09.06.2008/Sayı:190
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Özgür Erdem

Cumhuriyet öğretmeni
mahallenin imamına yenildi mi?

Şerif Mardin: Öğretmen imama yenildi

Atatürkçülük devrimci olamayan Atatürkçüler tarafından yıllardır mesleğini iyi yapmak ve “vatana millete hayırlı evlat yetiştirmek” olarak yansıtılıyor. Bu sağcı Atatürkçülük anlayışı, Şerif Mardin gibi Atatürk düşmanları tarafından Atatürkçülüğün ta kendisi olarak sunuluyor ve Atatürk’ün Şeriatçılığa karşı yenildiği propagandasına zemin hazırlanıyor.

Yenilen Kemalizm mi?

Şerif Mardin’in “Cumhuriyet’in öğretmeni mahallenin imamına karşı yenildi” sözleri büyük bir tartışma yarattı. Mardin’in açıklaması Kemalizm yenildi mi tartışmasına dönüştü. Konu hakkında herkesin atıp tuttuğu bir ortamda Atatürkçüler olarak bizlerin de bir şeyler söylemeye hakkı olduğunu düşünüyoruz. Mardin’in tartışma yaratan sözlerine şöyle bir göz atalım:

“Cumhuriyet inşa edilirken bu özel değerlere ilişkin derin bir tanım ortaya koyamadık. Osmanlı’dan mahalleler belliydi. Cami, imam, Kuran, tekke, külliye ve esnaf gibi bir çok birim bir arada idi. Bu klasik mahallenin yerine Cumhuriyet madorn belediyeleri koyarak rakip oldu. Bu rakip içerisinde öğretmen, okul, ders kitapları ve öğrenci gibi unsurlar barındırıyordu.

1950’den beri bu rekabette cumhuriyetçi ve halkçı öğretmen geride kaldı. İmamla rekabetinde öğretmen topluma iyi, güzel ve doğruyu eski sistem kadar iyi gösteremedi.”

Kısacası Şerif Mardin, toplumsal dönüşüm projesini öğretmenlere dayandıran Atatürk’ün ve Atatürkçülerin Şariatçılara karşı mücadeleyi 80 yıl sonra kaybettiği sonucuna varıyor.

Fakat biz durumu tam tersinden değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz.

Şerif Mardin’in iddia ettiği gibi Atatürk’ün toplumu dönüştürmek projesinde ağırlıklı rol hiçbir zaman öğretmenlerin olmadı. Ve Cumhuriyet’in mahalledeki imama öğretmenlerle karşı çıkmak gibi bir tavrı da olmadı.

Aksine, Atatürk bütünlüklü bir toplumsal dönüşüm projesine sahipti.

Ve gericilikle mücadelede öğretmenler, Atatürk’ün başvurduğu en önemli araç değil, pek çok araçtan sadece birisiydi.

Ancak Şerif Mardin, Atatürk sonrası gardrop Atatürkçülerinin “eğitime ve öğretmene” haddinden fazla önem veren Atatürkçülük anlayışına gönderme yapıyor. Ve aslında çok da yanlış bir tespitte bulunmuyor. Ancak bu tespiti Atatürk’e dayandırarak aklı sıra tuzak kurmaya çalışıyor.

Doğrudur, ortada bir yenilgi vardır. Öğretmene dayanan toplumsal dönüşüm projesi iflas etmiştir. Ve mahalle imamı da öğretmene karşı mücadelede galip gelmiştir.

Ancak bu, Atatürk’ün değil, Atatürk sonrası devrimci olmayan Atatürkçülerin bir yenilgisidir.

Cumhuriyet yalnızca öğretmenlere mi emanet?

Öyleyse Atatürk’ü değil, Atatürk sonrası Atatürkçülük anlayışını bir tartışalım.

Öğretmenlik nasıl oldu da “Kemalist aydınlanma projesi”nin en önemli unsuru haline geliverdi?

Atatürk’ün çok önemli bir sözü vardır:

“Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”

Hatta pek çok Atatürkçümüz Atatürk’ün şu sözlerini de önemser:

“Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.”

Sanırsınız ki Mustafa Kemal Cumhuriyet’i yalnızca öğretmenlere emanet etmiş!

