair bir sıfat değildir. Hayattaki tercihlerin ne olursa olsun seni ilgilendirir. Vatan ise hepimizi. Bazen düşünürüm... Hani uzun süre gecenin kıyısında bir yerlerde oturup, ay ışığını seyreder ya birileri. Kimi terasındadır o an, kimi balkonunda, kimi de balıkçı barınağında kimsesizdir. O an bir bebek doğar, kıçında bir şaplak sesi yankılanır, bir tarih solar aniden, geceden bir yaprak düşer bilinmezliğe. Ne garip ve ne acınası bir izdüşümdür bu döngü; ayırmaksızın adaletini uygular… Sen ki; ey iktidar sahibi, tüm bunlara bizden daha çok inandığını söylüyorsun, soruyorum sana; yatacak yerin var mı? Sen bize bakma, vatan toprağı sarmalar bizi. Ağaç oluruz, orman oluruz; gölgemizde demlenir memleket… Vatan kutsaldır. Bir tek benim vatanım değil, tüm milletlerin vatanı kutsaldır. Çünkü insanın evi kutsaldır; orada çocuklar neşe içinde oynaşır, anne ve baba huzurla sevişir, kaygısız ve hesapsız. Anahtarı kimseye verilmez, tapusu da… Ey bu vatanı satan ahmak, kimsin sen? Benden medeni değilsin. Ne Montaigne’i bilirsin ne Tolstoy’u… Ne Nâzım’dan anlarsın ne Uğur’um için yanarsın! Benden insan değilsin. Ne hayvan hakları dinlersin ne insan hakkı bilirsin… Ödün kopar yanlışlıkla birine iyiliğin dokunacak diye. Komşun açken, sen, fosur fosur uyursun. Ertesi gün kalkıp Cumaya gidersin. Bazılarınız Ermeni olduğunu iddia eder (Ermeni olanlar konu dışıdır. Söyleyeyim de...). Size bir soru: Ermenistan’da yaşayan Türk sayısı kaçtır? Boşuna düşünmeyin, sıfır. Ya Türkiye de yaşayan Ermeni sayısı? Nuri Bilge Ceylan’ın adını duyan var mı bu aralar? Sanmam. Neden? Hemen söyleyeyim: Çünkü memleketi lehine bir cümle sarf etti de ondan. Tersi olsaydı var ya; ondan büyük yönetmen olmazdı, koyacak yer bulamazlardı. Yazık! Bir cümle, adamın hayatını kararttı. Milli Mücadele başlamıştır arkadaşlar! “Bu yazı internet dünyasında vakit geçiren genç arkadaşlarımıza nasihat olsun” demiştik ya, yine rotamızdan kaydık. Gerçi neresinden bakarsan bak, yaşadıklarımızdan ders almak hepimiz için gerekli. “Bir onlara bakın bir de bize” dedi Gökçe Fırat bir toplantıda. “Adamlar ailecek Şeriatçı. Ya biz? Biz hiç ailecek devrimci olamadık.” İşte sözün bittiği yer… Dedim ya, illa da aykırı olmak istiyorsanız; dünyanın gelmiş-geçmiş en aykırı adamı, Mustafa Kemal Atatürk gibi olmayı deneyin. İşgale başkaldırın!.. Devrimci olun…
|