09.06.2008/Sayı:190
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Serap Yeşiltuna

Kürtçülük yarışına CHP de katıldı

Deniz Baykal Deniz Baykal

“Herkes anadilini bilecek, konuşacak, öğretecek, yayın yapacak, gazete, televizyon çıkaracak. Etnik kimlik kişinin şerefidir, devletin de iftiharıdır." Özellikle bu son cümle CHP açısından tarihi bir inkardır. Atatürk dönemi politikalarının, Atatürk milliyetçiliğinin, Kürt isyanlarına karşı verilen mücadelenin ve ulus kimliği yaratma mücadelesinin inkarıdır. Baykal'ın bu çıkışı ile altıok söylemleri tamamen ortadan kalkmış yerine ne olduğu belirsiz saçma sapan bir rekabet söylemi geliştirilmiştir. Üstelik AKP ile mi yoksa DTP ile mi rekabet etmekte o da belli değildir. Çünkü sözlerinin devamında boynundaki puşisiyle de Apo'yu aratmayacak kadar açık bir "kardeşlik" propogandası yapmıştır.

Kürtçülük yarışı

Geçtiğimiz hafta Tayyip Güneydoğu Acil Eylem Planı’nı açıklayarak yerel seçim öncesi DTP ile savaşı başlatmıştı. Diyarbakır’a geniş bir AKP’li heyetle giderek, yaptığı çıkarma ile güya PKK’ya meydan okumuştu. Ancak bir hafta boyunca tartışılan şey alışılageldik ekonomik açılımlar ve tutarlılığı olmayan rakamlar değil Tayyip’in DTP ile giriştiği Kürtçülük yarışı oldu.

Hiçbir ekonomi uzmanı ya da yatırımcının dikkate almadığı bu tutarsız ve hayal ürünü ekonomik paketin yerine, Türkiye AKP ve PKK arasındaki siyasi çatışmayı ve Tayyip’in daha önceki “Diyarbakır’ı alacağız” söylemlerini konuştu.

TÜRKSOLU olarak 22 Temmuz seçimlerinin hemen ardından özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bir AKP-PKK savaşı olacağını söylemiştik. Burada belirleyici olansa elbette kimin daha iyi Kürtçülük yapacağı, kimin demokrasi ve özgürlük söylemlerini daha çok kullanacağı ile ilgiliydi. PKK’nın partisi olan DTP’nin bu anlamda bir sorunu olmadığı ve gündemi bu olduğu düşünülürse, AKP’nin tek rekabet şansı da en az DTP kadar “Kürt sorunu” üzerinden siyaset yapmasıydı. O nedenle “Diyarbakır çıkarması”na darbe vuran gündem ekonomik vaatlerden çok “demokratik” vaatler olmuştur.

Bu vaatler aslında siyaseten çok tehlikeli bir yarışı tetiklemiş oldu. AKP’nin çıkarmasının hemen ardından CHP’de AKP ile benzer bir tutum içerisine girdi. Geçtiğimiz hafta bu korkuyu dile getirmiş bunun Kürtlük üzerinden siyaset yapma geleneğini meşrulaştıracağını söylemiştik. Gerçekten CHP hiç vakit kaybetmeden Kürtleri kazanmak adına Türkleri kaybetmeyi göze aldı ve en son Kurultay’da yaptığı gibi Kürtçe halaylar ve Şivan Perver türküleri eşliğinde yola koyuldu.

“Etnik kimlik kişinin şerefi, devletin iftiharıdır”

Baykal, gezisine CHP’nin düzenlediği “Çiftçi Kurultayı”na katılmak için Şanlıurfa’dan başladı. O da Tayyip gibi pek çok parti yöneticisi, milletvekili ve uzun bir konvoyla gövde gösterisi yapmaya çalıştı. Ancak günlerdir “Keçe Kurdan” türküsüyle yapılan tanıtıma rağmen Kürtleri çok fazla ikna etmemiş olacaklar ki bu kapalı spor salonu toplantısı da AKP’ninki gibi sönük geçti.

Toplantı sönük geçti geçmesine ama Baykal’ın söylemleri “Atatürkçü” bir parti için tarihe geçecek kadar ve Atatürk’ün kemiklerini sızlatacak kadar ihanet doluydu, çelişki doluydu.