Halbuki bütün ilkokul çocuklarının bile bildiği bir gerçek vardır: Cumhuriyet gençliğe emanet edilmiştir.

Bir de Ordu’ya…

Atatürk’ün Büyük Nutku’nu Gençliğe Hitabe’yle bitirmesi, ölümünden birkaç gün önce son olarak Türk Ordusu’na bir mesaj göndermesi boşuna değildir.

Şüphesiz öğretmenler, Atatürk’ün Türk milletini cehaletten ve gericilikten kurtarma mücadelesinde önemli bir silahıydı. Ve Atatürk tabii ki öğretmenlere gereken önemi veriyordu. Ancak öğretmene yüklediği görev herhangi bir meslekten başka bir Türk evladına verdiği Cumhuriyeti koruma ve kollama görevinden farklı bir anlam taşımıyordu.

Mustafa Kemal cehaletle savaşmayı yalnızca eğitimle çözülecek bir mesele olarak görmüyor, topyekün bir toplumsal mücadelenin sonucu olduğunu biliyordu. Yıllarca çok eğitim görmüş ve ihanet etmiş aydınlarla mücadele eden Mustafa Kemal’in başka türklü düşünmesi de beklenemezdi zaten. Bu yüzden Atatürk’ün bir de şu sözünü bir hatırlatmak istiyoruz:

“Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.”

Dolayısıyla salt “eğitilmiş” olmak ya da “iyi eğitim almak” ilericiliğin, devrimciliğin baş koşulu değil. Gericiliği engellemenin en önemli yolu da “eğitim” değil.

Sanıyor musunuz ki sadece ilkokul mezunları Şeriatçı oluyor! Hiç üniversite mezunu AKP’li yok mu?

Ya da bütün PKK’lılar okuma yazma bilmeyen cahillerden mi oluşuyor sanıyorsunuz!

Türk Devrimi: Aydınlanma değil Ulusal Kurtuluş Devrimi

Öyleyse öncelikle Atatürk’ün nasıl bir toplum yaratmak istediğinin altını bir çizelim. Ve bu toplum değiştirme projesini nazıl gerçekleşyirdiğine.

Öncelikle vurgulamak gerekiyor ki, Türkiye’deki pek çok “sağcı” ve “gardrop” Atatürkçüsünün iddiasının aksine Atatürk Devrimi bir “Aydınlanma” devrimi değildi.

Atatürk’ün hiçbir sözünde ya da demecinde Türk Devrimi’nden bir Aydınlanma mücadelesi olarak söz edildiğini göremezsiniz. Aksine, Türk Devrimi emperyalist işgale karşı verilen bir bağımsızlık mücadelesinin ürünüdür. Ve dayandığı toplumsal yapı da iddia edildiği gibi aydınlar değildir.

Türk Devrimi’nin önderliğini Atatürk başta olmak üzere bir avuç asker ve aydın gerçekleştirmiş olabilir, ancak bu devrimin sınıfsal karakteri hakkında bir şey göstermez. Devrimlerin sınıfsal karakteri, devrimin önderi birkaç kişinin sınıfıyla değil, devrimi gerçekleştiren toplumların sınıfıyla belirlenir.

Bu mantıkla Küba Devrimi’nin de bir “doktorlar-avukatlar” devrimi sayılması gerekirdi. Çünkü Che bir doktor, Fidel de bir avukattı!

Türk Devrimi, emperyalist işgalcilerle işbirliğini yeğlemiş bir avuç hain dışında bir bütün olarak bir milletin Ulusal Kurtuluş mücadelesinin bir sonucudur.

Meydanlar devrimci öğretmenlerle dolu olduğunda, Cumhuriyetin öğretmeni mahallenin imamına karşı” daha güçlüydü

Meydanlar devrimci öğretmenlerle dolu olduğunda, Cumhuriyetin öğretmeni mahallenin imamına karşı” daha güçlüydü. Ne zaman ki öğretmenlerimiz sınıflarına ve
evlerine hapsoldu, meydanlar da “mahallenin imamına” terk edildi. Sonuç: İmamlar artık Başbakan bile oluyor. Hatta öğretmenlerin başındaki bakan ve müsteşarlar da birer imam...

Tarikat-Aşiret-Batı ittifakı

Türk Devrimi’nin bu Ulusal Kurtuluşçu karakterini kavramadan, Atatürk’ün nasıl bir toplum değiştirme projesine sahip olduğu da ortaya çıkarılamaz.

Türk milletini geride bırakan üç temel dinamik vardı. Ve Mustafa Kemal bu “üç gericilik”le mücadele ederek toplumu ilerleteceğinin bilincindeydi:

1. Tarikatlar
2. Aşiretler
3. Batı

Türk toplumunu geride bırakan bu üç temel dinamik aslında Türkiye gibi bütün Üçüncü Dünya ülkelerinin ortak yazgısıdır. Bu üç dinamiğin tümüne birden karşı çıkmayan hareketler, son tahlilde gericiliğe hizmet eder.

Şeriatçı tarikatlara tavır almayan ilerici bir devrimden bahsedilemez. Çünkü tarikatlar gericiliğin en önemli toplumsal örgütlenme aracıdır.

Aynı şekilde aşiretler, “ağa-maraba” gibi son derece geri toplumsal yapıları içinde barındırır ve güçlendirir.

Zaten aşiretler ve tarikatlar bir arada var olur. Aşiretin olduğu köy ve şehirlerde tarikatlar da yaygındır.

Bizim gibi Üçüncü Dünya ülkelerinde sağın toplumsal tabanı işte bu tarikat-aşiret işbirliğine dayanır. Tarikatçılık ve aşiretçilik yaygınlaştıkça, sağ da toplum içinde iyice kök salmaya ve güçlenmeye başlar. 22 Temmuz seçimlerinde AKP’nin hem tarikatların hem de aşiretlerin güçlü olduğu şehirlerde %80’lere varan oy oranının sırrı budur.

Ancak gericiliğin dayandığı tek toplumsal taban tarikatlar ve aşiretler değildir. Yukarıda da saydığımız gibi bir üçüncü dinamik daha vardır gericiliği besleyen: Batı.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, genel olarak Ortadoğu incelendiği zaman en gerici Şeriatçı rejimlerin aynı zamanda en Batı işbirlikçisi ülkeler olduğu görülecektir.

Suudi Arabistan’ın en işbirlikçi ama aynı zamanda en gerici rejime sahip olması bir tesadüf değildir.

Irak’ta da ABD’nin işgalinin ardından laik toplumsal yapı adım adım yitirilmiş, hatta ülke Şeriatçı bir Anayasa’yla yönetilmeye başlamıştır. Irak’ta gittikçe artan Şii-Sünni savaşı da ABD’nin ülkeye girişiyle birlikte artan gericiliğin bir başka sonucudur.

Emperyalizm, kontrolü altında tuttuğu ülkelerde toplumları gericileştirerek kök salar.

İşte bu üç temel dinamik arasındaki ittifakı kavramadan Atatürk’ün nasıl bir toplum yaratmak istediği anlaşılamaz. Tarikat-aşiret-Batı ittifakı Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş mücadelesiyle birlikte ortadan kaldırılmıştır. Kurtuluş Savaşı da bu anlamda yalnızca bir Türk-Yunan savaşı değildir. Türklerin emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık mücadelesini de aşmıştır. Türk milleti bu savaş sırasında hem Padişah’ın hem de Anadolu’daki tarikat ve aşiretlerin düşmanla nasıl işbirliği yaptığını görmüştür.

Ve Türk milleti aslında emperyalizmle savaşırken, aynı zamanda işbirlikçileriyle de tanışmış ve aşiret-tarikat yapısını da bu şekilde adım adım kırmıştır.

Kısacası Türk milleti tarikat ve aşiretlerin ağından Batı emperyalizmine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi sayesinde kurtulmuştur.

Ve Türk milletini her tür gerici fikirden ve geri toplumsal yapılardan kurtarma mücadelesi, Anadolu topraklarını düşman işgalinden kurtarma mücadelesiyle iç içe geçmiştir.

Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün toplumsal dönüşüm projesinin sekteye uğramasının en önemli nedenlerinden birisi, İnönü ile birlikte antiemperyalist politikaların adım adım terk edilmesidir.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Batı kutbunda kendine yer arayan İnönü, yalnızca Amerikan savaş gemilerini değil, Atatürk’ün tasfiye ettiği geri toplumsal yapıları da tekrar buyur etmiştir. İstanbul’a Amerikan Missouri savaş gemisinin girişi Anadolu köylerinde Tarikat-aşiret yapısının da hakim olması anlamına gelmiştir.

Batıcılıkla “Aydınlanmacı”lık kol kola

Ancak İnönü döneminin Batı karşıtı olmayan, antiemperyalist olmayan Atatürkçülük anlayışı, toplumu dönüştürmenin temel yöntemi olarak da “eğitim”i öne çıkarmıştır. İnönü ile birlikte artık bir “Ulusal Kurtuluş” değil bir “Aydınlanma” mücadelesi vardır. Atatürk döneminde Türk tarihi ve Türk Dili üzerine araştırmalar yerini yavaş yavaş Batı klasiklerini çevirme çabalarına bırakır.

Atatürk’ün Türk toplumunu dönüştürme ve gericilikten kurtarma projesi yavaş yavaş Türk milletini Batı kalıplarıyla eğitmeye dönüştürülür.

Gericilikle mücadele ederek toplumu ilerletme Atatürk’ün politikasıydı. “Gericiliği nerede görsem tepelerim, tepelerim tepelerim.” anlayışıyla Türk milleti gerçekten çağdaşlaşmış ve her tür gerici toplumsal yapıyı bir bir içinden söküp atmıştı.

Ancak İnönü dönemiyle birlikte toplumu ilerletme mücadelesi “toplumu eğitme”ye ve “aydınlatma”ya dönüştürüldü. Bunun temel nedeni Batıyı temel düşman olarak karşıya alma anlayışının bir kenara bırakılmasıydı. Dış politikada kendisine Batı kutbunda yer arayan Türkiye, böylece Türk milletinin “ilerleme”sini de “Batı Aydınlanması”nda aramaya başladı.

Köy Enstitüleri bu dönemin bir ürünüydü. Köylere eğitim götürmek şüphesiz çok gerekli bir şeydi. Zaten Köy Enstitüleri’nin kuruluş çalışmaları Atatürk döneminde başlamıştı. Ancak Türk milletini eğitme ve ilerletme mücadelesi yalnızca köylere kadar götürülecek eğitimle sınırlandırıldı. Ve Türk milletine verilecek eğitim de “Batı Aydınlanması”nın ürünü ucube bir şeye dönüştürüldü. Batı ve genel olarak gerici toplumsal yapılar hedef tahtasından çıkarıldıkça, toplum içindeki gericilik ve sağcılık adım adım yayılmaya başladı. Ve İnönü Atatürkçülüğü buna karşı mücadeleyi “köylere öğretmen gönderme”yle sınırlandırdı.

Sonuç?

Batının dayattığı çok partili demokrasi kabul edilmişti.

Batının ekonomik sistemi kabul edilmiş, Türkiye tam bağımsızlıkçı ve devletçi-halkçı ekonimi politikasını adım adım terk etmeye başlamıştı. Türkiye yavaş yavaş liberalizme geçiyordu.

Batının dış politika anlayışı kabul edilmiş, Atatürk’ün tam bağımsızlıkçılığı terk edilmişti.

Tüm bunlar gerçekleşirken, tarikat ve aşiretlerle de adım adım uzlaşmaya gidildi. Doğunun aşiret reisleri yavaş yavaş CHP’nin milletvekili sıralarını doldurmaya başlamıştı.

Toplum içindeki sağcılığı ve gericiliği güçlendiren bu gelişmelerle birlikte, iktidar da doğal sahibine terk edildi 1950’de: DP dönemi başladı. Sağcılaşan, daha doğrusu sağcılaşmasına göz yumulan toplum, sağı iktidara getirmişti.

Toplumsal bir kanundur: Toplumlar kendi hallerine bırakılırsa gericiliğin kucağına düşer.

Devrimci bir önderlik olmadığı zaman toplumlar tarikat-aşiret gibi gerici toplumsal yapıların tuzağına düşer. Sağcılaşır.

Yani, solcular bu toplumu ilerletmek için çalışmazsa toplum kendiliğinden sağcılaşacaktır.

Peki Mustafa Kemal toplumu nasıl eğitti?

Toplumlar toplumsal örgütlülük düzeyiyle birlikte dönüşür ve eğitilir.

Örneğin Mustafa Kemal dönemine bir bakalım.

CHP’nin kuruluş tarihinin 9 Eylül 1923 olması bir tesadüf değildir: İzmir’in işgalden kurtuluşunun yıldönümü...

Mustafa Kemal düşmanın denize döküldüğü tarihi toplumu dönüştürme projesinin başlangıç tarihi olarak saptamıştır. Toplum aslında düşmanı bağrından atarak kendi kendini dönüştürmeye başlamıştır.

CHP, aslında bir toplum dönüştürme kararlılığıdır.

Bilindiği gibi partiler iktidara gelmek için kurulur. Ama Atatürk, partisini iktidara geldikten sonra kurmaktadır. Bu, Atatürk’ün “toplumu örgütleyecek ve dönüştüreceğim” kararlılığının bir göstergesidir.

Örneğin Atatürk’e göre “Halk Fırkası halkımıza siyasi terbiye vermek için bir mektep olacaktır.”

Zaten CHP ilk kuruluşunda tam bir halk partisidir. İsmi de zaten başlangıçta “Halk Fırkası”dır. 10 Kasım 1924’te isminin başına Cumhuriyet eklenir ve CHF adını alır.

Toplum dönüştürme projesinde tek silah CHP değildir. 1932’de Halkevleri kurulur. Bugün maalesef pek çok Atatürkçü Halkevlerini piyes düzenleyen, konferans yapan, kitap okunan kültür evleri sanıyor. Halbuki Halkevleri Türk’e özgü bir toplumsal örgütlenme projesiydi.

Dikkatten kaçan bir durumu ortaya koyalım. Halkevleri açılırken Türkiye’de bütün diğer dernekler de kapatılıyordu. Atatürk’ün de saygı duyduğu pek çok aydını çıkarmış Türk Ocakları bile kapatıldı. Ve Halkevleri açıldı.

Kısacası Halkevleri aslında CHP’nin yanında Türk milletini örgütleyecek bir başka yapılanmaydı. Ve Halk odaları aracılığıyla köylere kadar giden geniş bir ağdı.

Tabii Atatürkçülüğü ve örgütlenmeyi tiyatroya gitmek, konferans düzenlemekle sınırlı gören bugünkü kimi sözde Atatürkçülerin, o dönemki Halkevlerini birer kültür odası gibi görmesi bir tesadüf değildir.

CHP’nin ve Halkevleri’nin yanı sıra Atatürk’ün önderlik ettiği pek çok toplumsal devrim de toplumu dönüştürme projesinin bir unsuru görülmelidir. Şapka Devrimi’nden Harf Devrimi’ne kadar tüm devrimler, toplum bağrındaki gericilikle mücadele amacındadır.

Devrim Kanunları’na muhalefet suçunun Atatürk döneminde en ağır suç sayılması bir tesadüf değildir. O kadar ki, Şapka Devrimi başta olmak üzere Devrim Kanunları’na karşı çıkan pek çok gerici örgütlenme idam cezalarıyla engellenebilmiştir. Şeyh Sait isyanından Menemen olaylarına pek çok gerici-Kürtçü ayaklanma da çok sert önlemlerle bastırılmıştır.

Dolayısıyla Atatürk döneminde toplumsal ilerleme gericilikle tavizsiz mücadeleyle somutlaşmıştır. “Gericiliği nerede görürsem tepelerim, tepelerim, tepelerim” Atatürk’ün gerçek toplumsal dünüşüm projesidir.

Toplum, köylere öğretmen götürüp köylülere piyes izleterek ilerletilmemiştir. Gericilikle kararlı mücadele sonunda, gerekirse gericileri idam ede ede ilerletilmiştir!

Hayır sayın Mardin! Kemalizm yenilmedi. Birileri mücadeleden kopmasını bahanelerini yarattı “eğitim” diye diye.

Halbuki, toplumu yalnızca öğretmenlerle dönüştürme gibi bir plan Atatürk’te hiçbir zaman olmadı.

O yüzden yenilen Kemalizm değil, sahte Atatürkçülüktür! Dönekliktir!

Meydanı solcular boşaltırsa tabii ki sağcılar doldurur.

Meydanı sağcılar doldurunca tabii ki toplum da sağcılaşır. Gericileşir.

Bu, gericiliğin zaferi değildir.


Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe