| Mete Türkmen |
Myanmar’ı anlamak Bir ülke durup dururken adını değiştirir mi? Herkes bilir ki sosyolojik hiçbir olay durup dururken olmaz. Her olayın geçmişinde bir şeyler vardır. Tıpkı çocukluğumuzun “Birmanya”sının günümüzde “Myanmar Birliği” olarak anılması gibi.
*** 1989 yılında askeri yönetim, ülkenin “Birmanya” ya da “Burma” olan isminin “Myanmar Birliği” olarak değiştirilmesinin kararını aldı. İlk etapta bu değişiklik ülkede çoğunluk olan Birmanlar ve başta İngiltere ve ABD olmak üzere Batı dünyası tarafından “baskıcı” bir karar olarak tepki çekti. Ancak bu tepkiyi gösterenlerin unuttukları bir şey vardı: Asıl baskı, bölgenin tarihi geçmişini hiçe sayarak ülkenin adını “Birmanya” yapan ve 1824-1948 yılları arasında bölgede sömürgeci düzen kuran İngilizlere aitti. Hatta İngilizler ülkeyi 1. Dünya Savaşı’nda esir kampı olarak kullanmış ve Filistin’de ele geçirdiği bir kısım Türk esiri yıllarca Birmanya’da tutmuş, orada ağır işlerde çalıştırmış ve göz göre göre ölmelerine izin vermiştir. Peki, askeri yönetim 1989 yılında neden bu kararı aldı ve ülkenin ismi “Myanmar Birliği” olarak değişti? Bunun iki temel nedeni var: Birinci neden kelimenin etimolojik kökenine dayanıyor. Aynı coğrafyayı paylaşan tüm topluluklar yaşadıkları bu toprak parçasına “Myanma Naingngandaw” adını vermiştir. Bunu göz önünde tutan devlet erkanı da, ülkenin isminin hiçbir etnik kimliğe saplanmadan herkesi ve tarihi kucaklayan, ortak değerleri yansıtan bir isim olması gerektiğine inandı. İkinci neden ise siyasiydi. Askeri yönetim İngiltere ve ABD’ye ülkedeki etnik unsurların ayrışamayacak kadar birbirine bağlı olduğunu göstermeyi amaçlamıştı. Nitekim kısa bir süre içinde bir kısım Birmanlar dışında tüm halk adı benimsemiş ve kullanmaya başlamıştır. Ülke, ortak bir gelecek için ortak geçmişini ön plana koymayı başarmış ve “Myanmar milliyetçiliği”nin temellerini sağlamlaştırmıştır. Peki İngiltere ve ABD bu değişikliği kabullenebildi mi? Tabii ki hayır! Hâlâ her iki ülke de Myanmar yerine “Birmanya” adını kullanmakta ısrar etmekte ve sömürgeci geleneklerini sürdürmektedirler. *** Yıllarca İngilizler tarafından pirinç ambarı ve çinko kaynağı olarak kullanılan, ayrıca 19. yüzyılda dünyanın en işlek eroin trafiğinin işlediği Myanmar’ın tarihinde de şanlı bir Kurtuluş Savaşı var. 1930’lu yılların başlarından 2. Dünya Savaşı’na kadar Thakn Partisi, 2. Dünya Savaşı’nın son iki senesine kadar da Myochit Partisi tarafından ülkede kökeni sosyalizm ve milliyetçiliğe dayanan bir “ulusal sol” cephe oluşmuştu. Ancak dönemim emperyalist gücü İngilizler, Japonları taşeron olarak kullanarak 1943 yılında kısmen bu cepheyi dağıtmayı başarmıştı. Kısmen, çünkü 1943-45 yılları arasında Japonlara karşı yapılan gerilla hareketi, Japonların direncini kırar. 1944 yılında büyük bir ittifak ile kurulan “Antifaşist Halk Kurtuluş Birliği” 1945 yılının Mart - Mayıs döneminde yaptığı düzenli savaş ile Japonları ve İngilizleri ülkeden kovmayı başarır. 1948 yılında tam bağımsızlığını ilan ederken de, diğer eski İngiliz sömürgelerinin aksine “İngiliz Uluslar Topluluğu” üyesi olmayacağını açıklar. Myanmar’ın şu kısacık tarihine baktığımızda mücadelenin ana hatlarını şanlı Kurtuluş Savaşı’mızla örtüştürmüyor musunuz? Ben fazlası ile örtüştürdüm. *** Peki bu kadar tarih dersine ne gerek var? Çünkü Myanmar Devleti son günlerde tüm emperyalist güçlere önemli bir çıkış daha yaptı. Myanmar, 3-4 Mayıs 2008 tarihlerinde çok büyük bir doğal afet yaşamıştır. Nargis kasırgası ülkeyi iki gün boyunca etkisi altına almış ve ardında yaklaşık 100.000 ölü ve kayıp bırakmıştır. Myanmar Devleti’nin tüm dünyadan acil yardım talebinde olması beklendi, ancak Devlet Başkanı Than Shwe, dünya ülkelerinden herhangi yardım talep etmediklerini açıkladı. Başta ABD ve İngiltere olmak üzere bütün Batı dünyası Myanmar yönetimini kendi halkının katili olmakla suçladı. Çünkü yardım kabul etmemek insani değerlerle bağdaşmamaktaydı. Myanmar Devleti ise, ülkeye girecek yardımların koşulsuz girmeyeceğini, her yardımın bir bedeli olduğunu sömürgecilik döneminde tecrübe ettiği için temkinli yaklaşmaktaydı. Nitekim Myanmar Başbakanı Soe Win, Birleşmiş Milletler ile 8 Mayıs 2008 günü yaptığı anlaşma ile ülkeye sadece Birleşmiş Milletler’in yardımlarının girmesini kabul etti. Ayrıca Myanmar’a İngiliz, Portekizli, Hollandalı, Japon ve Amerikan (buraya dikkat; Amerika dışındaki diğer dört ülke Myanmar topraklarını 16. yüzyıldan bu yana işgal etmiş ülkeler olup, Amerika da son “süper güç” kontenjanından listeye girmiştir) yardım ekiplerinin girişlerini kısıtlı tuttu. İnsani açıdan bakıldığında Myanmar Devleti’ni yadırgayabilir, hatta kınayabilirsiniz. Ama ülke yönetimi kasırga felaketinden daha büyük bir felaket var ise onun da “sömürgeleşme felaketi” olduğunun fazlasıyla farkında. *** İşte burada önemli bir noktaya dikkat çekelim. 1999 Marmara ve Düzce depremlerinden sonra bir kısım medya köşe tutucuları, Türkiye’nin düze çıkması için olası İstanbul depreminin sonrasını beklemek gerektiğini yazıp durdu. Bu köşe tutucularının asıl hesabı İstanbul depreminden sonra Batıdan Türkiye’ye tonlarca para akacağı ve şehrin baştan aşağı yenileneceğine dayanıyor. Bunun altında yeni bir İstanbul’da yaşama isteği yatıyor. Tabi burada kestiremediğimiz bir şey var: Yurtdışından gelen para ile yeniden inşa edilen kentin adı ne olur? İstanbul mu? Konstantinopolis mi? Yoksa başka mı? Varın siz düşünün…
|