Baykal, DTP’lilerin siyaset malzemesini elinden alıyor ve “anadile”e vurgu yapıyor, milli kimlikten bahsetmek yerine etnik kimlik vurgusu yapıyordu:

“Türkiye devleti bir ırk devleti değildir, bir kan devleti değildir, kafatası devleti değildir. Bizim devletimiz bir imparatorluğun dağılmasından sonra elde kalan herkesin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Arabımız da Arnavutumuz da Kürdümüz de vardır, Çerkezimiz de vardır. Bunlar zenginliğimzdir. Devlete yönelik bir tehdit değildir bunlar. Herkes anadilini bilecek, konuşacak, öğretecek, yayın yapacak, gazete, televizyon çıkaracak. Etnik kimlik kişinin şerefidir, devletin de iftiharıdır.”

Özellikle bu son cümle CHP açısından tarihi bir inkardır. Atatürk dönemi politikalarının, Atatürk milliyetçiliğinin, Kürt isyanlarına karşı verilen mücadelenin ve ulus kimliği yaratma mücadelesinin inkarıdır.

Baykal’ın bu çıkışı ile Altı Ok söylemleri tamamen ortadan kalkmış yerine ne olduğu belirsiz saçma sapan bir rekabet söylemi geliştirilmiştir. Üstelik AKP ile mi yoksa DTP ile mi rekabet etmekte o da belli değildir. Çünkü sözlerinin devamında boynundaki puşisiyle de Apo’yu aratmayacak kadar açık bir “kardeşlik” propogandası yapmıştır.

“…Devlet kimsenin etnik kimliğini kaldırmaya muktedir değildir. Devletin elinde bunu yeniden tanzim etmesi yoktur. Türkiye bir çiçek bahçesi gibidir, her renkten her çiçek bir arada…”

Şehit cezazesi

AKP istediği kadar Güneydoğu’da acil eylem planları başlatsın, istediği kadar iş vaatlerinde bulunsun, sulama projeleri açıklasın ve CHP de istediği kadar bunun koltuk değnekliğini yürütsün bu bölgede Kürtler yalnız ve yalnızca PKK’yı desteklemektedir. Dönemsel değişikler, bölgesel stratejiler olabilir ve seçim dönemlerinde farklı yöntemler seçilebilir ama bu sonucu değiştirmez.

Güneydoğu’ya PKK hakimdir. Ege’deki köylüden farkı budur. Türk’e düşman, Türk diline düşman, bayrağa düşmandır. Geçen haftaki “Barış” mitinginde olduğu gibi barış çağrıları yaparken bile savaşı istemekte, barış için Türk bayrağı yakmaktadırlar.

Demokrasi söylemleri, özgürlük söylemleri onları ikna etmeye yönelik söylemler değil maalesef bizleri de Kürtçülüğe ve terörün meşruiyetine ikna etme söylemleri haline gelmiştir. Ve bugüne kadar her barış söyleminin ardından yeni bir şehit cenazesini gelmiştir. Yani barış, PKK’nın saldırma hakkı olmuştur.

Bu tip bir barışa engel olmanın yöntemi oyunu kurallarına göre oynamak ve PKK’ya yaşam hakkı vermemektir.

CHP, Atatürk’e
ihanet politikası içinde

Baykal’ın bu söylemi Türkiyelilik fikrini savunmaya kadar gider niteliktedir. Birleştiricilikten bahsetmekte, bölünmeye, teröre karşı çıkmaktadır ama bölücülerin tüm “farklılık”, “çok çeşitlilik”, “çok renklilik” tezleri kabul edilmiştir. Baykal artık istediği kadar PKK’ya karşı çıksın anlam ifade etmez çünkü PKK’nın istediği yere kadar sürüklenmiştir.

DTP’lilerden, AKP’den her gün duymaya alıştığımız bu söylemler CHP açısından değerlendirdiğimizde, cumhuriyet tarihi boyunca etnik kimlikleri ortadan kaldırarak Türk kimliği fikri yaratmaya çalışan Atatürk’e karşı çok büyük bir ihanettir.

Atatürk hiçbir zaman bunların yaptığı gibi etnik kimliklerin renkliliğinden bahsedecek kadar dar görüşlü ve ırkçı olmamıştır. Atatürk, etnik kimlikleri korumaya çalışmak yerine Türklüğü korumaya çalışmıştır:

“Bugünkü Türk milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdad devirleri mahsulu olan bu yanlış tevsimler, birkaş düşman aleti mürteci beyinsizden maada hiçbir millet ferdi üzerinde teellümden başka bir tesir hasıl edememiştir.”

Atatürk için mürteci beyinsizlerin savunduğu fikri maalesef bugün onun siyasi mirasçısı olduğunu söyleyenler savunmaktadır. Bu da hem PKK için, hem ABD için ve hatta AKP için büyük bir övünç kaynağıdır. 80 yılın intikamını almışlardır çünkü Kürtlerin düşman olarak gördüğü Atatürk’ün mirasçıları, bu mirası reddederek onların zemininde konuşmaya, siyaset yapmaya başlamıştır.

“AKP ve DTP kapansa bile oylar CHP’ye gitmez”

Baykal, bu söylemlerini ertesi günkü Diyarbakır programında da devam ettirmiş,

“Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.” diyerek Türkçe’den başka dili tanımayan, farklı dillerin konuşulmasını yasaklayarak Türkçe eğitimi savunan Atatürk’e karşı, Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen’in Kürtçe methiyeleri eşliğinde Kürtlere anlamsız bir yeşil ışık yakmıştır.

Anlamsızdır çünkü bu bölgede değil CHP’nin herhangi bir belde başkanlığını almak, oy alma şansı bile yoktur. Güneydoğu bugün AKP ve PKK arasında paylaşılmış, Kürt-islamcıların denetimine girmiştir. Bu türden ucuz kardeşlik söylemleriyle, kopya sloganlarla başarılı olamayacağı gibi partisini de yıpratmaktadır. Hatta biraz daha ileri götürülürse siyasi bir intihar olacaktır. Bu bölgeden oy toplamaya çalışırken zaten kendisine mecburiyetten oy veren geri kalanı da kaybetmiştir.

DTP’liler bile bu konuda CHP ile dalga geçmektedir. Aysel Tuğluk “AKP ve DTP kapansa bile oylar CHP ya da MHP’ye gitmez” diyerek CHP’nin Kürt açılımının yersizliğini öz bir şekilde anlatmıştır aslında.

CHP, Kürtlük üzerinden siyaset yaparken bir yandan da AKP’nin GAP’ına da açıktan destek vermiş ve “barış projesi” olarak kabul etmiştir. Bunun dışında herhangi bir ekonomik programı ya da kalkınma planını da gündeme taşımamıştır.

Baykal aslında bu konuda uyanık davranmıştır. Kürtlerin bu konudaki tavrını çok iyi bilmektedir. Geçtiğimiz hafta “Egedeki yoksul köylüler neden isyan etmiyor, mesele yoksulluk olsaydı onlar da isyan ederdi.” diyen Emine Ayna’nın ne demek istediğinin farkındadır.

Burada ekonomik söylemleri kullanan, Kürtlere zenginlik vaat eden değil, Kürtlük vaat eden, kimlik vaat eden kazanacaktır. CHP de sanırız bu nedenle onun üstünde durmuştur.

Ancak bu noktada AKP’den daha da kötü durumda, Kürtleri kazanamayacak kadar geri bir mevzidedir.

Apo içerden durumu özetlemiştir:

“Başbakan GAP’la terörü bitireceğim diyor, teröre 12 milyar dolar ayırmışlar. Bununla ancak sayıları beş yüzü geçmeyen işbirlikçi aileleleri kendilerine bağlayabilirler. Onurlu Kürtler bunu kabul etmez.”

“AKP sana söylüyorum, CHP sen anla” misali Baykal’ın da buradan bir sonuca varması gerekir.

1- Kürtlerin partisi varken Kürtçülük yaparak Güneydoğudan oy alamaz.

2- Kürtlerin partisi bugün bir değil iki olmuştur ve AKP ile bu konuda rekabet edemez.

İşin garip tarafı Kürtleri kazanacağım derken CHP Atatürkçü kitlesini de kaybetmiştir. Solculuk yapmaya korkan, solculuk yapmazsam merkez sağın oylarını da alır güçlenirim diyen CHP daha önce nasıl merkez sağdan oy alamamış ve solcuların da oyunu kaybetmiş ise bugün de aynı durumdadır. Üstelik acınacak durumdadır.

Milliyetçilikten vazgeçmiş bir Atatürkçülük olamaz

CHP’liler yeni stratejiyle kendi gündemlerinden uzaklaşmıştır. Eski genel başkanları Altan Öymen, Kürtçe TRT’yi savunmak için “Türkiye’den izlenebilen Dış-Kürtçe yayınların önüne bir sınırlama koymak mümkün değil. Bunun yerine Türkiye’den Kürtçe yayını desteklemek gerekiyor.” demiş ve bunu derken de bir savunma geliştirmiş. Bunu aslında CHP çok daha önce, 2000 yılında söylemiş. İdama karşı çıkmış, Kürtçe TV yayınlarının yapılmasını, Kürtçe öğrenimin serbest olmasını savunmuş. Buna o zaman Apo’nun barış planı demişler ama CHP’nin planı o plandan çok çok eskiymiş.

Nereden baksanız elinizde kalır. Öymen, biz Kürtçülük yapmaya Apo’dan çok daha önce başladık demeye getirmekte ve çok tehlikeli bir şey yapmaktadır.

Türkiye Kürtçülüğü savunmak ve bölücülüğü meşrulaştırmak anlamında gerçekten tehlikeli bir döneme girmiştir.

Artık DTP ve AKP’nin Kürtçülüğü yerini genel anlamda bir Kürtçülüğe bırakmıştır. Çünkü PKK’nın sağlamış olduğu psikolojik üstünlük, “terörden kurtulmanın yöntemi terörün isteklerine cevap vermektir.” fikrini güçlendirmiştir.

Bugün Orgeneral İlker Başbuğ bile bu zeminde açıklamalar yapmaktadır. Gazetecilerin, TRT üzerinden Kürtçe yayın yapılmasının yararlı olup olmayacağı ile ilgili sorusuna “Bazı yayınlar var, ben söylemeyeyim biliyorsunuz, onların çok büyük etkisi var. Eğer onların etkisini kırarsa elbette yararı olur.” diye cevap vermiştir.

Kürtlerin Roj TV izlemeyi bırakıp devletin Kürtçe kanalını izleyeceğini zannetmek bir yana, Kürtçe kanal fikrini Ordu’nun içinden birilerinin savunması ciddi bir aşınmanın olduğunu göstermektedir.

Atatürkçülüğü laikliğe indirgeyen, devletçiliği reddeden, devrimcilikten rahatsız olan “Atatürkçüler”den sonra Türkiye şimdi milliyetçilikten vazgeçen bir “Atatürkçülüğe” zorlanmaktadır.

Atatürk döneminin, cumhuriyet tarihinin Kürt politikası tersine çevrilmiştir ve Atatürkçülüğün teminatı olarak bilinen kurumlar, partiler birer birer düşmektedir.

Kürtçülük yarışı ABD’yi güçlendiriyor

Bu sonuç bir tek ABD’nin işine yaramaktadır aslında.

ABD bir yandan sınır ötesi operasyonlarla PKK’yı bitirmeye yardımcı oluyor gibi görünmekte bir yandan da PKK’nın yerini siyasi Kürtçülükle doldurmakta kendisi yapamasa bile yapacak siyasi hareketleri beslemektedir.

Özellikle son dönem ABD destekli olarak yapılan sınır ötesi operasyonlar, dikkatle incelenmelidir. ABD PKK’yı bitirmenin karşılığı olarak aynı zamanda kukla Kürt devletini Türkiye’ye kabul ettirmekte, PKK’yı da kenardan desteklemektedir.

Bu operasyonlar sürerken Türkiye özellikle İran ile de yakın ilişkiler geliştirmektedir. Türkiye PKK’yı vururken İran da PJAK’a vurmaktadır. Zaten İlker Başbuğ, Ordu’nun son dönem PKK’ya karşı İran’la koordinasyon içinde olduğunu da açıklamıştır.

