| Ekin Akkol |
15-16 Haziran:
27 Mayıs Devrimi ve 61 Anayasası Türkiye’yi sarsan iki gün olarak Türk siyasi tarihine geçen 15-16 Haziran olayları belirli bir sürecin kaçınılmaz sonucu olarak gerçekleşmiştir. 15-16 Haziran 1970’te yaşanan olaylarda Türk işçileri, en demokratik hakları olan grev ve örgütlenmenin ellerinden alınacağını görerek kitleler halinde direnişe geçmişlerdir. İstanbul ve Kocaeli merkez iller olmakla birlikte, bütün semtlerde çalışan işçiler, gruplar halinde ellerinde pankartlarıyla, bayraklarıyla direnişe katılmışlardır. İşçi sınıfının tarihindeki en kitleselleşmiş eylemlerinden biri olan 15-16 Haziran olayları 60’lı yılların siyasi atmosferinin bir yansımasıdır aslında. O dönem Parlamento içerisinde Türkiye İşçi Partisi’nin muhalefeti, DİSK’in işçiler arasındaki örgütlülüğü ve bunun yanı sıra DEV-GENÇ’in gençlik hareketinin başında yer alması gelişen olayların köşe taşlarını oluşturmuştur. İşçinin hakkını işbirlikçilerin elinden alıp gerçek sahibine yine 27 Mayıs kararları vermiştir. 27 Mayıs Devrimi’ni gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi yeni bir anayasa hazırlamıştır. Yürürlüğe giren anayasa ile işçiler gerçek sendikal haklarına kavuşacaktır. Türk işçisi devrime, Ordusuna her zaman sahip çıkar. 15-16 Haziran olayları içerisinde de bunu görebilirsiniz. Atılan sloganlardan bir tanesi de “Ordu-işçi el ele”dir. 9 Temmuz 1961 tarihinde kabul edilmiş olan Anayasa şöyle başlar: “Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan; Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni yapan Türk Milleti...” Devamında ise hangi bilinçle hareket edileceğini vurgular: “Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesinin, Milli Mücadele ruhunun, millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığın tam şuuruna sahip olarak…” 1961 Anayasası ile 60’lı yılların rotası çizilmiştir. Artık tüm mücadelelerin temeli Atatürkçülüktür. Atatürkçülükle buluşan sol kitleselleşmiştir Atatürkçülük temelinde mücadele eden sol, her geçen gün kitleselleşmiştir. Sol siyaset hem Meclis’te vardır hem de sokaklarda. Siyasi bilincin ve düzene olan tepkinin en üst düzeye çıktığı yıllardır. Sol; işçiye, memura, öğretmene, kısacası halka uzak değildir. Çünkü sol, ithal ideolojilerin değil, Altı Ok’un temsilcisidir. Sol milliyetçidir, halkçıdır, devletçidir. Her alanda Türk halkının temsilcisidir. 15-16 Haziran olaylarında da bu görülmektedir. Meydanları zapt eden işçilerin ellerinde Türk bayrakları vardır. Türk bayrağı, 20. yüzyılda emperyalizme karşı ilk Ulusal Kurtuluş savaşını vermiş bir milletin sembolüdür. Onun için bayrağına sahip çıkan sol, aynı zamanda Ulusal Kurtuluşçudur. 1960’lı yıllar solun kitleselleştiği ve işçi hareketlerinin de en yoğunlaştığı dönemdir. Yeniden düzenlenen Sendikalar Kanunu ile işçiler sendika kurma ve örgütlenme hakkını elde etmişlerdir. 1963 yılından itibaren Anayasa’da yer almaya başlayan 274. ve 275. maddeler işçilerin her iş kolunda örgütlenebilmesinin önünü açmıştır. 15 ve 16 Haziran 1970’te işçilerin sokaklara dökülmesinin temel sebebi de zaten AP hükümetinin işçilerin örgütlenme haklarını ellerinden almak istemesidir. 1963’ten 1970’e kadar geçen sürede yüzlerce işçi eylemi gerçekleşmiştir. Her fırsatta AP’yi protesto eden, Amerika’ya, sömürüye karşı çıkan işçilerin ellerinde Atatürk resimleri ve Türk bayrakları vardır. Antiemperyalizm, Atatürk milliyetçiliği ile buluşmuştur. Aslında 68 kuşağının ortak paydasıdır Atatürkçülük. 13 Şubat 1967’de Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler, Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Rıza Kuas, Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Nebioğlu ve Basın-İş Sendikası Genel Başkanı İbrahim Güzelce öncülüğünde DİSK kuruldu. Türk-İş Sendikası’nı “milli bir kuruluş olmaktan çıkmakla” eleştiren DİSK, yayınladığı kuruluş bildirgesinde de Atatürkçü, antiemperyalist bir duruş sergilemektedir: “Emperyalizmin, devletimizin ve milletimizin hayatına yeniden kastetme çabalarının arttığını ve bir avuç aracının, kapkaççının ve sömürücünün bu çabalara katıldığını gören bizler, Büyük Atatürk’ün daha 1921’de ilan ettiği gibi; ‘bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı’ savaşmaya and içmiş sendikacılarız.” DİSK’in sendikacılık anlayışı antiemperyalist ve antikapitalist temeldedir. Türk işçisinin emperyalizm tarafından sömürülmesine karşı, Atatürkçü, milliyetçi bir tavırla direnilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu havayı o dönem sıradan herhangi bir bildiride, eylemde görebilirsiniz. Ücret zammı peşinde sendikalizm değil Kuvayı Milliye DİSK, 15-16 Haziran olayları öncesi bir temsilciler toplantısı düzenler. Genel Başkan Kemal Türkler hararetli bir konuşma yapmaktadır. Konuşmasının bir kısmı şöyledir: “Bu toplantımıza başka anlamlar vermek isteyecekler çıkabilir. Patronlara satılmış gazeteler, bizi başka türlü göstermek isteyebilir. Ama biz, Kurtuluş Savaşı vermiş bir halkın, mazlum bir halkın çocukları, torunlarıyız.” Atatürkçülük mazlum millet ideolojisidir. Kendisini emperyalizme karşı konumlandırır. Ezilen Türk halkının yanında olmaktadır. Ücret zammı peşinde sendikalizm değil, Büyük Önder gibi Ulusal Kurtuluş mücadelesinin içerisindedir DİSK. Hem ABD’ye hem Adalet Partisi’ne (AP) karşı çıkarak Türk işçisini Kuvayı Milliye etrafında toparlar. DİSK, 27 Mayıs Devrimi’ne ve 1961 Anayasası’na sonuna kadar sahip çıkmıştır. Zaten anayasal haklarını korumak için 15-16 Haziran’da işçileri sokağa döken de aynı anlayıştır. 15-16 Haziran olayları tümüyle bir işçi direnişidir. Parlamento dışında gelişen muhalefetin patlama noktasıdır. Büyük oranda DİSK’in etkisi görülür. Ancak o dönemi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. DİSK’in yanında Türkiye İşçi Partisi de sürece dahil olmuştur. TİP’in kuruluşu zaten 27 Mayıs Devrimi sonrasına denk gelir. 13 Şubat 1961 tarihinde kurulan TİP’in ilk genel başkanı Mehmet Ali Aybar’dır. 27 Mayıs’ın tohumlarını attığı toplumcu fikirler TİP içerisinde hayat bulmuştur. Sosyalizmi, Atatürkçülükten ve milliyetçilikten ayırmayan bir anlayışa sahiptir. O dönem kendisini tanıtmak için hazırladığı bir bildiriye; “Gerçek Atatürkçülere ve toplumculara...” diyerek başlar. Türk sosyalistlerinin milliyetçiliğini ise şu şekilde açıklar: “Türk sosyalistlerinin milliyetçiliği Türk halkına ne vermek istediğini ve bunu nasıl vereceğini söylemeyen, toplum mutluluğuna etkisi olmayan boş sloganlarla halkın hislerini uyarmaya çalışarak aslında belli zümre çıkarlarını koruyan, mevcut düzeni devam ettirmekten başka kaygısı olmayan aldatıcı ve gerici bir milliyetçilik anlayışı değildir. Türk sosyalistlerinin milliyetçiliği halka dayanan ve halka yönelen, halk için ne yapılacağını ve bunun nasıl yapılacağını açıklayan, Türk toplumunu birbirini sömürmeyen, birbirine saygı ile bağlı fertlerden kurulu bir ulus olarak yaşatmak isteyen, uluslararası düzende kişiliği olan ve kendine güvenen ve saadetini uluslararası barış ve saadetin bir unsuru sayan bağımsız bir Türkiye kurmak amacına yönelen bir milliyetçiliktir.” Solun, sosyalizmin 60’lardaki algılanışı bu şekildedir. Temeli Atatürkçülüktür. 15-16 Haziran olayları patlak vermeden önce Adalet Partisi, 274. ve 275 . maddelerde yapmak istedikleri değişikliği bir tasarı halinde Meclis’e getirdiğinde TİP’li 15 milletvekili muhalefet ederler. Türkiye İşçi Partisi milletvekili olan Rıza Kuas tasarı ile ilgili şunları söylemiştir: “Sömürücü çevreler, Anayasa’nın bir gün devrimciler eli ile hayata uygulanmasından ve kendi çıkarlarının sona ermesinden korkuyorlar. Bu nedenle iktidar ellerinde iken, tüm devrimcileri örgütsüz bırakmaya çalışıyorlar. (…) Örgütlerimizin, kanun zoru ile tasfiye edilmeleri hep Anayasa’dan korkmalarından ve bizim Anayasa’ya sahip çıkmamızdandır; ama ne yapılsa boştur. Devlet, mutlaka halkın hizmetinde işler hale getirilecek, emekçi halk ve Atatürkçüler mutlaka iktidara gelecektir.” Ulusal Sol fikirler Türk-İş’e bile hakim oluyor Türk-İş’e bile Kurulduğundan beri hep iktidar yanlısı siyaset yapan Türk-İş Sendikası, bir tek 8. genel kurulunda tüzüğüne 24 yeni ilke eklenmiştir. Bu ilkeleri Doğan Avcıoğlu, DİSK’e katılmayıp, Türk-İş içerisinde kalan sendikalar için yazmıştır. Bu ilkelerin temeli yine Atatürkçülüğe dayanmaktadır. 24 ilkenin üçüncü maddesinde şöyle yazmaktadır: “Anayasa’da öngörülen prensiplerin gerçekleşmesi için göstereceği çabaların yanı sıra, Anayasa dışı sosyal ve ekonomik bir düzen kurulması, devletin şeklinin değiştirilmesi, Atatürk Devrimlerinin ve demokrasinin tahribi amacına yönelen her türlü akıma karşı bütün gücüyle mücadele etmek Türk-İş’in temel görevlerinin başında gelir.” Türk-İş bir sonraki kongresinde bu 24 ilkeden tamamen uzaklaşmıştır. Yine Amerika’nın çıkarlarını savunan, işbirlikçi bir sarı sendika halini almıştır. Ulusal Sol fikirlerin Türk-İş gibi sarı sendikacılığın ağa babası olan bir yerde bile bir dönem kabul görmesi 60’lı yılların siyasi gücünün kimin elinde olduğunu göstermektedir. . Sağcıların ve komprador “sol”un Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığı 15-16 Haziran olaylarının Türkiye’yi bu kadar sarsmasının sebebi, kendisini Atatürk’e dayandıran bir kuşağın arkasında olmasıdır. 27 Mayıs Devrimi’nin yarattığı demokratik ortamın sonucudur. Anayasal haklarını arayan işçiler, değişikliğe dur demek için sokaklardadır. Adalet Partisi’nin Anayasa’da yapmak istediği değişiklikler ise Anayasa’yı yok etmek üzere kuruludur. Sonuçta yürürlükte olan 1961 Anayasası 27 Mayıs’ın Anayasası’dır. 27 Mayıs ise Demokrat Parti karanlığını yok edip, Menderes’i asmıştır. Kısacası DP geleneğinin devamcısı olan Adalet Partisi, Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığına devam etmektedir hâlâ. Tarih 1960’lı yılların sonudur. Türkiye artık yeni bir döneme girecektir. 15-16 Haziran da aslında böyle bir dönemecin son halkasıdır. 12 Mart ile başlayan solu tasfiye süreci 12 Eylül ile tamamlanmıştır. Artık ortada ne 1961 Anayasası kalmıştır ne de Atatürkçü, solcu insanlar. Kendisini Anayasa’ya, halka dayandıran sol gelenek gitmiş, yerine ucube ideolojilerin kırıntılarıyla Amerika’nın kucağında yavaş yavaş çürüyen bir “sol” türemiştir. Artık bu “sol” ne Atatürk’ü kabullenecektir ne de Altı Ok’u. 27 Mayıs’ı ise bir darbe olarak değerlendirecektir. Artık onun ölümsüz ilkeleri vardır. Ölümsüz ilkelerine göre Ordu zaten faşisttir. O zaman 27 Mayıs’ın bir darbe olmaması için hiçbir neden yoktur! Komprador sol ölümsüz ilkelerinden ödün vermemektedir. Ancak solun temeli olan diyalektiği bir kenara itmektedir. 27 Mayıs’ın yarattığı ortamı doğru değerlendiremez. 68 kuşağına sahip çıkar, ona laf söyletmez; ama unuttuğu şey 68’i yaratan 27 Mayıs’tır, Fransa’daki öğrenci hareketleri değil! Gün geçtikçe daha fazla kompradorlaşan “sol” kendi geçmişine küfür edercesine siyaset yapmaktadır. DİSK, kurulurken Türk-İş’i “milli olmamakla” eleştirmişti. Antiemperyalist bir tavır geliştirmişti. Bu ne gericileşmedir ki, DİSK’i altmış yıllık karşı devrimci saflara itmiştir. Artık DİSK, AB fonlarından destek alan “Hepimiz Ermeniyiz”cilerin yanındadır. 15-16 Haziran olaylarının örgütleyicisi DİSK, o kadar çok safları sıklaştırmıştır ki, 1 Mayıs’ta Şişli’deki İstanbul il binasından dışarı çıkamamıştır. İyice küçülüp, marjinalleşmiştir. Sararıp sararıp solmuştur. O çok eleştirdikleri Türk-İş’ten bir farkları yoktur artık. Geriye kalan ise “Karşı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu”dur. Türkiye’nin devrimci mirasının sahibi TÜRKSOLU’dur… 15-16 Haziran olaylarının 38. yıldönümünü yaşarken Türkiye’nin devrimci mirasının TÜRKSOLU’na ait olduğu bir kez daha görülmüştür. Tutarlı siyaset, doğru ideolojiden geçmektedir. Doğru ideoloji de Atatürk’ten, Altı Ok’tan beslenerek gelişir. Atatürkçü, milliyetçi, sosyalist sentezde birleşir. Ulusal Sol olarak karşımıza çıkar. TÜRKSOLU, hem siyasi arenayı hem de meydanları zapt etmeye devam edecektir.
|