Bu, ABD güdümlü bir ittifaktır. İran saldırısı öncesinde ABD’nin Türkiye ve İran’ı kontrol altına alma stratejisinin bir parçasıdır.

Bir yandan da Barzani sözde PKK ile temaslarını kesmekte, PKK’ya karşı Türkiye’yi desteklemektedir.

Yani dört koldan PKK’ya karşı bir saldırı başlamış gibi bir hava estirilerek Türkiye Kürt devletinin içine hapsedilmekte ve onun siyasi dayanaklarını kabule zorlanmaktadır.

ABD, Kuzey Irak’ta Kürtlerle dostluk grubu kurmakta, Fransa Erbil’de temsilcilik açmaktadır. Yani bir tek bu devleti Türkiye’ye kabul ettirmesi kalmıştır.

Bu ebette ABD’nin yeni planıdır. ABD, İran’a saldırıyı başlatmadan önce Türkiye’yi askeriyle ve hükümetiyle birlikte avucunun içine almıştır.

ABD, PKK’dan da Kürtlerden de vazgeçecek değildir

Ancak hiçbir zaman ABD’nin PKK’dan vazgeçmek, PKK’yı dışlamak gibi bir siyaseti yoktur.

BOP’u gerçekleştirmenin en büyük güvencesi her zaman PKK olmuştur. Kürtçülüğü kim yaparsa yapsaın, bu AKP de olsa CHP de olsa ancak PKK’nın elini güçlendirir. ABD, diğer partilerin PKK’yı güçlendirecek, siyasi dayanaklarını meşrulaştıracak ölçüde Kürtçülüklerine göz yumar. Bugün AKP bu görevi layıkıyla yerine getirmektedir ama ileride kapanma olasılığına karşı ABD önlemini almıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın esas hakkındaki mütalaası incelendiğinde AKP’nin BOP’u ve Kukla Kürt devletini destekliyor olması ile suçlandığı görülecektir.

Başsavcı şöyle demektedir:

“AKP’nin genel başkanı Türkiye üzerinde böylesi açık niyetleri olan yayılmacı bir projenin ‘eşbaşkanı’ olduğunu, Diyarbakır’ın bu projenin merkez üssü olacağını açık bir şekilde bir TV programında ve bir parti konuşmasında ifade etmiş, AKP’nin internet sitesinde projenin bütün ayrıntıları yer almıştır. Başsavcılığımız, bir başka siyasi hegemonya projesi olan Medeniyetler İttifakı ile BOP’u karıştırmış değildir.”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini “Kürdistan”ın içinde gösteren haritadan dolayı ABD’yi ve AKP’yi suçlamaktadır.

ABD, AKP’nin her an kapatılması olasılığına karşı hazırlıklıdır. AKP’yi her türlü operasyon için kullanmış, onun her türlü Kürtçü açılımını desteklemiştir ama onsuz yola devam etmenin de hazırlıklarını yapmaktadır.

AKP istediği kadar Güneydoğu’da acil eylem planları başlatsın, istediği kadar iş vaatlerinde bulunsun, sulama projeleri açıklasın ve CHP de istediği kadar bunun koltuk değnekliğini yürütsün bu bölgede Kürtler yalnız ve yalnızca PKK’yı desteklemektedir. Dönemsel değişikler, bölgesel stratejiler olabilir ve seçim dönemlerinde farklı yöntemler seçilebilir ama bu sonucu değiştirmez. Güneydoğu’ya PKK hakimdir.

Ege’deki köylüden farkı budur. Türk’e düşman, Türk diline düşman, bayrağa düşmandır. Geçen haftaki “Barış” mitinginde olduğu gibi barış çağrıları yaparken bile savaşı istemekte, barış için Türk bayrağı yakmaktadırlar.

Demokrasi söylemleri, özgürlük söylemleri onları ikna etmeye yönelik söylemler değil maalesef bizleri de Kürtçülüğe ve terörün meşruiyetine ikna etme söylemleri haline gelmiştir. Ve bugüne kadar her barış söyleminin ardından yeni bir şehit cenazesini gelmiştir. Yani barış, PKK’nın saldırma hakkı olmuştur.

Bu tip bir barışa engel olmanın yöntemi oyunu kurallarına göre oynamak ve PKK’ya yaşam hakkı vermemektir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe